Süveyda kitap kapağı

1. bölüm / 3

Süveyda

Acı gerçek

Vaveyla Yazarı: Yankı Derûn

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Acı gerçek

Silah sesleri giderek artıyordu bir uyutmadınız insan gibi uyumaya çalışıyoruz şurada bir gözümü açarak etrafa bakma zahmetine girerek inceledim kamilgil ölesiye çatışıyordu karşılarında yüzlerinde maske olan baştan sona siyah giyimli insanlar vardı umursamadan bulunduğum koltuğa iyice yayıldım , tekrar gözlerimi kapattım bir kaç dakika sonra silah sesleri duyulmamaya başladı çünkü uykunun güçlü kolları beni çoktan içine çekmişti
.........
“ sağ kalan kimse yok “ diyordu bir ses ben varım ya Gözlerimi açmayacaktım çünkü uykuyu seviyorum tekrar uyumak için çaba harcadım fakat bedenime doğru yaklaşan bir tehlike sezdim . Az bekleyerek ne yapmayı amaçladığını tahmin ediyordum yüzüme doğru yaklaşan eli tutarak elin sahibini altıma aldım
“ Kimsin ?”hırıltılı sesim korkunç çıkıyordu altımdaki siyah maskeli yutkunarak gözlerimi izlemeye başladı
“ kimsin dedim sana “ yan taraftaki silahı alarak kafasına dayadım korkunun emaresi yoktu
“Türk askeri “ dedi farklı bir ses hay lanet gele en olmadık zamanda ... silahı bırakarak üzerinden kalktım ellerimi kaldırarak az önce konuşana döndüm küçük bir oyundan kimseye zarar gelmezdi italyanca “ teslim oluyorum “dedim önümdeki asker arkamdakine bakarak bana döndü o da İtalyanca konuşarak “ Türk müsün ?” dedi elbette Türküm ama bunu size söyleyecek değilim “ hayır ben İtalya’nım “ inanmıyordu Zeki asker severim

Kulağımdaki küçük çipten cızırtılar eşliğinde ses geliyordu “ oyun oynamayı kes ve oradan kurtul Zümrüt “ ben Zümrüt değilim ki bozuntuya vermedim çıkabilsem durur muyum salak herif “ benim gitmem gerekiyor beyler “diyerek çıkışa doğru ilerledim arkamdan gelenler vardı ama umursamadan çıkışı bulmaya çalıştım “ 50 katlı binan var hala cimrilik yapıp bir asansör yaptırmıyorsun” kendi kendime söyleniyordum fakat arkamdan kıkırtı sesleri geliyordu
“ nereye gittiğini sanıyorsun “ ne meraklısınız arkadaş geziyoruz işte omuz silkerek ilerlemeye devam ettim çıkışı bulunca adımlarımı hızlandırdım diğerlerinden uzaklaştığıma emin olunca kulağıma dokunarak “ kömür beni buradan al ama İtalyan olarak “ dedim oflama sesleri eşliğinde bir kaç tanede küfür işittim ama umursamadım hep gerçek bir İtalyan olmak isterdim .

Bir çok asker gelmişti ben ise onların aralarında tüm gözler üzerimde bir şekilde ilerliyordum ne bir korku gösteriyordum ne de bir üzüntü kalabalığın en az olduğu bölgeye ilerledim fakat tüm silahlar bana doğrultulmuştu “ ellerini yukarı kaldır yere çök “dedi alayla gülümsedim “ bu bir rica mı ? “ dedim rica ise eğer üzülürdüm çünkü ricaları geri çevirmeyi sevmem
“ Bu bir rica değil emirdir ellerini kaldır yere çök !” gülümsemem büyüdü en yakınımdaki askere baktım çömezdi ellerimi kaldırarak yanına yaklaştım “ seni seçtim pikhachu “ diyerek silahını alıp ona doğrulttum tüm silahlar bana doğrultulmuştu “ bir aptallık yapayım deme sakın !”ayy birde Emir veriyorlar hayır Türklerle sorunum yok ama şu ön taraftaki zibidi çok konuşuyor
“ ben hiçbir zaman aptallık yapmam “ dedim silahın kabzasını tutarak ters çevirdim omzuma hizaladıktan sonra tereddüt dahi etmeden tetiği çektim omzumda küçük bir yanma olurken yutkunurak etrafa baktım onlarda en az benim kadar şaşkınlardı silahı aldığım askere geri vererek az önceki konumuma geri geldim
Üç
İki
Bir
Önüme çıkan Bugatti ani frenle durdu “ ne oluyor ?”anlaşılan onları etkilemiştim az önce bana çarpmak üzere olan araçtan canım arkadaşım kömür indi askerlere baktı sonra bana ters bir bakış atarak önüne döndü fakat omzumdaki kanı fark etmiş olacak ki şifreli bir şekilde “ sen iflah olmazsın “ dedi kahkaha atarak yanına ilerledim “ üzgünüm gönülleri yüce insanlar ama onu alarak gitmem gerekiyor “ dedi İtalyanca , bir elimle yaralı omzumu tutarak arkamdaki asker birliğine baktım “ paydos beyler “ sırıtarak arabaya doğru ilerledim kapıyı açıp ön koltuğa oturdum kömür de hemen benim arkamdan gelip aracı çalıştırarak ilerledi.

“ omzuna ne oldu ?” dedi ah ne olmadı ki
“ ben vurdum “
“ kendini mi vurdun mal “
“ Carlos anlayabilirdi tek sağ kurtulan benim ne yapmalıydım “
“ bundan anlamayacak sanki “
“ çok konuşma tugaya sür “
“ neden ?”
“ kaplumbağa deden “
“ Zümrüt !”
“ tamam ya ne kızıyorsun Erkan albay uğra dedi “dedim sonra ne o konuştu nede ben tugayın önüne gelince araç durdu araçtan inmeme gerek kalmadan albay hızlı adımlarla araca yaklaştı
“ Kendini gösterme evlat operasyon için sakıncalı olabilir “ dedi kafamla onaylayıp konuşma yapmasını bekledim bir süre konuştuktan sonra tekrar yola çıktık şuan da ise İstanbul hava limanından İtalya’ya gidiyorduk çünkü bitirmeniz gereken bir operasyon var...

