Tarax ve Vulpe kitap kapağı

3. bölüm / 3

Tarax ve Vulpe

Part III

Vaveyla Yazarı: M. Kartanesi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Part III

Italik: Tarax

Bold: Vulpe

•••
Aniden ağaçların arasından onu görüyorum. Elini sallayarak bana doğru koşuyor. Sarı saçları her zamanki gibi sıkı bir örgüyle toplanmış. Saçlarını saldığı zaman daha güzel göründüğünü düşünüyorum. Saçları da ruhu gibi vahşi bir şekilde savrulduğunda gerçek Tarax'ı gördüğümü, ona daha yakın olduğumu hissediyorum.

Her zamanki gibi bana çiçek tacı yapmayı teklif ediyor. Çok sıkıcı olduğunu düşündüğüm için somurtuyorum ama yine de kabul ediyorum çünkü pür dikkat çiçeklerle uğraştığı zaman takındığı surat ifadelerini görmek beni eğlendiriyor.

Ancak sahne değişiyor. Orada artık Tarax yok. Kim olduğunu bilmiyorum ama o benim Tarax'ım değildi. O sadece insanlardan biriydi. Herhangi biri. Kimsenin bir daha dönüp bakmayacağı biri.

Gözlerim yavaşça açıldığında gerçekliğe dönüyorum. Gerçeklikte ne herhangi biri ne de o vahşi sarışın var. Sinirle iç çekiyorum. Neden geçmişe bu kadar takılıyorum?

Kısa turuncu saçları çiçeklerle bezeli çayırın sararan çimenlerinin üstüne dökülürken bir elini boynunun arkasına koyup başını destekliyordu. Yıllar önce kahkahalarla dolaştığı bu çayır artık sadece nefret ettiği insanın anılarını hatırlatıyordu ona.

Kulakları yakınlardan gelen ayak seslerini algılamasıyla hareketlendi ve hızla yattığı yerden doğruldu. Burnu iki insan oğlanının kokusunu aldığında öfkeyle köpek dişlerini gösterip yaprakları dökülen ağaçların olduğu ormanlığa doğru hırladı.

Kalbi, çok sevdiği biri tarafından terk edilmenin acısıyla karardığında aldığı bir karar. Bu ölü toprağa da, çiçeklerle bezeli çimenlere de hiçbir insan ayağı değmeyecekti. Ne anılarındaki ölü kız ne de başka birinin, bu açıklık yalnızca ona aitti.

Yavaş adımlarla seslerin ve kokunun geldiği yöne doğru yürümeye başladı.

Neden bunu yapıyorum? Duyduğum her insan kokusu içimi bir nefretle, öfkeyle dolduruyor. Bu açıklık benim için hiçbir şey ifade etmemeli. Yine de neden başka insanların buraya ayak basması fikri beni bu kadar tiksindirtiyor?

Görüş alanına giren iki tane oğlan çocuğunun sopa yardımıyla birbirleriyle sahte bir kılıç dövüşü yaptıklarını gördü.

Eski Vulpe olsa eminim uzaktan özlemle bu şekilde oynayacağı birini diler ya da onu anardı. Bugün neden bu kadar çok dikkatim dağılıyor? Sadece gizlenip bir kükremeyle onları korkutmam... O... bana mı bakıyor? İkisi de... Bu kötü. Çok kötü.

Her neyse! Görseler ne olacak? Onları yeterince korkutursam susacaklardır. Bunu daha önce de yaptım.

Vulpe daha önce de onu gören çocukları korkutarak sessiz kalmalarını sağlamıştı. Zaten buraya gelen tek insanlar da çocuklardı. Yetişkinler ormanın bu tarafında avlanılacak bir şey olmadığını bilip o tarafa gelmezdi, gelirlerse de bu çok nadir bir iki kişinin bölgeyi kolaçan etmesi için olurdu ama ruhu paradan başka parlak güzellik görmeyen yetişkinlerin tamamen boş olan bu açıklıkla işi olmazdı. Ancak Vulpe daha önce iki çocuğu aynı anda korkutmak zorunda kalmamıştı, belki şimdiye kadar biraz şanslıydı ama birden fazla kişinin birlikte geldiği küçük çocukları onlara hiç görünmeden kaçırabilmişti.

Yine de Vulpe oğlanlardan birinin üstüne atladı ve çığlıkları mavi gökyüzüne yayılırken Vulpe iç güdüleriyle yaptığı hareketin ilk sonucuyla karşılaştı. Vulpe'nin ağırlığıyla sertçe yere çarpan çocuğun başı sivri, büyük bir taşa küt sesi çıkararak çarptı. Çocuğun gözleri bu ani hareketle odaklarını kaybetti ve gergin olan mimikleri kayboldu.

Onun başı... Başı kanıyor... Burası taşlık mıydı? Hayır, hayır, hayır!

"Hey, çocuk! Hayır, gözlerini kapatma!" Korkuyla çocuğun üstünden kalkıyorum ve başımı ellerimin arasına alıp yere çöküyorum. Ben az önce ne yaptım? Diğer çocuk kaçıyor... Onu kovalamam lazım. Bacaklarım hareket etmiyor. Kalbim deli gibi atıyor. Ben az önce bir bir çocuğun ölümüne sebep oldum. Kendi bencil arzum ve öfkem bir çocuğun mutlulukla dolu geleceğini yok etti.

