6. bölüm / 7
Tek Part SerilerSonbahar Müzikali Seri 3
Bölümler 7Şu an: Sonbahar Müzikali Seri 3
Yazıldığım Tarih: 1 Eylül 2014
Her mevsimin kendine has, dokunaklı bir büyüsü vardır ama sonbahar bambaşkadır. Yaprakların sarıya çaldığı, rüzgarın teni tatlı tatlı serinlettiği şu eylül günlerinde müzik dinlemek insana o kadar iyi geliyor ki... Hani derler ya, Müzik ruhun gıdasıdır diye, tam olarak öyle bir his. O gün hava çok güzeldi oysa.ailemle ile birlikte çoktan otele geçmişti. Resepsiyondaki giriş işlemlerini hızlıca yapıp oda anahtarını aldıktan sonra yukarıya, odamıza çıktık. Yolculuktan dolayı hepimiz çok yorgunduk. Hemen yerleşip hazırlandım ve yatağa yattım; içimde yine de bastıramadığım tatlı bir heyecan vardı.Ertesi gün sabahın erken saatlerinde uyandık. İlk önce ben duşa girdim, çıkıp üzerimi giyinerek hazırlandım. Ardından ailem sırasıyla duş aldı ve onlar da kısa sürede hazırlandılar. Hep birlikte otelin kahvaltı salonuna gittik. Açık büfeden kahvaltılıklarımızı alıp masamıza geçtiğimizde, salonda birini gördüm... Galiba sadece benzettim diye düşündüm; hani derler ya, insanlar çift yaratılmıştır, kesin ünlülere benzeyen o kişilerden biridir diyerek üzerindeki şaşkınlığı attım ve kahvaltıma devam ettim. Babam kahvaltısını bitirdiğinde anneme anlamlı bir bakış attı ve sessizce yerinden kalktı. Ne olduğunu anlamak için anneme baktığımda ise bana hafifçe göz kırptı. Annem ve ben de kahvaltımızı bitirdikten sonra masadan kalkıp oradan ayrıldık.Yaklaşık 2 saat sonra stüdyoya geldiğimizde, heyecanla etrafa bakındım. Büyük kapıdan içeriye girdim ve seyirciler arasında bize ayrılan özel yere geçtim. Stüdyo yavaş yavaş, kalabalıklaşarak dolmaya başlamıştı... İçimde tarif edemediğim, garip ve heyecanlı bir his vardı. Nabzımın hızlandığını hissedince anneme ve babama haber verip, diğer insanların dikkatini çekmeden yanlarından usulca geçtim. Vakit kaybetmeden lavaboya giderek rutin işlerimi hallettim; ellerimi, yüzümü buz gibi suyla yıkayıp üzerimi iyice düzelttim. Aynadaki yansımama bakıp derin bir nefes aldım. Yarışma başlamadan ve stüdyoya geri dönmeden hemen önce, sanki tanıdık birini görür gibi olup koridorun o tarafına doğru ilerledim. Orada konuşan birileri vardı ama hiç ses etmeden, dikkat çekmeden tam yanlarından geçtim. Tam o esnada stüdyodan güçlü bir anons sesi yükseldi... Görevli yüksek sesle
-Nazlı Sönmez dedi. Duyduğum isimle kalbim yerinden çıkacak gibi oldu, yavaşça içeriye doğru adımladım ve heyecanla yutkundum.
Sadece izlemek için gelmiştim. Salonda ve sahnede sanki kimse yokmuş, koca stüdyoda yapayalnızmışım gibi düşündüm.
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım.

Şarkımı söyleyip bitirdiğimde jüri çoktan bana doğru dönmüştü. Annemle babam ekranın arkasından şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Bense o an, oraya nasıl gelip çıktığıma dair en ufak bir fikrim yoktu...
Ta ki arkamdan bir ses gelene kadar. Kılık değiştiren kişileri ilk anda pek tanıyamadım ama tam dibime kadar sokulmuşlardı.
