3

Vaveyla Yazarı: Yuin O

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 3

Will, ertesi sabah alarmı çaldığında gözlerini açtı. Telefonunu komodinin üzerinde bulup alarmı kapattı ve birkaç saniye tavana baktı. Önceki günün yorgunluğu hâlâ üzerindeydi ama yataktan çıkmak için kendini fazla zorlaması gerekmedi. Üniversitedeki ilk haftasına alışmaya başlamıştı. En azından artık hangi binaya gitmesi gerektiğini bulmak için telefonunun haritasını açmak zorunda kalmıyordu.

Yatağından kalkıp banyoya gitti. Yüzünü yıkadıktan sonra saçlarını düzeltti, rahat bir pantolon ve koyu renkli bir gömlek giydi. Masasının üzerinde açık duran defterine göz attı. Bir önceki gün araştırma yöntemleri dersi için aldığı notlar hâlâ dağınık bir şekilde duruyordu. Defteri kapatıp çantasına yerleştirdi, ardından odasından çıktı.

Mutfağa girdiğinde Bedelia'nın kahvaltıyı hazırladığını gördü. Tezgâhın üzerinde kızarmış ekmek, yumurta ve küçük bir tabak meyve vardı. Bedelia bir eliyle kahvesini tutarken diğer eliyle tavada kalan yumurtaları tabağa aktarıyordu.

“Günaydın,” dedi Will.

Bedelia başını kaldırıp ona baktı.

“Günaydın. Bugün daha erken kalkmışsın.”

“Dün gece erken yattım.”

“Demek ki üniversite seni sonunda yorabilmiş.”

Will buzdolabını açıp sütü çıkardı.

“Bence sorun üniversite değil. Senin kahven.”

Bedelia elindeki spatulayı tezgâha bıraktı ve kaşını kaldırdı.

“Benim kahvemle ne sorunun var?”

“Bir insanın güne bu kadar sert bir şey içerek başlaması normal değil.”

“Kahvem sert değil.”

“Dün bir yudum aldım. Dilim hâlâ kendine gelmeye çalışıyor.”

Bedelia gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Bir gün kendi kahveni yapmayı öğrenirsen benimkini eleştirmene gerek kalmaz.”

“Bu, kahvenin kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor.”

“Will.”

“Tamam, tamam.”

Will sütünü bardağa doldurup masaya oturdu. Bedelia da önündeki tabağı alarak karşısına geçti. Bir süre kahvaltılarını yaptılar. Aralarında konuşmak için özel bir konu bulmaları gerekmiyordu. Bazen Will'in üniversitede yaşadıkları, bazen Bedelia'nın hastanedeki işleri hakkında konuşuyorlardı. Uzun zamandır aynı evde yaşamanın getirdiği rahatlıkla birbirlerinin sessizliğine de alışkındılar.

Bedelia, Will'in son birkaç gündür daha rahat göründüğünü fark etmişti. Üniversiteye başlamadan önce yeni bir ortama girmek konusunda endişeliydi. İnsanlarla tanışmakta zorlandığı için ilk haftaların yorucu geçeceğini düşünüyordu. Şimdiyse en azından birkaç kişinin adını anmaya başlamıştı.

“Bugün programın nasıl?” diye sordu Bedelia.

“İlk dersim araştırma yöntemleri. Sonra kütüphaneye gidebilirim.”

“Yine mi kütüphane?”

“Kitapların olduğu bir yer. Üniversitede işe yarıyor.”

“Bunu bilmiyordum.”

“Her gün yeni bir şey öğreniyorsun.”

Bedelia başını sallayarak güldü.

“Peki, dün aradığın kitabı bulabildin mi?”

Will bir parça ekmek kopardı.

“Evet. Aslında Profesör Lecter yardım etti.”
Bedelia'nın eli fincanının üzerinde durdu.

“Hannibal Lecter mı?”

Will başını kaldırdı. Annesinin verdiği tepkiyi fark etmişti ama bunun üzerinde fazla durmadı.

“Evet. Onun dersine girdiğimi söylemiştim.”

Bedelia fincanını masaya bıraktı. Hareketi sakindi fakat parmakları porselenin kenarında bir an gereğinden uzun kaldı.

“Doğru. Söylemiştin.”

Hannibal Lecter.
Bedelia bu adı duymaya ihtiyaç duymadan da hatırlıyordu. Yıllar geçse bile bazı isimler insanın zihninden silinmiyordu. Onları unutmak mümkün değildi, yalnızca gündelik hayatın içine gömüp bir daha karşılaşmayacağını umabiliyordun.

Bedelia, Will'in Hannibal'ın öğrencisi olduğunu öğrendiğinde bunun geçici bir tesadüf olmasını dilemişti. Aynı üniversitede bulunmaları bile yeterince kötüydü. Hannibal'la yollarının yeniden kesişmesi artık yalnızca ihtimal değildi.

