11. bölüm · Tilki’nin Günlükleri
10.
Kimine dost, kimine düşmandım... Dostum kadar düşmanım da vardı, lakin düşmanlarımın yarısı da dost bildiklerimdi!
***
Sigarayı küllüğe bastırıp dudaklarımın arasındaki dumanı havaya üfledim.
Hava bugün güzel gözüküyordu, saat tam olarak yedi buçuk gibi bir şeydi tahminime göre.
Yaklaşık bi' iki buçuk saat kadar uyumuş daha sonra uyanmış ve uyuyamamıştım.
Balkondan ayrılıp adımlarımı odama doğru yönlendirdim.
Sero, yatağın üstünde sessizce uyuyordu. Koltukta duran tişörtü üstüme geçirip salona geçtim.
Cenk koltukta gelişigüzel bir şekilde yatıyordu. Yüz üstü uzanmış bir kolu koltuktan sarkarken diğer kolunu da başının altına koymuştu.
Dün gece tüm ısrarlarıma rağmen gelip odamdaki koltukta ya da doğru dürüst uyumadığım yatağımda yatmasını söylediğimde de uyumamıştı. İşin komik tarafı onu peşimden sürüklediğim için bana çok kızgındı.
Düşüncelerimi bir tarafa bırakıp kolundan dürttüm.
"Cenk hadi kalk."
Ses vermedi.
"Kalk kardeşim hadi, geç kalacağız."
"Biraz daha baba."
Millet anne der bu baba diyor, dedim gülerek.
"Hadi kalk" dedim bu sefer başının altınaki kolunu çekip.
Yüz üstü yattığı yerden başını kaldırdı. Bir gözü açık biri de kapalı bana anlamsızca baktı daha sonra tekrar kafasını yastığa koydu.
"Şaka mısın oğlum sen?"
Tam o sırada çalan zil sesiyle Cenk'i bırakıp kapıya yürüdüm.
Kimin geldiğini bildiğim için kapıyı gözlerimi belerterek açtım.
"Selamün aleyküm."
Gözlerimi düzeltip gülümsedim.
"Ve aleyküm selam" deyip elimle içeriyi gösterdim.
Aniden çalan yüksek müzik ikimizi de yerinde zıplattırdı.
Aynı şekilde Cenk'in de bir anda kendini yerde bulmasına vesile olmuştu.
Salonun ortasına atlayan Serhat eline nereden bulduğunu bilmediğim bir mikrofonla girdi.
Sen ateşten bile olsan
Soyunup soyunup, giyinirdin.
Kapıyı hızla kapatıp ona doğru yürüdüm.
Aptal herif sabah sabah tüm binayı başımıza toplayacaktı.
Şarkıyı kapatmaya gidiyordum ki önüme atladı.
Bedenini dans ederek hareket ettirip kollarını boynuma doladı.
Aslında ilk ilk ilklerle sadece aşk
Seni yaşasa, nasıl olsa dönüşü olay
Şarkıya bağırarak eşlik ediyordu.
"Ya sabır."
Boynuma doladığı kollarını çözüp kendimi geri çektim.
Aniden görüş açıma biri daha girdi.
Deniz hanım zıplayarak Serhat'a katılmıştı.
Arkamı döndüğümde Cenk'in eliyle kulaklarını kapatmış uykulu gözlerle iki zır deliye baktığını gördüm.
Emir'in odasının kapısı açılınca elimi havaya kaldırdım.
"Sonunda uyanabildiniz Emir hazretleri" dedim bağırarak.
Hala alçıda olan ayağını kendisiyle beraber sürükleyip Cenk gibi uykulu gözlerle koltuğa oturdu.
Şarkının son nakaratı çalarken hızla yürüyüp müzik çaları kapattım.
"Daha bitmemişti ki..."
"Serhat, yemin ederim eğer şu uçağa yetişemezsem kendini öldü bil!" dedim sinirle ona dönerek.
