Tersine Akan Kan. kitap kapağı

1. bölüm / 5

Tersine Akan Kan.

Kırmızı Saatin Altında

Yazar: Ada Kahyaoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Kırmızı Saatin Altında

Yağmur şehrin üzerine bir lanet gibi yağıyordu. Sokak lambalarının titrek ışıkları, kaldırımdaki gölgeleri birbirine karıştırıyordu. Saat 02:47… gökyüzü griyle siyah arasında bir çizgide asılı kalmış gibiydi. Bu şehir, sanki benim içimden doğmuştu. Soğuk, acımasız ve geçmişle dolu.
Kırmızı saatin altında bekliyordum. Onlar hep o saatle işaret verirlerdi. Her yeni görevin başlangıcı, kırmızı saatin altında başlardı. Ve her görev, birinin sonuydu.

Göğsümdeki telsiz bir kez çıtırtı yaptı. “Hedef, kuzey çıkışında. Üç dakika.”
Üç dakika… sadece üç dakika sonra, biri daha tarihten silinecekti. Ama bu şehirde kimse tarihe kazınmaz zaten. Burada herkes unutulur.
Kırmızı saatin camındaki yansıma bana baktı. Sanki gözlerimdeki öfkeyi geri yansıtıyordu.
Bazen düşünüyorum… intikam ne kadar sürmeli? Onu hak eden ölene kadar mı, yoksa sen tamamen bitene kadar mı?

Ben Asena.
Örgütte bana “Hayalet” derler. Çünkü beni kimse görmeden ölür.
Ama aslında… içimde ölen bir hayaletim ben.
Yedi yıl önce, o gece… bir yangınla her şeyim kül oldu. Annem, babam, küçük kardeşim… hepsi. Ve o yangını çıkaran adam, şimdi örgütün en üstünde oturuyor. Ben de onun için çalışıyorum. O bunu bilmiyor.
Ama ben her görevi onun tahtını biraz daha sarsmak için yapıyorum.
Benim intikamım, sabırla işlenmiş bir sanat.

Telsiz tekrar ses verdi. “Asena, dinle. Bu hedef özel. Dokunmadan önce konuş.”
Benim kaşlarım hafifçe çatıldı. Örgüt, konuşmamı istediğinde genelde bir tuzak olurdu.
Konuşmak, duyguyu getirir. Duygu, ölümü yavaşlatır.
“Anlaşıldı.” dedim sadece.
Silahımı montumun içine gizledim, başımı kapüşonla örttüm. Ayakkabımın altındaki su, sessizce yankılandı.
Sokağın sonundaki binaya yöneldim. Beton duvarlarda sprey boyalar, kırık tabelalar, çatlamış bir camdan süzülen loş ışık… bu şehir benim aynamdı.

Merdivenlerden yukarı çıkarken kalbim garip bir ritim tuttu. O kadar çok öldürmüştüm ki artık kalbimin bile hangi ritimde atması gerektiğini unutmuştum.
Kapıyı açtığımda o oradaydı.
Hedefim.

Uzun boylu, siyah montlu, elleri cebinde. Yüzünü göremiyordum ama nefes alışındaki sakinlik beni rahatsız etti.
“Kim gönderdi seni?” dedi, sanki beni bekliyormuş gibi.
Sesinde korku yoktu, sadece merak.
“Ölmeden önce bunu bilmen gerekmiyor.” dedim.
Ama o gülümsedi.
“Ben zaten seni bekliyordum, Asena.”

O an dizlerimin altındaki zemin kaydı.
Nasıl…?
İsmimi biliyordu.
Silahımı kaldırdım. “Kimsin sen?”
Adam bir adım öne çıktı, yüzü ay ışığına vurdu. Gençti. Belki otuzlarında. Gözleri griydi ama içinde tanıdık bir kırgınlık vardı.
“Ben de senin gibi bir hayaletim.” dedi.
“Ve bu şehir… artık bizi öldürmek istiyor.”

