4. bölüm / 7
Tek Part Serilerİlkbahar Neşesi Seri 1
Bölümler 7Şu an: İlkbahar Neşesi Seri 1
Yazdığım Tarih: 29 Şubat 2012
Bugün kendimi çok farklı hissediyordum. Bir yanım nedensiz bir neşeyle kıpır kıpırdı, diğer yanım ise derin düşüncelerin içinde sürüklenip duruyordu. Her mevsimin kendine has bir başka güzelliği vardı şüphesiz; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış... Bu dört mevsimin ve doğanın sunduğu her anın bazen kıymetini bilmek gerekiyordu.
Gündüzleri pencereden içeri süzülen ışıkla birlikte bulutların süzülüşü, kuşların neşeli cıvıltıları, sokaktaki kedilerin sevimli sesleri ve köpeklerin uzaktan gelen havlamaları sanki kendi arasında gizli bir ritim tutuyor gibiydi. Geceleri ise gökyüzünde aniden kayan bir yıldızın peşine takılıp sessizce bir dilek tutardın; neşeli ama bir o kadar da düşünceli o atmosferin tam ortasında...
Tam doğanın bu garip ritmine darmadağınık düşüncelerle dalmışken, komidinin üzerindeki telefon aniden çalmaya ve masayı zangır zangır titretmeye başladı. Arayan, mahalleye ve hayatıma dair her detaydan haberdar olan en yakın arkadaşım Eda’ydı. Ada, derin bir nefes alıp yatağından komidine doğru uzandı. Telefonu eline alıp ekranı kaydırarak kulağına götürdü.
Eda= Nihayet açtın şu telefonu!
Ada=Sakin mi olsan acaba?
Eda=Sakinim ama seni merak ettim! Seninkini dışarda gördüm de az önce...
Ada gözlerini devirerek tavana baktı. Yüzünde hem bıkkın hem de hafif bir tebessüm belirdi.
Ada=Benimki falan değil o Eda.
Eda=Ada, biraz fazla naz yaptın sanki kızım ya?
Ada=Naz yapmıyorum! Hem normal değil mi? Biraz kendine çeki düzen versin bir zahmet.
Eda=Biraz kıskanç, biraz da çok meraklı işte...
Ada=Sen onu gel benim külahıma anlat!
Ada cümlesini henüz tamamlamıştı ki koridordan gelen gür bir ses evin duvarlarında yankılandı.
Ozan=ADAAAA!
Eda telefonun diğer ucunda yüzünü buruşturup kulağını ahizeden uzaklaştırdı.
Eda=O ses neydi aq?
Ada=Ejderha kükredi.
Eda=Öz abine de ejderha demek ayrı bir güzelmiş hani.
Ada=E ne yapayım edoş? Kükleyen yanardağ diyecek halim yok ya!
Eda=He gi, doğru diyon...
Ada bir an duraksadı, kaşlarını kaldırıp telefona şaşkınlıkla baktı.
Ada= La şive kaydı aq! Mahalle teyzesinin huyu mu girdi len içine?
Eda= He gardaş!
Ada=Lan... Bir sen normaldin aramızda!
O sırada abisi Ozan, koridorda sabırsız adımlarla yürüyerek tekrar bağırdı. Ada off çekerek telefonu kapattı, hızlıca cebine koydu. Yataktan kalkıp üstünü başını düzeltti. Odadan çıkıp koridorda düz ilerledi, sağa döndü ve hafif sola kıvrılarak salona ulaştı. Abisine doğru dik dik baktı.
Ada=He abi? Dumanı tüten tren gibi ne fokurdadın be!
Ozan=Kaç saattir sana sesleniyorum kızım! Odanda ne yapıyorsun sen?
Ada= Hiç... Her zamanki şeyler işte.
Ozan=Geç kalma da bir çay koy da içek.
Ada ellerini beline koyup abisine doğru bir adım yaklaştı.
Ada=Karşında uşak yok senin! Git kendin doldur çayını!
Ozan kaşlarını çatıp kardeşine tepeden baktı.
Ozan=Ada! Dağa mı çıktın haberim yok?
Ada=Çay ile dağın ne alakası var abi?
Ozan=Boyundan büyük laf söylüyorsun bücür, ondan!
Ada=Ben bücür değilim bir kere! Sen kendine bak sırık fasulyesi! Senin yanında herkes bücür gibi gözüküyor zaten!
