3. bölüm / 4
TESADÜFEN BİZ3.BÖLÜM:Bir Ev Dolusu Bela
Bölümler 4Şu an: 3.BÖLÜM:Bir Ev Dolusu Bela
Sabahın erken saatleriydi.
Lilya'nın evinde alışılmadık bir sessizlik hâkimdi. Güneş, geniş pencerelerden içeri süzülüyor, salonu aydınlatıyordu. Mutfaktan gelen hafif tabak sesleri dışında evde pek hareket yoktu.
Asya koltuğun bir köşesine oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu. Gizem karşısındaki koltukta oturmuş bir şeyler izliyor, arada gördüğü komik videoları Asya'ya gösteriyordu. Özgür elindeki kahveyi içerek pencerenin önünde duruyordu. Ege ise telefonundan bir şeylere bakıyordu.
Gülay, her zamanki gibi kulaklıklarını takmıştı. Eren de mutfaktan aldığı bir şeyler atıştırarak salona gelmiş, kendisine rahat bir yer bulmuştu.
Lilya mutfaktan çıkıp etrafına baktı.
Sonunda huzurlu bir sabah geçirebileceğini düşünüyordu.
— Oh be, dedi kendi kendine. İnsan gibi oturuyoruz.
Gizem başını kaldırdı.
— Bir şey mi dedin?
— Yok, sana demedim.
— Tamam.
Gizem yeniden telefonuna döndü.
Lilya da rahatlamış bir şekilde koltuğa oturdu. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.
Sonra Özgür kahvesinden bir yudum aldı.
— Böyle güzel işte.
Eren başını salladı.
— He vallahi. İnsan biraz sessizlik istiyor.
Ege telefonundan gözünü ayırmadan konuştu.
— Ben de aynı fikirdeyim.
Asya gülümsedi.
— Daha dün hepimiz birbirimize alışmaya çalışıyorduk. Bugün biraz daha sakin olmak güzel.
Gülay kulaklığının birini çıkardı.
— Bir şey mi kaçırdım?
Lilya ona baktı.
— Hayır, Gülay. Henüz hiçbir şey kaçırmadın.
Gülay başını sallayıp kulaklığını geri taktı.
Lilya derin bir nefes aldı.
İçinden, Belki de bu evde gerçekten huzurlu yaşayabiliriz, diye geçirdi.
Tam o sırada üst kattan ayak sesleri duyuldu.
Önce kimse önemsemedi.
Ardından merdivenlerden gelen bir ıslık sesi duyuldu.
Özgür'ün yüzündeki ifade değişti.
Ege yavaşça telefonunu indirdi.
Eren elindeki yiyeceği çiğnemeyi bıraktı.
Gizem gözlerini kapattı.
Asya dudaklarını birbirine bastırdı.
Lilya ise başını kaldırıp tavana baktı.
— Hayır, dedi kısık sesle.
Rüzgâr merdivenlerden inerken kollarını iki yana açtı.
— GÜNAYDIN, EV HALKI!
Kimse cevap vermedi.
Rüzgâr duraksadı.
— Ooo! Ne bu sessizlik? Cenaze evi mi burası?
Özgür kahvesini sehpanın üzerine bıraktı.
— Günaydın demenin başka yolları da var.
Rüzgâr ona döndü.
— Var tabii. Mesela günün aydın olsun, karanlıkların aydınlansın, kalbin güneş gibi parlasın...
Bir an durdu.
— Ama ben bu kadar uzun konuşamam, yorulurum.
Eren başını iki yana salladı.
— Daha sabah sabah başladı gene.
Rüzgâr hemen ona döndü.
— Eren, senin sabah enerjin nasıl?
— İyi.
— Güzel. Benimki de çok iyi. İkimizin enerjisini birleştirsek elektrik faturası ödemezdik.
Ege istemsizce güldü.
Sonra yüzünü ciddileştirmeye çalıştı.
— Bu ne biçim espri ya?
Rüzgâr gururla göğsünü kabarttı.
— Soğuk espri. Buz gibi.
Gülay kulaklığını çıkardı.
— Buz gibi değil. Buzun bile senden daha fazla espri anlayışı var.
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Ardından Gizem kahkaha attı.
Asya da gülmeye başladı.
Özgür başını eğip gülümsemesini sakladı.