Şimdi Will de bu çemberin içine girmişti.
“Sana yardım etmesi güzel,” dedi Bedelia sonunda.

Will omuz silkti.

“Aslında çok büyük bir şey değildi. Üst raftaki kitaba ulaşamıyordum. O da kitabı aldı. Sonra biraz sohbet ettik.”

Bedelia yeniden kahvesine uzandı.

“Ne hakkında konuştunuz?”

“Önce derslerden ve araştırmamdan. Sonra insan davranışlarından söz ettik. Birkaç soru sordu.”

“Ne tür sorular?”

Will çatalını tabağına bıraktı ve annesine baktı.

“Anne, yalnızca sohbet ettik.”

“Biliyorum. Merak ettim.”

“Bazen bir soru sorduğunda arkasından beş soru daha geliyor. Seninle konuşmak gibi.”

“Benimle konuşmayı sevdiğini sanıyordum.”

“Seviyorum. Ama sorguya çekilmekten hoşlanmıyorum.”

Bedelia hafifçe gülümsedi. Will'in şakalaşması, konuşmanın yönünü değiştirmek istediğini gösteriyordu. Yine de öğrenmesi gereken bir şey vardı.

“Peki, sana ne sordu?”

Will bir an düşündü.

“İnsanlara güvenmekle ilgili konuştuk. Üniversiteye alışıp alışmadığımı da sordu. Sonra ailemden söz ettik.”

Bedelia'nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Ailenden mi?”

“Evet. Çok ayrıntılı bir şey değil. Senin ne iş yaptığını merak etti.”

“Ne söyledin?”

“Doktor olduğunu, cerrahi alanında çalıştığını söyledim. Adını da sordu.”

Bedelia birkaç saniye cevap vermedi.

“Benim adımı da söyledin yani.”

Will'in kaşları çatıldı.
“Evet. Neden söylemeyeyim ki?”

“Haklısın. Söylememen için bir neden yok.”

Bedelia cümlesini bitirdiğinde sesi yine sakindi ama düşünceleri çoktan başka bir yere gitmişti.

Hannibal artık Will'in kim olduğunu biliyordu. Yalnızca sınıfındaki öğrencilerden biri olduğunu değil, Bedelia'nın oğlu olduğunu da öğrenmişti.

Will'in adını duyduğunda Hannibal'ın nasıl tepki verdiğini bilmiyordu. Belki hiçbir şey belli etmemişti. Belki de her zamanki gibi sakin davranmış, aklından geçenleri kendisine saklamıştı.

Bedelia için ikinci ihtimal daha ürkütücüydü.
“Peki, nasıl davrandı?” diye sordu.

Will annesinin yüzüne dikkatle baktı.
“Normaldi. Hatta beklediğimden daha rahattı. Konuşmak kolaydı.”

“Kolay mıydı?”

“Evet. Neden bu kadar şaşırdın?”

“Şaşırmadım.”

“Anne, yüzün tam tersini söylüyor.”

Bedelia bakışlarını kısa süreliğine tabağına indirdi. Hannibal'ın insanlarla nasıl iletişim kurduğunu çok iyi biliyordu. Sesini yükseltmesine, karşısındakini zorlamasına ya da dikkat çekmek için çabalamasına gerek yoktu.

Sakinliği insanları rahatlatırdı. Sorularını öyle bir şekilde sorardı ki insanlar, normalde paylaşmayacakları şeyleri anlatırken bile bunu kendi kararlarıyla yaptıklarını düşünürlerdi.

Will'in de onun yanında rahat hissetmeye başlaması Bedelia'nın korktuğu şeydi.
“Will, senden bir şey isteyeceğim.”

Will peçetesini masaya bıraktı.
“Dinliyorum.”

“Üniversitede profesörlerinle aranda belli bir mesafe bırak. Elbette onlarla konuşabilirsin. Bir şey öğrenmek istediğinde soru sorabilirsin. Ama özel hayatınla ilgili her şeyi anlatmak zorunda değilsin.”

Will'in yüzündeki ifade değişti.
“Bunu neden özellikle söylüyorsun?”

“Çünkü yeni bir ortama girdin. Henüz kimseyi yeterince tanımıyorsun.”

“Profesör Lecter bana kötü davranmadı.”

“Böyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum.”

“Ama sanki bir şey yapmış gibi konuşuyorsun.”

Bedelia oğlunun bakışlarıyla karşılaştı. Will onu iyi tanıyordu. Sesindeki en küçük değişikliği, bir konuyu geçiştirmeye çalıştığında verdiği tepkileri fark edebiliyordu. Bu yüzden konuşmayı uzatmak riskliydi.