Midem bulanıyor. Kusmak istiyorum ama yapamıyorum. Buradan gitmem lazım. Bir çocuk da olsa böyle bir olaydan sonra ona inanmak zorundalar. Bu çocuğun yokluğunu fark edecekler. Ailem tehlikede. Gitmeliyiz. Gitmeliyim. Gitmek zorundayım!

Vulpe bir süre daha dehşet dolu bir ifadeyle çocuğu izledi. İlk düştüğünde ölmediyse bile, şu anda hala nefes alıyorsa bile kısa süre sonra ölecekti. Gözlerinin önünden çocuğun son bakışları gitmiyordu. Dehşet dolu bakışlar aniden soldu ve yerini aptal bakışlara bıraktı. Gençliğin enerjisi kurudu ve yerini bir boşluk kapladı.

Vulpe adımlarının ağırlaştığını hissetse de tüm gücünü kullanarak eve dönmeye çalıştı. Bugün, bu gece, bu hafta... ne zaman olduğu fark etmezdi ama birileri melezleri aramaya başlamadan, ailesinin yerini bulmadan buradan ayrılmaları gerekiyordu ama bu kolay olmayacaktı.

Vulpe'nin babası topaldı ve annesi uzun yola dayanamayacak kadar zayıf düşmüştü. Tüm bunlar göze alındığında Vulpe'nin onları tek başına götürmesi çok zordu. Bir atları yoktu, arabaları yoktu.

Vulpe kafasını biraz daha toparladığı zaman mantıklı düşünmeye başlamıştı. Öncelikle insanları gözlemlemeye karar verdi. Eğer gerçekten melezleri avlamak için hazırlandıklarına ya da birilerine bu konuyu haber verdiklerine kanaat getirirse bir at çalabilir ve anne babasını atın üstüne koyup ilerleyebilirlerdi.

Düşüncesi ne kadar da kolay...

•••

Tekrar buradayım... Çiçeklerle bezeli açıklık... Annemden kaçarak ormana giriyorum ve onu görüyorum. Vulpe. Bana gülümsüyor ve çiçek tacı yapmayı teklif ettiğimde bu gülümsemesi sevimli bir somurtmaya dönüşüyor. Yine de kabul ediyor çünkü bunu yapmayı ne kadar sevdiğimi biliyor.

Ancak bir süre sonra her şey değişiyor. Kendimi bir uçurumdan düşerken buluyorum, Vulpe'ye tutunmak ya da bağırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor.

Şimdi önümde bir kitap var. Ne yazıyor? Okuyamıyorum. Kitabı kapatıyorum ve başka bir tanesini açıyorum. Okuyamasam bile sanki hepsi aynıymış gibi. Sonu görünmeyen tüm raflar birbirinin kopyası kitaplarla dolu... İçeri birileri giriyor. Hepsi birbirinin aynısı.

Oysa bizim açıklığımız eşsizdi. Her zaman aynı çiçekler açardı belki ama hepsi bir farklı kokardı. Aynı gökyüzüydü belki ama mavisi farklı yansırdı gözlerimize. Aynı Vulpe'ydi belki ama beni gördüğünde yüzünde beliren gülümseme her seferinde daha büyük bir coşkuyla karşılardı beni.

Daha fazla kitabı açıyorum. Hepsi aynı. Hiçbirini okuyamıyorum ama hepsi aynı. Aynı, aynı, aynı...

Benim bu hallerimi gören insanlar beni parmakla göstermeye başlıyor. "Cahil kasabalı"yı.

Güneş ışıklarının odamın penceresinden sızmasıyla gözlerimi açıyorum. Gözlerimi ovuşturmak için ellerimi gözlerime götürdüğümde göşyaşlarımı fark ediyorum.

Geçen yıllar boyunca Tarax ilk defa bu kadar büyük bir ev özlemi çekiyordu. gitme özlemi gerçekti.

Kalkıp üstünü değiştirdi ve saçlarını topuz yapıp aşağı indi. Her zamanki gibi sessiz bir ev. Bayan Tes'in çoktan mutfağa gittiğini düşünerek aşağı indi ve mutfağa doğru ilerledi. Tahmini doğruydu.

"Bayan Tes..." diye seslendi yeni uyandığını ele veren sesiyle. Bayan Tes'in her zamanki soğuk ve mesafeli bakışları onun bal rengi gözleriyle buluştu. "Biliyorum böyle bir konuşmayı yapmak için çok erken ve siz kahvaltıyla meşgulsünüz ama ben eve dönmek istiyorum. En azından birkaç gün için..." Tarax zorlukla yutkundu. Geçen beş yıl Bayan Tes'le daha rahat konuşmasını sağlamak yerine her şeyi daha zor bir hale sokmuştu sanki.

Bayan Tes ona yaklaştı ve ellerini kendine has zarafetiyle Tarax'ın omuzlarına koydu. "Tarax, biliyorsun ki eğitimin bitene kadar bizimle kalmalısın."

Tarax bir adım geri çekildi ve bakışlarını yere sabitledi. "Biliyorum ama en azından birkaç günlüğüne eve dönmek istiyorum. Beş yıldır ailemi görmedim ve..."

"Ailen seni bu vahşi tavırlarını düzeltmemiz için bize gönderdi. Büyüklerine cevap vermemelisin. Bunu kaç defa tekrarlamalıyım." Bayan Tes iç çekerek işine geri döndüğünde Tarax kocaman açılmış gözleriyle ona baktı.