Rüzgâr elini göğsüne götürdü.
— Daha ilk dakikadan kalbimi kırdınız.
Gülay kulaklığını yeniden taktı.
— Kırılacak kadar sağlam olsaydı şaşırırdım.
Bu kez Ege kahkahayı patlattı.
Rüzgâr birkaç saniye boyunca Gülay'a baktı.
Sonra başını salladı.
— Tamam. Demek bugün meydan okuma günü.
Lilya hemen araya girdi.
— Hayır. Bugün herkesin normal davrandığı gün.
Rüzgâr ona döndü.
— Lilya, senin bu hayallerin beni duygulandırıyor.
— Rüzgâr...
— İnsan hayal kurmalı. Mesela ben de bir gün sessiz kalabileceğimi hayal ediyorum.
Özgür hiç beklemeden cevap verdi.
— O gün biz de gerçek mutluluğu hayal edeceğiz.
Rüzgâr parmağını ona doğrulttu.
— İşte kuzen dediğin böyle destek olur!
Özgür kahvesini tekrar eline aldı.
— Ben seni desteklemedim.
— Olsun, niyetin güzeldi.
Eren gülmeye başladı.
Rüzgâr bunu fark edince hemen yanına gitti.
— Eren, kardeşim! Sen beni anlıyorsun.
— Ben neyi anladum ula?
— İşte bu! Anlamasan da anlıyorsun.
Eren'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Ben bu konuşmadan bir şey anlamadum.
— Önemli değil. Ben de konuşurken anlamıyorum.
Gizem kahkahalar arasında başını koltuğun arkasına yasladı.
— Bu adam gerçekten susmuyor!
Rüzgâr gururla ona döndü.
— Teşekkür ederim.
— Övgü değildi o!
— Ben öyle kabul ettim.
Lilya ellerini yüzüne kapattı.
Daha sabahın ilk saatleriydi.
Ve kendisi şimdiden akşam olmasını istiyordu.
Aradan yarım saat geçti.
Normal şartlarda yarım saat, bir evde hiçbir şeyin değişmediği sıradan bir zaman dilimiydi.
Fakat Rüzgâr'ın bulunduğu bir ortamda yarım saat, insanın hayatını sorgulaması için fazlasıyla yeterliydi.
Başlangıçta yalnızca konuşuyordu.
Sonra şakalar yapmaya başlamıştı.
Ardından yaptığı şakaları kendisi açıklıyor, açıklarken yeni şakalar yapıyor, kimse gülmeyince de neden gülmediklerini sorguluyordu.
Bir noktadan sonra salondaki herkes onun konuşmalarına cevap vermemeye karar vermişti.
Rüzgâr bunu da bir meydan okuma olarak algıladı.
— Arkadaşlar, bir deney yapacağım.
Özgür gözlerini kapattı.
— Yapma.
— Daha ne olduğunu söylemedim.
— Söylemene gerek yok.
— İnsan bir dinler.
— Dinledim. Yapma dedim.
Rüzgâr bu kez Ege'ye döndü.
— Ege, sen dinlersin beni.
Ege başını kaldırdı.
— Dinliyorum.
— Diyelim ki bir gün uyandın ve dünyadaki bütün insanlar bir anda senin gibi konuşmaya başladı. Ne yapardın?
Ege kaşlarını kaldırdı.
— Kendimi tebrik ederdim.
Rüzgâr birkaç saniye düşündü.
— Mantıklı.
Ege gururla arkasına yaslandı.
Rüzgâr devam etti:
— Sonra dünyada tek bir kişi kalırdı. O da senin gibi konuştuğu için seni anlamazdı.
Ege'nin yüzündeki ifade değişti.
— Ne?
— Çünkü sen kendini bile anlamıyorsun bazen.
Gizem'in ağzından kahkaha çıktı.
Ege ona döndü.
— Sen gülme!
Gizem iki elini kaldırdı.
— Ben bir şey yapmadım!
— Gülüyorsun ama!
— Gülmek suç mu?
— Bu evde birazdan olacak!
Lilya hemen araya girdi.
— Kimse kimseye bir şey yapmıyor. Herkes sakin olsun.
Rüzgâr başını salladı.
— Haklısın. Şiddet hiçbir zaman çözüm değildir.
