1. bölüm · SORARAT
~GİRİŞ~
Keyifli okumalar... 🤍
🖤🗝🖤
Arabadan indiğim gibi gözlerimdeki güneş gözlüğünü çekerek çıkardım. Bir karar vermiştim ve bu karardan hiçbir güç beni geri çevirtemezdi.
Gözlerim karşımdaki konak kapısının üzerindeki altın rengindeki gümüş yazılara takıldı. Dudaklarımın bir ucu yukarı kıvrılırken yazıyı defalarca aklımda, dilimde ve kalbimde tekrar ettim.
KALENDER KONAĞI.
Derin bir nefes vererek arkamdaki adama çevirdim bakışlarımı. "Tek gireceğim. " Geri önüme dönerek kapıya tekrar kısa bir göz attım. Kapının önü yığınla adam doluydu.
"Ama hanımım-"
"Uzatma Ali. Tek gireceğim. " diyerek bana doğru gelen peştamalli adama baktım. "Senin kulağın telefonda olsun yeter. "
"Emredersiniz Hanımım. " diyip o da hemen sağ tarafımda yerini alarak karşımızda duran adama kitlendi.
"Buyur? " dedi beni inceleyen adam. "Kimsin bacım? Neden geldin? " Bakışlarım konak duvarlarına kaydı daha sonra ise kapıdaki yüzlerce araca.
"Toplantıya geldim. " sözlerimle duraksadı. Anlam veremeyerek baktı. Kendine gelmek için başını iki yana hafiften sallayarak bana daha dikkatle baktı.
"İçerideki toplantı öyle bildiğin toplantılardan değildir bacım. Aşiret toplantısıdır. Sen git. Kimi görmeye geldiysen ben geldiğini haber veririm. "
"Kimseyi görmeye gelmedim. Toplantıya geldim. " diyerek üsteledim.
"Daha sonra gelirsin. Hadi. " diyerek tam arkasını dönmüştü ki tekrar bana bakarak, "Ha bu arada, adın neydi bacım? " diye sordu.
Sıkıldığımı belli eden bir nefes verdim. "Leyla!" dedim bağırarak. "Leyla GEDİZ! "
Adamın, olduğu yerden yüzü kireç gibi beyazlarken, "Mardin'in küçük hanımağası. " diyerek devam ettirdim.
Küçük ama bir o kadar büyük demedim.
Adamı geride bırakarak arkası gümüş yılan desenli olan, altı kırmızı rugan topuklu ayakkabılarımla konak kapısına ilerlemeye başladım. Ali ise dediğim gibi olduğu yerde durarak benden haber bekliyor olacaktı.
Yavaş ama kendimden emin adımlarla ilerleyerek kapıda durdum. İki tane zebellah gibi herifler önüme geçerek içeri girmemi engellemişlerdi.
Başımı omzuma devirerek siyah gömleğime attım elimi. Bunalmıştım artık. Üzerimde yüksek bel, bacaklarımı saran deri bir pantolon vardı. Onun üstünede giydiğim siyah gömleğin uçlarını deri pantolonumun içine koymuştum. Saçlarımı ise ensemde topuz yaparak sağ tarafından bir tutamını çıkarmıştım. Omuzlarıma attığım siyah paltoylada ayrı bir aura oluştururken omuzlarım dikken daha'da dikleştirdim.
Tam ağızımı açmış konuşacaktım ki, "Açın yolu! " diye bir emir yükseldi. Bunu diyen arkamda kalan boynunda peştamali olan adamdı.
Önümdeki adamlar hemen emiri ikiletmeden önümden çekilirken omzumun üzerinden arkamda kalan adama kısa bir bakış attım. Demek'ki adamların başı oydu. Emir ondan yanaydı.
Geri önüme dönerek konaktan içeri ilk adımımı attım. İçeri girdiğim an içimden bir ürperti yoklarken hızla toplantının yapıldığı konağın arka bahçesine ilerledim. Büyük ihtimalle ön avluda olmadıklarına göre arka avludaydılar. İlerledim bir süre.