Bayan Tes'in sözleriyle şok oldum. Yıllarca en istemediğim şeyi bile saygılı olmak için yapmışken ailemi görmek istemek saygısızca mıydı? Eğer öyleyse ben dünyanın en saygısız insanı olsam bile ailemi göreceğim. Kalbimdeki bu özlemle iki yıl daha yaşayamam. Dayanamam. Dayanmak istemiyorum!

"Bayan Tes. Ben ailemi göreceğim." Tarax ellerini iki yanında yumruk şeklinde sıktı ve derin bir nefes aldı. "Ben buraya eğitim görmeye gelmiş olabilirim ama annemlerin eğitim görmüş bir kızdan daha fazlasına ihtiyaçları var. Onları seven, onları merak eden bir kıza ihtiyaçları var. Kalbindeki özlem ateşini harlamaktan korktuğu için mektup göndermekten bile korkan bir kızdan ziyade onları görmeye giden bir kıza. Ben ailemin ölüp ölmediğini bile bilmeden bir yıl daha geçiremem!"

Tarax uzattığını biliyordu. Bu uzun diyaloğu yalnızca birkaç cümleyle de söyleyebileceğini biliyordu ama yapmadı. Bazen, duygular kısa cümlelerden ziyade uzun paragraflarla ifade edilmelidir. Aynı kelime farklı cümlelerde pek çok anlama gelebilir. Farklı cümle, farklı konumda pek çok anlama gelebilir. O an Tarax sadece kalbinin istediği şeyleri söylemişti. Bayan Tes'in ne diyeceği umurunda bile değildi. Beş yıl uslu kız olmak onun için fazlaydı.

Bayan Tes tekrar Tarax'a döndüğünde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. "Tarax, sana ısrar etmemeni söylemiştim. İstesem bile böyle bir kararı tek başıma alamam. Şimdi git, ayak altında dolaşma."

Bayan Tes beş yıl geçmesine rağmen Tarax'ı hala bir ayak bağı olarak görüyordu. Tarax bunun sebebinin her zaman Bay Tes'in Tarax'ın kalmasına izin vermesi ama Bayan Tes'in karşı çıkması olduğunu düşünmüştü ve Bay Tes'in sözünün Bayan Tes'ten üstün olduğu pek çok anla karşılaşmıştı. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Yine de Bay Tes'le konuşmak Bayan Tes'le konuşmaktan daha kolay değildi. Her zaman meşgul görünen Bay Tes, Tarax için ulaşılmaz gibiydi. Tarax'ın babasının yüzünün yumuşak hatları ve merhametli bakışları Bay Tes'te yoktu ya da Tarax görebilecek kadar uzun bakmamıştı hiç yüzüne.

Bay Tes'in çalışma odasına çıkmak için merdivenlerden çıktığı sırada Solidage ile karşılaştı ama ikisi de birbirlerine selam vermeden geçip gittiler. Solidage ile arası her zaman limoniydi ve Tarax bu durumdan pek şikayetçi olmadığı için düzeltmek için çabalamazdı.

Tarax derin bir nefes alıp kapıyı iki kez tıklattı ve bir cevap bekledi. tam tekrar tıklamayı düşündüğü sırada kapının ardından bir girin, sesi duyuldu.

Tarax hızla içeri girdiğinde Bay Tes'in önündeki kağıtlara bir şeyler yazdığını gördü. Bayan Tes'le aynı soğuk bakışlarını kısa bir an için Tarax'ın üzerinde gezdirdi. Tarax onun sormasını beklemeden hemen konuya girdi. "Ben kısa süreliğine eve dönmek istiyorum. Üç gün... Hayır, iki gün bile yeter. Sadece bir süreliğine ailemi görmeme izin verin. Lütfen..."

Bay Tes bir süre sessizce durdu. Odada yankılanan tek ses arada sırada çıkan kalem ve kağıt sesiydi. Bu durum Tarax'ın daha da gerilmesine sebep oluyordu. Topuzundan düşen bir adet perçemi kulağının arkasına sıkıştırırken gözlüğünü de hafifçe düzeltti. En sonunda Bay Tes konuştu. "At sürmeyi biliyor musun?"

"Evet... Yani biraz... Tırıs gidebiliyorum ama fazla hızlı süremiyorum." Tarax bu sorunun sebebini anlamamıştı. Bay Tes hafifçe başını salladı ve gözlerini direkt Tarax'ın gözlerine dikti.

Tarax gerildi ve bir adım geri çekilme isteğine direnmek zorunda kaldı. Ona göre Bay Tes tuhaf bir adamdı ve her zaman öyle kalacaktı. "O zaman gidebilirsin. İstediğin atı seç. Ne yazık ki arabayla gidemezsin çünkü bir tane arabamız var ve onu da ben kullanmak zorundayım. Eminim tek başına seyahat edebilecek kadar büyümüşsündür."

Tarax bunu duyduğunda gerildi. Başını sallayıp çalışma odasından dışarı çıktığında hala duyduklarını sindirmeye çalışıyordu.

Tek başıma. Tek başıma... Tek başıma? Tek başıma! Daha önce tek başıma doğru düzgün konaktan bile çıkmadım ben! Yine de başka çarem yok. En azından yol fazla uzun değil, en azından sanırım. Buraya geldiğimin üstünden beş yıl geçti, hiçbir şeyi hatırlamıyorum! Ama başka şansım yok. İçimdeki bu huzursuzluğu dindirmek istiyorsam tek çarem bu!