Esin=Acılar, güzel olacak
Yürek hep de şanslı değil bir üzen olacak
İkimiz senle neyi çözemedik
O da tek taraflı değil bir gülen olacak
İklim=Bu kapıdan ilk giren aşık olacak
Sözüne de özüne de sadık olacak
İkimize bu tabiat aşık olacak
Sıramı bekliyorum
Esin=Hayat aynı gökteki gibi, uçuyor anılar
Beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar
Ne yazık ki çerçeve değil, resim arıyorum
Bu seferki zorlama değil, seni seviyorum
Esin=Acılar, güzel olacak
Yürek hep de şanslı değil, bir üzen olacak
İkes=İkimiz senle neyi çözemedik
O da tek taraflı değil bir gülen olacak
Bu kapıdan ilk giren aşık olacak
Sözüne de özüne de sadık olacak
İkimize bu tabiat aşık olacak
Sıramı bekliyorum
Ah, hayat aynı gökteki gibi, uçuyor anılar
Ah, beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar
Ne yazık ki çerçeve değil, resim arıyorum
Bu seferki zorlama değil, seni seviyorum
Şarkının son notasını basıp bitirdiklerinde jüri üyeleri koltuklarında kahkahalara boğuldu; şaşkınlıkla karışık bir gülüşmeyle bizleri izliyorlardı. Şarkının hemen ardından iki kılık değiştirmiş tip arasında komik bir atışma başladı, ben de durur muyum? Hiç vakit kaybetmeden aralarına girip lafa atıldım!
İklim= Neyin içine düştüm bilmiyorum valla...
Esin= Derede süzülüyorum kanka şu an!
Nazlı= Süzek misin acaba? Derede süzüleceğine düz gitsene be adam!
İklim= Vurma! Ciğer kalmadı zaten!
Nazlı= Ofsayta mı düştün hayırdır, ne bu haller?
Esin= Aşkı da mı ofsayta karıştırdın yani şimdi?
Şarkının bitimiyle birlikte jüri kahkahalara boğulurken sahnedeki eğlenceli atışmaya dahil olmam stüdyoyu ve seyircileri kahkahaya boğdu. Kulisteki ailemin şaşkınlığı kameralara yansırken, yarışmanın ciddiyeti yerini adeta bir komedi sahnesine bıraktı.
Jüriler şaşkınlıkla birbirine bakış attı. Ben ise içimdeki sesi dinlemiş ve net kararımı vermiştim.
Nazlı= Onur abiyi seçtim! Onun takımında olacağım.
Esin= Üçümüz aynı takımdan olalım o zaman!
Onur= Ne?! Biriniz yeterdi ya! Nazlı, sen gel sadece.
İklim= Ya olmaz, ben de geleyim!
Nazlı= Ben karışmam valla, aranızda halledin.
Hande= Ama ya... Tavladı iki dakikada kızı!
Hande’nin lafıyla şaşkınlığım katlandı, gözlerim kocaman açıldı.
Nazlı= O öyle mi denir ayh?!
Miraç= Ama yani...
Mirza= Hande ne ettin sen ya! Küçücük, fındık kadar kıza öyle mi denir?
Nazlı= Küçülüp cebine mi gireyim? Fındık kadar ne ya?!
Miraç= Harbi Mirza, "kuş" deseydin daha doğru olurdu.
Nazlı= Çik çik öteyim de tam eksik kalmasın bari!
Tam o sırada sahneye biri daha çıktı. Başımı yana çevirdim; sunucudur diye düşündüm ama... Adam bir anda önümde diz çöktü ve cebinden çıkardığı kadife kutuyu açtı. İçinde parıl parıl parlayan bir kolye vardı.
Mert= Benimle bir ömür yanımda olur musun?
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktığımda dona kaldım. Mert Kandemir’di bu! Başımı çevirdiğimde Onur abinin kaşlarını hışımla çattığını gördüm. Nedenini pek anlayamadım ama Onur abi bir anda jüri koltuğundan fırlayıp koşmaya başladı!
Mert hemen yerden kalktı, sırıtarak kolyeyi boynuma takıverdi. Onur abi sahneye varır varmaz Mert yandan kaçmaya başladı. Mert, Onur abi, ben, Esin ve İklim... Hepimiz bir anda kendimizi sahnenin ortasında, etrafımızda dönen bir kovalamaçanın içinde bulduk.
Çaresizce salondaki annemle babama baktım, ellerimi iki yana açtım
Ben neyin içine düştüm? dercesine baktım...Mert aniden adımlarını yavaşlatıp koşmayı bıraktı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu... Onur , Mert'in pes ettiğini sanmıştı; ancak yanılıyordu. İkisi de oldukları yerde kalakaldı derin nefes alıp verdi... Mert, Onur'a döndü.
Mert=Seviyorum onu!
Onur= Sevemezsin, izin vermem!
Mert= Ben onun çocukluğuyum, sen ise sadece bir yabancı!
Onur= Hah! Her yenilik yeni bir başlangıçtır!