Gerçeği anlatamazdı. En azından şimdi değil.
Hannibal'ın kim olduğunu, geçmişte neler yaşandığını ve neden ondan uzak durmak için yıllarca uğraştığını açıklamak, Will'in hayatını bir anda değiştirebilirdi. Dahası, Bedelia'nın sakladığı her ayrıntı yeni sorular doğuracaktı.
Hannibal'ı nereden tanıyordu? Neden eskiden aynı hastanede çalıştıkları hâlde ondan hiç söz etmemişti? Onunla ilgili bildikleri neydi?

Bedelia, Will'in bu soruları sormaya başlamasını istemiyordu. Çünkü verebileceği cevapların hiçbirinin oğlunu güvende tutacağından emin değildi.

“Belki gereğinden fazla endişeleniyorum,” dedi.

“Üniversiteye yeni başladın. Herkese hemen güvenmeni istemiyorum. Hepsi bu.”

Will bir süre onu izledi.
“Tamam. Dikkatli olurum.”

“Bunu duymak istiyordum.”

“Yine de Profesör Lecter'ın kitabı raftan indirdiği için başıma bir şey geleceğini sanmıyorum.”

Bedelia istemeden güldü.
“Ben de öyle bir şey söylemedim.”

“Biliyorum. Ama bazen söylediklerinle kastettiğin şeyler aynı olmuyor.”

Bu kez Bedelia cevap vermedi. Will'in bunu fark etmesi canını sıkmıştı. Oğluna yalan söylemek istemiyordu ama gerçeği anlatmak da onu korumak anlamına gelmiyordu.

Will kahvaltısını bitirdi, tabağını lavaboya bıraktı ve odasına giderek çantasını aldı. Kapıya yönelirken annesine döndü.

“Akşam görüşürüz.”

“Görüşürüz. Öğle yemeğini atlama.”

“Unutmam.”

“Geçen hafta iki kez unuttun.”

“İkisi de sayılmaz.”

“Nasıl sayılmaz?”

“Birinde yalnızca geç yedim.”

“Diğerinde?”

Will kapının kolunu tuttu.
“Bunu tartışmaya açık bırakmayı tercih ediyorum.”

Bedelia başını iki yana salladı. Will gülümseyerek evden çıktı.

Kapı kapandıktan sonra mutfak sessizliğe gömüldü.

Bedelia masada oturmaya devam etti. Fincanındaki kahve soğumaya başlamıştı. Will'in Hannibal'la konuşmuş olması artık değiştirilemeyecek bir gerçekti. Üstelik Will, onunla yeniden karşılaşırsa konuşmaktan çekinmeyecekmiş gibi görünüyordu.

Bedelia yıllar önce sessiz kalmanın oğlunu korumanın en güvenli yolu olduğuna inanmıştı. Şimdi aynı sessizliğin onu korumaya yetmeyebileceğinden korkuyordu.

Will kampüse vardığında ilk dersinin başlamasına yaklaşık on dakika vardı. Binaya girip merdivenleri çıktı ve araştırma yöntemleri dersinin yapılacağı sınıfa yöneldi. Kapının önünde birkaç öğrenci konuşuyordu. İçeri girdiğinde Jack Crawford'u arka sıralarda otururken gördü.

Jack onu fark eder etmez elini kaldırdı.
“Will! Buraya gel.”

Will yanına yürüyüp çantasını sandalyenin yanına bıraktı.

“Beni tanıdığın ikinci gün adımla çağırmaya başladın.”

“Soyadını söylemek daha uzun sürüyor.”

“Oldukça mantıklı.”

“Bazen mantıklı olabiliyorum.”

Will oturdu ve defterini çıkardı. Jack'in önünde açık bir ders programı vardı. Sayfanın kenarına birkaç not almış, önemli tarihlerin altını çizmişti.

“Bugün grup çalışmaları hakkında konuşacakmışız,” dedi Jack. “Dönem boyunca birkaç araştırma hazırlayacağız. Muhtemelen bir sunum da olacak.”

Will yüzünü buruşturdu.
“Grup çalışmaları konusunda pek iyi değilim.”

“Neden?”

“fazla kişi, fazla görüş ve daha fazla soru.”

Jack güldü.

“Geçen dönem bir arkadaşım bütün sunumu tek başına hazırladı. Diğer üç kişi de sunum günü onunla birlikte sahneye çıktı.”

“En azından salonda bulunmuşlar.”

“Senin mizah anlayışın biraz karanlık.”

“Bazen.”