"Ben de zaten yetişmeniz için uyandırmak istemiştim" deyip kolunu Deniz'in omzuna attı.
Gözlerimi devirip odama doğru yürüdüm.
"Cenk kalk hazırlan!" dedim odaya hemen girmeden önce.
"Bu sikik de nereye gitse beni illaki peşinden sürükleyecek" diyen sesini duydum.
Siyah kolsuz şişme motumu üstüme geçirdikten sonra masada duran telefon, sigara ve çakmağı cebime attım.
Hazırladığım küçük bavulu alıp salona girdiğimde herkesi kahvaltı masasında bulmuştum.
Kolumdaki saate baktım.
"Geç kalacağız çıkalım artık!"
"Daha bi' saat var" dedi Cenk bıkkınlıkla.
"Anca gideriz hadi kalk!"
"Sikerim belanı! Otur şuraya da ağız tadıyla bi' kahvaltı yapalım."
Gülerek kendimi koltuğa Sero'nun yanına bıraktım.
Başını kucağıma koyunca tüylerini okşadım.
"Kahvaltı yapmayacak mısın?" diyen Deniz'in sesini duyunca başımı kaldırdım.
"İştahım yok."
Omuz silkip tekrar kahvaltısına döndü.
Cenk ayağa kalkıp yanıma geldi.
Masada duran telefonunu alıp cebine attı. "Taksiyle mi gidiyoruz?"
"Serhat dururken ihtiyaç mı var?" dedim sırıtarak.
Cenk'in de güldüğünü gördüm.
Serhat ağzının içinde homurdanıp ayağa kalktı.
"Giyinip geliyorum."
"Bekliyoruz paşam" dedim gülerek.
Emir yavaşça ayağa kalkıp tabakları toplamaya başlayınca Deniz hızla ayağa kalkıp elindekileri aldı.
Sen otur ben hallederim.
"Ben öldüm mü acaba?" dedi Emir bize bakarak.
Güldüm. İkisi öyle çok iyi anlaşmazlardı hele benim hastanede olduğum zamandan beri araları pek de iyi sayılmazdı.
Deniz'in de güldüğünü görmüştüm.
Emir sandalyeyi çekip bir adım attı ama Cenk bir anda yanında bitti.
Kolundan tutup koltuğa kadar yardım etti. Bu kaza onlara sanki iyi gelmiş gibiydi.
Onları bırakıp masada duran kahvaltılıkları alıp mutfağa geçtim.
Deniz'i makinaya bulaşıkları yerleştirirken bulmuştum.
Benim geldiğimi görünce gülümsedi.
Elimdekileri dolaba bırakıp yanına geldim. "Gelmek istemediğine emin misin?"
"Yok kurban, ben almayayım."
Gözlerimi devirdim. "Ali'yle dalga geçmeyi bırak."
"Hah" deyip saçlarını savurdu.
"O senin abin sayılır" dedim tezgaha yaslanıp kollarımı birbirine dolarken.
"Yaşı benden büyük diye abi mi oluyor?"
"Olmuyor mu?"
"Ona bakarsan senin de abin sayılır!"
"Ona abi dememi istemiyor, hiçbirimizin demesini istemiyor biliyorsun!"
"Ama benim dememi istiyor!" dedi yüzüme doğru.
Derin bir nefes aldım.
"Çünkü küçüksün, maviş."
"Allah'tan seninle aynı yaştayım" deyip koluma bir yumruk indirdiğinde yalandan bağırdım.
"Uff acıdı ya!"
"Yalancı seni" dedi sırıtarak.
Başını tutup göğsüme yaslayıp sarıldım. Kollarını belime dolarken saçlarını okşuyordum.
"Ali'ye bu kadar kin beslemeni anlamıyorum."
"Karşılıklı" deyip omuz silkti.
"Gelmeyeceksin yani, kesin!"
"O kızgın boğayı hiç çekemem."
