1. bölüm · Soyun Uyanışı
1. Bölüm
-23 Yıl önce-
"Çabuk ol Anna bu taraftan." Adam,elinde bebeği ile arkasından onu takip eden kadına yolu gösteriyordu."James,ben yapamayacağım." Dedi gümüş saçlı kadın."Hayır Anna buna mecburuz. Çocuğumuzun yaşaması,neslimizin devamı için bunu yapmak zorundayız.Rolin ailesine ne yaptıklarını hatırla...en azından kızımızın bir şansı olsun."kadın yaşlar içindeki gözleri ile kocasına baktı,"ya onu da bulup öldürürerse?" Adam bir anda durdu bu cümle onuda korkutmuştu başını salladı:"hayır kokusunu gizleyecek kurt kökü yağından sürdük onu bulamayacaklar merak etme yavrumuz yaşayacak." Kadın gözlerindeki son umut ışığı ile baktı adama ve hızlıca ilerlemeye devam ettiler. Ormanın en ücra köşesine geldiler burası o kadar iç ürperticiydi ki hayvnalar bile gelmezdi. Önlerindeki ağacın dibine çömeldiler. Kadın boynundan çıkardığı kolyeyi yavrunun dar gerdanına geçirdi. Baba da oturdu annenin yanına,anne son kez derin bir nefes ile öptü küçüğü babasına verdi. Babası cebinden çıkardığı notu bebeğin battaniyesine sıkıştırdı,doyamayacağını bile bile öptü kızını son kez uyuyan yavruya bakıp onu ağacın dibine yerleştirdi. Zor bela anneyi yerden gözyaşları içinde kaldırıp hızlıca uzaklastılar.
Ormanın aksi yönüne geldiler ki önlerini bir sürü insan kesti. Baba anneyi arkasına alıp konuştu:"Bırakın bizi." Sürünün önündeki beyaz saçlı iri yarı adam gülerek konuştu,"Boşuna uğraşıyorsunuz sonunuz diğerleri gibi olucak. Yavru nerede?" Anne hızla babanın önüne geçip konuştu:"Ölürümde yavrumu size vermem." Adamın gülen yüzü soldu yerine çatık kaşlar belirdi ve sinirle bağırdı,"Öl o zaman!" Adamın komutu ile ormanın sessizliği bir anda yüzlerce kemiğin aynı anda kırılıyormuş gibi çıkan sesleriyle bozuldu. İnsanlar çığlık atmıyor, aksine içlerinden gelen ilkel bir çağrıya teslim oluyorlardı. Birer birer eğildiler, sırtları kamburlaştı, kolları uzadı. Ay ışığı altında yükselen hırıltılar kısa sürede tek bir ses oldu. Dakikalar sonra açıklıkta insan sürüsü değil, farklı renkteki gözlerle karanlıkta parlayan bir kurt sürüsü duruyordu. Adam ve eşi manzara karşısında savunma iç güdüsü ile değişmeye başladılar, aynı kemik sesleri aynı kamburluk oluştu. Artık koca sürünün karşısında biri beyaz diğeri kahverengi posta sahip iki kurt vardı.Belliydi bu sürü karşısında dayanamazlardı fakat anne ve baba pes etmeyecekti. önce ilk sıradaki kurtlar atladı üstlerine. Ormanda büyük bir uğultu ve kargaşa oluşmuştu anne ve baba direnmekten vazgeçmiyor cesurca savaşıyordu. Sürü lideri onların birbirlerinden destek alıp yavrularını koruma iç güdüsü amacıyla güçlü bir şekilde mücadele ettiğini görünce işin uzamasını istemediği için ikinci gruptaki kurtlara emir verdi. Deminki kurtlar ile birlikte tekrar üstlerine saldırılınca anne ve baba bu sefer çok dayanamadı. Yerde kanlar içinde yatıyorlardı. Dönüşmemiş olan sürü lideri öz kurtlardan oldukça büyük olan bu kurtların yanına geldi elindeki uzun ve keskin kılıcı hırıltılarla inleyen baba kurdun postunda gezdiriyordu."Son kez soruyorum yavru nerede?" Baba kurt son nefesi ile olabildiğince yüksek sesle uludu anne de ona eşlik etti. Bu bir cevap değildi sadece bir isyanın yanan son aleviydi. Komutan istediği cevabı alamadığı için postun üzerinde duran kılıcı kurdun başına sapladı, oracıkta kesildi nefesi. Anne kurt son gücüyle kalktı yerden komutanın üstüne atlamaya yeltendi fakat başka bir kurt bunu engelledi,anneden oldukça güçlü olan kurt;annenin boynuna dişlerini geçirip onu yerde sürüklemeye başladı, acı ile inleyen anne kurt yalvarıyordu ama fayda etmedi. Büyük kurt,son birkaç nefesi kalmış dişlerinin arasındaki hırıltılı boğazı bıraktı. Anne yerde son nefesini verirken kurt sürüsü ve komutan arkalarına bile bakmadan geldikleri yönde geri döndüler.