Diğer tarafta, şehrin bir başka köşesindeki öğrenci evinde tatlı bir telaş ve gerilim hâkimdi. Kuzey ile Oğuz aynı evi paylaşan iki yakın arkadaştı. O sırada Oğuz, elindeki telefona kilitlenmiş halde salonun ortasında bir sağa bir sola volta atıp duruyordu. Ada’yı her aradığında hattın meşşgule düşmesi ya da açılmaması canını iyice sıkmıştı. Adımlarını hızlandırarak kendi kendine söylenmeye başladı.
Oğuz=Ada aç şu telefonu gözünü seveyim ya... Aç artık!
Koltukta oturmuş olan Kuzey, Oğuz’un bu hallerine daha fazla dayanamayarak ona ters bir bakış attı.
Kuzey=Oğuz dur lan artık, başım döndü valla!
Oğuz aniden durdu, arkasını dönüp Kuzey’e dertli dertli baktı. Yüzünde hem çaresizlik hem de hafif bir öfke vardı.
Oğuz=Kuzey zaten canım burnumda, uğraşma benimle! Zaten Ada da telefonu açmıyor bir türlü!
Kuzey oturduğu yerde doğrulup tek kaşını kaldırdı.
Kuzey=Ne halt ettin de kızın canını sıktın yine?
Oğuz mahcup bir şekilde ensesini kaşıdı.
Oğuz= Birazcık bunalttım galiba... Nereye gidiyorsun, sonra tek gitme beraber gidelim, benim sevdiğime bakmasınlar falan diye darladım biraz. Sonra da...
Kuzey=Sonra ne?
Oğuz=Şey... Evlenelim dedim.
Kuzey duyduğu lafla gözlerini açıp kahkahayla karışık bir şaşkınlıkla arkadaşına baktı.
Kuzey=Ozan’ın huyunu bilmiyor musun sen! Ayrıca Ozan seni dövmediğine şükret be adam! Çünkü sen kardeşim dediğin adamın öz kardeşine yan gözle baktın! Ada seni sevse bile abim kızar dedi, kızı zor ikna etmiştin, hatırlamıyor musun? O yüzden o kız sana hemen verilmez, çok beklersin daha! Ayrıca kız daha 18 yaşına bile girmedi, aranızda 3 yaş var.
Oğuz iç çekerek başını önüne eğdi ama sevgisinden de geri adım atmadı.
Oğuz=Haklısın da seviyorum, ne yapayım? En azından bir nişan olur, sonra evleniriz, bir şey olmaz ki...
Kuzey ayağa kalkıp arkadaşının omzuna pat pat vurdu.
Kuzey=Bu işler karşılıklı olmalı oğlum. Git önce kızın gönlünü al, bu kadar darlama kızı!
Oğuz=Arıyorum arıyorum açmıyor ki... Eve mi gitsem acaba?
Kuzey=Bir zahmet yani! Git de yüz yüze helallik al kızdan.
Kuzey’in akıl vermesi üzerine Oğuz hemen üzerini giyinip hızlı adımlarla evden çıktı.
Aynı saatlerde Ada ve Ozan’ın evinde ise sessizlik hâkimdi. Babaları iş seyahatine çıkarken anneye de bir değişiklik olsun diye onu yanına almış, iki kardeşi evde baş başa bırakmışlardı. Oturdukları ev geniş ve konforlu bir dubleks daireydi. Bütün düzen iki kardeşin rahatlığına göre kurgulanmıştı. Anne ve babanın odası ile mutfak alt kattaydı; üst kata ise şık bir merdivenle çıkılıyordu.
Ada’nın odası üst kattaydı. Ders çalışırken, sınav haftalarında ya da hasta olduğu zamanlarda aşağı kata hiç inmek istemezdi. Odasından çıktığında doğrudan küçük ama oldukça geniş, tam onun sevdiği gibi şirin bir balkona geçiliyordu. Odasının iç tasarımı da oldukça kullanışlıydı; yatağının tam karşısında iki ayrı gardırobu olan giyinme odası yer alıyordu. Dolabın birinde günlük kıyafetleri, diğerinde ise elbiseleri duruyordu. Giyinme odasının çaprazında kendine ait banyosu vardı.
