2. bölüm / 4
Su BaleriniOyuna Uy
Bölümler 4Şu an: Oyuna Uy
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üç dakika boyunca çalan alarmımdan sonra, yatakta yorgunca gözlerimi açtım ve tavana baktım. Tam olarak uyanmak için bir kaç dakika öyle durdum, daha sonra dirseklerimden yardım alarak yatakta doğruldum ve telefonumu elime aldım. Saat 05.43'dü. Saat yedide antrenmanım olduğu için hızlıca kalkıp soğuk bir duş aldım. Yeşil bornozumu üstüme alıp, dolabımın önüne yöneldim. Yavaş adımlarım dolaba yaklaşırken telefondan bir bildirim sesi geldi. Bu sefer yönümü, yatağa doğru çevirdim ve yatağa doğru adımlarımı hızlandırarak yürüdüm. Telefonumu elime alıp, ekran kilidini açtığımda sabır çekeceğim o mesajı gördüm. Antrenman iptal olmuştu, ben de bu sebeple okula gitmek zorundaydım. Siyah ve gri tonları olan çantamın içine defter ve ders kitaplarını koydum. Kalemlerimi masamdan toplayıp kalemliğe koydum ve çantamın ön gözüne koydum. Ardından kıyafet seçmek için dolabın önüne yöneldim.
Okul formamız yoktu, herkes kafasına göre giyiniyordu. Tabii çok abartmadıkça. Okulun çoğu eşofman ve bol bir tişört ile geliyordu. Diğerleri ise belki baggy bir pantolon ve dar bir üst, ya da tayt kombinleri tercih ediyordu. Ben ise altıma bir mom Jean ve üstüme de oversize, koyu yeşil bir sweat giydim. Ayağıma converse giyip çıktım. Çoğu eşyamı pahalı ama azdı, çünkü elli kez eşya almaktan nefret ediyordum.
Evden çıkıp,merdivenlerden zıplaya zıplaya inmeye başladım. Bunu yapmaya resmen bağımlıydım, çünkü çok eğlenceliydi, zaten hızlı da iniyordum. Kapının önüne geldiğimde altın renkteki metal kulpu indirip,kendime çektim ve kendimi dışarı attım. Kulağıma kulaklığımı takıp huzur içinde şarkımı dinlemeye koyuldum, demek isterdim ama tabii ki huzur içinde olmadı. Türkiye'de her kadının yaşadığı şeyi, ben de yaşıyordum. Her dışarı çıktığımda,en az bir kez bana laf atılıyordu. Ve gene yaşanmıştı, doğan bir arabanın içinden z kuşağının tabiri ile "keko" bir çocuk laf atmıştı. Kulaklığımı çıkarıp ona baktığımda bana sırıtarak baktığını gördüm. Ardından içimden bir sabır çekip telefonumu çıkarıp rastgele birini aradım, kim olduğu önemli değildi. Rastgele birinin ismini sağa kaydırdım ve telefonu kulağıma koydum, bir kez çalma sesi geldi, sonra ise açılma sesi geldi. Ardından babammış gibi konuştum.
"Baba, ben eve yaklaştım şimdi. Bir şey istiyor musun?" Ardından telefonda numarasının kayıtlı olduğunu dair bilmediğim birinin sesi geldi. Diyar Yıldız.
"Baba mı? Aden? İyi misin yoksa benimle dalga mı geçiyorsun?" Ardından babam gibi konuşmaya devam ettim, etmeliydim.
"Tamam Baba, sana tatlı alırım gelirken. Annem bir şey istiyor mu?" Arkadan o laf atan çocuk tekrar laf attı ve telefondan sinirli bir iç çekiş sesi geldi.
"Aden, nerdesin?" Korkudan elim ayağım titrerken çocuk arabadan inmiş bana yürüyordu. Hemen yeri tarif ettim. Zorundaydım.
"Baba şuan bizim evin köşedeki marketin önündeyim. Az sonra gelirim dedim ya." Dedim tırnaklarımı avuç içime geçirirken. Yoksa adamın boğazına geçirecektim.
"Evini bilmiyorum, bana düzgünce adres ver Aden!" Diye sinirle konuştu Diyar.
"Ya Baba işte var ya yanında Balerin Cafe, hatta yakınında park var. Tam o marketin önündeyim." Dedim belli etmemeye çalışarak. Korkudan sesimin titrediğini bile fark etmemiştim. Ben bunları içimden geçirirken telefondan bir ses daha duyuldu.
"Ne olursa olsun kapatma bir dakikaya oradayım. Hatta oradayım olarak düşün sen." Konuşurken ayakkabılarının yere Sert vuruşları kulağa çok net geliyordu.