..........
“ Vileda bu halin ne bebeğim “ senin o bebeğim diyen ağzına sikeyim ırz düşmanı
Yalancı bir ağlama eşliğinde “ Carlos Kamil ve ekibini katlettiler beni de sağ çıkarıp işkence ettiler çok korktum “ ağlamam şiddetlendi çünkü gerçektende işkence görmüştüm ve çok acımıştı kömür inandırıcı olsun diye anamı ağlatmıştı
“ ahh , ağlama bebeğim senin sağ olman daha önemli sevgilinin güvenli kollarına gel “ ölsem gelmem aptal . İtalyanın en büyük ve en kötü mafyasının yanında biricik sevgilisi viledaydım ben . Hızlı yanına yaklaştım yaşlı değildi aksine oldukça gençti en fazla 32 gösteriyordu ve bir çok kadına göre yakışıklıydı hızla giderek himayesi altına eriştim kollarımı beline dolayarak sarıldım oda ellerini belime sararak saçlarıma öpücük bıraktı “ seni çok seviyorum Vileda “ senin ben “ bende seni çok seviyorum Carlos “ dedim daha çok sarıldı bir kaç saat sonra yok olacaktı bende sonsuza kadar kurtulacaktım
“ akşam yemeğini dışarda yiyelim mi Vileda ?”
“ baş başa mı olacağız ? “
“ tabikide , sevgilim ile daha fazla anı biriktirmek istiyorum “
“ Peki ben hazırlanayım” diyerek ondan ayrıldım yukarı çıkan şatafatlı merdivenleri çıkmaya başladım son basamağı çıktıktan sonra odama doğru ilerledim kısa bir duş aldım . Elbise olarak beyaz uzun ama derin yırtmacı olan balon kollu bir elbise giydim sarı saçlarıma maşa yaptıktan sonra açık bıraktım yüzüme hafif bir makyaj yaptım dudaklarıma kırmızı bir ruj sürdükten sonra dinleme özelliği olan küpelerimi ve görüntüleme özelliği olan kolyemi de taktıktan sonra hazır Olduğuma kanaat getirerek alt kata indim ayağımdaki beyaz topuklu ayakkabı çok ses çıkardığı için arkası dönük olan carlos bana doğru döndü . İlk önce yutkundu sonra kaşlarını çatarak yırtmaca baktı “ Vileda bu kadarı fazla zaten güzeldin şuan bir kuğu gibisin “ tabi bana hayran olmayan ölsün
“Beni utandırıyorsun Carlos” gülümsedi hayran bakışları yerini koruyordu
“ utanmak en çok sana yakışıyor Vileda “ bu sefer gerçekten utandım hızla yanından geçerek büyük villadan çıktım benim bugattim kadar olmasa da kimi kandırıyorum adamın Ferrari’si var ilerleyerek araca bindim arkamdan oda geldi ve arabayı çalıştırdı sessiz bir yolculuğun ardından İtalya’nın ne lüks restoranın önünde durduk
“ Neden burada durduk Carlos ?”
“ yemek yiyeceğiz diye hatırlıyorum “
“ burada mı ? “
“ evet burada yiyeceğiz bir sorun mu var ?”
“ ne bileyim burası çok pahalı sana yük olmak istemem “
“ sen bana yük olan değil yükümü hafifletensin Vileda hadi içeri girelim “
İyi laf yapıyor hayvan herif . Restorana girdiğimizde tüm gözler üzerimize çevrildi daha çok erkeklerin gözleri bana kadınların ki carlosa umursamadan ilerlemeye devam ettim adım gibi emindim ki buradaki herkes TSK üyesiydi kadın erkek fark etmeksizin . Bize ayrılan manzaralı kısma geçtik carlos sandalyemi çekerek kibarlık yaptı bende gülümseyerek eşlik ettim manzara eşliğinde yemeği yedik tatlı sırasına gelince Carlos benden önce davranarak
“ sütlaç varsa alabilirmiyiz ?” dedi bugün ne kadar da nazikti gerçi benim yanımda hep böyleydi
“ üzgünüm efendim dediğiniz tatlı hakkında hiçbir fikrim yok “ dedi garson Carlos yüzüme bakarak gülümsedi
“ Ben bir arama yapıp geliyorum Vileda “
“ çabuk gel Carlos bu kadınlar sana yiyecekmiş gibi bakıyor “ umurumda değil gülümseyerek kalktı ve çıktı restorandan kafamı yere eğerek küpeyi kontrol ettim bakışlarımı karsımdaki manzaraya çevirdim karşımdaki sandalye hareketlenince Carlos gelmiş diyerek tekrar ona döndüm fakat Carlos değil farklı biri vardı karşımda
“ Vazgeç bu sevdadan Carlos iti yakalanacak , zarar görmeden çık buradan “ dedi İtalyanca , gülümsedim
“ üzgünüm bayım sevdiğim adamı burada bırakıp gidemem ki “ dedim
“ zarar göreceksin son kararın mı ?” cevap vermek yerine kafamı yukarı aşağı salladım yerinden kalkarak göz önünde bir yere oturdu bakışlarımı ondan çekerek manzaraya odaklandım fakat bana bakan bakışları hissedebiliyorum bir kaç dakika sonra Carlos elinde sütlaç ile geri geldi gülümseyerek teşekkür ettikten sonra sütlacı yemeye başladım kafamı kaldırdığımda carlosla göz göze gelince çekinerek önüme döndüm o ise yüzünde gülümseme ile beni izliyordu bugün ne kadar da çok gülümsüyor sütlacı bitirdikten sonra küpeden beklenen ses geldi
“ Başlıyoruz carlosu sağlam getirin !” sonrası kıyamet gibi restoranda ki tüm herkes silahlarını kuşanmış masaları adeta bir kalkan gibi kullanıyorlardı silah sesleri uykumu getiriyordu “ Vileda sakın çıkma güzel bebeğim “ uyku beni içine çekmeye çalışıyordu ama olmazdı görevdeydim kendime çeki düzen verdikten sonra ayağa kalktım dışarı çıkmam gerekiyordu nefes alamıyorum boğulmak istemiyorum

Fakat dışarı çıkamadan sol göğsüme gelen kurşunla olduğum yere çivilendim adeta yavaşça dizlerim üzerine çökerek yere yığıldım “ Zümrüt !” Carlos bana adımla hitap etmişti koşarak yanıma doğru ilerledi bir taraftan da bağırıyordu “ teslim oluyorum çatışmayı durdurun “ kendi adamları ne zaman geldi onu bile idrak edemeden düşmüştüm yere bilincim yerinde değildi gözlerim kayarken baktım carlosa
“ gitme zümrüt kim olursan ol severim seni !” fakat gitmem gerekiyordu gözlerimi kapattım başım sol tarafıma düşerek sonsuzluğa çekildim
“ Zümrüt !”