Koridorun tam karşısındaki oda ise abisi Ozan’a aitti. Ozan’ın odasında da kendi giyinme odası ve banyosu bulunuyordu. Ayrıca erkeklerin huyunu bilirsiniz işte; Ozan’ın bazen spor yapmak, bazen de saatlerce oyun oynamak için kullandığı özel bir odası daha vardı. Ozan çok geniş balkonları pek sevmezdi ama üst katta iki ayrı balkon bulunuyordu. Ozan kardeşine karşı çok karışan, onu sıkan bir abi değildi. Aralarındaki atışmalar hayatın tuzu biberiydi. Fakat iş Oğuz konusuna geldiğinde Ozan son derece tutarlı ve sert bir duruş sergilerdi. Adayı korumak onun birincil göreviydi. Oğuz en yakın arkadaşı olsa bile onun ne kadar tez canlı, kıskanç ve patavatsız olduğunu çok iyi biliyordu. İçinden belki ileride adam olur diye umut etse de pek sanmıyordu.
O sırada oda içerisinde hafifçe iç çeken Ada, üstünü başını değiştirip hazırlandı. Kafa dağıtmaya çok ihtiyacı vardı. Odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indi. Abisinden dışarı çıkmak için izin alıp ayakkabılarını giydi ve kapıyı açıp evden çıktı. Merdivenlerden aşağı doğru indi, düz ilerleyip bahçe kapısını açtı ve arkasından kapattı. Sağa dönüp bir süre düz yürüdükten sonra sola kıvrıldı. Yokuş aşağı inen merdivenleri teker teker geçip düz ilerledi ve tekrar sola döndüğünde tam karşısında Oğuz’u buldu!
Oğuz, Adayı görür görmez gözlerinin içi parlayarak hızlı adımlarla ona doğru ilerledi ve iyice yaklaştı.
Oğuz=Güzelim...
Ada=Oğuz?
Oğuz=Oğuz mu? Hani aşkıma ne oldu?
Ada hafifçe çenesini kaldırıp gözlerini devirdi.
Ada=Çok beklersin!
Oğuz mahcup bir tavırla ellerini cebine soktu, mahalle arasında kimse görüyor mu diye etrafa kısa bir bakış atıp Ada'ya döndü.
Oğuz=Ada özür dilerim ya... Seni bunalttım biliyorum ama ne yapayım, seviyorum seni!
Ada=Ama çok darlıyorsun ya!
Oğuz=Söz, bir daha yapmayacağım.
Ada=O kadar kolay gönlümü alamazsın yalnız!
Oğuz=Telafi edeceğim, söz veriyorum... Yeter ki Ozan duymasın, valla beni fena benzetir!
Ada yüzünde beliren hafif tebessümü gizlemeye çalışarak tek kaşını kaldırdı.
Ada= Kuzey abi seni yola getirmiş sanırım, böyle konuştuğuna göre?
Oğuz=Aynen...
Sokaktaki konuşmanın ardından aralarındaki buzları eritmek için mahallenin en yakın pastanesine gittiler. Garsona siparişlerini verdikten sonra pencere kenarındaki masaya geçip oturdular. Oğuz, masanın üzerindeki ellerini kenetleyip hayran dolu bakışlarla Adaya baktı.
Oğuz=Her zamanki gibi çok güzelsin ama... Bugün ayrı bir güzel olmuşsun.
Ada=Teşekkür ederim...
Oğuz=Ada, ben seni çok seviyorum. Biliyorum büyük hata yaptım ama ne yapayım? Senden bir kere bile ayrı kalmak bana çok zor geliyor... Ama seni bekleyeceğim. Bir daha seni böyle darlamak yok, tamam. İster kız, ister bağır çağır, gıkım çıkmaz valla! Yeter ki benden ayrı durma.
Ada duydukları karşısında hafifçe şaşırarak ablası edasıyla gülümsedi.
Ada=Oğuz, beni gerçekten şaşırttın. Bazen öyle vurdum duymaz oluyorsun ki ama...
Oğuz=Gerçeğin farkına vardım güzelim, merak etme sen.
Tam o sırada garson sipariş ettikleri tatlıları ve dumanı üstünde tüten çayları masaya getirdi. Bir yandan çaylarını yudumlayıp bir yandan tatlılarını yerken uzun uzun sohbet ettiler. Sohbetin ardından Oğuz kasaya geçip hesabı ödedi ve birlikte pastaneden ayrıldılar.
Mahalle yoluna doğru yürürken tam köşede karşılarına Eda çıktı. Eda ikisini yan yana görünce ellerini beline koyup muzip bir tebessümle önlerini kesti.
Eda=Ooo, çifte kumrular!
Ada=Ay Eda...
Eda=Sizi gidi sizi! Bir de bana telefonda trip atıyordun, gördük işte yan yana!
Oğuz=Eda... Ada haklı bu konuda.