Herkes birkaç saniyeliğine rahatladı.
Rüzgâr parmağını havaya kaldırdı.
— Ama bazen çözümün neden bu kadar cazip olduğunu anlamak gerekir.
Özgür yavaşça ona döndü.
— Rüzgâr.
— Efendim kuzenim?
— Sus.
— Peki.
İki saniye geçti.
— Ama bir şey soracağım.
Özgür derin bir nefes aldı.
— Sorma.
— Peki, cevap vereyim.
Eren elindeki yastığı yüzüne bastırdı.
— Ula, bu adamın kafasında ne var?
Asya gülmekten konuşamıyordu.
Gülay ise kulaklığını çıkarıp ayağa kalktı.
— Ben odama gidiyorum.
Rüzgâr hemen ona döndü.
— Neden?
— Çünkü burada insanın beyninin hücreleri tek tek istifa ediyor.
Rüzgâr başını salladı.
— Benimkiler de etti. Ben onların yerine konuşuyorum.
Gülay durdu.
Yavaşça ona döndü.
— O zaman onlara biraz izin ver. Belki geri dönerler.
Ege bu kez kahkahayla koltuğa yığıldı.
Rüzgâr elini alnına koydu.
— Bu evde bana karşı bir cephe oluşturulmuş.
Lilya hiç düşünmeden cevap verdi.
— Daha kuruluş aşamasındayız.
Salonda yeniden kahkahalar yükseldi.
Rüzgâr da güldü.
Çünkü ne kadar sinirlenseler de insanların kendisine karşılık vermesinden hoşlanıyordu.
Aslında onun en büyük sorunu buydu.
Bir ortamda sessizlik olduğunda kendisini tutamıyor, mutlaka bir şey söylemek istiyordu. İnsanları güldürmek, kızdırmak, şaşırtmak... Bir şekilde dikkatleri üzerine çekmek onun için neredeyse alışkanlık hâline gelmişti.
Ve o sabah, bu alışkanlığının sınırlarını fazlasıyla zorluyordu.
Öğle saatlerine doğru evdeki durum daha da karıştı.
Rüzgâr mutfaktan elinde bir bardak suyla salona geldi.
Bardağı sehpanın üzerine bıraktı.
Sonra herkese baktı.
— Arkadaşlar, önemli bir açıklamam var.
Lilya oturduğu yerden doğruldu.
— Ne oldu?
Rüzgâr ciddi bir yüz ifadesi takındı.
— Bu evde bir sorun var.
Özgür hemen cevap verdi.
— Sensin.
— Ben sorun değilim. Ben sorunun yanında gelen ek pakedim.
Eren istemsizce güldü.
— Ula, ne diyi bu?
Rüzgâr devam etti:
— Hepimiz birbirimizi yeterince tanımıyoruz. Bence herkes kendisiyle ilgili bir gerçeği açıklasın.
Asya başını salladı.
— Aslında güzel fikir.
Gizem de onayladı.
— Evet, birbirimizi daha iyi tanıyabiliriz.
Özgür şüpheyle Rüzgâr'a baktı.
— Bunun arkasında ne var?
— Hiçbir şey.
— Rüzgâr.
— Tamam, biraz eğlence var.
Lilya kollarını göğsünde birleştirdi.
— Nasıl bir eğlence?
Rüzgâr gülümsedi.
— Herkes bir gerçek söyleyecek. Ama gerçekler ne kadar garip olursa o kadar güzel.
Gülay yeniden kulaklığını çıkardı.
— Benim gerçeğim, bu oyuna katılmayacağım.
Rüzgâr başını salladı.
— Güzel başlangıç. Gizemli karakter.
Gülay gözlerini devirdi.
Asya güldü.
Rüzgâr ellerini birbirine vurdu.
— O zaman ben başlıyorum! Ben küçükken...
Özgür araya girdi.
— Yalan söylemek yok.
Rüzgâr ona döndü.
— Ben hiç yalan söylemem.
Özgür hiç beklemeden cevap verdi.
— Geçen hafta ne yaptın?
Rüzgâr bir an durdu.
— Hangi geçen hafta?
— Bisikletle...
— Konuyu değiştirelim.
Ege gülmeye başladı.
Rüzgâr boğazını temizledi.