.....................

“ elis “ gözlerimi açarak sesin geldiği yere doğru adımladım gördüğüm kişi ile yutkunarak ilerledim
“A-anne “ annem gelmişti beni almaya gelmişti
“ benim güzel kızım “ sesini bile özlemiştim
“ beni almaya mı geldin anne ?” gülümseyerek elini uzattı
“ Evet kızım seni çok özledim hadi gidelim “ tereddüt dahi etmeden uzattığı eli tuttum
Fakat ilerleyemedim “ anne gelemiyorum “ dedim arkasını dönerek ilerlemeye devam etti son kez dahi bakmadı yüzüme ama sesini duyuyordum “ o seni bırakmak istemiyor kızım onunla git”
“ o kim , anne gitme !” ama gitti arkamı dönerek kolumu tutan elin sahibine baktım bal sarısı gözleri vardı yutkunarak incelemeye başladım küllü kumral saçları çıkık elmacık kemikleri ve dolgun dudakları vardı
“ kimsin ?”dedim
“ seni ilgilendirmez “
“ gitmek istiyorum”
“ gotmok ostoyorom , hayır efendim gidemezsin “
“peki kalayım mı yani ?”
“ kal zümrüt çiçeği “ ama oda arkasını dönüp ilerlemeye başladı sonrası belli olmayan bir karanlık
“hasta hayata döndü !”
..............

Gözlerimi açamayacak kadar acı çekiyordum dudaklarımı araladım fakat titremekten başka bir bok yapmıyorlardı
“ uyanıyor “ diyordu bir ses
Fakat uykunun güzel kolları beni içine çekiyordu
................

“ sezgin siktir git !”
“ Erkan yarbayin kesin emri var zümrüt gelirse karargaha almayın dedi “ yataktan kalkalı 5 ay olmuştu arada kalbime giren ağrılar olsa da eskiye nazaran oldukça iyiydim
“ sana bir sivil olarak değil komutanın olarak söylüyorum çekil sezgin !” kararsız kalsa da bakışlarımı fark ederek yolumdan çekildi . Otoriter adımlar ile albayın odasına doğru ilerledim fakat oda da yoktu etrafa bakınırken tedirgin bakışlarla bana bakan askerlere döndüm
“ Erkan yarbay nerede ?” dedim nazik olmaya çalışsam da sesim bunun aksine oldukça sertti
“ Toplantı odasında komutanım “ kafamı sallayarak geçtim yanlarından toplantı odasına gelince kapıyı tıklattım
“ askersen gel Zümrüt isen Gelme “ gülümseyerek girdim içeri
“ benim komutanım “ dedim zoraki bir gülümseme ile içeride bizimkiler hariç başka askerlerde vardı kömürü görünce gülümsemem büyüdü
“ gel başımın belası gel “ kapıdan uzaklaşarak yanına yaklaştım kollarını açınca hemen altına girerek sarıldım kafama öpücük bıraktı
“ başarılı bir operasyon oldu tebrik ederim kızım “dedi bende yanağına öpücük bıraktım
“ sağol baba “ kafama hafiften vurulunca ayrıldım Erkan yarbaydan öldürücü bakışlarımı arkama çevirdim fakat kömürü görünce rahatladım
“ babamdan uzak dur !” hayvan herif
“ o benim babam ağlama kömür !” adeta böğürmüştüm
“ insan içinde kömür değil Asaf diyoruz dimi Zümrüt !” sinirli görünmeye çalışarak Erkan yarbaya dönerek konuştum
“ Hangimizi daha çok seviyorsun baba ?” dedim ama cevap belliydi kendi öz oğlunu severdi tabiki ama bana hiç yansıtmadı bunu
“ ikinizi de eşit seviyorum kızım “ dedi ama gözlerime akın eden yaşlara engel olamadan burnunu çektim üzüntüden kalbime giren kramplarla yerimde sendeledim . Bana dönen Endişeli bakışları fark edince gülümseyerek odadan koşar adım çıktım . Arabaya atlayarak tugaydan uzaklaştım arkamdan kömürün “ zümrüt “ diye bağıran sesini duymazdan gelerek hızla arabayı çalıştırdım . Nereye gittiğimi bilmeden bir deli gibi ilerliyordum hız sınırını aşıp etraftaki arabaları sollayarak mezarlığa geldim . Arabadan indim karşı tarafta duran çiçekçiye doğru ilerledim.

“ bir buket kırmızı begonya alabilirmiyim ?” ağlamaklı çıkan sesime engel olamıyordum . Kadın şüpheci gözlerle bana bakarak buketi hazırlamaya başladı . Buket hazırlanınca dayanamayarak konuştu
“ Ha sen niçin mutsuzsun Çeçen kızı ?” gülümsemeye çalıştım ama gözlerimden akan yaşlar buna engel oluyordu .
“ Ne sen sor abla ne ben söyleyeyim “ diyerek cebimden çıkardığım para destesini kadına uzatarak mezarlığın tarafına geçtim .
“ bu dirhem çok değil mi çeçen kız ?” bir şey söylemeden omuz silkerek mezarlığa girdim . Her zaman yabancısı olduğum o yere doğru yürüdüm ve çiçekli mezarın önüne gelince durdum . Kırmızı begonya dolu mezar .

AHU SEZGİ AKÇA
D.T : 31 .07.1980
Ö.T:17.07.2003

“ Ben geldim annecim “ dedim elimdeki kırmızı begonyaları mezarın başına koyarak mezar taşındaki gülümseyen kadına baktım “ biliyorum yine niye geldin diyeceksin ölümüme sebep olan bir kızı bende istezdim özür dilerim anne böyle olacağını bilsen sende istemezdim beni “ ağlayarak yarım saat kadar annemle hasret giderdim yaşadığım yaşamak zorunda kaldığım her şeyi anlattım .

“ öyle işte Ahu hanım kızın büyüdü ve gitmek istiyor doğru duydun gidiyorum buralardan ama merak etme senden gitmeceyim sende benden gitme olur mu hep gel rüyalarıma seni seviyorum ...” son sözlerimi de söyledikten sonra ayağa kalktım gidip imzalamak gereken belgeleri imzalayacaktım ama öncesinde bir hastane hiç fena olmazdı .mezarlıktan çıkarken etraftaki koruma sürüsüne baktım önemli bir insan gelmiş olmalıydı ki bu kadar koruması vardı karşıma baktığımda çiçekçi abla ile bir adamın konuştuğunu gördüm adam çok tanıdık bir yabancıydı onu görünce yönümü çevirdim fakat her şey için çok geçti .