İkisi bir anda tempoyu artırıp ritme girerek şarkıyla atışmaya başladılar:
Mert=Eski dostun yeri başka, çocukluktan bu yana, vermem seni ellere, dert olursun onlara!
Onur=Yabancı desen de bana, sahne benim kural benim,Nazlı artık benim , çekil yoldan derim!
Ben hâlâ şaşkınca bakıyordum; burası bir müzik yarışması mıydı, yoksa kendimi abartılı bir müzikal tiyatronun ortasında mı bulmuştum? Neler oluyordu böyle? Derin bir iç çektim, koşuşturmayı kesip Onur abi ile Mert’in tam ortasına geçip durdum.
Nazlı= Ay siz ne yapıyorsunuz?! Bir kız için değer mi böyle didişip atışmaya? Ayrıca Mert, sen nereden çıktın allah aşkına?!
Mert= Senin için her şeye değer... Sana sürpriz yapmak istedim. Mevsim anne ile İlker baba geleceğimi zaten biliyordu, sadece kolyeyi bilmiyorlardı.
Olduğum yerde kalakaldım, şaşkınlıktan dilim tutulacaktı neredeyse.
Nazlı= Anne, baba demek için biraz erken değil mi Mert? Biz daha 15 yaşındayız!
Mert= Sorun değil güzelim, her anın tadını çıkarmak gerekiyor sadece...
Uzaklardan gelen tekinsiz sesle aniden uyanan..Nazlı aniden yataktan sıçrayarak doğruldu .Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu.Nazlı Komidine uzanıp küçük su şişesini aldı, kapağını açıp kafasına dikti. Şişeyi kapatıp yerine koyarken söylenmeye başladı
Nazlı=Lan... O nasıl rüyaydı öyle?
Gözlerini ovuşturup duvardaki saate baktı. Akreple yelkovan 11:30’u gösteriyordu. Kaşlarını çattı. Şaşkınlığı gitgide büyüyordu;
Nazlı= Ne kadar derin uyuduysam artık... Rüyamda müzikal giriş yaptık resmen!
Yataktan kalkıp gardırobuna doğru ilerledi. Dolap kapağını açıp aceleyle günlük kıyafetlerini seçti ve üzerindeki geceliklerden kurtulup hızlıca giyindi. Aynadaki solgun aksine bakmadan dolabı kapattı ve gergin adımlarla odadan çıktı.Loş koridorda düz ilerleyip sola döndü ve banyoya girdi. Sabah rutinlerini telaşla halledip ellerini ve yüzünü soğuk suyla iyice yıkadı; suyun tenindeki ürpertisiyle kendine gelmeye çalışıyordu. Yüzünü havluyla kurulayıp adımlarını dışarıya, evin sessizliğine doğru yönlendirdi.
Sakin adımlarla etrafa bakınarak sağ çaprazdaki salona doğru ilerledi. Annem'le babam salonda oturmuş kahvaltı yapıyorlardı. Masaya yaklaşıp boş bir sandalye çekti ve sessizce oturup kahvaltısına başladı.
Evi kaplayan o sakin sessizliği babam bozdu.
İlker= Kızım, rahat uyudun mu?
Ağzındaki lokmayı yutup çayından küçük bir yudum aldı Nazlı.
Nazlı= Baba, rahat uyumak ne kelime? Biraz fazla derin uyumuşum sanırım.
İlker= Ne güzel işte, iyice dinlenmiş oldun.
Nazlı= Aslında o kadar da yorgun değildim ama...
Mevsim= O yüzden mi bu kadar derin uyudun kızım?
Nazlı= Sanırım öyle oldu... Neyse, size afiyet olsun. Ben biraz bahçeye çıkacağım.
Nazlı masaya uzandı peçeteyi aldı ağzını sildi, yerinden kalktı. Annesiyle babasına son bir bakış atıp yanlarından ayrıldı.Adımları onu sessizce banyoya yönlendirdi.Aynadaki solgun aksine bakmadan lavabonun musluğunu açtı, yüzünü yıkadı su tenine değindi de sakinleştirici. Havluya uzanıp kurulandıktan sonra, banyodan çıkıp koridorun loş ışığında dış kapıya doğru ilerledi. Ayakkabılıktan ayakkabılarını aldı, kapı anahtarını çevirip dışarı adımını attı. Eğilip ayakkabılarını giydi, arkasından kapıyı kapattı. Altı adım atıp bahçe merdivenlerinden aşağı indi. Sonbaharın o tatlı, serin esintisi yüzüne vururken bahçedeki ahşap salıncağa doğru yürüdü. Salıncağa oturup yavaş yavaş sallanmaya başladı. Sarı yapraklar etrafında uçuşurken kendi kendine fısıldadı.