Konağın tam önüne gelirken U şeklinde olduğunu gördüm. Baya büyük bir konaktı ve labirenti anımsatıyordu. Önüme çıkan ilk koridora saparak bir süre daha ilerledim. Yaklaştıkça konuşma sesilerinin gelmesiyle adımlarımı yavaşlattım. Bağırış çağırış sesleri yükseliyordu.
Tam'da plandaki gibi ilerliyordu herşey; Boran Kalander direniyordu.
"Saçmalamayı kesin artık! " diye gürledi aniden. "Ablam iki yıl önce kaybetmişti zaten eşini! "
"Bu kaçmadığı anlamına gelmiyor. " dedi başka bir Ağa.
Sessizlik çöktü bir kaç saniye. Kaşlarım çatılırken olduğum konumu korudum.
"Evet." dedi Boran Ağa. Sesi sakindi ancak alttan alta tehtid içermediğini söyleyemezdim. "Kaçtı. Ama sonuç ne oldu hepimiz biliyoruz. "
Karşı taraftan ses gelmedi.
"Sonuç öldürüldü ve öldürdüğü adamda kendini öldürdü! "
"Sorunda bu zaten! " dedi başka bir Ağa.
Asla kabullenemiyorlardı değil mi?
"Gediz aşiretinden Nazah Gediz, Berna Kalander'i öldürerek bir oğlanı anasız bıraktı. Üstüne de kendini öldürerek Kalander aşiretinden kimseyi kendisinin öldürtüp kan davasını bitirmesine izin vermedi! "
Hasbinallah...
"Aslında ortada bir kan davası yok. Çünkü öldürdüğü aşiret kızının kanını kendisini öldürerek zaten temizlemiş. " diyerek başka bir Ağa girdi araya. Sonunda mantıklı konuşan biri. "Ben hala bu evliliği anlamadım."
"İşte bende size tam olarak bir saattir bunu anlatıyorum. Ortada bir kan davası yok! " dedi Boran Ağa. Sesini duyurmaya çalışır gibi her konuştuğunda bağırıyordu. Aslında bağırmasına gerek yoktu çünkü sesi zaten yeterince baskındı. "Karşı taraftan birini de öldürmemiz gerekmiyor zaten kendini öldürerek cezasını vermiş. "
"Bunu kabul edemeyiz! Sayılmaz bir kere. " diye birisi hiddetle karşı çıktı. "O adam bir aşiret kızını kaçırarak öldürdü! Ya kan yada can!"
"Ablam kendi isteğiyle kaçmış! " diye bastırarak konuştu Boran Ağa. Üzerinde hala yassını yaşayan bir hava vardı. Çünkü bu cümleyi bile o kadar zorlanarak söylemişti ki ben bile yutkunmak zorunda kalmıştım. "İkiside kendi cezalarını kesmiş zaten. Eğer babam veya aileden herhangi biri yakalasaydı onları ya evleneceklerdi yada sonları yine ölümdü. "
"Ben kabul etmiyorum! Bu düğün olacak. Madem kan dökülmeyecek o vakit bir can verilecek bu aileye."
"Devran Ağa, ortada kan davası yok. Ne evliliği! "
Devran Ağa denilen adam susmadı. "Töre'ye haykırıdır bu. O adam bu ailenin kızını öldürdü. Ne kadar kendi canına da kıysa o kızada kıydı! Siz ne çabuk susarsınız böyle? Yakışmaz bize o kızın kanını yerde bırakmak. O sabiye nolacak o vakit? Ne anası var ne babası artık. Yetim kaldı çoc-"
"Yetim değil benim yeğenim! " diye öyle bir bağırdıki Boran Ağa ben bile olduğum yerde sıçramıştım, kaldıki konak bile yankılanmıştı sesiyle. "Ben varım! Ona Baba'da olurum ben, dayıda! "
Devran Ağa yine durmadı. "O kızın kanı yerde kalmayacak. " dedi baskın sesiyle. Sanki başka olur kabul etmeyecekmiş gibi. "Ben kabul etmiyorum! "
"Bende etmiyorum! " dedi başka biri. Oylama birliği başlamış gibi bir çok kişiden ses geldi. Sıkıntılı bir nefes vererek karşımdaki duvara baktım. O yok bu yoktu. Hiçbişeyi kabul etmiyorlardı. Ortada bir kan davası yok diyoruz o kızın kanı yerde kalmayacak diyorlardı. Ulan zaten kalmadı ki, öldürende kendi kafasına sıkıp ölmüştü zaten.