“ Gidiyor musun Çeçen kızı ?” ah be abla sırasımıydı şimdi yüzüme sahte bir gülümseme kondurarak döndüm o tarafa
“ Gidiyorum abla kendine iyi bak ! “
“ ha sen hiç böyle veda etmezdin hayırdır yolculuk nereye Çeçen kız ?”
“ vallahi gidiyorum abla yol nereye götürürse oraya , görüşürüz “ daha fazla uzatmadan ilerlemeye başladım hızla arabama atlayarak son hız evime sürdüm valizimi topladım gelen telefon çağrısı ile heyecanla o tarafa doğru koştum arayan doruktu
“ efendim doruk ?”
“ Zümrüt hanım istediğiniz gibi bir ev buldum “
“ peki aldın mı eşyalı dimi “
“ evet efendim ama ne işimize yarayacak onu anlamadım ?”
“ beni orada bekle biraz tatil yapalım olur mu dorukcum !”
Diyerek telefonu kapattım hızla bavulu alarak evden indim gelen ilk taksiye atlayarak havalimanına doğru yola çıktık .
.........................

“ bu yaptığınız delilik zümrüt hanım !”
“ bana bağırmaya kes doruk !”
Derin bir nefes aldı “ Erkan yarbay duyarsa bitersiniz Zümrüt hanım , bunu istemiyorum lütfen İstanbul’a dönelim “
“ sana fikrini sormadım doruk “ geldiğimden beri kafamı ütülemekten başka bir işe yaramıyordu. Banyoya doğru ilerledim duvarları krem ve lila karışımıydı kısa bir duşun ardından üzerime rahat hareket edebileceğim İspanyol paça bir pantolon ve Polo yaka Bir crop giyerek taksi çağırdım tugaya doğru sürmeye başladı .
“ yavuklunun yanına mi gidersin abam ?”
“ evet “ uzatmak istemediğim için hızla cevap vererek indim arabadan tugayın kapısında nöbet tutan asker beni görünce gözlerini kisarak
“ ziyaret günü dündü üzgünüm geri dönün “diye kibar bir uyarıda bulundu
“ kusura bakma ben albay ile görüşmeye geldim “
“ duymadınız galiba ziyaret günü dün-“ lafını keserek konuştum
“ bir asker olarak albay ile konuşmak istiyorum !”alayci bakışlar eşliğinde sırıtarak arkasına baktı birine kaş göz yaparak önüne döndü
“ Bakalım gerçekten asker misin küçük kız !”
Yanıma doğru yaklaşan bir asker kimliğimi alıktan sonra beklemeye başladı aniden fal taşı gibi açılan gözleri ile karsısında ayı varmış gibi bakmaya başladı
“ Halit askermiymis bayan ?”
“ senin o bayan diyen ağzını kırarım !”
“ Halit Üstündağ Ümraniye emredin komutanım !”
“ oğlum komutan yok kime selam veriyorsun ?”
“ sus Oğuz sus !”
“ lan ne susucam kime selam veriyorsun ? “
“ üsteğmen Zümrüt BENAN “ kendimi tanıttıktan sonra oguzun iki metre açılan ağzını selamlayarak girdim tugaya albayın odasına gelince durdum içeriden gelen bağırma sesleri beni ürkütse de kapıyı iki kere tıklattım gel sesi duyulunca içeri girdim
“ gelebilir miyim komutanım ?” beni görünce şoka uğrayan Sedat albay adeta yerinden fırladı
“ Zümrüt ne geziyorsun burada ?”
“Uzun hikaye komutanım özel konuşalım mı ?”içeride ki diğer insanları kastederek herkes çıktı fakat bir kişi kalmıştı siyah saçları ve bal gözleri ile karsımdaydı gözler
“ Sizinle sonra konuşacağız Sedat albayım !” dedikten sonra bir kere bile yüzüme bakmadan omzuma çarparak odadan çıktı .
“ Erkan yarbayın haberi varmı Zümrüt ?”
“ babamın bir şeyden haberi yok Sedat amca lütfen söyleme sadece imzala lütfen “
“ kızım büyüğün olarak söylüyorum babanı kıracak bir şey yapma “
“ yapmam amca sende beni kırma nolur !”
“ Üzgünüm kızım hem üstüm olarak hemde arkadaşım olduğu için erkana haber vermek zorundayım “
“ eğer öyle bir şey yaparsan ölümü gör konuşmam seninle Sedat amca !”
Sinirle söylenerek çıktım odadan koridorun sonuna doğru ilerlerken açılmış olan bağcığıma basarak yere kapaklandım . Yan tarafımda ki masadan gülme sesleri gelince sinirle o tarafa döndüm
“ ne gülüyorsunuz ?”
“ gülmedik hanımefendi “ dese de kafamı sallayarak onlara inanmadığımı gösterdim cebimdeki telefonu çıkarıp masaya bıraktım söylene söylene beyaz Nike ayakkabının bağcıklarını bağladım ardından sakinleşmek adına derin nefesler alarak yürümeye başladım tugayın çıkışına ulaştığımda hala söylenme aşamasını atlatamamıştım .

“ Hanımefendi telefonunuzu unutmuşsunuz !”
Arkamı dönerek bana doğru koşan askere baktım bu bana gülen askerdi . Gıcık olmuş bir halde yüzüne baktıktan sonra telefonu aldım kömür aramıştı askere kafa selamı verdikten sonra bir banka yerleştim taksi çağırdıktan sonra beklemeye başladım.