"Tamam babacım, bekliyorum seni." Dedim ve beklemeye başladım,ardından köşeden koşarak dönen bir çocuk gördüm. Siyah, kore kesim saçlı, beyaz tenli, uzun boylu bir erkek. O; Diyar'dı. Onu görünce telefonu kapattım eve çantama attım. Ardından büyük adımlarla koşarak yanıma geldi ve kolunu belime sardı, ama elini değdirmedi.
"Güzelim, neden bana haber vermedin? Hem çantan ağırdır, hadi gidelim." Tatlı bir şekilde gülümsedi ve bana baktı, kafasını sola doğru yavaşça eğdi. Bu sanırım sessiz bir cümleydi.
Oyuna uy.
Ardından bende gülümsedim ve ellerimin birini bir omzuna, birini diğer omzuna koyup ona baktım.
"Az sonra babam gelir sevgilim, dur haber vereyim gelmesin." Dedim masumca. Şuan kalbim saatte bin kilometre hız ile atıyordu. Göğsüm hızla inip kalkarken telefonu birini arar gibi elime aldım ve kulağıma koydum.
"Babacım gelmene gerek kalmadı, Diyar geldi zaten." Dedim ve görüşürüz diyip kapattım. Daha sonra ise bana değil, tam arkama bakan Diyar'a baktım. Resmen gözleri ile adam öldürüyordu. Arkamı döndüğümde ise kolu belime sürtündü, gözlerimiz bir saniye temas etti ve ardından arkama baktığımda çocuğun arkasını dönüp uzaklaştığını gördüm. Geri çekildim ve ellerimi kendime çektim. Ardından kafamı eğip, saçlarımı utançla kaşıdım.
"Seni de sabahın köründe rahatsız ettim, özür dilerim." Dedim yerdeki kaldırım taşlarına bakarak, çenemde bir el hissettim. O el çenemi itip ona bakmamı sağladı.
"Aden, Saçmalama istersen! Ya adam sana bir şey yapsaydı! Önemli olan şuan benim gelmem mi sence?" Dedi sesini biraz yükselterek. Ona bakarken gözlerim dolmuştu, işte bu sefer cidden korkmuştum. Çünkü adam resmen sana dokunacağım diyerek üstüme geliyordu. Alt dudağımı dişledim ve bakışlarımı başka bir yöne çevirdim.
"O adam... beni tec-" dedim ve sözümü kesen şey tekrardan yüzümü ona çevirmesi olmuştu.
"Biliyorum, biliyorum. Ama şuan önemli olan bu değil Aden. Sen, sen iyi misin? Sana bir şey yaptı mı?" Dedi endişe ile gözlerime bakarken. Yavaşça kaşları çatılıyordu. Çünkü boynumdaki izleri görmüştü, bunu bir kaç kez daha yaşamıştım, ve öncekilerinde beni biraz geç kurtarmışlardı. Eli çenemi yukarı doğru itti, boynumu ortaya serdi. Ardından kafamı fiğer tarafa çevirdi.
"Bunu sana kim yaptı?" Diye sordu burnundan soluyarak. Kafamı aşağı eğdim ve konuştum. Konuşmak zorundaydım.
"Bu durumu bir kaç kez daha yaşadım, ama beni zamanında kurtaramadılar. Bu da o tramvanın bıraktığı bir kaç iz. Bir önemi yok." Dedim duygusuzca, ama aslında içimde fırtınalar kopuyordu.
"Neden beni aramadın?" Diye sordu sakince, daha doğrusu sakin olmaya çalışarak ve dişlerini sıkarak. Bu soruya karlı sessiz kaldım ve alt dudağımı tekrar dişledim.
"Neden beni aramadın Aden!" Diye sesini yükseltti sinirle. Ben tekrar cevap veremedim, gözümden bir damla yaş düştü ve ardından beni kolları arasına çektiğini hissettim. Bir elini sırtıma, bir elini ise başıma koydu ve saçlarımı okşadı. Ben ise kafamı göğsüne yaslayıp sessizce ağladım. Elleri iri ve büyük olduğu için rahatlıkla başımda yerini buldu. Hayatımda yıllardır sığındığım ilk göğüstü bu, ilk defa biri benim duygularımı önemsemişti. Ama benim aklımdaki sorular çok farklıydı. Kadınlar bunları hak ediyor muydu? Diye düşündüm içimden. Bu insanlar ellerini kollarını sallayarak gezerken neden korkan taraf bizdik? Neden hep kadınlar bu ülkede katledilmişti? Neden kadınların normalde değer gördüğü bu cennet ülkede şuan şarkılarda bile tecavüz ile ilgili şeyler vardı?
Ve en önemlisi şuydu, neden biz kadınların bizden başka kimsesi yoktu? Biz kadınlar olarak neden kendimizi biz korumak zorundaydık?
Bölüm etkileşimi
