5. bölüm · Terzinin mührü
Bölüm 5: Hadimler Mağarası - Mühürlü Kan
Derik’in o yüksek taş duvarları arasında yankılanan kapının gürültüsü, avludaki havayı bir anda buz kestirdi. Gaz lambasının titrek sarı ışığı sanki görünmez bir el tarafından boğulmuşçasına bir an can çekişip söndü. Geriye sadece ayazın, duvara sinmiş asırlık rutubetin ve burnu sızlatan geniz yakıcı bir kükürt kokusu kaldı.Göğsümdeki mühür, deri altında sanki diri diri gömülmüş pürüzlü bir taş gibi kıvranıyor; her nabız atışında şakaklarıma saplanan fısıltıları katbekat artırıyordu. Zihnimdeki o uğultunun ortasında Meftun Hoca’nın gözleri karanlıkta iki kızgın kor gibi parıldadı. Dudaklarını zorlukla, sanki kırk yıllık bir kilit açılıyormuşçasına aralayıp fısıldadı: "Buradalar Kadir... Dedeni yutan, soyuna musallat olan o karanlık gölgeler; sürdüğün izin, sürüklediğin o kanın kokusunu aldı."Hoca, yaşından hiç beklenmeyen tekinsiz bir serilikle rahlenin altındaki gizli bölmeye uzandı. Eski, çürümüş bir kumaş parçasına sarılı, üzeri tılsımlı dikiş oluklarıyla kaplı ağır bir kase çıkardı. Cebimdeki o ametist taşlı yüzük durduk yere ısınmaya, ceketimin kumaşını yakacak kadar korlaşmaya başladı. Dedemin emaneti olan yüzüğü çıkarıp Hoca’nın uzattığı kaseye bıraktığım an, ametist taşının etrafındaki altı köşeli yıldız harla parladı. Avludaki o ezici tekinsiz baskı bir saniyeliğine kıpırtısızlaştı.Meftun Hoca, gözlerini doğrudan gözlerimin bebeğine dikti; sesi avlunun soğuk taşlarına çarpa çarpa yankılandı:"Sana öğretilenlerin, bildiğini sandığın o yalanların hepsini unut Kadir. Deden Hafız Burhan... O adam kasabanın bildiği sade bir terzi değildi. O, bu topraklarda nesillerdir uyuyan kadim ilmin, boyun eğdirilmiş hüddamların son muhafızıydı. Göğsüne kazıdığı mühür bir lanet değil, emrine aldığı ve 'Hadim' dediğimiz o tekinsiz varlıkları mühürleyen ağır bir zincirdi. Deden öldüğü gece o zincir kırılmadı, sadece serbest kalacakları günü beklemek üzere senin kanına devroldu.""Nasıl yani?" diye bağırdım. Sesim, çaresizliğin ve göğsümdeki o cehennem sıcağının etkisiyle çatallanmıştı. "Ben neyin içine düştüm Hoca?""Dedeni yok eden şey mühür değildi," dedi Hoca, parmaklarını masaya sertçe vurarak. "O varlıklar, Hafız Burhan'ın kanından olmayan kimseye itaat etmez. Karaçalı'da o gece yaşananlar, dedenin o Hadim cinleri insanlardan gizlemek için kendini kurban etmesinden ibaretti. Kutuyu açtın, oluklardaki teyel ipliklerini kestin... Dedene ait olan o kan bağını yeniden uyandırdın. Artık o fısıltılar senin zihninde yankılanıyor, çünkü Hafız Burhan’ın yarım bıraktığı o kadim biati ancak senin kanın tamamlayabilir."Hoca ayağa kalktı. Devasa gölgesi gaz lambasının son cılız parıltısıyla duvara dik bir kaide gibi düştü. Dedemin o eski cep çakısını elimden alıp, sivri ucunu avcumun tam ortasına batırırcasına bastırdı."Çakının sapındaki o çentik, bir terzi işareti değil; Hafız Burhan’ın Hadimlerini mühürlediği ilk kanın izidir. Seni buraya bir dikiş atölyesi arayasın diye göndermedi. Senin varacağın yer Derik’in altındaki o unutulmuş, haritalara kazınmamış kadim mağaradır. Hafız Burhan’ın emrindeki o Hadim cinler, asırlardır o mağaranın derinliklerinde, taşlara kazınmış tılsımların arkasında hapis durur. Onları serbest bırakacak ya da ebediyen o karanlığa gömecek tek şey, yalnız ve yalnız Burhan’ın soyundan gelen birinin... Yani senin dökebileceğin kan ve çakıyla kazıyacağın o son tılsımdır."Tam o sırada avlu kapısının dışından, insan gırtlağından çıkması imkânsız, pürüzlü ve taşların birbirine sürtünmesini andıran derinden bir hırıltı yükseldi. Kapının kalın ahşabı, dışarıdan uygulanan muazzam bir güçle içe doğru kavis aldı, çivi yerlerinden fırladı.Meftun Hoca beni avlunun arkasındaki dar, rutubet kokan mahzene doğru hırsla itti. "Zamanın bitti Kadir! Hadimler senin kanının kokusuna geliyor! Mağaraya ulaşmadan, o tılsımları kanınla tamamlamadan sakın arkana bakma! Ya soyunun bu ağır mirasını sırtlanıp o varlıklara hükmedecek ya da onların ilk kurbanı olacaksın!"Mahzenin taş merdivenlerine doğru ilk adımımı attığımda avlu kapısı büyük bir gürültüyle patlayarak parçalandı. Arkamda bıraktığım ışık tamamen sönerken, elimdeki çakıyı avcumun içini kanatacak kadar sıkı kavradım. Derik’in altındaki o mağara beni çağırıyordu.