Ders başladığında konuşmaları sona erdi. Profesör, dönem boyunca kullanılacak araştırma yöntemlerini anlatarak tahtaya birkaç temel kavram yazdı. Araştırma sorusu oluşturmak, akademik kaynakları değerlendirmek, gözlemlerle varsayımları birbirinden ayırmak ve elde edilen verileri yorumlamak üzerinde durdu.

Will notlarını düzenli biçimde tuttu. Özellikle insanların davranışlarını değerlendirirken kişisel önyargıların araştırmayı nasıl etkileyebileceğiyle ilgili açıklama dikkatini çekmişti. Bir insanın davranışını gözlemlemek kolaydı. Fakat o davranışın nedenini kesin olarak bildiğini düşünmek, çoğu zaman hatalı sonuçlara yol açabilirdi.

Dersin sonuna doğru öğrencilerden dönem boyunca üzerinde çalışabilecekleri bir araştırma konusu düşünmeleri istendi.

Jack defterini kapatırken Will'e döndü.
“Sen ne seçeceksin?”

“İnsanların yakın oldukları kişilerin davranışlarını nasıl yorumladıkları üzerine çalışmayı düşünüyorum.”

Jack ona baktı.
“Biraz açman gerekecek.”

“Bir insanı ne kadar iyi tanıdığımızı düşünürsek onun davranışlarını da o kadar iyi anladığımızı varsayıyoruz. Ama bazen en yakınımızdaki insanların neden belirli şeyler yaptığını bile bilmiyoruz.”

Jack bir süre düşündü.

“Bu, güvenle de ilgili olabilir.”

“Olabilir. Henüz kesinleştirmedim.”

“Ben suç işleyen insanların karar verme süreçlerini düşünüyordum. Belki bir noktada konularımızı birleştirebiliriz.”

Will çantasının fermuarını kapattı.
“Önce bir konu bulalım.”
Jack başını geriye atıp güldü.
“Beni hemen reddetmene gerek yoktu.”

“Seni reddetmedim.”

“Şimdilik.”

Birlikte sınıftan çıktılar. Koridorda öğrenciler gruplar hâlinde konuşuyor, bazıları bir sonraki derslerine yetişmek için acele ediyordu. Jack'in başka bir binada dersi vardı. Ayrılmadan önce Will'den araştırma konusunu düşündüğünde kendisine haber vermesini istedi.

Will de kabul etti ve kütüphaneye doğru yürüdü.

Üniversitenin kalabalığına alışmaya başlamıştı. Yine de arada bir kendisini dışarıdan izliyormuş gibi hissediyordu. Herkesin nereye gideceğini, kiminle konuşacağını ve gününün nasıl geçeceğini biliyor görünmesi ona tuhaf geliyordu. Will ise hâlâ bazı şeyleri çözmeye çalışıyordu.

Bu, üniversiteyi sevmediği anlamına gelmiyordu. Tam tersine, dersler ilgisini çekiyordu. Yalnızca insanlarla yakınlaşmak, derslerde başarılı olmaktan daha fazla çaba gerektiriyordu.

Kütüphaneye girdiğinde önceki gün aldığı kitabı iade etmesi gerektiğini hatırladı. Kitabı görevliye teslim etti, ardından araştırma bölümüne geçti.
Pencerelerin yakınındaki masalardan biri boştu. Çantasını sandalyenin yanına bıraktı, bilgisayarını açtı ve araştırma konusu için kaynak aramaya başladı.

Freddie Lounds'u görmemeyi umuyordu.
Bu umut fazla uzun sürmedi.

Freddie birkaç masa ötede, iki öğrenciyle konuşuyordu. Elindeki defteri birine gösteriyor, bir şey anlatırken sık sık gülümsüyordu. Will onu fark etmemiş gibi davranarak ekranına döndü. Araştırma konusuyla ilgili makalelerin başlıklarını incelemeye başladı.

Yaklaşık on dakika sonra yanındaki sandalyenin çekildiğini duydu.

“Burada oturabilir miyim?”
Will başını kaldırdı. Freddie ona bakıyordu.

“Başka boş masa yok mu?”

“Var.”

“O zaman neden burası?”

Freddie sandalyeye oturup defterini masanın üzerine koydu.

“Belki dün söylediğin kadar sıkıcı olmadığını düşündüm.”

“Bunu öğrenmek için benimle oturman gerekmiyor.”

“Beni hâlâ yanlış anladığını düşünüyorum.”
Will yeniden bilgisayarına döndü.

“Bence birbirimizi anlamak zorunda değiliz.”
Freddie'nin gülümsemesi bir anlığına kayboldu. Ardından çantasından bir defter çıkarıp açtı.

“Chilton'ın dersinde verdiği vaka hakkında ne düşünüyorsun?”