Uzunca bir yolun ardından sonra sürü çok büyük bir krallığa geldi. Arazinin etrafı ormanla saklanmış dış dünyadan izoleydi. Krallık o kadar büyüktü ki başı sonu belli değildi ancak her açıdan bakıldığında görülen tek şey kocaman kırmızı üzerinde pençe çizimi ve altında Fenrir yazısı olan Bayraktı. Fenrir Krallığıydı burası, bütün kurt krallıkları ve klanları arasında en güçlü 2 krallıkta biriydi. Sürü krallığın sahasına girince dağıldı lider ise doğru kraliyet sarayına ilerledi. Geniş,uzun masaların olduğu büyük salondan geçip dar dönemeçli merdivenlere ilerledi. Oldukça uzun olan bu merdivenlerin sonunda kralın odasına geldi. Kral Kırklı yaşlarında siyah saçlara siyah gözlere sahip iri cüsseli bir adamdı. Sadece gözleri ile kurulan birkaç saniyelik bakışma bile insanların içini ürpertirdi. Yanında uzun boylu, sarışın aynı yaşlarda bir kadın oturuyordu. Belliydi bu kralın eşiydi. O da en az kral kadar otoriter duruyordu. Sürünün lideri kralın önüne gelince diz çöküp başını kaldırmadan konuştu:"Yüce alfa efendimiz,kalan son aile olan Maverick ailesini de öldürdük...ama ailenin yavrusu yanlarında yoktu." Kral hışımla kalktı tahtından,yerde dizleri üstünde olan adamı tek eliyle boynundan tutup havaya kaldırdı. Liderin boynunu öyle sıkıyordu ki lider hırıltılar içinde kralından af diliyordu. Kral sonunda adamı yere fırlattı gözlerinin siyahlığı sinirden parlamaya başlamıştı,"O yavruyu bulup öldürmeden krallığa dönerseniz kafanızı kopartırım." Adam yerde nefesler içinde sürüklenerek kralından af diliyordu:"Merak etmeyin yüce alfa onu öldüreceğiz." Kral son kez baktı yerdeki sürü liderine,lider hızlıca kalkıp öne eğilmiş vaziyette geriye doğru yürüyerek ayrıldı odadan. Kral odanın içinde dört dönüyor sinirle nefes veriyordu. Sonunda bu durumdan rahatsız olmuş eşi konuştu:"Merak etme Mason,o yavruyu da bulup en kısa sürede öldürecekler." Kral Mason kara gözleri ile baktı eşine,"Eğer Kehanet gerçekleşirse...Krallığım yok olur Candela." Kadın ellerini kralın boynuna dolayıp öpücük kondurdu."Merak etme krallığımıza birşey olmayacak tüm tedbirleri aldık üstelik seni yenebilecek bir güç henüz doğmadı. Biliyorsun ki karanlığın gücü sende geceyi sen yönetiyorsun." İçi hâlâ rahat değildi kralın,çatık kaşlar ile düşünüyordu. O yavru ölmez ise kendi sonları gelebilirdi.