— Neyse. Ben küçükken çok uslu bir çocuktum.
Salondaki herkes aynı anda konuştu.
— YALAN!
Rüzgâr şaşkınlıkla etrafına baktı.
— Daha bitirmedim!
Lilya kaşlarını kaldırdı.
— Bitirsen ne değişecek?
Rüzgâr düşünceli bir ifadeyle başını salladı.
— Bu evde güven ortamı oluşmamış.
Eren güldü.
— Senin yüzünden oluşmaz zaten.
Rüzgâr elini kalbine götürdü.
— Eren, senden bunu beklemezdim.
— Ben senden her şeyi beklerum.
Özgür başını salladı.
— İlk defa mantıklı konuştu.
Eren gururla arkasına yaslandı.
— Sağ ol.
Rüzgâr parmağını kaldırdı.
— Ama ben hâlâ çok uslu bir çocuktum.
Lilya elindeki yastığı ona doğru fırlattı.
Rüzgâr yastığı havada yakaladı.
— Şiddet!
— OYUNCAK YASTIK O!
— Şiddetin yumuşağı da şiddettir!
Gizem kahkahaya boğuldu.
Asya da ona katıldı.
Özgür ise kuzenine bakarak yalnızca başını salladı.
— Seninle aynı aileden olduğuma inanamıyorum.
Rüzgâr gülümsedi.
— Genetik piyango.
— Sen piyango değil, piyango bileti kaybettiren birisin.
Ege elini masaya vurdu.
— Bu iyiydi!
Rüzgâr hemen ona döndü.
— Not al. Sonra kullanırsın.
Ege gülümsemesini kaybetti.
— Kendim bulurum.
— Bulursun tabii. Ben sana inanıyorum.
— İnanma.
— Peki.
Bir saniye sonra Rüzgâr yeniden konuştu.
— Ama inanıyorum.
Lilya başını geriye yasladı.
— Allah'ım, bana sabır ver.
Gülay kulaklığını takarken mırıldandı:
— Sabır yetmez, yedek parça da lazım.
Bu söz salondaki herkesi yeniden güldürdü.
Hatta Rüzgâr bile kahkaha attı.
Öğleden sonra saatler ilerledikçe şakalar birbirine karışmaya başladı.
Başlangıçta yalnızca Rüzgâr konuşuyordu.
Fakat bir noktadan sonra Ege de ona karşılık vermeye, Eren araya girerek kendi yorumlarını yapmaya başlamıştı.
Özgür, başından beri bu konuşmaları durdurmaya çalışırken sonunda kendisi de saçma bir tartışmanın içinde bulmuştu kendisini.
— Bir dakika, dedi Özgür. İnsan neden kendi ayağına takılır?
Rüzgâr hemen cevap verdi.
— Çünkü ayağı önündedir.
Özgür ona baktı.
— Ben ciddi soruyorum.
Ege araya girdi.
— Belki ayağı kendisine küsmüştür.
Eren başını salladı.
— Hee, ayağı da artık yürümek istemiyordur.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra üçü birden gülmeye başladı.
Asya, Gizem'e döndü.
— Bunlara ne oldu?
Gizem omuz silkti.
— Bilmiyorum. Sanırım aynı anda beyinlerini kapattılar.
Gülay kulaklığının birini çıkardı.
— Beyinleri mi vardı?
Asya gülmekten koltuğa yaslandı.
Lilya ise mutfaktan salona gelip üçünü yan yana görünce olduğu yerde durdu.
Rüzgâr, Özgür ve Ege bir konuyu tartışıyordu.
Eren de onlara katılmıştı.
Üstelik hepsi birbirinden saçma fikirler savunuyordu.
Lilya birkaç saniye onları izledi.
— Siz ne yapıyorsunuz?
Özgür hemen doğruldu.
— Hiçbir şey.
Ege başını salladı.
— Bilimsel bir tartışma.
Eren de onayladı.
— He vallahi.
Lilya kaşlarını kaldırdı.
— Neyin bilimi?
Rüzgâr gururla cevap verdi:
— İnsan ayağına neden takılır?
Lilya gözlerini kapattı.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra yavaşça gözlerini açtı.
— Ben neden bu çocuğu aldım evime?
Rüzgâr elini kaldırdı.
— Çünkü beni seviyorsun.
