2. bölüm · Starlit Mafia
Bölüm 2 — Düşen Yıldız
Gece sessizdi.
İtalya’nın eski taş yolları günün gürültüsünden sonra sakinleşmişti. Sokak lambalarının sarı ışıkları dar sokakları aydınlatıyor, rüzgâr tarihi binaların arasından hafifçe esiyordu.
Şehir:
Rome
Ama o gece gökyüzünde sıradan olmayan bir şey vardı.
Mor bir ışık.
Önce küçük bir yıldız gibi görünüyordu. Sonra büyüdü. Ve daha da büyüdü.
Bir meteor gibi atmosfere girmişti ama rengi… doğada var olmayan bir mor tonuydu.
Gökyüzünde ilerlerken arkasında parlayan bir ışık izi bırakıyordu.
Roma’nın dışındaki ormanlık yolda siyah bir araba ilerliyordu.
Arabanın içinde üç adam vardı.
Öndeki koltukta oturan adam direksiyonu sıkıca tutuyordu.
Uzun siyah saçları geriye doğru taranmıştı. Keskin çene hattı ve ciddi bakışları vardı.
Bu adam:
Alessandro Vitale.
Roma’nın en güçlü mafya ailesinin lideri.
Arabanın arka koltuğunda Luca oturuyordu.
“Patron, anlaşma iyi geçti,” dedi. “Napoli ailesi artık bizim bölgemize karışmayacak.”
Alessandro cevap vermedi.
Gözü gökyüzündeydi.
Mor ışık hızla büyüyordu.
Arabanın içi bir anda mor renkle aydınlandı.
Luca da gökyüzüne baktı.
“Bu da ne?”
Meteor hızla alçaldı.
Sonra…
GÖKYÜZÜ YARILMIŞ GİBİ PARLADI.
Mor ışık dev bir ateş topuna dönüştü.
Alessandro fren yaptı.
Araba yolun ortasında durdu.
Bir saniye sonra uzaktan büyük bir patlama sesi geldi.
Ormanın içinden duman yükseliyordu.
Luca şaşkınlıkla baktı.
“Bu bir uçak mıydı?”
Alessandro kapıyı açtı.
“Hayır.”
Gözlerini dumanın yükseldiği yere dikti.
“Bu başka bir şey.”
Orman sessizdi.
Ama patlamanın olduğu yerde ağaçlar devrilmişti. Toprak yanmıştı.
Ormanın ortasında büyük bir krater oluşmuştu.
Kraterin içinde metalik bir kapsül duruyordu.
Kapsülün yüzeyi yanmıştı ama hâlâ mor ışık yayıyordu.
Alessandro dikkatle yaklaştı.
Luca arkasından geldi.
“Patron… bu askeri bir şey olabilir.”
Ama Alessandro bir şey fark etti.
Kapsülün yüzeyi… insan teknolojisine benzemiyordu.
Tam o sırada kapsülün kapağı yavaşça açıldı.
İçeriden hafif bir ışık yayıldı.
Ve bir el göründü.
İnce, beyaz bir el.
Sonra bir kız kapsülden yavaşça çıktı.
Gümüş saçları omuzlarından aşağıya dökülüyordu.
Uzun saçları hafif rüzgârda hareket ediyordu.
Gözlerini açtı.
Mor gözler.
Ama bu sıradan bir renk değildi.
İçlerinde yıldız ışığı gibi bir parıltı vardı.
Bu kız:
Astra Aetheris.
Ama henüz Dünya’da kim olduğunu bilmiyordu.
Astra birkaç adım attı.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
Dünya’nın yerçekimi ona ağır geliyordu.
Gökyüzüne baktı.
Bu gökyüzü farklıydı.
Yıldızlar tanıdık değildi.
Astra fısıldadı.
“…burası…”
Nefes aldı.
“…Jüpiter değil.”
Alessandro kraterin kenarında duruyordu.
Hayatında pek çok tuhaf şey görmüştü.
Ama gökyüzünden düşen bir kız?
Bu yeniydi.
Astra yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri Alessandro’nun gözleriyle buluştu.
İkisi de birkaç saniye konuşmadı.
Sanki zaman durmuştu.
Sonra Alessandro yavaşça konuştu.
“Sen… kimsin?”
Astra cevap vermedi.
Çünkü…
O da bilmiyordu artık.
Sürgün edilmişti.
Gezegenini kaybetmişti.
Ve yanlış gezegene düşmüştü.
Ama kader onun için başka bir şey hazırlıyordu.
Alessandro elini uzattı.
“Burada kalamazsın.”
Astra tereddüt etti.
Ama başka seçeneği yoktu.
Yavaşça onun elini tuttu.
O an ikisinin de fark etmediği bir şey oldu.
Astra’nın mor enerjisi bir anlığına parladı.
Ve Alessandro bunu gördü.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Sadece düşündü:
“Bu kız…”
Gözlerini kıstı.
“…normal değil.”
Kraterin arkasında Luca fısıldadı.
“Patron… onu ne yapacağız?”
Alessandro cevap verdi.
“Onu götürüyoruz.”
“ nereye?”
Alessandro arkasını döndü.
“Vitale konağına.”
Astra ona baktı.
“Benim… bir adım yok artık.”
Alessandro birkaç saniye düşündü.
Sonra söyledi:
“Bu dünyada herkesin bir adı olur.”
Astra sessizce bekledi.
Alessandro dedi ki:
“Senin adın artık…”
Kısa bir duraksama oldu.
“…Luna.”
Astra başını kaldırdı.
“Luna?”
Alessandro başını salladı.
“Evet.”
Sonra ekledi:
“Luna Moretti.”
Ve o gece…
Gökyüzünden düşen bir yıldız…
Roma’nın en tehlikeli mafya ailesinin kapısına doğru yürümeye başladı.