Tarax basitçe Bay Tes'e teşekkür edip çalışma odasından koşar adım çıktı. İlk önce uğradığı yer tekrar mutfak oldu, Bayan Tes'in yanı. Yüzünde çocukluğundan beri ilk kez bu kadar büyük bir gülümseme vardı. "Bayan Tes! İki günlüğüne evime dönüyorum. Bay Tes izin verdi!"

Bayan Tes'in gözleri kocaman açıldı. "Ne? Kiminle gideceksin oraya kadar? Kim götürecek getirecek seni?" Tarax; sert bir ses tonuyla, azarlarcasına ağızdan çıkan bu sorular karşısında bir adım geriledi.

Hayır, onun seni korkutmasına izin verme. Eve dönmek için tek şansın. Hala seni beklediğine inanmak istediklerini görmek için tek şansın. Yıllar önce diyemediklerini demek için tek şansın.

"Kendi başıma gideceğim, Bayan Tes. Bay Tes öyle söyledi."

Bu sözler üzerine Bayan Tes'in gözleri karardı zar zor mutfak tezgahına tutundu. "O aptal adam..." diye mırıldandı ama bunu Tarax'la birlikte mutfaktaki tüm hizmetçiler duymuştu. "Hayır, tek başına gitmene katiyen izin vermiyorum. İki bina ötedeki evden şeker istemek gibi bir şey değil bu. Bırak kız halinle, erkek olsaydın bile seni öyle bir yola tek başına göndermezdim."

Eğer Tarax'ın, Vulpe'ninki gibi bir kuyruğu ve kulağı olsaydı şu anda ikisi de korku ve üzüntüyle aşağı çökerdi. Ancak şu anda Tarax'ın duygularını belli eden tek şey gözyaşlarıydı.

Ben bir aptalım... Bayan Tes haklı. Bırak evime dönüp aileme sarılmayı, açıklıkta koşmayı ben yolun yarısında en iyi ihtimalle kaybolurdum.

Tarax tam özür dilemek için ağzını açtığı sırada Bayan Tes kollarını ona doladı. Bayan Tes'le birlikte geçirdikleri seneler boyunca onu sadece idealleri sağlam olan sert bir kadın olarak görmüştü ve bu kadın karşısında aptal bir kız gibi görünmemek için her zaman fazladan çaba harcamıştı. Tarax ilk defa onun yanında ağlıyordu, ilk defa gözyaşı döküyordu ve ilk defa Bayan Tes'in de bir anne olduğunu fark etmişti.

Sert bir kadın olsa da, kurallar konusunda çok katı olsa da Bayan Tes de bir anneydi. Tıpkı Tarax'ın annesi gibi sabah sinirlendiği çocuğuna akşam masal okuyabilirdi. Ve tüm annelik duygusunun gerçek sahipleri gibi ağlayan bir çocuğa doğru şefkati gösterebilirdi.

"Ah, çocuğum. Biliyorum, aileden ayrılmak zordur. Kaç yaşında olursan ol, bu acı herkesi aynı derecede vurur." Bayan Tes'in sesi daha önce hiç bu kadar yumuşak mıydı? Sanki gözümün önündeki ulaşılmaz Bayan Tes eriyor ve yerine görmek istediğim kişiden ziyade görmeyi reddettiğim kişi geliyor. Bunca zaman ondan gelecek olan her türlü sevgiyi kendi ellerimle reddettiğim, bir şekilde kabul etmediğim gerçeği yüzüme vuruluyor sanki.

Ancak Bayan Tes geri çekildiğinde ortam bozulmuştu ve Tarax'ın az önce düşündüğü her şey bir anda toza dönmüştü. "Bu kadar çok gitmek istiyorsan Solidage de seninle birlikte gelecek. Yol, atla çok uzak sayılmaz. Gün içinde gidip gelin. Kalmak yok."

Tarax yalnızca başını salladı ve teşekkür etti. Gidebildiği için bile minnettardı ve Solidage ile anlaşamasalar bile yanında birinin daha olacak olması onu daha güvende hissettiriyordu.

Kahvaltıdan sonra Solidage'nin söylenmeleri eşliğinde ahırdan atları aldılar. "Neden seninle gelmem gerekiyor? Kendi başının çaresine bakamayacak kadar aciz misin?"

Tarax ona gözlerini devirdi ve atına bindi. "Evet dersem susacak mısın?"

"Hayır dersem ne yapacaksın?"

"Gevezeliği kes de bin şu ata!"

•••

Tarax'a yıllar gibi gelen ama aslında yalnızca saatler süren bir yolculuğun ardından Tarax kasabasının küçük evlerini gördüğünde kendini yıllar önceki o yedi yaşındaki halinde hissetti. O zamanki gibi kendine bir arkadaş bulmuş gibi bir sıcaklık yayıldı kalbine. Yalnız olmadığının farkındalığı...

Evim...

Tarax aniden attan indi evine doğru koşmaya başladı. Solidage arkasından bağırsa da Tarax onu duymamıştı bile. Rüzgar kulaklarında uğulduyordu, ona merhaba diyordu sanki. Hoş geldin diye bağırıyordu tüm eski bulutlar.