Eda şaşkınlıkla gözlerini açıp bir Oğuz’a bir Aday'a baktı.
Eda=Ana gi! Oğuz’a ne oldu böyle?
Ada= Kendine geldi en sonunda.
Eda=Vay be! İnatçı keçi gitti, yerine Mecnun geldi resmen!
Ada=Yani, doğru valla!
Oğuz içinden gelen sevgiye daha fazla engel olamayarak kolunu Adanın omzuna attı, onu kendine doğru çekip aniden yanağından öptü. Ada neye uğradığını şaşırarak hızla etrafına bakındı ve Oğuz’u hafifçe itekledi.
Ada=Oğuz! Ne yapıyorsun? Gören olacak şimdi!
Oğuz=Sen benim güzelimsin, görenler de anlasın zaten!
Ada=Biz şu an mahallenin aşağısındayız yalnız! Abim bir gelirse görürsün anlama olayını!
Oğuz=Ben bir yolunu bulurum...
Oğuz ve Ada, Eda’nın yanından ayrıldıktan sonra yürüyerek evin önüne gelirler. Bahçe kapısından içeri adım attıkları sırada, üst kattaki pencereden dışarıyı izleyen ikiliyi fark eder. Kaşlarını çatıp hızla aşağı iner ve dış kapıyı hışımla açar.Ozan Gür bir sesle
Ozan=Lan eşek herif!
Oğuz ve Ada yerlerinden sıçrar. İkisi de aynı anda korkuyla Ozan’a döner.
Oğuz=Lan sen de bir alışamadın şu duruma!
Ozan=Lan neyine alışayım! Arkadaşım, kankam dediğim adam gelmiş öz kardeşime öküzün trene baktığı gibi bakıyor! Süzekli kepçe seni!
Oğuz=Tombul yanaklı dört göz!
Ozan=Lan...!
Ada , Ozan'ın ve Oğuz'un arasına girerek ellerini sallar.
Ada=Ay yeter! Kedi köpek gibi didişip durmayın ya! Hem bu ne biçim lakaplar böyle?
Ozan=Vallahi hiç masum ayağına yatma Ada! Ejderha kükredi, dumanı tüten tren geliyor diyen sendin telefonda!
Ada=Sen beni mi dinledin süzgeç kulaklı!
Oğuz,Ada'ya Şaşkınlıkla Adaya bakar.
Oğuz=Ada bu nasıl lakap kızım? Yanardağ ateşi mi kaçtı senin içine?
Ada=Ay ne alakası var, tövbe yarabbim ya! Sen abime tombul yanaklı dört göz diyorsun, abim sana süzekli kepçe diyor; gele gele benim söylediğim lakaba mı takıldınız?
Oğuz=Güzelim! Allah aşkına şu tombul yanaklıdan nasıl ejderha çıksın? Bizim Seçkin’i koysan ondan daha iyi ejderha olur! Sırık kadar boyu, türlü türlü huyu var maşallah!
Ada Gülerek
Ada=Aman be! Seçkin abi'yi hiç karıştırmasaydın keşke... Söylediğin an iki dakikaya kalmaz damlar buraya yaşlı çınar gibi!
Ozan Kapıyı iyice açıp içeriyi gösterir
Ozan=Lan susun! İki dakika ciddiyetiniz olsun be! Geçin içeri, çabuk!
Ada ve Oğuz ayakkabılarını çıkarıp içeri geçerler. Ozan arkalarından kapıyı kapatır. Kapı arkalarından kapanır kapanmaz Ozan,Oguz'a esaslı bir fırça çekmek için evin içinde onu kovalamaya başlar. Ada koltuğun üzerindeki yastığı kaptığı gibi Ozan’a fırlatır. Yastık Ozan’ın sırtına çarpar. Ozan durup arkasına döner.
Ozan=Yastık savaşı ha!
Ozan yere düşen yastığı hızla alıp Ada'ya fırlatmaya hazırlanır. Bunu gören Oğuz dramatik bir edayla öne atılır.
Oğuz= Hayır, olamaz!
Yastık tam Oğuz’un kafasına isabet eder. Oğuz geriye doğru sarsılır.
Ozan= Oğlum ne yapıyorsun lan sen?
Oğuz= Ada'ya fırlatamazsın!
Ozan=Abartma lan, alt tarafı yastık!
Oğuz=Alt tarafı yastıksa, üst tarafı püsküllü kafa mı?