Omzundan tutup kendimden uzaklaştırdım. "Dikkat et kendine, bir şey olursa hemen beni ara, zaten Emir ve Serhat da burada tamam mı?"
"Emredersiniz" deyip bir kahkaha attı.
Mavi saçlarını karıştırıp ben de güldüm.
Salona geçtiğimizde Serhat ve Cenk'i ayakta bulduk.
"E hadi gidelim" dedi Serhat parmağına taktığı araba anahtarını sallayarak.
Emir'le de sıkı sıkı sarıldıktan sonra evden çıkmayı başarmıştık.
Serhat'la vedalaşıp uçağa bindiğimizde Cenk hemen yan tarafımda oturuyordu.
Kemerimi takıp ona döndüm.
"Orada havalar nasıl?"
"Sabahın köründe kaldırıldığım için uyumayı düşünüyorum" dedi göz kırpıp.
Başımı sallayıp gülümsedim, "iyi uykular dostum."
Bavulları aldıktan sonra çıkışa doğru yürüdük. Dışarı çıktığımızda yüzüme güneşin vurmasıyla gözlerimi kıstım. İzmir her zamanki gibiydi yine... Telefonumu çıkarttım.
"Ali burada olacaktı ama-"
Güçlü bir ıslık sesi duyduğumda hemen arkamı döndüm.
Siyah jipinden hızla inip heybetli adımlarıyla bize doğru geldi.
Üstüne giydiği takım elbise onu olduğundan daha da sert gösteriyordu, geniş omuzları yine gömleği yırtacakmış gibi duruyordu.
Ali yine şaşırtmamıştı, hep resmiydi!
Sıkıca sarıldığımızda ensemi sıktı.
"Hoş geldin Demir'im."
"Hoş buldum başkan."
Ayrıldığımızda dönüp sıkıca Cenk'e sarıldı.
"Doktor bey hoş gelmişsiniz" dedi Cenk'e gülerek.
"Hoş buldum ağam" deyip sırıttı Cenk.
Asansör sırayla katları çıkarken yanımdakilere döndüm.
Cenk ve Ali hangileri daha çok Kürt diye tartışıyorlardı.
Asansör 25. Katta durduğunda kapıya biraz daha yaklaştım. Açıldığı gibi ilk ben dışarı çıktım.
"Bence en Kürt sensin Ali çünkü Cenk konuşamıyor daha" dedim gülerek.
Ali bir kahkaha atarken Cenk kaş çatmıştı.
Dairenin önünde durduğumuzda Ali elini kaldırdı.
"Gençler siz gidin duş filan alın ondan sonra da doğruca bize yemeğe."
"Hiç zahmet etmeseydin Ali."
"Olur mu öyle şey Demir'im, tamam burası zaten sizin eviniz" dedi gözüyle önünde durduğumuz daireyi göstererek. "Fakat bugün benim misafirimsiniz" dedi sert çehresiyle gülümseyerek.
"Eyvallah" dedi Cenk.
"Tamam geliriz biz başkan."
"Tamam kurban, biliyorsun hemen bir alt kat zaten" dedi bana bakarak.
Başımı salladım.
Ali arkasını dönüp asansöre yürüdüğü sırada Cenk'e döndüm.
"Vurdu mu boğayı devirir lafı bu adam için söylenmiş gibi değil mi?"
"Kesinlikle katılıyorum" dedi.
Hala Ali'nin arkasından bakıyordu.
Daireye girdiğimizde Cenk'in dudakları arasından bir ıslık çalındı.
"Ali'nin dairesini görmedim ama burası ne lan böyle?" dedi şaşkınlıkla.
Gülümsedim. "Beğenmene sevindim."
"Manzara mükemmel oğlum" dedi camdan dışarıyı izlerken.
"İşte bu evin en sevdiğim yönü de bu kardeşim" dedim gülümseyerek.
"Sağdaki oda senin kardeşim, ben de odama geçip duş alıyorum, işin bitince burada buluşuruz."
Başını camdan çekip bana döndü.