Yan tarafımdaki 6 li erkek grubu gözlerini dikip bana bakıyorlardı yakın olduğumuz için konuştuklarını duyabiliyordum
“ yeni gelen çaylak bu mu ?” diyordu biri
“ Bence çaylak bile olamaz dokunsan ağlayacak baksana tipe “ diyordu başka biri
“ susun !” diye uyarı verdi bal gözlü adam
Daha fazla onlara dinlemek istemedim çünkü günah . Karşıma döndüğümde bana doğru yaklaşan doruğu görmem ile asık olan suratım daha da asıldı yüzünde siz iflah olmazsınız der gibi bir ifade vardı gelip yanıma oturdu elini cebine atarak bir dal çıkardı bana doğru uzattı kafamı sallayarak istemediğimi belirttim . Omuz silkerek dalı kendi ağzına götürdü yakarak dumanını dışarı üfledi yan taraftan gelen fısıltılar rahatsız ediyordu insanı.

sevgilisi varmış “ dedi biri umursamadım derin bir nefes alarak oturduğum yere daha da yayıldım
“ Asaf bey sizi arıyor farkında mısınız Zümrüt hanım ?”
“ farkındayım doruk “
“ açmanız gerekiyor “
“ buna kim karar veriyor sen mi ?”
“ yediğim azarlara siz karar vermediğiniz gibi buna da ben karar veremiyorum Zümrüt hanım “
“ özür dilerim doruk “
“ ne için Zümrüt hanım ?”
“ yaptıklarım için “
“ sorun değil bu benim görevim Zümrüt hanım “ konuşmamızı bölen titreşim modundaki telefonum oldu ekranında büyük harflerle” kömürümmm 🤍🤍”yazıyordu . Ayağa kalkarak cevapladım aramayı
“ neredesin Zümrüt ?”
“ tugaydayım kömür “
“ hangi Tugay 1 gündür eve gelmiyorsun İstanbul’u didik didik aradım köy köy gezdim lan kavganın içine bile girdim belki kavgaya karışmıştır diye hangi cehennemdesin sen Zümrüt ?”
“ Ben ... Silopideyim...”
Derin bir sessizlik oluştu karşı taraftan bir seylerin kırılma sesi geldi
“ Silopi derken ? İstanbul’da Silopi yokki ... Aklıma gelen başıma gelmesin sakın yapmış olma Zümrüt !”
“ ben şırnaktayım kömür babama haber verirsin “
Daha fazla uzatmaya lüzum yoktu telefonu kapatarak kalktığım yere tekrar oturdum doruk ve yan taraftaki askerlerin bakışlarını üzerimde hissederken umursamadan dolan gözlerimi karşıya çevirdim boş duvarı izledim bir süre dorukun telefonu çalınca uzaklaştı benden bir süre sonra tekrar yanıma geldi
“ durum nasıl doruk “
“ vahim Zümrüt hanım babanıžz sinirlenmiş yüzünüzü dahi görmek istemiyor ne hali varsa görsün yanına dahi gelmeyeceğim ölse dönüp bakmam dedi “
“ Ne güzel “
“ güzel olan ne Zümrüt hanım bir nevi evlatlıktan reddedildiniz az önce farkında mısınız ?”
“ boşver doruk “ diyerek kalktım oturduğum yerden taksi gelmişti ama doruk geri gönderildiği için onun arabasına doğru ilerledim ön kapıyı açarak bindim dorukta binince eve doğru sürmeye basladi .

.....................

Eve gelince kısa bir duşun ardından salona geçerek film izlemeye karar verdim medyaya yeni sürülen bir film olan ruhlar alemi filmini izlemeye başladım . Patlamış mısır ve karpuzlu büyük boy meyve suyu içerek izliyordum filmi ışıkları kapatarak perdeleri çektim ev karanlık olduğu için filmdeki korkunç sahneleri sanki yaşıyormuş gibi hissediyordum . Doruk ile aynı evde kalmamız sorun yaratacağı için doruk otelde kalmaya razı olmuştu evde tek olmam benim için dezavantajdı çünkü hafiften korku perileri geliyordu aniden ekrana yapışan kadın ile güçlü bir çığlık attım bağırmamla evin içinde hareketlenme oldu siyah bir karaltı oradan oraya koşuyor panikliyordu bende onu görünce daha çok panikleyerek bağırmaya başladım masadaki vazoyu alarak arkasından koşmaya başladım benim varlığımı hissedince oda bağırarak benden kaçmaya çalışıyordu o önde ben arkada evde deli gibi koşuyorduk . Ayağı halıya takılınca sendeleyerek yere yığıldı bunu fırsat bilen ben elimdeki vazoyu kafasına geçirdim ardından ışığı açmak için evin içinde koşmaya başladım fakat bende ona takılarak yere düştüm vazonun kırılan parçalarının üzerine düştüğüm için bel boşluğuma kırık vazo parçaları batmıştı o altta ben üstte yerde serpe serili bir şekilde uzanıyorduk dış kapının kırılma sesi geldi fakat kıpırdayacak mecalim yoktu ardından açılan ışık ile gözlerim kamaşarak görmeme engel oldu bir süre etrafı görmeye çalıştıktan sonra başımın üzerindeki silahlı adam bana ruh görmüş gibi bakıyordu .

Hemen doğrulmaya çalışarak altımdaki adama bakmaya çalıştım fakat kafasının bir tarafından kan akıyordu korku ile sürünerek ondan uzaklaşmaya çalıştım .

“ Çınar ?” elindeki silahla bize bakan adam yerdekini dürterek kaldırmaya çalışıyordu fakat yerdeki hiç tepki vermeden baygın bir şekilde yatıyordu . Silahlı adam kızgın gözler ile yüzüme bakıyordu fakat ben kendimde o cesareti bulamadığım için yüzü hariç her yere bakıyordum .

“aniden bağırınca şey oldu sonra ben şey yaptım sonra da şey-“ lafımı bağırarak böldü

“ kes sesini ona bir şey olursa öldürürüm seni !” silahı yerine sokarak yerde baygın yatan adamı kucaklayarak çıktı evden arkasından bakakaldım. Olanların şoku ile yerde sürünerek koltuğun yanına ilerledim fakat bunu yaparken çok fazla güç sarf ettiğim için olduğum yere yığıldım ...

....................................

“ Bilmiyorum komutanım baygın bir şekilde yatıyor”
“...”
“ ben eve geldiğimde koltuğun kenarında baygın bir şekilde yatıyordu kan kaybetmişti “
“...”
“ özür dilerim komutanım “
“...”
“ zümrüt hanım bana alıştı bensiz yapamaz yapmayın komutanım ...”
“...”
“emredersiniz komutanım “

..........................................