Tarax büyük bir coşku ve heyecanla evinin kapısını çaldı. Ses yok. Yüreğine bir korku çökmeye başlarken ikinciye çaldı. Ses yok. O sırada yoldan geçen yaşlı bir adam Tarax'ı gördü. "Kızım, o evde yaşayanlar iki yıl önce öldü." Tarax bunu duyduğunda boğazına bir yumru oturdu, kalbi deli gibi çarptı ama ne adama cevap verebildi ne de bu olayın gerçekliğini sorgulayabildi.

Tarax titreyen elleriyle kapıdan birkaç adım uzaklaştı.

İki sene... Neden hiç haberim olmadı? Neden kimse bana söylemedi? Bayan Tes biliyor muydu? O zaman beni niye buraya gönderdi.

Ayaklarım benden izinsiz evden uzaklaşıyor. Geçen seneler benden ailemi aldıysa onu da almış mıdır? Eğer onu da benden aldıysa bu zalim dünya, ben neden yaşamaya devam etmeliyim?

Koşmaya başlıyorum. Dokuz sene önce annemden kaçtığım gibi kaçıyorum o evden. Belki bugün bir kelebek görmeyecek, o kelebeğin peşinden koşarken kahramanım kurtarmayacaktı beni. Önemli değil. Tek istediğim onun nefes alması. Bu dünyada yaşamaya değer bir şey görmek. Çalışmaya değer, azmetmeye değer bir şey... biri!

Tarax orman yolunun yarısındayken aynı yaşlı adam tekrar seslendi. "O ormana girmeni tavsiye etmiyorum. Sabahın erken saatlerinde ormana giden iki çocuktan biri ölü bulunmuş. Bir melezin işi olduğunu..."

Adam cümlesin bitiremeden Tarax tekrar koşmaya başladı. Adamın söyledikleri kafasında yankılanıyordu. Vulpe'nin bu olayla bir ilgisi olma fikri onu dehşete düşürüyordu ama bir yandan da Vulpe'nin hala yaşıyor olma fikri kalbinin mantıksız bir hızla atmasına sebep oluyordu.

Koşmaktan o kadar yorulmuştu ki sık ağaçlarla çevrili alanda dallardan kaçınmak bile zor geliyordu ona. Yine de direnmeye devam etti. Ta ki anılarında her zaman çiçeklerle çevrili kalacak olan o açıklığın sonbaharın acımasız renkleriyle boyandığını görene kadar. Ve o renklerin arasında kızıl saçlarıyla daima öne çıkmayı başaran Vulpe'yi görene kadar...

•••

Vulpe ne yapacağı konusunda kararsız bir şekilde açıklıkta telaşla duruyordu. İnsanların, çocuğun cesedini alıp götürdüklerini görmüştü. Bir melezin varlığından haberdarlardı. Kaçmaları gerekiyordu ama bunun için bir ata ihtiyaçları vardı. Ama attan da daha büyük bir sorun nereye kaçacaklardı?

Vulpe öfkeyle ellerini saçlarının arasından geçirdi. Anne ve babasının bulduğu güvenli sığınağı kendi bencil ve çocuksu arzuları yüzünden kaybetmişti.

O sırada duyduğu ağır nefes sesleri ve sert adım sesleri dikkatinin o yöne kaymasına sebep oldu. İlk başta kaçmayı düşündü ancak içgüdüsel olarak olduğu yerde kaldı. Bu adım sesleri de, nefes sesleri de ona tanıdık geliyordu. O an bu ona çok saçma gelmişti ama yine de bekledi.

Neden bilmiyorum... Sadece tehlikede hissetmiyorum. Sessizce ormanın derinliklerinden bana doğru koşan şeyi beklediğimde karşımda bir avcı görsem bile bu kadar şaşıracağımı düşünmüyorum.

O an, onu tanıyıp tanıyamayacağıma karşın olan soru işaretleri kayboldu. Saman sarısı saçları altın rengine de siyaha da dönüşse, soluk teni canlansa da ve hatta esmerleşse de onu tanıyacağım... Tarax... Onu tanımamam imkansız...

Ve bu his içimi öfkeyle dolduruyor. Onu tanımak istemiyorum, onu unutmak istiyorum. Yine de orada, ormanın bitişinde durmuşken bana bakış şekline, topuzundan firar eden saçlarının yüzünü çevreleme şekline ve gözlerinin kenarlarında düşmeyi bekleyen gözyaşlarına bakarken ondan nasıl nefret edebilirim? Ona nasıl sinirlenebilirim?

Vulpe'nin güneşin kızıllığını taşıyan saçları rüzgarda dalgalanırken ona koşmak istedim ama yapmadım. Çekiniyorum. Beş sene önce tek kelime etmeden onu terk eden kızı görmek istiyor mu? Böyle bir şey benim başıma gelse ben ister miydim?

Ailemin ölümünün ağırlığı, onun tarafından reddedilme korkusuna karışıyor. Onun yaşadığını gördüğümde hissettiğim rahatlık bencil duygularımla lekeleniyor. Bana doğru ufak bir hareket yapsa ona koşmak için bir saniye harcamam... Ama o, karşımda dik ve elleri iki yanda yumruk olmuş şekilde duruyor. Görüşüm bulanık. Gülüyor mu, ağlıyor mu, şaşkın mı, kızgın mı..? Hiçbirini göremiyorum...

Tek istediğim çocukken yaptığım gibi ona sarılmak, günün tüm acı veren veya sıkıcı ayrıntılarını unutmak ve onunla geçirdiğim anın tadını çıkartmak. Ve ben bunu yaptıktan sonra benden nefret etmeye devam edebilir. Kalbime tekrar acı yükleyebilir. Beni itebilir, yalnız bırakabilir. Ancak o yaşadığı sürece beni ne kadar terk ettiği önemli değil, ben hiçbir zaman onun nefes aldığı bu dünyada yalnız olmayacağım.