— HAYIR!
— Peki, sevme potansiyelin var.
Lilya arkasını döndü.
— Ben gidiyorum.
Gizem hemen sordu:
— Nereye?
— Bahçeye. Biraz hava alacağım.
Ege başını salladı.
— İyi fikir.
Lilya kapıya doğru ilerlerken arkasından Rüzgâr'ın sesini duydu.
— Ama dikkat et! Ayağına takılma!
Lilya durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Rüzgâr gülümsüyordu.
Özgür yüzünü ellerinin arasına almıştı.
Ege kahkaha atıyordu.
Eren ise neye güldüklerini yeni anlamış gibi bir anda gülmeye başladı.
Lilya derin bir nefes aldı.
— Rüzgâr...
— Efendim?
— Bir gün seni bu evden atacağım.
Rüzgâr başını salladı.
— O gün de ayağıma takılmadan çıkarım.
Lilya elini havaya kaldırdı.
— YETER!
Bu kez salon kahkahaya boğuldu.
Lilya da istemeden gülümsedi.
Ne kadar sinirlense de onların arasında oluşan bu tuhaf enerjinin eğlenceli bir tarafı vardı.
Sorun şuydu ki Rüzgâr'ın enerjisi hiç bitmiyordu.
Diğerlerinin ise sabrı sınırlıydı.
Ve o sınır, her geçen dakika biraz daha zorlanıyordu.
Akşamüstüne doğru herkesin sinirleri iyice gerilmişti.
Asya ve Gizem mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Gülay odasına çekilmiş, kulaklıklarıyla vakit geçiriyordu. Lilya bahçede oturup biraz dinlenmeye çalışıyordu.
Salonda ise Rüzgâr, Özgür, Eren ve Ege kalmıştı.
Normal şartlarda bu dört kişinin aynı ortamda bulunması bile yeterince tehlikeliydi.
Ama o gün hepsi aynı derecede saçmalamaya başlamıştı.
— Arkadaşlar, dedi Ege. Bence hepimiz bir süre konuşmamalıyız.
Özgür hemen cevap verdi.
— Sonunda mantıklı bir şey.
Rüzgâr ona baktı.
— Sen de mi bana karşısın?
— Hayır. Ben akıl sağlığımı korumaya çalışıyorum.
Eren başını salladı.
— Benimki sabah gitti zaten.
Ege güldü.
— Benimki öğlen.
Özgür kahvesinden bir yudum aldı.
— Benimki Rüzgâr merdivenden inerken.
Rüzgâr bir an durdu.
Sonra elini göğsüne koydu.
— Demek ki hepiniz benim sayemde bir şeyler yaşamışsınız.
Eren kaşlarını kaldırdı.
— Ula, sen kendini ne sanaysun?
Rüzgâr hiç düşünmeden cevap verdi.
— Hayatınızın dönüm noktası.
Ege başını iki yana salladı.
— Sen hayatımızın virajısın.
Özgür ekledi:
— Hem de freni tutmayan.
Bir an sessizlik oldu.
Rüzgâr'ın yüzü aydınlandı.
— İşte! Bu! Aradığım mizah!
Özgür hemen pişman oldu.
— Ben neden konuşuyorum ya?
Eren kahkaha attı.
Ege de ona katıldı.
Rüzgâr ise koltuğa yayılarak keyifle etrafına baktı.
— Arkadaşlar, kabul edin. Ben olmasam bu ev çok sıkıcı olurdu.
Özgür başını salladı.
— Evet.
Rüzgâr şaşırdı.
— Gerçekten mi?
— Evet. Çünkü şu anda seninle uğraşmak yerine huzurlu bir hayat yaşıyor olurduk.
Ege kahkahayı patlattı.
Eren elini masaya vurdu.
— Ula, bu iyiydi!
Rüzgâr birkaç saniye boyunca Özgür'e baktı.
Sonra ayağa kalktı.
— Tamam. Madem öyle, ben gidiyorum.
Salonda bir anda sessizlik oldu.
Özgür kaşlarını kaldırdı.
— Nereye?
Rüzgâr çantasını aldığı yerden kaldırdı.
— Biraz dışarı çıkacağım.Belki yeni bir macera bulurum.
Ege şüpheyle ona baktı.