Gözlerimi aralamaya çalıştım yavaş yavaş açılan gözlerim ve kuruyan boğazım dünyanın işkencesini çekmeme sebep oluyordu adeta hızla toparlanarak kalktım yataktan kendi odamda yatakta uzanıyordum. Sırtımdaki ağrı yerini korusa da tugaya gitmem gerekiyordu hızla üzerime kalın bir şeyler giyerek çıktım evden doruk etrafta görünmüyordu 15 dakikalık bir yolculuğun ardından tugaya giriş yapmıştım at kuyruğu yaptığım sarı saçlarım ve sade bir makyaj ile hazırlanma aşamamı kısa tutmuştum Sedat amcanın odasına doğru ilerledim kapıyı tıklatıktan sonra içeri girdim oda da Sedat amca hariç altı kişi daha vardı ve bunlardan biri dün kafasını yardığım adamdı demek o da askerdi

“ Gel bakalım Zümrüt hanım !”iste şimdi sıçtım Sedat amca hiç bu kadar sert olmamıştı helvam çilekli olsun .
“ emredersiniz komutanım “
“ askerimi ne hale getirmişsin Zümrüt “
“ yanlışlıkla oldu komutanım “
“ ben bilmem bugün onun yerine sen gideceksin talim atışına “
“ komutanım bacak kadar kız nasıl talim yapsın “ beni neden küçümsüyorlar
“ emredersiniz komutanım “ diyerek arkamı döndüm kapıya doğru ilerledim fakat Sedat amcanın sesi buna engel oldu
“ Durum nasıl evlat ?”
“ sorma amca durum vahim “ gülümseyerek çıkmam için onay verdi kapıya açarak dışarı çıktım arkamdan gelenler vardı fakat hiçbirini umursamadan önüme bakarak yoluma devam ettim . Arkamdan gelenler kendi aralarında fısıldaşarak konuşuyordu aradaki mesafe yüzünden ne konuştuklarını duyamıyordum. Acaba babam bana çok mu kırılmıştı buradan çıktığımda ilk iş olarak babamı arayacaktım elit kattaki Spor salonuna gelince durdum arkamdan gelenlerde karşıma dizildi anlaşılan tanışacaktık.
“ asteğmen Kıraç Akcan “ bu uzun boylu sarışın olandı
“ asteğmen Bartu Karaca “ bu da onun esmer hali olandı
“ uzman çavuş çınar kırsoy “bu kafasını yardığım elemandı
“ teğmen Yusuf kırsoy “ bu bana bağıran adamdı şerefli
“ Astsubay mahir Kıraç “ bunu tanımıyordum genellikle sessiz olandı
“ üsteğmen teğmen agah Bolatlı “ o nasıl isim be ciddi bir surat iadesi vardı yüzüme dahi bakmıyordu. Mala bakar gibi baktığımı gören ekip üyeleri tahammülleri yokmuş gibi ofladı.
“ senin rütben ne “ diye bir soru yöneltti Yusuf denilen huysuz adam
“ üsteğmen zümrüt benan “ hepsi şok olmuş bir ifade ile yüzüme baka kaldılar
“ ne kadar verdin “ dedi Yusuf yine
“ Hm ?”
“ üsteğmen olmak için kaç TL rüşvet verdin ?”bu sefer şok olma sırası bendeydi
“ Pardon ?”
“ zengin züppesi olduğun belli kendi emeğinle gelmediğinde öyle baban bu rütbe için kaç TL harcadı ?” ağzımı bile açamadım büyük bir hayal kırıklığı ile yıkıldı içim gerçi neye kırıldıysam her ortamda öyle sanıyorlardı .
“ Sormadım “ diyebildim kafasını biliyordum anlamında salladı . Bakışlarımı yere sabitleyerek bir süre öyle durdum diğerleri ısınma hareketleri yaptıktan sonra toplu bir şekilde çıktık talim alanına elimize birer tane silah tutuşturdular yüz metre kadar ileride altı tane şişe vardı bunları mi vurucaz ?
“ 6 da kaç alırsın ?”yusuf benimle uğraşmaktan geri kalmıyordu
“ bilemiyorum “ dedim önümden çekilerek atış yapmam için boş alan oluşturdular
“ göster hünerlerini Zengin kız “ dalga geçiyordu onu umursamadan Nişan bile almadan altı el ateş ettim şişelere baktığımda hepsinin kırılmış olduğumu gördüm gülümsemedim ya da Zafer kazanmış gibi dalga geçmedim çünkü babam bana öyle öğretmemişti .

“ görüyorum ki istediğin olmuş küçük aslan “ Sedat amcanın sesi ile gülümseyerek arkamı döndüm
“ öyle komutanım ” timin diğer üyeleri şoku atlatamadan Sedat albayım ne dediğini algılamaya çalışıyorlardı
“ Zümrüt senin mevkin ne kızım “
“ mevkim yok komutanım “
Bana kınayıcı bakışlar atarak timin diğer üyelerine döndü
“ zümrüt keskin nişancı “ albay elini omzuma atarak beni kendisine çekti ve ilerlemeye başladı biz ilerlerken arkadan çınarın sesi yükseldi
“ komutanım bize neden ayrı muamele yapılıyor ?” albay onu umursamadan yürümeye devam etti
“ bizimki köpürmüş inmiyor siniri “ gülümsedim
“ Aslında dingin bir denizdir babam sadece arada bir dalgalanır ama ne dalgalanma komutanım tsunami etkisi yaratıyor görmeniz lazım “ o da kahkaha attı
“ bilmez miyim bir zamanlar ne çektirdi yarbaylara “ babamın dedikodusunu yaparak ilerledik tugaya bana ait bir oda verildi burada hazırlanmam için odayı gezdikten sonra üniformamı giyerek kantine indim . Kantinin girişinde yavşak bakışları üzerimde hissediyordum .ilerleyerek en arka taraftan boş bir masaya oturdum yoğun ilgi benim üzerimdeyken bir anda herkes az önce girdiğim kapıya bakıyordu. Bende meraklı bakışlarımı karşı tarafa çevirdim gelenler talim yaptığım ekipti . Yusuf göz ucuyla baktıktan sonra yalnızlığıma karşı küçümseyici bir tavır sergileyerek önüne döndü kantindeki herkes bu bakışları fark ederek bakış açılarına beni aldılar utançtan kızaran yanaklarım ve mahcubiyet dolu bakışlarımı yere indirdim bu hareketimle uğultu şeklinde fısıldaşmalar olmaya başladı . Cebimdeki telefon titreyince yerdeki bakışlarımı kaldırmadan telefonu arka cebimden çıkardım kafamı 20 derecelik bir açıyla yukarı kaldırdığımda uğultu aniden yok olmuştu .

