4. bölüm · Sözde Abisi ;) TEXTİNG
4.Bölüm
Akşama doğru yatağıma uzanmış, tavana boş boş bakıyordum. Tam gözlerimi kapatacakken aklıma yine o geldi.
Poyraz…
Acaba ne yapıyordu?
Tam o sırada abimin evden çıktığını hatırladım. Güzel bir bahaneydi. Onu arayıp “Abim yanında mı?” diye soracaktım. Belki gerçekten yanındaydı… Belki de sadece sesini duymak istiyordum.
Telefonu çevirdim.
Uzun uzun çaldı.
Açmadı.
İçimde garip bir huzursuzluk oluşunca bir daha aradım. Bu kez birkaç saniye sonra telefon açıldı.
“Abim yanında mı?” diye sordum.
Tam o sırada kulağıma yüksek sesli müzik doldu. Sanki bir kulüpte ya da kalabalık bir eğlence mekânındaydı. Müziğin arasından bir kadın kahkahası yükseldi.
Kalbim daha o anda sıkışmaya başlamıştı.
Sonra telefondan bir kadın sesi geldi.
“Poyraz benimle canım, şu an çok meşgulüz. Çok yanlış bir zamanda aradın.”
Donup kaldım.
Arka planda Poyraz’ın sesi duyuldu.
“Hadi eve geçelim artık…”
Cümlenin devamını dinleyemeden telefon kapandı.
Telefon elimde öylece kalmıştı.
Sanki biri göğsümün tam ortasına yumruk atmıştı.
Demek…
Aşık olduğum adamın hayatında biri vardı.
Belki sevgilisiydi.
Aslında ben daha önce sevgilisi olduğunu bilseydim daha önce olduğu gibi ben zaten ondan uzak dururdum. Aynı ortamda bile bulunmamaya çalışırdım. Hem hayatındaki kıza saygısızlık etmek istemezdim hem de kendimi daha fazla yıpratmazdım.
Ben de unutmaya çalışmıştım.
Belki başkasını severim diye…
Belki geçer diye…
Birkaç kişiyle görüşmeyi denedim. Bir kere buluşmaya çıktım. Ama ertesi gün konuşmayı kesiyordum.
Olmuyordu işte.
Kimseye ona baktığım gibi bakamıyordum.
Gözyaşlarım yeniden yanaklarımdan süzülmeye başladı.
Babam ara sıra alkol içerdi. Çok sık olmasa da evde birkaç bira mutlaka olurdu.
Gözlerimi silip aşağı indim.
Buzdolabını açtığımda beş şişe bira duruyordu.
Hiç düşünmeden hepsini aldım.
Tam merdivenlere yönelmişken kapı açıldı.
Abim eve gelmişti.
Beni görmesin diye hızlı adımlarla yukarı çıktım. Odamın kapısını kilitledim.
Ağladığımı anlamasınlar diye son ses müzik açtım.
Sonra…
Biraları tek tek bitirmeye başladım.
Yavaş yavaş…
Sindire sindire…
Her yudumda sanki içimdeki acıyı da boğmaya çalışıyordum.
Ama boğulmuyordu.
Büyüyordu.
Bir süre sonra kafam artık yerinde değildi.
Bazen sebepsizce gülüyor…
Bir sonraki saniye hıçkırarak ağlıyordum.
Arada kapım çalındı.
“Duru, iyi misin?” diye seslendi abim.
Normalde eve gelir gelmez onun yanına giderdim. O da bu sessizliğime şaşırmış olmalıydı.
“İyiyim abi… Sorun yok.”
Sesim normal çıkmıştı.
“Tamam…” dedi.
Gitmişti ama içinin rahat etmediğini hissedebiliyordum.
Yine de yalnız kalmak istediğimi anlamıştı.
Kesin yarın sorguya çekecekti.
Telefona baktım.
Gece iki olmuştu.
Sarhoşluğun verdiği cesaretle rehberden Poyraz’ın ismini bulup aradım.
Uzun süre çaldı.
Sonunda açtı.
Uykulu bir sesle,
“Efendim?” dedi.
O an içimde tuttuğum her şey patladı.
“Şerefsiz göt lalesi! Sen adam mısın lan?”
Telefonda kısa bir sessizlik oldu.
“N’oluyor Duru? Sen sarhoş musun? Ben bu anı bir yerden hatırlıyorum.”
“Siktir git! Bir daha yüzünü görmek istemiyorum!”
“Arayan sensin ama… Durum ciddi gibi. Ne oldu?”
“Seni aradım… Telefonumu başkası açtı.”
“Telefonumu açmadım diye mi?”
“Hayır! Başkası açtı diye!”
O an sanki alkolün etkisi birkaç saniyeliğine geçmişti.
Ona ondan hoşlandığımı belli edemezdim.
Bu benim için fazlasıyla onur kırıcıydı.