Will parmaklarını klavyeden çekti. Frederick Chilton'ın ilk derste üzerinde durduğu vaka örneğini hatırlıyordu. Freddie'nin soruyu gerçekten akademik bir merakla mı sorduğunu, yoksa başka bir şeyin peşinde mi olduğunu anlamaya çalıştı.

“Henüz yeterince araştırmadım.”

“Ama derste bir fikrin vardı.”

“Bir fikrim olması, onun doğru olduğu anlamına gelmiyor.”

Freddie hafifçe gülümsedi.
“İnsanların çoğu bunu kabul etmekte zorlanır.”

“Belki de.”

Freddie kalemini parmaklarının arasında çevirdi.
“Bir öğrenciyle ilgili yazı hazırlıyorum. İnsanların üniversitedeki ilk haftalarında nasıl davrandıkları üzerine.”

Will'in yüzündeki ifade değişti.
“Benim hakkımda mı yazıyorsun?”

“Henüz karar vermedim.”

“Benden izin almadan benim hakkımda yazı yazmanı istemiyorum.”

“Henüz bir şey yazmadım.”

“Öyleyse bu konuda anlaşmış olduk.”

Freddie onu birkaç saniye inceledi. Will'in tepkisini beklediğinden daha sert bulmuş gibi görünüyordu.

“Her şeyi bu kadar ciddiye almak yorucu olmalı.”

Will bilgisayarını kapatmaya başladı.
“Seninle konuşmak kesinlikle öyle.”

Kitaplarını çantasına yerleştirirken Freddie'nin bir şey söylemesini beklemedi. Sandalyesini masanın altına itti ve oradan ayrıldı.

Kütüphanenin çıkışına doğru yürürken sinirlenmiş olduğunu fark etti. Freddie'nin kendisiyle ilgili ne düşündüğü umurunda değildi. Fakat onu tanımadan bir hikâyenin parçası hâline getirmeye çalışması hoşuna gitmiyordu. Will, birinin merakını gidermek için hayatını açıklamak zorunda değildi.

Telefonunu çıkardığında Molly'den bir mesaj gördü. Önceki gün numaralarını paylaşmışlardı.
Bugün kampüste misin? Yemekhaneye gideceğim. İstersen birlikte yiyebiliriz.

Will'in yüzündeki gerginlik biraz azaldı.
Geliyorum, diye cevap verdi.

Kütüphaneden çıkıp yemekhaneye yöneldi. En azından Molly ile konuşurken her cümlenin altında başka bir anlam aramak zorunda kalmayacağını umuyordu.

Öğleden sonra Hannibal, üniversitedeki ofisinde oturuyordu. Masasının üzerinde öğrenci ödevleri, ders notları ve hastaneden gelen birkaç dosya bulunuyordu. Bilgisayar ekranında ertesi günün ameliyat programı açıktı.

Hannibal'ın günü iki ayrı çalışma alanı arasında geçiyordu. Sabahlarını çoğunlukla hastanede geçiriyor, ameliyatlarını ve hasta değerlendirmelerini tamamladıktan sonra üniversiteye geliyordu.

Cerrahi, kesinlik ve dikkat gerektiren bir alandı. Üniversitedeki dersleri ise insan davranışlarını değerlendirmek, klinik vakaları tartışmak ve öğrencilerin olaylara farklı açılardan bakmasını sağlamak üzerine kuruluydu.

Telefonu çaldığında ekrandaki dosyayı inceliyordu. Arayan hastanedeki ekibindendi.

Ertesi günkü ameliyat programında bir değişiklik yapılması gerekiyordu. Hannibal gerekli ayrıntıları konuşup telefonu kapattıktan sonra dosyaları yeniden düzenledi.

Fakat dikkati bir süre sonra başka bir konuya kaydı.

Will Graham.
Hannibal'ın Will'i düşünmek için belirli bir nedeni yokmuş gibi görünüyordu. Will, dersine giren çok sayıda öğrenciden biriydi. Akademik açıdan meraklı olması ya da sorulara alışılmışın dışında cevaplar vermesi tek başına olağanüstü değildi.

Yine de Hannibal, onunla kütüphanede yaptığı konuşmayı hatırlıyordu.

Will sorulara cevap verirken kendisini olduğundan daha bilgili göstermeye çalışmamıştı. Bilmediği bir şey olduğunda bunu kabul etmiş, emin olmadığı konularda kesin yargılardan kaçınmıştı.

Çoğu öğrenci bir profesörün karşısında iyi bir izlenim bırakmak için düşüncelerini olduğundan daha düzenli göstermeye çalışırdı. Will ise kendi düşünce sürecinin dağınık olmasına izin veriyordu.

Bu, Hannibal'ın ilgisini çekmişti.

Özellikle insanların birbirlerine duydukları güven hakkındaki görüşleri.