Kantini dolduran tek ses telefonumun çalmakta olan zil sesiydi . Bakışlarımı ekrana çıkardığımda bilinmeyen bir numaranın aradığını görünce kaşlarımı çattım . Açmak ve açmamak arasında kalarak açmayı seçtim . Ses çıkarmadan telefonu kulağıma yasladım karşı taraftan titrek bir nefes alış sesi geldi biraz daha bekledim fakat ses gelmeyince telefonu kapatarak masanın üzerine bıraktım ve kahve almak için ayağa kalktım

Kahve makinesinin yanına gelerek bir bardak aldım sade bir Türk kahvesi alarak yerime doğru yürümeye başladım tekrar kalktığım sandalyeye oturduğumda bir kantin dolusu askerin tüm bu süreçte yaptıklarımı pür dikkat izlediklerini fark ettim ağzımı açarak konuşacakken telefon yine çalmaya başladı oflayarak telefonu kulağıma yasladım . Arayan her kim ise yine ses çıkarmadan sadece beklediğini fark ettim

“ Bakın kimsiniz bilmiyorum ama aramaya devam ederseniz sonucuna ben karışmam !” sakin olmaya çalışarak kurduğum cümle karşısında tüm askerler kıkırdamaya başladı fakat onları umursamadım
“ öyle mi ? Peki , mahkemede görüşeceğiz “ talim timinin alay dolu bakışlarımı üzerimde hissederken telefonu kapatmak için hamle yaptım fakat karşı taraftan ilk defa ses geldi
“ Benim Zümrüt “ dedi İtalyanca konuşarak karşı duvara hayalet görmüş gibi bakarken yüzümün bembeyaz göründüğünden emindim bir kaç saniye boyunca ağzım bir balık misali açılıp kapandıktan sonra konuşmayı başardım .
“sen...”
“ İtalyanca konuş lütfen seni anlamıyorum “ hayrete düşmüş ifadem artık nasıl bir hal aldı ise tüm kantin kaşları çatılmış bir halde beni izliyorlardı. Oturduğum sandalyeden aniden kalkınca sandalye gazabıma uğrayarak yere devrildi hızlı adımlar ile kantinin dışına çıkarken bir taraftan da telefonun diğer ucundaki carlosa yanıt veriyordum
“ aklım almıyor bu nasıl olur ?” İtalyanca konuşarak çıktım kantinden dışarı çıkarak en köşede ki banka oturdum sakin olmam gerektiğinin farkındayım kalbime zararı olacağını biliyordum ama olamıyordum işte
“ En son gördüğümde vurulmuştun ... “ kısa bir sessizlikten sonra devam etti “ şimdi nasılsın ?” saka mı yapıyordu
“ sen telefonu nasıl aldın bana nasıl ulaştın ?”
“ kalbinin altına saplanmış mermi 4 ay komada kalmışsın “
“ kim izin verdi sana telefonu almak için ne hakla beni arıyorsun ?”
“ durumun nasıl peki şuan kendini nasıl hissediyorsun ?”
“ kes artık şunu , sorularıma cevap ver !”
Derin bir nefes alma sesi geldi “ artık Türk istihbaratı için çalışıyorum . Telefonu almam için korgeneral Korhan akça izin verdi , telefon numaranı arkadaşın yade den aldım , ben sorularına cevap verdim sıra sende “ ufak bir kahkaha attıktan sonra konuşmaya başladım .
“ şaka mısın sen ya turp gibiyim öyle iyiyim ki patlamak üzereyim hatta şuan sana bile patlayabilirim!”
“ özür dilerim “
“Hangi biri için be hangi biri “telefonu yüzüne kapattım soluklanma ihtiyacı ciğerlerini mahvediyordu . Kafamı kaldırdığımda Yusuf ve kardeşi çınarı karşımda görmeyi beklemiyordum kafamı hayırdır anlamında salladım Yusuf bana küçümseyici bakışlar attıktan sonra
“Bunu yapamayacağım “ diyerek yanımızdan uzaklaştı çınar abisinin arkasından mahcup bir ifade ile baktı ardından bankın boş olan kısmına oturdu .
“ Evine izinsiz girdiğim için özür dilerim “
“ kafana vurduğum için özür dilerim “ aynı anda konuştuğumuz için sesler birbirine girmişti gülümseyerek konuştum
“ önce sen söyle “ itiraz etmeden konuştu
“ Sadece kim olduğunu merak etmiştim izinsiz girmemeliydim “
“ tamam da nasıl girdin ki “
“ şu yanındaki sarışın adam anahtarı düşürmüştü ondan aldım “ ben doruğu tamamen unuttum , buradan çıkınca yapacak ilk işim onu aramak olacak
“ sana vazo ile vurmamalıydım “ mahcup bakışlarımı yere çevirdim
“ sorun değil abimin kusuruna bakma ailemizi kaybettiğimizden beri böyle beni yanından ayırmıyor “,
“ kaba bir adam “
“ tanısan seversin “
“tanışmak istemem “
“ siz bilirsiniz ”
“hm “
“ komutanım neden Şırnak ?”
“ neden olmasın ?”
“ İstanbul’da iyiymişsiniz sizi seven bir sevgiliniz arayan bir babanız varken neden geldiniz be komutanım zordur bizim buralar “
“ yapamazsın diyorsun yani “
“ estağfurullah komutanım ne haddime ama –“ konuşmasını bölerek konuştum
“ timde istemiyor değil mi beni özellikle şu teğmen bozuntusu”
“ öyle değil komutanım “
“ öyle değilse nasıl Çınar “ kafamı eğerek görüş açımı genişlettim
“ siz gelince zorunlu olarak timden sevdiğimiz bir arkadaşımız hakkariye gitmek zorunda kaldı “ demek bundandı tüm karargâhın sinirli bakışları
“ yakın bir arkadaş galiba ev arkadaşınız mıydı yoksa ?” kafasını iki kere yana salladı söyleme konusunda kararsız kalarak konuştu
“ Teğmen komutanımın sevgilisi “ kafamı yavaşça salladım aslında bir bakımdan haklılardı ayrıca o teğmen diye isim mi olur ya ! Çınar ile biraz daha sohbet ettikten sonra o kalkarak tim arkadaşlarının yanına gitti beni de davet etti ama söylediği iç açıcı şeyler sayesinde bunu yapmak istemedim. Bankta oturmaya devam ettim telefonu elime aldığım da bildirim sesi adeta ben buradayım diye kendisini belli ediyordu az önceki numaradan arayan kişi yani Carlos mesaj atmıştı .