"Tamamdır."
Üstüme bir tişört geçirip salona geçtim. Cenk daha odasından çıkmamıştı.
Cama yaslanıp dışarıyı seyretmeye koyuldum. Arada kaçamak yapardım kafa dağıtmak için.
İstanbul beni yoruyordu!
Sahi kimi yormuyordu ki?
Kiminin nedenleri günlük, kiminin ömürlük...
Kapının sesini duyduğumda yaslandığım camdan ayrıldım.
Cenk üstünde lacivert bir tişört altına da siyah bir eşofman giymişti ama pantolon gibi durduğu için hiçte eşofmana benzemiyordu. Kumral, hafif uzun saçlarını yine arkaya doğru taramıştı.
Benim de ondan kalır yanım yoktu ben de rahatıma düşkündüm.
Sonuçta erkek erkeğe takılacaktık Ali'nin evinde, o yüzden sorun yoktu.
"Hazırsan çıkalım mı?"
Başını salladı. "Olur çıkalım."
Masada duran sigara ve çakmağı alıp kapıya doğru yürüdüm.
"Gidelim bakalım."
Asansöre binmedik, zaten hemen bir kat alttaydı. Merdivenlerin sonuna geldiğimizde önde yürüdüğüm için kapıyı kendime doğru çekip açtım.
Cenk'e yol verdim geçmesi için, o geçtikten sonra ben de hemen arkasından onu takip ettim.
Cenk önümde ilerlerken seslendim.
"Sağdan kanka."
İkiye ayrılan koridorun sağ tarafına sapıp koridor boyunca ilerledik.
Cenk aniden durup bana döndü.
"Geç lan önüme tüm kapılar beyaz kendimi haramiler filminde gibi hissediyorum."
Bir kahkaha attım.
"Hızlı yürüyen sensin oğlum benim suçum ne!" dedim kahkahalarımın arasından.
"Kimden kaptım acaba?" dedi göz devirip.
Elimi omzuna atıp yürüdüm.
"Hakikaten üstlerinde bi' çarpılar eksik."
Onun da güldüğünü gördüm.
Ali'nin dairesinin önüne geldiğimizde duraksamadan kapıyı çaldım.
"Zili niye çalmadın?" dedi Cenk duvara omzunu yaslarken.
"Çaldığımı ne zaman gördün?" deyip sırıttım.
Sadece gülümsedi.
Kapı açıldığında o tarafa döndüm ve gördüğüm kişiyle gülümsemem yavaş yavaş silindi.
"Hoş geldin Demir abi" dedi gülümseyerek.
Şaşkınlığımı bir kenara bırakıp gülümsemeye çalıştım.
Ağzımı açmıştım ki Cenk yaslandığı duvardan ayrılıp bir anda yanımda belirdi. Anlaşılan o da surat ifademe takılmıştı.
"Hoş buldum Büşra."
Gözlerini benden ayırıp Cenk'e çevirdi.
Cenk de anlamsızca ona bakıyordu.
Anlaşılan o da şaşkındı.
"Siz de hoş geldiniz" dedi Cenk'e ithafen.
Cenk'in cevap vermediğini fark ettim.
"Büşra, misafirlerimizi niye dışarda bekletiyorsun? Alsana içeri!"
Ali'nin sesiyle Büşra kenara çekilip bize yol verdi.
İçeriye adımımı atmıştım ki Cenk'in hala hareket etmediğini fark ettim.
Geri dönüp kolunu tuttum.
"Hadi gel!"
Bakışları bana döndü.
Başını sallayıp içeriye girmek için adım attı.
Ali bizi salonun kapısı önünde karşıladı. Hala gömlek ve pantolonlaydı ama gömleğinin birkaç düğmesi açık kolları da dirseklerine kadar sıvalıydı.
Bizi güler yüzle içeriye aldı.
Koltuklara doğru yürümüştük ki Ali eliyle durdurdu.
"Sofra hazır, yemeğe geçelim direkt."