Nazlı= Annemle babamdaki bu gizemli tavırlar da neyin nesiydi şimdi? Yol yorgunuyum diye uykuya daldım ama... Ben yaşadığım anları mı rüyamda gördüm, yoksa kafam mı iyice karıştı?
Salıncağın hareketini aniden durdurdu. El alışkanlığıyla boynuna gitti eli. Göğsünün üzerindeki zincirli kolyeyi düzeltirken birden donakaldı, kaşlarını hışımla çattı.
Nazlı= Bir dakika ya... Bu kolye! Ben bu kolyeyi az önce rüyamda gördüm! Mert takmıştı boynuma, evet ama... Gerçek hayattaki ortam rüyamdaki gibi patırtılı gürültülü değildi ki. Peki o rüya neydi o zaman? Gerçek ortamı rüyamda kafama göre hayal edip müzikale çevirdim diye mi gördüm acaba?
Parmakları istemsizce boynundaki soğuk metale gitti. Zihni, rüyanın o kaotik melodileri ile şu anki sessizliğin arasında sıkışıp kalmıştı. Gerçeklik ve hayal birbirine karışırken, kalbinin ritmi hızlandı.
Nazlı salıncaktan indi, çite doğru ağır adımlarla ilerledi. Ahşap posta kutusunun kapağını açtı. İçindeki zarfı alıp kapağı kapattı.
Zarfı dikkatle açtı ve içindeki mektubu çıkardı.
Nazlı'm, gülüşü güzel prensesim... Seninle olduğum her vakit benim ömrüme ömür katıyor. İyi ki hayatıma girdin, iyi ki hayatıma anlam kattın. Seni çok seviyorum.
Mert’ten gelen bu mektubu okurken yüzünde sıcacık bir tebessüm belirdi. Mektubu özenle katlayıp cebine koydu.
Başını kaldırdığında bahçe kapısının önünde birinin durduğunu gördü. Bahçe kapısını açtı; gelen Mert’ti. Göz göze geldikleri o salise, zihnindeki tüm sis perdesi aralandı.Sonra o an anlamıştı...
Bu kolyeyi ona nerede taktığını hatırladı; o unutulmaz doğum gününde, mumların ışığı yüzünü aydınlatırken boynuna dolamıştı. Mert'in karşısındaki canlı varlığı, kolyenin tenindeki soğuk dokunuşuyla birleşince, geçmişin sıcaklığı bir anda göğsüne oturdu. Gözleri dolarken, zamanın o en mutlu anında durduğunu hissetti.
Aralarındaki o birkaç adımlık mesafeyi kapatıp Mert’e yaklaştı ve sımsıkı sarıldı. Biraz geri çekildiklerinde aralarında hâlâ çok tatlı, edep dolu bir mesafe vardı.
Mert= Seni seviyorum prensesim.
Nazlı= Seni seviyorum prensim.
Mert= Hayatıma bir güneş gibi doğdun...
Aynı mahallede, aynı sokaklarda çocuklukları birlikte geçmişti. Sokak aralarında koşturdukları, dizlerini kanattıkları o çocukluk yılları geride kalmış; yaşları aldıkça, lise yıllarına adım attıkça aralarındaki o masum arkadaşlık derin, karsılıksız ve sıcacık bir aşka dönüşmüştü.
Etraftan komşuların, mahallelinin tatlı alkış ve ıslık sesleri yükseldi ama ikisi de dünyayı unutup sadece birbirlerinin gözlerinin içine sevgiyle baktılar. Nazlı başını Mert’in omzuna yasladı. Avucunun içini Mert'in göğsüne koyduğunda onun güçlü kalp atışlarını hissetti. Kalbinin ritmi hâlâ hızlıydı ama bu hız artık korkudan ya da heyecandan değil; içini tıka basa dolduran o yoğun, tarif edilmez mutluluktandı.
Mert derin bir nefes alıp verdi. Nazlı’nın saçlarından öptü, ona sımsıkı sarıldı. Kalbinin ritmini sakinleştirmek istercesine elini Nazlı’nın sırtında gezdirdi, sırtını yumuşakça okşadı. Çenesini Nazlı’nın başının üzerine yaslayarak, onu dünyadaki tüm kötülüklerden korumak istercesine kendine siper etti.
— SON —
Kelime=1796
Bölüm etkileşimi