İkisine de saatler gibi gelen, yıllar gibi geçen birkaç dakikanın ardından ilk adımı Vulpe attı. Öyle kararsız, öyle çekingen bir adımdı ki bu dışarıdan gören biri zorunluluktan yaptığını düşünebilirdi ancak Tarax sadece kalbinde yeni bir rahatlama hissetti. O adımın nasıl atıldığı, neden atıldığı, Vulpe'nin atarken ne düşündüğü onun umurunda değildi. Sadece beş yıldır üç kişiye karşı duyduğu özlemi karşısında kalan tek kişiye boşaltmak istiyordu.

Düşüncesizce Vulpe'ye doğru koştu. Vulpe bunu gördüğünde içgüdüsel olarak ona doğru birkaç adım attı ve kollarını ona doladı. Hissettiği tüm öfke, kırgınlık, nefret... O an hepsi saçma bir kabus gibi hissettirdi ona. Doğru olan, gerçek olan kollarındaki Tarax'ın sıcaklığıydı. Ağlayan Tarax'ın görüntüsüyle sızlayan kalbiydi gerçek olan.

Tarax hıçkırarak ağladı. Yüzünü Vulpe'nin göğsüne gömdü ve tüm acısını gözyaşları eşliğinde sararan otlara bağışladı.

Hissettiğim tüm yalnızlığın, acının ve endişenin senin sıcaklığınla geçmesi ne kadar ironik...

Vulpe tek kelime etmeden onu bekledi. Ne olduğunu, nereye gittiğini, neden ona hiçbir şey söylemediğini, neden onu görmeye gelmediğini, neden şimdi döndüğünü bilmiyordu. Hiçbirini bilmiyordu. Ancak sorularıyla bu sıcaklığı ve özlemi kaybetmek istemiyordu.

En sonunda Tarax derin bir nefes alıp istemeden geri çekildiğinde sakince kollarını geri çekti ve onu ilk gördüğünde hissettiği öfkeyi, karmaşayı yalanlayan bir şefkatle baktı yüzüne. Sanki hiçbir şey değişmemiş, onlar hala koşturup çiçek tacı yapan çocuklarmış gibi...

Tarax burnunu çekti ve ağlamaktan kızaran gözleriyle ona baktı. Gözlerindeki şefkati görünce bakışlarını tekrar yere indirdi. Bir süre sessiz beklediler ama bu bekleyiş öncekinden daha kısaydı. "İyi misin?" diye söze başlayan Vulpe oldu.

Tarax başını salladı. Ne diyeceğini bilmiyordu. Kendini açıklamak istiyordu ama Vulpe'nin bir açıklama isteyip istemediğini bile bilmiyordu. Burada uzun süre kalamayacaktı ve ikinci vedasını düzgün yapacaktı. En az iki yıl boyunca daha Vulpe'yi göremeyecekti ve Vulpe'nin bunu bilmeye hakkı vardı.

Tarax nereden başlayacağını düşünürken Vulpe tekrar söze girdi. "Neden gittin?" diye sorduğunda Tarax sesindeki kırılganlığı, öfkeyi ve yalnızlığı duydu. Çünkü bir veda bile etmeden, ölü gibi ortadan kaybolmak sizi sevenlere yapabileceğiniz en acı verici şeylerden biriydi. Sizinle yalnızlığına çare bulmuş insanların canını bıçaklamaktan daha fazla acıtırdı. Ve şimdi karşısında duran Vulpe beş yıldır o yaranın acısıyla baş etmeye çalışıyordu ama bu acının tek yolu o kişiyi ölü kabul etmekti belki de. Ve bu, öncekinden daha büyük bir yara açıyordu kalpte.

Tarax'ın aklından bir sürü açıklama geçti. Kendini haklı çıkarabileceği, seçeneği olmadığıyla ilgil bir sürü bahane. Ama ağzından çıkan sadece iki kelime oldu. "Özür dilerim." Ardından tekrar gözyaşları akmaya başladı. Vulpe ona uzanmak ve gözyaşlarını silmek istedi ama bir açıklama istiyordu, bir özürden fazlasını istiyordu ve gerçek için bir süre daha Tarax'ın akan gözyaşlarını durduramamanın çaresizliğine katlanabilirdi. Ve bundan dolayı kalbi acıyla sızlamıyordu, ağladığını görebildiği için kalbi ferahlamış bir şekilde sızlıyordu. Sanki geçen beş yılda ağlayıp ağlamadıklarını bilmek ona şu andan daha büyük bir acı yaşatıyordu. Bu düşüncenin çok bencilce olduğunu bilse bile Tarax'ın ağlaması ya da gülmesi onun için o an tamamen aynıydı sanki.

"Sadece çok bencildim!" diye devam etti Tarax, sanki dünyanın en acı şeyini itiraf ediyormuş gibiydi. Kendini haklı çıkaracağı hiçbir yönü yoktu aslında. Bencildi, veda etmezse her şeyin normal olacağını sandı, bir veda ve kabullenme için çok korkaktı. "O gün sana veda etmek için yanına gelmiştim, her şeyin yarın biteceğini biliyordum. Ancak veda etmezsem her şeyin daha güzel olacağına inanan bir yanım vardı ve onun cazibesine karşı koyamadım."