Onu unutmalıydım.
“Başkası mı açtı? Ben görmedim aramanı” dedi şaşkınlıkla.
Kendimi tutamadım.
“Sen neredesin?”
“Evimdeyim.”
İşte o cümle…
Kafamın içinde bin farklı senaryo kurmaya yetmişti.
Demek kızı evine götürmüştü.
Erkeklerin hepsi aynıydı.
Belki bana hiçbir söz vermemişti.
Belki aramızda hiçbir şey yoktu.
Ama bana umut vermişti.
Yoksa…
Belki de bütün umutları ben kendi kendime kurmuştum.
Bir anda içime garip bir olgunluk çöktü.
“Poyraz abi…”
Sesim ilk kez bu kadar sakindi.
“Sen artık bana iyi gelmiyorsun.”
Cümlenin sonunda istemsizce hıçkırdım.
Ardından şiddetle ağlamaya başladım.
“Duru…”
Sesindeki endişe artık çok belirgindi.
“İyi misin? Neden bana iyi gelmiyorum?”
“Bilmiyorum…”
Sesim titriyordu.
“Kalbimi kırıyorsun.”
“Sırf telefonu açmadım diye mi?”
“Hayır…”
Derin bir nefes aldım.
“Başkası açtı diye.”
Sessizlik oldu.
“O lanet telefonu kim açtı?” diye sertçe sordu.
“Bilmiyorum.”
Bilmek de istemiyordum.
“Boş ver.”
Çünkü konuyu uzattıkça kendimi daha da küçük düşürüyormuş gibi hissediyordum.
“Neyse…”
Artık ağlamaktan konuşmakta zorlanıyordum.
“Biz seninle sadece karşılaştığımızda selam veren insanlar olalım.”
Boğazım düğümlendi.
“Sen artık Poyraz abisi değilsin.”
Bir saniye durdum.
“Sadece… Poyraz abisin.”
Yabancı biri gibi.
Abisi değildi bir ihtimal bile bırakmamalıydım artık
Hiç beklemeden telefonu kapattım.
Telefon yatağın üzerine düştü.
Ben ise dizlerimi kendime çekip yeniden ağlamaya başladım.
Canım öyle acıyordu ki…
Sanki nefes almak bile yük olmuştu.
Belki sabah yaptıklarımdan pişman olacaktım.
Gerçi…
Benim egom pişman olmama kolay kolay izin vermezdi.
“Ne yaptıysam yeridir.” diye mırıldandım.
Tam o sırada kapım çaldı.
İçimden küfür ettim.
Hassiktir…
Kesin Poyraz abimi aramıştı.
Çünkü odalarımız uzaktı.
Ağlama sesimi duymuş olamazdı.
“Duru kardeşim… Aç kapıyı lütfen.”
Abimin sesi…
Kendimi zorlayarak ayağa kalktım.
Kapıyı açar açmaz kendimi onun kollarına bıraktım.
Hiçbir şey sormadan saçlarımı okşadı.
Benimle birlikte odaya girdi.
Yerde duran boş bira şişelerini görünce gözleri büyüdü.
“Kızım…”
Şişelere baktı.
“Ne vardı da bu kadar içtin?”
Başımı iki yana salladım.
“Sormasan olur mu abi?”
Derin bir nefes verdi.
“Tamam.”
Şimdilik üzerine gelmeyeceğim.”
“Ama bana anlatacaksın.”
Başımı eğdim.
“Umarım bir itin biri üzmemiştir seni.”
İstemsizce gülmeye başladım.
Çünkü beni üzen kişi…
Onun “kardeşim” dediği adamdı.
Abim bana deliymişim gibi baktı.
Tam o anda o kadın sesi yine kulaklarımda yankılandı.
“Hadi eve geçelim…”
Dayanamadım.
Tekrar ağlamaya başladım.
“Abi…”
Göğsümü tutarak hıçkırdım.
“Çok acıyor…”
“Neresi acıyor kardeşim?”
“Kalbim…”
Hıçkırıklarım birbirine karışıyordu.
“Artık yük gibi geliyor abi…”
Hiçbir şey demedi.
Sadece bana sımsıkı sarıldı.
Saçlarımı usulca okşadı.
“Ben senin gözyaşlarına kıyamam abim”
Sesi o kadar sakindi ki…
“Emin ol, seni ağlatan hiçbir şey senin bir damla gözyaşına bile değmez.”
O gece bana çocukluğumdaki gibi sarıldı.
Beni yatağa yatırdı.
Saçlarımı usul usul okşamaya devam etti.
Ben ağlamaktan bitkin düşmüş hâlde gözlerimi kapatırken, hissettiğim son şey abimin avucunun saçlarımın üzerinde dolaşmasıydı.
Ve o gece…
kalbimin gerçekten kırıldığını hissederek uykuya daldım.