Will, insanları anlamak istiyordu ama onlara alışmasının zaman aldığını da açıkça belli ediyordu. Başkalarının davranışlarını dikkatle gözlemleyen birinin, kendisi söz konusu olduğunda neden bu kadar mesafeli olduğunu merak ediyordu Hannibal.

Bu bir savunma biçimi miydi? Geçmiş deneyimlerinden mi kaynaklanıyordu? Yoksa Will insanlarla arasına mesafe koymayı yalnızca daha rahat hissettiği için mi tercih ediyordu?
Henüz bilmiyordu.

Hannibal bilgisayarındaki öğrenci listesini açtı. Will'in adına geldiğinde bir süre durdu. Ardından ekranı kapattı.

Asıl sorun, Will'in yalnızca dikkatini çekmiş olması değildi.

Annesinin adını öğrendiğinde yaşadığı kısa şaşkınlık, Hannibal'ın zihninde hâlâ canlıydı.
Bedelia Graham.

Yıllardır hayatında bulunmayan bir kadının adı, şimdi ders verdiği bir öğrencinin ailesine aitti, Bedelia'nın neden oğluna kendisinden söz etmediğini merak ediyordu.

Belki de geçmişi geride bırakmaya çalışmıştı. Belki Will'i kendi yaşadıklarından uzak tutmak istiyordu. Hannibal, Bedelia'nın kendisinden uzak durmak için ne kadar ileri gidebileceğini biliyordu.

Kadın yıllarca onunla iletişim kurmamıştı. Kendi hayatını sürdürmüş, hastanedeki görevine devam etmiş ve aralarındaki mesafeyi korumuştu.

Şimdi ise o mesafe beklenmedik bir şekilde daralmıştı.

Hannibal, Will'in üniversitede karşısına çıkmasını planlamamıştı. Onu özellikle seçmemiş, bu karşılaşmayı düzenlememişti. Fakat bir tesadüfün varlığı, onu görmezden gelmek zorunda olduğu anlamına gelmiyordu.

Will'i tanımak istiyordu.
Önce bunun sıradan bir merak olduğunu düşündü. Sonuçta bir profesörün öğrencilerinin düşünme biçimlerini merak etmesi olağandı. Ancak Bedelia'nın adı işin içine girdiğinde bu açıklama yeterli gelmiyordu.

Hannibal sandalyesinde geriye yaslandı ve pencerenin dışındaki kampüse baktı.
Bedelia, Will'e ondan söz etmiş miydi? Will annesinin geçmişi hakkında ne biliyordu? Annesiyle aynı hastanede çalıştığını öğrenmiş mıydı ?

Bu soruların cevaplarını bilmiyordu.
Şimdilik bunları öğrenmek için acele etmesine de gerek yoktu.

Hannibal bilgisayarını yeniden açıp ertesi günün ders notlarına döndü. Will'in adı zihninin bir köşesinde kalmaya devam etti.

Hannibal eve döndüğünde Alana salondaydı. Televizyon açıktı ama Alana ekrana bakmıyordu. Elindeki dergiyi kapatıp kocasına döndü. Abigail ise koltuğun bir köşesine oturmuş, telefonundan bir şeyler izliyordu.

“Günün nasıl geçti?” diye sordu Alana.

“Yoğundu. Hastanede program değişikliği oldu.”

“Yarın da ameliyatın var mı?”

“Evet. Sonrasında üniversiteye geçeceğim.”

Abigail gözlerini telefonundan ayırmadan konuşmaya katıldı.

“Senin hayatında hiç boş gün yok mu?”

Hannibal ceketini çıkarıp koltuğun arkasına bıraktı.

“Boş günlerimi iyi değerlendirmiyorum demek ki.”

“Bu, boş günün olmadığı anlamına geliyor.”

“Bunu düşünmem gerekecek.”

Abigail gülümsedi ve yeniden telefonuna döndü.

Alana ayağa kalkıp Hannibal'ın yanına geldi. Ceketini alırken yüzünü dikkatle inceledi.

“Bir şey mi oldu? Bugün biraz dalgın görünüyorsun.”

“Yorgun olabilirim.”

“Sen yorgun olduğunda bile bu kadar düşünceli görünmezsin.”

Hannibal ona baktı. Alana, onu uzun zamandır tanıyordu. Dikkatini dağıtan bir şey olduğunda bunu her zaman anlamasa da bir değişiklik olduğunu fark edebiliyordu.

“Yeni öğrencilerimden biri ilgimi çekti, daha önce de söylemiştim ” dedi Hannibal.

Alana'nın kaşları hafifçe kalktı.
“Akademik olarak mı?”

“Şimdilik.”

Alana birkaç saniye onu süzdü.
“Bu cevap hiç güven vermedi.”

Abigail telefonundan başını kaldırdı.
“Kim?”