"Bu ailenin en büyük kızına karşı o ailenin en büyük kızı olan Zeynep ile evleneceksin Boran. Başka yolu yok. "
Boran ikinci çocuk olduğu için bütün yük onun omuzlarına kalıyordu. Araştırmalarımıza göre altı kardeştiler. Bir abla, iki erkek çocuğu ve en son ise üniversite okuyan üçüz kız kardeşleri.
Aslında o üçüzlerden ikisi Boran Ağa'nın eskiden kan davasında kaybettiği amcası Ahmet Kalander'in kızlarıydı ancak Boran Ağa'nın babası Hazar Ağa kardeşinin kızlarını ortada bırakmamış karısıyla beraber kızları gibi büyütmüştü. Yani gerçekte Boran Ağa'nın sadece bir kız kardeşi vardı. Toplamda dört iken ikizlerle beraber altı kardeştiler.
Üçüz demelerinin en büyük nedeni de hem birbirlerine benzemeleri hemde aynı yaşta olmalarıymış.
Eğer Boran evli olsaydı ondan iki yaş küçük olan erkek kardeşi Bahoz'a kalacaktı tüm yük.
"Ya sabır. " dedim. Ne yapıp edip ablamı bu işten soyutlamalıydım.
"Hayır." dedi bir ses. Karşı çıktı. "Berna bir Hanımağaydı. Ama Zeynep hiçbir zaman Hanımağa olmadı. "
"Bu da ne demek oluyor? " diyen Babamın sesini duydum. Oysa sabahtan beridir ağızını bıçak açmıyordu.
"Bu şu oluyor Kara, bize bir Hanımağa yakışır." bu konuşan ise Boran'ın yaşayan tek Amcası İsmail'di.
"Küçük kızını istiyoruz Zeynep yerine. "
"SAKIN! dedi babam birden. Çok öfkelenmişti. Benim ise kalbim korkudan ağızımda atmaya başlamıştı.
Tam o sırada telefonumun çalmasıyla hızla geri çıkarak sesini kapattım. Şuan Allah'tan hararetli bir konuşmanın içerisindelerdide duymamışlardı. Hızla telefonu yanıtlayarak kulağıma dayadım. "Ali umarım geçerli bir sebebin vardır. "
"Hanımağam Mehmet Ağam geldi. "
"Siktir." diyerek hızla etrafıma bakındım. Şimdi olmazdı. Şimdi gidemezdim. Olayları iyice kavrayamadan o toplantıya katılamazdım. Ablamı kurtarayım derken ikimizide yakamazdım. Daha mantıklı bir planla oraya gitmeliydim. Üstelik amcam gelir ve beni görürse ortalık daha da karışırdı.
"Oyalayım mı hanımağam? " diyen Ali'ye cevap vermeden rastgele bir odaya daldım. Allah'tan boştu, sanırsam misafir odasıydı çünkü hiç kulanılıyormuş gibi bir halde değildi.
"Hanımım? " diyen Ali'ye ağızımı açacakken derin bir nefes aldım. "Yok, bırak girsin içeri. "
Telefonu kulağımda tutarak beklemeye başladım. "Girdi içeri." diyen Ali'ye bişey demeden yüzüne kapadım telefonu ve beklemeye başladım. Bir süre sonra gelen ayak sesleriyle kapının önünden geçerek gitti. Onun gitmesiyle odanın kapısını açtıp kafamı uzattım koridora doğru.
"Selamünaleyküm Ağalar! " diye sesi duymamla çıktım odadan. Yavaş yavaş yaklaşarak dinlemeye devam ettim. Ancak Allah'ın selamını almaktan başka hiçbişey dememişti kimse. Sonuçta o ölen kızın katilinin babasıydı gözlerinde. Düşman olarak görüyorlardı.