Sonuçta onlar bir çocuktu ve gerçek bir vedaya hiçbir zaman hazır değillerdi.

Sonuçta onlar bir çocuklardı ve veda etmemenin, etmekten daha acı verici olacağını bilemezlerdi.

Sonuçta ben bir çocuktum ve bencil olmak sorun olmaz sandım.

Vulpe bu cevabı aldığında sadece gülümsedi ve bir süredir onun gözyaşlarını silmek için hazırda bekleyen eli yanağına uzandı ve uzulca yanağından akan sinsi bir gözyaşını sildi. "Şimdi ne olacak?"

Şimdi ne olacak, Tarax? Ben anılarımızı terk etmeye zorlanırken ne olacak? Bir daha birbirimizi göremeyeceğimiz o an ne olacak? Gözlerinin parladığını sadece rüyalarımda görmeye devam mı edeceğim? Sesini sadece hayal mi edebileceğim?

Ancak Tarax'ın önceliği bu sorudan başkaydı. Belki de açıklamasından da önce sorması gereken daha önemli bir soru vardı. "Vulpe, onu sen mi yaptın?" Tarax, neredeyse fısıldayarak sormuştu bu soruyu.

Hayır, de. Ben yapmadım, de. Neyden bahsettiğimi sor. Ama bana o gözlerle bakma. Kendinden iğrenen, yaptığına inanamayan gözlerle bakma bana... Bir hayır cevabı bu kadar zor olmamalı!

Vulpe bir an için ağzını açtı ancak hemen ardından kapattı.

Bana o gözlerle bakma... Hayır demem için yalvaran, gerçeği görmek istemeyen gözlerle bakma bana. Evet deyip tüm umudunu çürütmeme izin verme ya da yalan söylemeye itme beni. Çünkü gözlerinde görmeyi sevmediğim tek duygu endişe...

Yine de Vulpe derin bir nefes aldı ve Tarax'ın karşısında bunu ilk defa yüksek sesle dile getirdi. "Ben yaptım." Bunu güçlü bir sesle söylemişti. Yaptığından pişmanlık duyan ancak günahının bedelini ödemeye hazır bir insanın sesiyle... Ancak neden hemen ardından cılız bir sesle ağzından şunlar çıkmıştı: "İsteyerek olmadı, bir kazaydı. Yemin ederim!"

Tarax bunları duyduğunda ne yapacağını şaşırdı. "Neden hala buradasın?" diyebildi kontrolsüz bir sesle. Hala burada kalmaları çok tehlikeliydi, neden yola çıkmamışlardı?

Vulpe elini saçlarının arasından geçirdi sinirle. "Biliyorum, biliyorum! Sadece emin olmak istedim. Ayrıca bir ata ihtiyacım var ve birinden at çalmak söylemek kadar kolay değil."

Vulpe'nin gitmesi gerekiyor. Buradan çok uzaklara, kimsenin onları bulamayacağı bir yere. Benim, onları bulamayacağım bir yere.

Tarax kaşlarını çattı ve eli iki tarafında yumruk haline geldi. "Benim atım var! Onu getiririm, onunla gidebiliriz."

Vulpe bunu duyunca şaşırdı ve yarım ağızla güldü. Bu komik bir şey duyduğu için atılan bir gülüşten ziyade siniri bozulduğu için yaptığı bir şeydi. "Biz mi? Hayır, sen hiçbir yere gelmiyorsun. Buraya nasıl ve kiminle geldiğini, nereye gittiğini hala bilmesem bile oraya döneceksin."

Tarax inatçı bir şekilde bir adım öne attı. "Hayır, ben de geleceğim. Orada benim için önemli olan hiçbir şey yok. Ailem öldü, benim için geriye yalnızca sen kaldın! Evet, sadece nefes aldığını bilmek bile kalbimi bir rahatlama duygusunun kaplamasına yetiyor belki ama nefes aldığından emin olamamak, nefes almaman düşüncesinden bile daha acı verici geliyor!"

Tarax'ın itirafı, ailesinin öldüğünü söylemesi bir an için Vulpe'nin gardını indirmesine sebep oldu ama bunu yapamazdı. "Hayır, Tarax. Anlamıyorsun. Eğer atı getirirsen bu bana çok yardımcı olur çünkü annem ve babam tek başlarına uzun bir yol yürüyemezler. Anlamadığın şey ise..."

"At varsa ben de varım, ben yoksam at da yok." Tarax, Vulpe'nin sözünü keserek kesin bir tonda konuştu. Bu pazarlığın Vulpe'yi vazgeçireceğini düşünüyordu ama bu pazarlık sadece Vulpe'nin kaşlarını çatmasına sebep oldu.

"O zaman ikiniz de yoksunuz!" Vulpe hırlayarak konuştu.

Tarax bunu duyduğunda afallamıştı. Neydi Vulpe'yi bu fikre bu kadar karşı yapan? Tarax'ı, Tarax'ın onu yanında istediği kadar istemiyor muydu? Tarax, tekrardan gözlerinden akan yaşlara engel olamadı. Bunu gören Vulpe kollarını ona doladı. Tarax ondan kurtulmak için çırpındı ama Vulpe bırakmadı. Yüzünü saçlarına gömdü, topuzunu çözdü ve saçlarının yüzünün iki yanına dökülmesine, ensesini örtmesine izin verdi.