“Bir öğrencim,” dedi Hannibal.

“Bunu anladım. Adı ne?”

“Will Graham.”

Alana'nın yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.
"Graham mı? Kız değil, değil mi? Çünkü ondan ikinci kez bahsediyorsun."

Hannibal gülümsedi, Abigail da bunu duyunca kısa bir kahkaha attı,

“Bir sorun mu var?”

“Hayır. Yalnızca ismi tekrar duymak şaşırttı beni.”

Abigail annesinden babasına, sonra yeniden annesine baktı. Yüzünde giderek büyüyen bir gülümseme vardı.

“Bir dakika. Babam bir öğrencisinden iki kez bahsetti. Üstelik bunu akşam yemeğinde de mi konuşacağız?”

“Abigail,” dedi Alana uyarıcı bir sesle.

“Ne? Merak ettim sadece.”

Alana kocasına döndü.

“Peki, neden bu öğrenciden bu kadar bahsediyorsun?”

Hannibal koltuğa oturdu

“Düşünceleri ilginç. İnsan davranışlarını incelemeye meraklı ve derslerde söylediklerimi olduğu gibi kabul etmiyor. Kendi yorumlarını yapıyor.”

“Bu iyi bir şey,” dedi Alana.

“Öyle.”

“Öyleyse sorun ne?”

“Bir sorun olduğunu söylemedim.”
Alana başını hafifçe yana eğdi.

“Hayır. Ama sen genellikle öğrencilerinin düşünme biçimleri hakkında bu kadar ayrıntılı konuşmazsın.”

Hannibal kısa bir süre sustu. Alana'nın gözleminde haklılık payı vardı. Derslerinde başarılı olan pek çok öğrenciyle karşılaşıyordu. Hepsinin adını aklında tutabilir, akademik gelişimlerini takip edebilirdi. Fakat akşam evde otururken onlardan söz etmek için özel bir neden hissetmezdi.

Will farklıydı.
Bunun nedenini Alana'ya açıklamaya niyeti yoktu. Kendisi de henüz bu ilgiyi tam olarak tanımlamış değildi.

“Fazla meraklı,” dedi Hannibal. “Bir sorunun cevabını aldıktan sonra bile düşünmeye devam ediyor.”

Alana gülümsedi.

“Bunun kötü bir özellik olduğunu sanmıyorum.”

“Ben de öyle düşünmüyorum.”

Abigail telefonunu koltuğun üzerine bıraktı.

“Bence Will Graham'ın senin ilgini çektiğinin farkında bile değildir.”

Hannibal kızına döndü.

“Muhtemelen değildir.”

Abigail kahkaha attı.

“Bunu söyleyişin bile çok garip. Sanki bir araştırma konusu bulmuşsun.”

“İnsan davranışları benim çalışma alanım, Abigail.”

“Evet, biliyorum. Ama sen de insansın. Bazen sadece birini merak edebilirsin.”

Alana kızına bakıp gülümsedi.
“Bazen gerçekten çok fazla konuşuyorsun.”

“Bunu sizden öğrendim.”

“Yemeğe geçmeden önce telefonunu bırakabilir misin?”

Abigail gözlerini devirdi ama telefonunu alıp sehpanın üzerine bıraktı.

Sohbet başka konulara kaydı. Alana, Hannibal'ın hastanedeki yoğunluğunu sordu. Abigail okulda yaşadığı bir olaydan söz etti ve annesinin verdiği tavsiyeye itiraz etmeye başladı. Hannibal ikisini dinlerken zaman zaman konuşmaya katıldı.

Dışarıdan bakıldığında sıradan bir aile akşamıydı.
Yine de Alana'nın zihninde Will Graham'ın adı kalmıştı.

Hannibal'ın yeni öğrencilerinden söz etmesi olağandı. Fakat Will'i anlatırken gösterdiği dikkat, Alana'nın gözünden kaçmamıştı. Kocasının yalnızca başarılı bir öğrenciyi değerlendirmediğini düşünüyordu.

Will'in kim olduğunu bilmiyordu. Hannibal'ın neden onu bu kadar merak ettiğini de anlamamıştı.

Ama bunu öğrenmek için acele etmeyecekti. Şimdilik Hannibal'ın konuyu kendiliğinden açmasını beklemeyi tercih etti.

Will eve döndüğünde Bedelia mutfakta yemek hazırlıyordu. Çantasını girişteki sandalyeye bıraktı, ellerini yıkadı ve mutfağa geçti.

“Yardım edeyim mi?”

Bedelia tencerenin kapağını kaldırıp yemeği kontrol etti.

“Masayı kurabilirsin.”

Will tabakları ve çatal bıçakları çıkardı. Ardından bardakları yerleştirip masaya oturdu.