Mehmet Gediz. Amcamdı, oğluyla pek bir sohbetim olmazdı. Birlikte büyümüştük ancak büyüdükçe sanki birbirimize karşı bir duvar örülmüştü. Ve bu duvar yavaş yavaş örülmüş en son ise o kadar yükselmişti ki ergenlikten sonra kısa bir sohbetimiz bile olmaz olmuştu.
Amcam toplantıya katılmıştı ancak önceki sohbetten hiçbişey kaybetmeden konuşmaya son gaz devam etmişlerdi.
"Olmaz! Leyla olmaz! " demişti babam bastıra bastıra.
"Neden? " diye sormuştu başka Ağa.
"Çünkü Leyla, Zeynep gibi değildir! Tüm bu saçmalıklara Zeynep gibi sessiz kalmaz! Yandığı kadar yakar, yıkıldığı kadar da yıkar. "
"O küçük kız mı? " dedi Devran Ağa. Kaşlarım çatıldı. "Onun doğumunu bilirim ben. Bişeycik yapamaz. "
"Devran Ağa! " dedi babam sert sesiyle. "Kız benim kızım. Benden iyi mi bileceksin kızımı! "
"Tamam sakin ol Kara. Zaten biz ilk seçimden yanayız. Dimi Ağalar? " dedi sesini tanımadığım bir Ağa.
Ağalardan bir süre ses çıkmadı. Kalbim sıkıştı.
Elimi yüreğime basıp nefes almaya çalıştım. Şimdi kriz geçiremezdim.
"Yeter saçmaladığınız! " dedi en son Boran Ağa. "Bilirsiniz ki son hükmü ben veririm. Bütün Doğu'nun ağasıyım. Son söz benimdir! " Henüz yirmi yedisinde olmasına rağmen inanılmaz bir ünvanı vardı.
Ancak ne yazıkki burda kulanamayacak gibiydi. Çünkü onun adına verilecekti bu karar.
"De hele Kara. Sen hangi kızını vereceksin? " bu konuşan Ağayı biliyordum. Aşietin en yaşlı ağasıydı bu. Boran'dan sonra sözü geçen diğer ağaydı.
Beş - altı senedir Mardin'de değildim. Ancak hiçbişeyden geri kalmadan uzaktan bile yardıma ihtiyacı olana yardım etmiş, karnı aç olanı doyurmuş ve ailenin içinde her ne gelişirse gelişsin hep haberim olmuştu bu zamana kadar.
"Dediğim gibi. Leyla'yı en baştan beri Hanımağa yapmamın sebebi fevri karar vermemesi. Bütün ihtimalleri bir arada düşünmesi. En çokta cesur olması. Ben iki kızımdan da vazgeçmem. Çünkü Leyla ne kadar cesur ve asiyse, Zeynep bir o kadar kırılgan ve naiftir. Siz benden iki gözümden birini istersiniz. "
Haklıydı. Biz iki kız kardeş çok fazla zıt kutuplardık. Abim de benim gibiydi. Ancak ablam ikimizden çok farklıydı. Fazla narindi.
Ağır bir sessizlik çöktü. Sertçe yutkundum. Ablamı yakıcaktı.
"Dediğim gibi. " dedi hüzünle babam. Sesi çökmüştü bir kaç saniye'de. "Leyla'yı verirsem bu koca konağı başınıza yıkar. Bu var dediğiniz kan davası asıl o zaman çıkar. "
Hayır, hayır baba. Yapma...
"Seninde neymiş bu küçük kızın. Bir ara getirdi tanışalım. Bakalım gerçekten dediğin kadarmıymış." güldü alayla Devran Ağa. "Kara, bu ne korkaklık böyle. Küçük kızından mı korkuyorsun? Alt tarafı bir kız. "
Babam sertçe karşı çıktı. "Ben kızımdan korkuyorum. Evet. " dedi. Ne. "Korkmamın sebebide durulmaz olması. Ama aynı zamanda çok gurur duruyorum. Ölsem gözüm arkada kalmaz Devran Ağa. O kadar diyim sana."
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. Bana güveniyordu. En azından benim bu olay için çabalamama izin veriyordu bu bilene yeterdi.