Sustuk.
Saniyeler ağırlaştı.
Gözlerindeki o bakış, yıllardır aynaya her baktığımda gördüğüm şeydi: tükenmişlik.
Telsizim yine çıtırtı yaptı. “Vur onu, Asena. Emir geldi. Şimdi!”
Ama parmağım tetiğe gitmedi.
Bu adamda başka bir şey vardı.
O anda içimde bir şey kırıldı.
“Kim olduğunu söyle.” dedim.
Adam bir adım daha attı.
“Ben Göktuğ.” dedi.
O ismi zihnimde yankılandı.
Göktuğ.

Yedi yıl önceki dosyalarda o ismi görmüştüm.
Yangının çıktığı gece, kayıtlarda bir tanık vardı. Ama sonra o tanık ortadan kaybolmuştu.
Şimdi karşımda duruyordu.
Ve örgüt onu öldürmemi istiyordu.

“Sen…” dedim boğazım düğümlenerek, “sen o gece oradaydın.”
O başını eğdi. “Ve senin aileni kurtaramadım.”

Silahım elimde titredi.
İçimdeki intikam ateşiyle pişmiş tüm yıllar, bir anda anlamını yitirdi.
“Beni neden bekliyordun?”
“Çünkü sıra bana geldiğini biliyordum. Ama önce sana gerçeği anlatmam gerek.”
Telsiz yine cızırtıyla bağırdı: “Asena! Emir emirdir! Vur dedik!”
Bir anda öfke parladı içimde.
Kırmızı saatin sesi dışarıdan yankılandı — tik tak, tik tak…
Zaman bana acımasızca gülümsüyordu.

“Gerçek ne?” diye sordum.
Göktuğ başını kaldırdı.
“Yangını ben çıkarmadım. Ama kim çıkardı biliyorum. Ve o kişi hâlâ seni izliyor, Asena.”

Telsizi söküp yere fırlattım.
“Kim?”
O sessizce yaklaştı.
“Senin emir aldığın kişi. Kod adı: Ağaçkakan.”

O isim beynimde bir bomba gibi patladı.
Ağaçkakan… benim doğrudan bağlı olduğum üst.
Beni eğiten, bana hayatımı yeniden kurmayı öğreten kişi.
O… ailemi öldürmüştü?

Bir anda dünya sessizleşti.
Yağmur bile susmuş gibiydi.
Göktuğ’un sesi kısık ama netti.
“Bu gece beni öldürürsen, gerçek asla açığa çıkmayacak.”
“Peki ya seni bırakırsam?”
“Birlikte hepsini yakarız.” dedi.
Gözleri parladı.
“Bizi kimse izleyemeyecek kadar büyük bir yangın çıkarırız.”

Kırmızı saatin altında yemin ettim o gece.
Beni yetiştirenleri yakacağıma, içimdeki Asena’yı bile kül edeceğime yemin ettim.
Tetiği indirdim.
“Git.” dedim.
“Şimdilik.”
Göktuğ başını salladı.
“Görüşeceğiz.”

Kapı kapandığında şehir derin bir nefes aldı sanki.
Ben ise o nefesi tutmaya devam ettim.
İntikamın yönü değişmişti artık.
Artık hedef ben değildim.
Hedef, bütün o kırmızı saatleri kuranlardı.

Ve o an…
cep telefonuma bir mesaj düştü.
“Güzel işti, Asena. Temizledin mi?”
Gönderen: Ağaçkakan

Gözlerimi kapadım.
Ellerim titredi.
“Henüz değil.” yazdım.
Sonra telefonu cebime koydum ve karanlığa karıştım.

Yağmur durmamıştı.
Ama artık ben de o yağmurun bir parçasıydım.
Kirli, sessiz, ama durdurulamaz.

---

🩸 1. Bölüm Sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…