“ Zümrüt beni dinlermisin ?”
“ Dinleyecek bir şey yok Carlos “
“ bebeğim konuşup halledebiliriz “
“konuşmayalım , halledilecek bir şey yok ayrıca ben bebeğin değilim !”
“ biliyordum ben “
“ neyi ?”
“ en başından görev icabı yanıma yanaştığını beni sevmediğini sırtımı döndüğüm her fırsatta arkamdan iğrenerek baktığını benden nefret ettiğini her şeyi biliyordum Zümrüt “
“ peki neden çekip vurmadın beni “
“ ilk başta yapacaktım , sonra sana aşık oldum Zümrüt sen çıkar için yanımda dururken ben sana aşık olduğum için yanımda kalmanı istedim “
“ kimse çıkarı olmayan birini sevmez vardır benden bir çıkarın söyle amacın ne Carlos “
“ Amacım yok söylüyorum ya sana aşığım kadın “
“ kes şu zırvalıkları ! ben sevilecek bir kadın değilim , ben bu sevgiye layık değilim “
“ en çok sen layıksın , en güzel sen sevilirsin , Anla artık kadın sen benim kalbimdeki en derin yaramsın”
“ Yaraysam bırak peşimi”
“ Bırakamam çünkü bazı yaralar acı çekmeye değer ... “

Telefonu kapattığımda yüzümde kederli bir gülümseme vardı çünkü beni en çok hak eden kişiyi ben hak etmiyordum . Acaba neyime aşık olmuştu sarı saçlarıma mı , yeşil gözlerime mi , yoksa cesur oluşuma mı bilemiyordum . Karşımda dikilen askere yandan bir bakış attığımda kucağında bir çiçek buketi olduğunu fark ettim

“ komutanım size gönderilmiş “
Buketi alarak kucağıma bıraktım
“ Teşekkür ederim “ dedim ama asker suratını aşmış dik dik bakıyordu . Onları da anlıyordum alıştıkları bir insan zorla başka bir şehire gidiyor ve onun yerine başka bir insan geliyor bende aynı tepkiyi verirdim . Asker adımlarını hızlandırarak giderken bir süre arkasından baktım sonra derin bir nefes vererek önüme döndüm kucağımdaki sarı menekşe buketine baktım tazeydi . Hevesle sağına soluna bakarak Gönderen kişi hakkında bir not bulmaya çalıştım ve evet bir not vardı küçük bir kağıda yazılmıştı hevesle kağıdı alarak buketi tekrar kucağıma koydum . Kağıda göz gezdirmeye başladım
“ düşüneysin şinci bu kokulu süs eşyalarını kim gönderici kimdir bu işsiz ha öyle düşünmeyesen çeçen kız benim çicekçi kadın özleteysin kendini yavuklun gelip soriy seni yalvariy çocuk kızım . Başkasına olan sinirini bubandan ve yavuklundan çıkarma Çeçen kız acı çekiyler buban agliydi kaldırıma oturmuş yazık değil mi adama ha yavrum sormişem sen bu kızı sevmisen ? seviyorum ama o beni sevmiyor demiştir sordum yavukluna ya sen sevisen yavrum ? Sevmek ne kelime teyzem onun için can alır Can veririm hakkat seviyler seni gel üzme bubanı kendine iyi bak çeçen kızı en kısa zamanda uğra ha yanıma saa anatacaklarum vardır unutmayasan ha “

Ahh ne Çiçekçi abla ben istermiyim babamdan ayrı kalmayı o uğursuz herifin olduğu bir şehir zindan bana gelmek istemez miyim sence . Yanağımdan akan göz yaşları beni zorluyordu makyajım bozuluyordu .
“ ne o sevgilini mi özledin Zengin kız doğruyu söyle oda zengin değil mi ?” Kafamı kaldırdım ağladığını fark edince afallayarak arkasına baktı
“ Ayrılmışlar !” bu halime rağmen gülmek istedim
“ sarı menekşe ayrılık anlamına gelir “ diyerek Yusuf’u onayladı Mahir hiç konuşmadığı için herkes ona bakıyordu ama o kucağımdaki sarı menekşelere odaklanmıştı
“ ayrıldınız mı komutanım ? “
Konuşacakken gelen arama ile susmak zorunda kaldım telefonu elime aldığımda ekranda koskoca harflerle yazan kömürümm 🤍🤍yazısı ile bakıştık beni durduk yere arıyorsa bir arıza var demekti .
“ Arıyor yine demek ki ayrılmamışlar” Yusuf göz devirerek aramayı yanıtladım kulağıma yaslamak yerine hoparlöre aldım

“ efendim kömür ?”
“ elis çabuk istanbula gel “ ağlamaktan kısılmış sesi beni korkuturken panikle telefonu içe aldım
“ Babama bir şey mi oldu Asaf ?”
“...”
“konuşsana ! babama bir şey mi oldu ?” korku öyle bir histi ki durduğunuz yerden200 km koşmuş gibi atardı kalbiniz
“ Eren ...”
“ Asaf ne oldu Erene “
“...”
“ Asaf yalvarırım söyle ne oldu erene ?”
“ Eren vuruldu elis yoğun bakımda kalbi duruyor doktor Umut yok diyor gel nolur çok kötü bir durumdayım elis ...” telefon kapanır kapanmaz hızla koşarak albayın odasına koşarak gerekli izinleri aldıktan sonra çıktım tugaydan gitmem gereken tek yer İstanbulmuş gibi hissediyordum .
....................
Yolda geçen yorucu bir yolculuğun ardından hastaneye gelmiştim hemşirelere sora sora erenin kaldığı kata ulaştım kömürü kapıda ağlamaktan kızarmış gözlerle görünce koşarak ona yaklaştım . Beni görür görmez hiç bir şey demeden kollarını açtı ben de sorgu sual vermeden girdim kollarının arasına . Esmer tenine kırmızı renk yakışmamıştı . Birbirimize sıkıca sarılmıştık. Yoğun bakımdan çıkan doktor sarılmamızı bölerken hızla doktorun karşısına geçtim
“ Eren tanyerin yakınları sizler misiniz ?”
“ ben ablasıyım “ karşımda durup buraya gelmeye çekinen kömürü gösterdim “ o da abisi kardeşimin durumu nasıl doktor “
“ kurşun hastanın sol ciğerine saplanmıştı çok uğraştık müdahalede bulunduk fakat hastayı kaybettik başınız sağolsun “
Doktor karşımdan geçip gittikten sonra onun arkasından çıkan sedye üzerindeki beyaz örtü ile örtülmüş bedene bakmaya cesaretim yoktu . Donmuş bir şekilde dururken omzuma çarpıp giden hemşire ile olduğum yere yığıldım ...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 17beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18