Onu takip edip büyük salonun hemen yukarısında camın önünde kurulan koca sofraya doğru yürüdük.
Adam yine yapmıştı yapacağını, Halil İbrahim sofrası kurmuştu.
Sofraya oturduğumuzda gülümsemeye çalıştım ama yapamadım. Kendimi daha fazla zorlamadım, şu an sahte gülücükler saçma zamanı değildi!
Cenk hemen karşıma oturmuştu Ali de masanın başında yerini almıştı.
Ona doğru eğildim.
"Ne boklar döndüğünü anlatacak mısın?"
Elini kısa kestiği sakallarını götürüp sıkıntıyla okşadı.
Anlatmasını bekledim ama oralı olmadı.
"Hadi başlayın" dedi gülümsemeye çalışarak.
Hala ona baktığımı gördüğünde uzanıp omzumu sıktı.
"Yemekten sonra Demir'im!"
Başımı salladım.
Sabah kahvaltı yapmadığım için acıkmıştım ama gördüğüm ve bildiğim şeyler iştahımı kapatmıştı.
Cenk'in de yemediğini fark etmiştim.
Ali zorla da olsa bize bir şeyler yedirmişti.
Masadan kalkmıştık ki Büşra ve ondan biraz daha büyük bir kız içeri girdi.
İkisi de başları öne eğik gelip sofrayı toplamaya başladılar.
Ali, ben ve Cenk'in koluna girip bizi büyük balkona doğru sürükledi.
Koltuklara oturmamızı istedi ama yapmadım balkon kapısını kapatıp yanına geldim.
"Büşra'nın burada ne işi var?"
"Bildiğin sorunun cevabını niye soruyorsun?" dedi sigarasını sakince yakarken.
"Niye bana haber vermedin peki?" dedim sesimi alçaltarak.
Sigarayı parmaklarının arasına alıp dumanı havaya üfledi.
"Çünkü sana haber vereceğim gece bir sikik tarafından vuruldun ve neredeyse ölüyordun!"
Yüzüme bağırarak söylediği cümle göğsüme bir hançer saplamıştı.
"Ama sen onca işin arasından yine benim yanıma geldin" dedim kendi kendime.
Elleriyle iki omzumu da kavradığında başımı yerden kaldırıp yüzüne baktım.
"Senin için canımı bile veririm Demir, senin de vereceğinden hiç şüphem yok! O gün Emir, bana senin vurulduğunu söylediğinde kendimi İstanbul'a nasıl attığımı hatırlamıyorum, asıl olay işler filan değil! Siktiğimin işleri kimin umrunda?"
Ellerini omzumdan çektim.
"Madem öyle kaç aydır niye bana bir şey demedin?"
"İkiniz de kesin artık! Burada ne boklar döndüğünü bana da anlatacak mısınız?"
Cenk ikimizin arasına girmiş sinirle bize bakıyordu.
Sigarayı küllüğe bastırıp başımı kaldırdım.
"Buradalar mı?"
"Üç ay oldu, onları tehtid ettim ama kendi kanımı bilirim ben, durmazlar!"
"İstanbul'a gelseniz?" Cenk'in sorduğu soru üzerine Ali gülümsedi.
"Kaçacak adam mıyım ben?"
"Kardeşini kaçırmışsın ama!"
Ali sabırlı adamdı, Cenk'in ısrarlı sorularına aldırış etmiyordu.
"Ne yapsaydım bu küçük yaşta siktiğimin amca oğluyla evlenmesini mi izleseydim?"
"Tamam bi' sakin olun" dedim ikisine bakarak.
Ali, Cenk'in omzunu sıkıp gülümsedi.
"Biz sakiniz Demir'im."
"Yani sen şimdi diyorsun Büşra'yı buraya getirdin diye tüm aşiret peşinde."
Çayından bir yudum alıp bana baktı.
"Ben de onların peşindeyim!"