Ada kahkaha atmamak için kendini zor tutar, derin bir nefes alıp verir.
Ada=La yeter, içim dışım espirito oldu valla!
Ozan Ada'ya yandan ters bir bakış atar.
Ozan= Espiriden espirito demeyi nasıl becerdin? Kiminle deney yaptın yine odanda?
Oğuz=Yok, grup yaptı!
Ozan Gözleri yuvalarından fırlayarak
Ozan=Lan çüş!
Oğuz=Senin için fesat manyak! Müzik grubundan bahsediyorum!
O sırada kapının zili zangır zangır çalmaya başlar: DİNG DONG! Dışarıdan gür bir ses duyulur:
SeçkinDayı=Açın kapıyı!
Ada olduğu yerde durur. Oğuz hemen Ada'yı arkasına alıp Ozan’ı öne doğru ittirir.
Ozan= La havle...
Ozan söylenerek dış kapıya ilerler ve kapıyı hışımla açar. Etrafa bakar ama kimse yoktur. Başını sola çevirdiği an, kapının kenarına saklanmış olan aniden fırlayıp bağırır:
SeçkinDayı=Poh!
Ozan=Korkuyla elini göğsüne koyar.Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü....
Seçkin=Sakin çocuğum sakin, benim...
Ozan=Öyle çıka gelinir mi dayı! Korkuttun ula, öbür tarafa mefta gidiciydim! Ne için geldin akşam akşam?
SeçkinDayı=Siz içeride grup mu yaptınız? Yan apartmanda benim bahçe zangırdadı "ldadat diye!
Ozan=Tövbe yarabbim... Araba mı ulan bu ev, ne dadatı? Yatak mı kırdın desen neyse de!
SeçkinDayı= He, grup yaptınız yani?
Ozan=Dayı... Lan evde kardeşim, kardeşimin sevgilisi var, manyak mısın sen?
Seçkin Dayı içeriği süzüp ellerini sallar.
SeçkinDayı=Puu! Kardeşin, sevgilisi ve senin sevgilin... Dörtlü grup oldunuz demek! Puu, yazıklar olsun
Ozan gözlerini devirerek.
Ozan=Sağır duymaz, uydurur oturur yerden!
SeçkinDayı=Öyle söylenmez, ayıp!
Ozan=Ula bu da numaracı çıktı! Hani duymuyordun!
Seçkin Dayı’nın kapıdaki söylenmelerini duyan Ada ile Oğuz hızlı adımlarla koridora gelirler. Ada, durumu hemen anlayıp sakin bir tebessümle Seçkin Dayı’ya yaklaşır.
Ada= Seçkin abi... Yanlış anladın sen! Biz grupça müzik yapıyorduk içeride. Ritim kaçıp arıza çıkınca abim sinirlenip elindeki tokmağı fırlattı. Bana gelmesin diye Oğuz önüme atılınca ikisi birden gürültüyle yere kapaklandı. Evi sallayan gürültü de, o dadat sesi de oydu yani!
Seçkin Dayı bir Ada’ya, bir yerdeki kırlente, bir de masum masum duran Oğuz’a bakar. Yüzü aniden yumuşar.
Seçkin Dayı= Haaa! Müzik tokmağı desene kızım sen şuna! Ben de diyorum bu gençler ne karıştırıyor... Aferin Oğuz, siper olmuşsun kıza.
Seçkin Dayı cebinden çıkardığı dondurma çubuklarını Ozan’ın eline tutuşturur.
Seçkin Dayı=Alın bakalım, sakinleşin biraz. Bir daha da müzik yaparken evi başımıza yıkmayın!
Seçkin Dayı arkasını dönüp sallana sallana merdivenlerden aşağı iner. Ozan, Ada ve Oğuz kapı eşiğinde kalır.
Ozan elindeki çubuklara bakarak
Ozan=Ula hem korkuttu, hem azarladı, hem dondurma verdi gitti...
Oğuz Gülerek Ada’nın elini tutar
Oğuz=Olsun abi, en azından tokmağı kafama yemedim!
Ada ikisine de bakıp gülümser
Ada ilkbaharın en neşeli sevdası da, en tatlı nazı da bizim bu mahallede kalacak...
Oğuz=Bence de güzelim, bence de...
Ozan derin bir nefes alıp ikisine bakar, hafifçe gülümser ve kolunu Oğuz’un omzuna atar. Üçlü birlikte salona doğru yürürken sahne ışıkları yavaşça kararır.
~SON ~
Kelime 2212
Bölüm etkileşimi