"Tarax..." dedi her zamankinden daha nazik bir ses tonuyla ve Tarax sözünü kesmeden önce başladığı cümleye devam etti. "Anlamadığın şey şu: Ben bir melezim. Bir çocuğu öldüren basit bir katil değilim. Kaçtığım şey polisler değil, bir insanlık."

"Ne önemi var? Ben de kaçarım o insanlıktan. O insanlıkta benim için önemli olan kimse yok!"

"Ama benim için önemli olan biri var." Vulpe derin bir nefes aldı ve nasıl devam edeceğini düşündü. Tarax'ın bu olayı bilmesi, çoktan dedikoduların yayıldığını gösteriyordu ve yüksek ihtimalle askerlere de haber verilmişti. Tarax'ı atı getirmeye ikna edebilirse kısa sürede buradan ayrılabilirlerdi.

Vulpe devam edemeden Tarax araya girdi. "Ben senin için kaçman gereken insanlığın bir parçası mıyım?" Sesinde belli bir kırgınlık vardı.

Vulpe bu soruya kıkırdadı. "Sen benim için kaçmam gerektiği söylenen insanlığın içinde açan, herkesten ayrılan parlak, sarı bir karahindibasın. Ve ben o karahindibanın zamanı geldiğinde tohumlarını dünyaya saçmasına izin vermek için cam bir fanustan daha fazlasını hak ettiğini düşünen bir hayranım. O karahindibanın hayranı... Senin hayranın..."

Tarax'ın hıçkırıkları arttığında Vulpe de gözlerinin dolduğunu hissetti. "Ya o karahindiba çoktan kendini bir fanusta gibi hissediyorsa? Boğuluyorsa? Ona hayran olan tilkiye ondan daha fazla hayransa?" Tarax titreyen sesiyle bunları söylediğinde Vulpe ona olan tutuşunu sıkılaştırdı.

"Karahindibanın o fanustan kurtulması için özgür olması gerekiyor." Tarax'ı geri çekti ve çenesinden tutup bakışları buluşana kadar kafasını kaldırdı. "Ve eğer sevgili karahindiba da hayranı olan tilkiye hayransa... sanırım bu beni mutlu eder." Vulpe, fısıldayarak söylediği son cümlenin ardından Tarax'a doğru eğildi ve dudaklarını nazik bir öpücükle buluşturdu. Öpücük kısa sürmüştü. Bir kalp atışı kadar kısa, nefes almak kadar gelip geçici ama bir bebeğe hayat veren o ilk, yakıcı nefes kadar da keskin bir histi bu. "Sen, benimle birlikte sonsuza dek saklanmayı hak etmeyecek kadar değerlisin, Tarax."

Tarax, istemeyerek onun tutuşundan uzaklaştı. Beş yıl önceki ilk, geçici ayrılışlarından sonra bu ayrılık tuhaf bir şekilde o kadar ağır hissettirmiyordu. Öncekinin aksine gerçekten sonu gelmeyecek bir ayrılık olma ihtimali olmasına rağmen Tarax'ın da Vulpe'nin de üstünde söylenmesi gereken her şeyin söylendiğinin farkındalığından kaynaklanan bir hafifleme vardı.

Tarax gözlerini tekrardan yere dikti. "Bana söz ver tilki çocuk." Sesi hayal ettiğinden güçsüz çıkmıştı. "Benden önce ölmeyeceksin. Benden önce ölürsen, peşinden gelirim ve..." Tarax cümlesini tamamlayamadan bir hıçkırık koptu dudaklarından.

Vulpe isteğin çocuksuluğu karşısında kalbinin ısındığını hissetti. Vahşi saçlarıyla karşısında duran Tarax buydu, Tarax'ı buydu... Çocuksu... Ne kadar değişirse değişsin Tarax'ı her zaman böyle tanımlayacaktı, böyle hatırlayacaktı. Ağlaması da gülmesi de bir çocuk kadar saf ve lekesizdi Vulpe'nin gözünde. "Söz, karahindiba kız. Ben ne zaman sana hayır diyebildim ki?"

"O zaman ben atı getireceğim. Biraz vakit alabilir. Burada bekle." Vulpe başını hafifçe sallarken Tarax koşarak uzaklaştı.

Tarax'ın bu şekilde koşması dokuz sene önceki ilk tanışmamızı ve beş sene önceki ayrılışımı getiriyor aklıma... Gözümden süzülen bir damla yaşa engel olamıyorum. Belki bu onu son görüşüm olacak. Belki de pek çoğundan biri. Yine de bildiğim tek bir şey varsa o da şu

Bizim hikayemiz burada başlamadı. Ve burada bitmeyecek.

🌼🦊🌼🦊🌼🦊🌼🦊🌼🦊🌼🦊🌼🦊🌼🦊

Bu hikaye ucu açık bitiyor ve benim en başta bunu yapmamın bir sebebi vardı ama şu an düşününce o sebep çok da mantıklı gelmemeye başladı ve ben de direkt tüm hikayeyi komple düzenlenlerken bu sonu da düzenleyeceğim ama daha çok az bir kısım düzenleyebildim, hangi kısımlara bu part 3'te olduğu gibi yerler eklesem hangi kısımlara eklemesem emin olamadığım için ve düzenlesem de yayınlayıp yayınlamayacağım şu anlık meçhul. Yine de bu versiyonu da şahsen hoşuma gidiyor, umarım siz de beğenmişsinizdir🌼

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18