"En büyük ağanın oğlusun o yüzden sana bir şey yapmazlar diye biliyorum."
"Bana bir şey yapmazlar da kardeşimi almak için her yolu denerler."
"Baban?"
Gülümsedi ama yüzünde acı vardı!
"Babam kızını kardeşinin gelini yapmaya dünden razı, oraya gidip karşı çıktığım zaman bana ısrarla sen karşıma bu işe dedi. Büşra'yı vermeniz için önce cesedimi çiğnemeniz lazım dedim.
Aldırmadı, ben de sonraki gece kardeşimi aldığım gibi buraya geldim."
"Peki Büşra, o istemiyor muydu kuzenini?"
Cenk'in sorduğu soruyla ona döndüm.
"Önce babama karşı çıkmıştı ama babamın sözünün üstüne söz söylenmez tabi dedi alayla.
Annem aradı, karşı çıkmam için.
Sonrasını biliyorsunuz zaten."
"Abi senin baban böyle bir adam değildi yani ne bileyim çocuklarına değer ver- "
Bir kahkaha attı.
"Sülalesine de değer verir Demir'im" dedi elindeki çay bardağını masaya bırakırken.
Cebimden telefonumu çıkartıp Fuat'ı aradım.
Ali ve Cenk bana soran gözlerle bakıyordu.
Ayağa kalkıp sırtımı duvara yasladım.
Çok geçmeden hat düştü.
"Buyur, iki gözüm."
"Adamlarını topla İzmir'e gel!"
Ali hızla ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Fuat'ı bu işe karıştırma Demir!"
"O Ali puştunun sesi miydi?"
Telefonu hoparlöre verip Ali'ye doğru tuttum.
"Buraya gelmiyorsun!" dedi Ali bağırarak.
"Sana mı sorucağım nereye gelip gelmeyeceğimi?"
Ali başını kaldırıp bana ölümcül bir bakış attı.
Omuz silktim.
"Gelmiyorsun!"
"Adamlar benim değil, Demir'in adamları o nereye isterse oraya gelirler!"
"Hadi lan oradan siktirtme şimdi adamlarını da kendini de!"
Ali'nin bağırması üzerine telefonu geri çektim.
"Geliyorum lan!"
Kapatmadan önce bana konum atmamı söyleyip yüzüme kapattı.
Ali sinirden balkonun ortasında volta atıp duruyordu.
"Ulan benim de adamlarım var, adam isteseydim o puştu arardım ama ben senden yardım istedim!"
"Onların yarısı benim adamlarım zaten!" dedim duvardan doğrulup yanına yürüyerek.
"Fuat'ı bu işe karıştırma Demir!"
Aniden bana dönmesiyle kızarmış gözlerini gördüm.
"O, senin dostun!"
"O bana ihanet etmeden önceydi!"
Bağırışları üzerine, iki kızın da salonun kapısına koşarak geldiğini gördüm.
Kolundan tuttum.
"Sana söz veriyorum bu işten kimsenin burnu kanamadan çıkacağız."
Derin derin aldığı nefesler yerini düzenli nefes alışlara bıraktı.
Cenk bir köşede durmuş sadece bizi izlemişti.
Yanımıza geldiğinde Ali'nin koluna girdi.
"İstersen bizim aşireti de çağırırım."
Ali'nin suratındaki kızgın ifade yerini bir gülümsemeye bıraktı.
"Sikik Fuat'tan daha iyidir en azından."
Ali şaka yaptığını düşünmüştü herhalde ama Cenk gayet ciddiydi.
Hayatımda hiç şahit olmadığım şeyler oluyordu ve ben çok heyecanlıydım.
"İlk defa bir aşiretle kapışacağım" dedim gülerek.
Ali gülerken, Cenk omzuma sert olmayan bir yumruk indirdi.
"Dikkat et seni sikmesinler kardeşim, sen daha Kürtler'in öfkesini görmemişsin" dedi sırıtarak.
"Göreceğiz bakalım..."