“Nasıldı günün?” diye sordu Bedelia.

“İyiydi. Jack'le araştırma konusu hakkında konuştuk. Belki birlikte çalışabiliriz.”

“Jack, derste tanıştığın arkadaşın mı?”

“Evet. Grup çalışmaları konusunda benden daha hevesli. Henüz karar vermedik ama bir konu bulursak deneyebiliriz.”

Bedelia yemekleri masaya getirirken gülümsedi.
“Güzel. Başka biriyle de konuştun mu?”

“Molly'yle yemek yedik. Gelecek hafta kahve içmek için sözleştik.”

“Bu iyi haber.”

Will annesine baktı.
“Bunu söylerken neden şaşırmış gibisin?”

“Şaşırmadım. Yalnızca üniversitede insanlarla tanışmana seviniyorum.”

“İnsanlarla tanışıyorum. Hepsiyle arkadaş olmak zorunda değilim.”

“Bunu söyleyen kişi, dün bütün akşam odasında tek başına oturuyordu.”

"Kitap okuyordum. Ve yalnız değildim, arkadaşlarım yanımdaydı."

Bedelia, Will'in köpeklerinden bahsettiğini anlamıştı.

“Biliyorum.”

“Öyleyse?”

Bedelia gülerek başını salladı.
“Hiçbir şey. Yemeğini ye.”

Will tabağına uzandı. Gün içinde yaşadıklarını anlatmaya devam etti. Araştırma yöntemleri dersinden, Jack'in grup çalışması fikrinden ve Molly'yle yaptığı konuşmadan söz etti. Freddie Lounds'la kütüphanede yaşadığı karşılaşmayı da anlattı.

“Benden habersiz hakkımda yazı yazmayı düşünüyormuş.”

Bedelia kaşlarını çattı.
“Ne yazısı?”

“Üniversitedeki yeni öğrencilerle ilgili bir şey. Tam olarak karar vermediğini söyledi ama konuya yaklaşımını sevmedim.”

“İzin vermediğini söyledin mi?”

“Söyledim. Henüz bir şey yazmadığını iddia etti.”

“Yine de sınırını belirtmen iyi olmuş.”

Will başını salladı.
“Bence de. İnsanların her merak ettikleri şey hakkında konuşma hakkına sahip olduklarını düşünmeleri tuhaf.”

Bedelia bir an oğluna baktı. Will bunu söylerken yalnızca Freddie'den söz ediyordu. Ancak Bedelia'nın aklına başka biri gelmişti.

“Bazen insanlar meraklarını gizlemek için sorularını başka şekillerde sorarlar,” dedi.

Will çatalını bıraktı.
“Bu da ne demek?”

“İnsanların her zaman düşündüklerini doğrudan söylemediklerini kastediyorum.”

“Bunu biliyorum.”

“Öyleyse sorun yok.”

Will annesinin yüzüne baktı. Sabahki konuşma aklına gelmişti. Bedelia, Hannibal hakkında konuşurken de aynı şekilde dikkatli davranmıştı. Bir şey söylemek istiyor, sonra kendisini durduruyordu.
“Anne, bugün Profesör Lecter hakkında konuştuğumuz şey yüzünden mi böylesin?”

Bedelia'nın eli bir an durdu.
“Nasıl?”

“Bilmiyorum. Sabah ondan söz ettiğimde tuhaf davrandın. Şimdi de insanlara güvenmekle ilgili şeyler söylüyorsun.”

Bedelia gözlerini oğlundan kaçırmadı. Yalan söylemek istemiyordu ama gerçeğin yalnızca bir kısmını anlatabilirdi.

“Bazen fazla endişeleniyorum, Will. Özellikle de seninle ilgili olduğunda.”

“Bunun farkındayım.”

“Üniversiteye yeni başladın. Her şeyi kendin deneyimlemeni istiyorum ama seni bazı şeylerden koruyamayacağımı bilmek de kolay değil.”

Will'in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Anne, iyi olacağım.”

Bedelia hafifçe gülümsedi.
“Umarım.”

“Profesör Lecter konusunda da endişelenmene gerek yok. Benimle yalnızca dersler hakkında konuştu. Birkaç soru sordu. Hepsi bu.”

Bedelia, Will'in kendisini rahatlatmaya çalıştığını biliyordu. Oğlunun, annesinin korkusunun nedenini anlamadığını da biliyordu.

“Peki,” dedi. “Sana güveniyorum.”
Bu cümleyi söylerken kendisine de inanmak istiyordu.

Yemeklerini bitirdikten sonra Will tabakları topladı. Bedelia mutfağı düzenlerken o da bulaşıkları yıkamaya yardım etti. Ardından salona geçip ertesi günün ders programını kontrol etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18