— Ciddi misin?
— Evet.
Eren başını salladı.
— İyi olur.
Rüzgâr kapıya doğru yürümeye başladı.
Tam çıkmadan önce arkasını döndü.
— Ama gitmeden önce son bir şaka yapacağım.
Özgür anında ayağa kalktı.
— Hayır!
Ege elini kaldırdı.
— Lütfen yapma!
Eren gözlerini kapattı.
— Ula, ne olur yapma!
Rüzgâr sırıttı.
— Bir adam doktora gitmiş...
Lilya'nın sesi bahçeden yükseldi.
— RÜZGÂR!
Rüzgâr hiç istifini bozmadı.
— Doktor adama demiş ki...
Özgür ellerini kulaklarına kapattı.
— Duymak istemiyorum!
Rüzgâr son derece ciddi bir ifadeyle devam etti:
— "Sizin sorununuz ne?" Adam da demiş ki...
Bir an durdu.
Salondaki herkes çaresizlik içinde ona bakıyordu.
Rüzgâr derin bir nefes aldı.
— "Bilmiyorum doktor bey, ben de sizin sorununuzu çözmeye geldim!"
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Ardından Rüzgâr kendi şakasına öyle iğrenç, öyle yüksek sesli bir kahkaha attı ki Ege yerinden sıçradı.
Özgür başını iki yana salladı.
Eren yüzünü yastığa gömdü.
Gizem mutfaktan seslendi:
— NE OLDU?!
Asya gülerek cevap verdi:
— BİZ DE BİLMİYORUZ!
Gülay odasından çıktı.
— Biri mi bağırdı?O ses neydi?
Lilya bahçeden içeri girdi.
— Hayır. Rüzgâr yine kendisiyle eğleniyor.
Gülay bir an durdu.
Sonra başını salladı.
— Anladım.
Rüzgâr çantasını omzuna attı.
— Ben biraz hava almaya gidiyorum. Siz de kendinizi toparlayın.Daha çok uğraşıcam sizinle.
Özgür ona baktı.
— Asıl sen kendini toparla.
Rüzgâr kapıyı açtı.
— Ben gayet toparlandım. Dağınık olan sizsiniz.
Ege elini havaya kaldırdı.
— Git artık!
Rüzgâr güldü.
— Tamam, tamam. Özleyeceksiniz beni.
Eren başını salladı.
— Hiç sanmıyorum ula.
Rüzgâr son bir kez pis pis güldü.
— Göreceğiz!
Ve kapıdan çıktı.
Kapı kapandığında evde derin bir sessizlik oluştu.
Kimse birkaç saniye boyunca konuşmadı.
Sonra Özgür ağır ağır koltuğa oturdu.
Ege derin bir nefes aldı.
Eren başını kaldırıp tavana baktı.
Gülay kulaklıklarını yeniden taktı.
Asya ve Gizem mutfaktan salona geldi.
Lilya ise kapıya bakarak kollarını göğsünde birleştirdi.
— Ben bu adamı neden kabul ettim?
Özgür hiç beklemeden cevap verdi.
— Yanlışlıkla.
Lilya başını salladı.
— Kesinlikle yanlışlıkla.
Ege koltuğa yaslandı.
— Peki, ne zaman dönecek?
Herkes aynı anda ona baktı.
Ege şaşırdı.
— Ne var? Sadece sordum.
Eren başını iki yana salladı.
— Ula, dönerse ben evden kaçarum.
Gülay kulaklığının sesini yükseltti.
— Ben de.
Asya gülümseyerek koltuğa oturdu.
— Ama kabul edin, biraz eğlenceliydi.
Özgür ona baktı.
— Biraz mı?
Gizem kahkaha attı.
Lilya ise derin bir nefes alıp salona göz gezdirdi.
Ev yeniden sessizleşmişti.
Ama bu sessizliğin ne kadar süreceğini artık herkes biliyordu.
Çünkü Rüzgâr gitmişti.
Ve Rüzgâr'ın geri dönme ihtimali vardı.
Hem de çok yüksek bir ihtimalle.
Lilya gözlerini kapattı.
— Allah'ım, bana sabır ver ya Rabbim.
Bu kez salondaki herkes aynı anda cevap verdi.
— ÂMİN!
Bölüm etkileşimi