Aradan bir hafta geçmişti kral Mason'un bebeği öldürmesi için görevlendirdiği lider kanlı kılıcı ile bir haftanın ardından geri döndü krallığa. Mason'a hesap vermek için odasına gelmişti. Dışarıda sürüye hakaretler,tehtitler yağdıran lider kralın önünde toz zerresi kadar oluyordu. "Yüce Alfa Efendimiz, verdiğiniz görevi uğraşlarım sonunda yerine getirdim. Yavruyu ormanda bir ağacın kenarında buldum, hiç acımadan oracıkta aldım canını." Kral keyiflenmişti. Çatık kaşları ve koyu gözleri ile dişlerinin arasından gülümsüyordu. Liderin yanına geldi omzundam tutup ayağa kaldırdı:"Aferin Daved, eğer başaramamış bir şekilde karşıma çıksaydın çoktan seni öldürmüş olurdum." Lider Daved hâlâ yere bakar bir şekilde konuştu:"Yücemize canım feda." Kral tekrar tahtına yerleşti,çıkması için eliyle işaret verdi ve lider geriye dogru neredeyse sürünerek ayrıldı odadan. Kral sevinmişti aslında ama yinede içi rahat değildi. "Bana kehanetin kurdunu çağırın." Hizmetkârlarından biri hemen çıktı odadan. Kral sabırsızlıkla bekliyordu. Çok geçmeden yaşlı beyaz saçlı ve beyaz sakallı neredeyse yere yatacak kadar kamburlaşmış bir adam geldi. Yere o kadar yakın olmasına rağmen hâlâ kralın önünde eğilmeye çalışıyordu." Söyle bana tehtit ortadan kalktı mı, Kehanet değişti mi?" Adam hiç konuşmadan boynundan çıkardığı dolunay şeklindeki kolyeyi kurşuni gecede yükselmiş olan aya doğru kaldırdı. Bir kaç saniye içinde vücudu titremeye,kimsenin anlamadığı şeyler mırıldanmaya başladı. Kral sabırsızlıkla şamanın işini yapmasını bekliyordu. Sonunda yaşlı adam gözlerini açtı,tekrar kolyesini boynuna geçirdi ve kralına döndü; yüzüne bakmadan konuşuyordu:" kralım ay bana yok ettiğiniz soylardan hiç kimsenin yaşamadığını gösterdi." Kralın yüzü gülümsedi,rahatlamıştı."Ama..." Duyduğu ile tekrar kaşları çatılan kral sordu:"ama ne?" Şaman biraz durakladı ve tekrar konuştu:"krallığınızı ileride bekleyen o çöküş hâlâ gözüküyor." Kral duyduklarıyla elinde bulunan kadehi sertçe fırlattı. Gözleri yine koyulaşmıştı,"ne demek hâlâ gözüküyor? Bana faydası olan o kadar güçlü aileleri yok ettim sırf bu yüzden nasıl olur da hâlâ gözüküyor,dememişmiydin kışın en çetin ayında doğan bir yavru sonumu getirecek?" Şaman ürkmüştü kralın öfkesinden." Evet efendim o zaman öyle gözükmüştü ama şimdi böyle gözüküyor. Bence her türlü tedbiri alalım biz efendim." Kral hızla yaklaştı yaşlı adama uzun elbisesinin yakasından tutup kambur belini duzeltip iyice sokuldu gözlerine:" bana ne yapacağımı mı söyledin sen?" Yaşlı şaman korku ile titriyor, kralın gözlerine bakmamaya çalışıyordu." Hayır efendim ben sadece-" adamın titreyen dudaklarından sözcüklerin dökülmesine müsade etmeye kral onu bir çöp gibi kenara fırlattı:" çık hemen!" Şaman geriye doğru yerde sürünerek çıktı odadan. Kralın morali bozulmuştu,bu sorunu çözmeliydi. Askerlerine emir verdi;eğitimlerini zorlaştırdı, krallığı korumak için şamanları ile koruyucu kalkanlar yarattı. Halkın sadakatini arttırmak için her türlü yola başvurdu; çoğu zaman baskı ve şiddet kimi zaman ise yumuşak davrandı.
O kadar güçlü olan bu yüce kral korkuyordu. Krallığı yok olamazdı gücünü kaybedemezdi. Ondan güçlü hiç kimse var olamazdı...