Devran Ağa kahkaha attı. Kimse bişey demeyince sanırım bir gururuna dokunmuştu. "Hadi ama Kara. Leyla emin ol o kadar değildir. "
"Emin ol Devran Ağa. Senin haberin olmadan altındaki donu bile alacak kadardır. " Bunu diyenle gözlerim yuvalarına dar gelecek şekilde büyümüştü. Çünkü konuşan Boran Ağaydı.
"Hayırdır Boran'ım sen nerden bilirsin bu kızı."
Boran bir süre sessiz kaldı ne yaptığını bilemedim ama konuşması ne yaptığını ortaya sunmuştu. "Sözde Ağasın Devran. Diyarbakır'da kızın adı çıktı. Ha, ama kirli bir şekilde değil, diyeyim. " dedi Boran Ağa. "Hatırlarsın ki Nizah Ağanın büyük Konağını tek başına yakmıştı." diyerek ortaya konuştu. "Koca konağı onun emirleri altındaydı. O söndürün demeden konak sönmeyecekti. Ayrıca daha on sekizindeydi. Ne çabuk unuttunuz. "
Nizah Ağa orda olmalı ki huysuzca homurdandı. Asla unutmazdım. O adam bana o gün bağırıp üstünede seni bu yaşında evlendirir başını yakarım demişti. Bende onun koca konağını yakmıştım.
O benim başımı yakacakken ben onun konağını yakmıştım.
Devran Ağanın kahkahaları inletti Konağı. "Gerçekten Nizah Ağa. Nasıl başa çıkamadın el kadar kızla. "
"Devran! " diye bağırdı babam uyarırcasına.
Aynı zamanda Boran'da bağırmıştı, "Yeter." diye. Babamla bakıştıklarına yemin edebilirdim ama malesef kanıtlayamazdım. Çünkü onlardan başka kimsenin sesi de soluğu da çıkmamıştı.
"Oy Zeynep'den yana. " bütün Ağalar her bir ağızdan onay verirlerken dişlerimi sıktım.
Bütün Doğu'nun ağasıydı. Ancak bir boku becerememişti. Hırsla arkamı dönerek konak kapısına ilerledim. Tam kapıya varırken kırılan bir bardak sesi duymamla arkamı dönerek bardağı kıran kıza baktım. Ağızı beş karış açık bana bakarken başımı daha da kaldırıp Konağın birinci katına baktım. Bütün kadınlar ordaydı. Konağın kadınları sırayla dizilmiş aşağıdaki bana bakıyorlardı.
Bazıları normal bakarken aradan bir kaç tanesi düşmanca bakıyordu. Baksınlardı. Ben ne yapacağımı çok iyi biliyordum.
Hızla arkamı dönerek konaktan ayrıldım. Korumalar önümden çekilirken kendi korumamın yanına giderek açtığı kapıdan arabanın arka koltuğuna oturdum. Ali de sürücü koltuğuna geçerek arabayı çalıştırdığı gibi ustaca sürmeye başladı.
"Ali." dedim çantamı yan tarafa koyarak.
"Buyrun Hanımım? " diyerek aynadan kısaca baktı bana. Kara gözlerimi ona çevirerek, "Şu Devran Ağa. Araştır onu. Bütün mal müklerini, anansını babasını dadısını...Hatta akşam ne yerler ne içerlerine kadar bilmek istiyorum."
"Hayırdır Hanımım? Sizi üzecek bişey mi yaptı? "
Cıkladım. "Yapmadı. Ama yapacak gibi. Önünü bir kesmemiz farz oldu. Unutma sen benim adamımsın. Herşey aramızda. "
Gülümsedi. "Tabiki Hanımım. "
"Güzel." dedim camdan dışarıyı izlerken. "Bütün konaklarını, tarlalarını, mallarını sakladığı yerleri istiyorum Ali, unutma. "
"Başüstüne."
Beni hafife almak neymiş görecekti. Yaktığım o koca konağa inanmayan adamın baktığı o gökyüzünü kara dumanlarla kaplamazsam bana'da Leyla demesinler.
🖤🗝🖤
İnstagram: dilekkoc_pjm
Wattpad: dilekkoc6789
Kitappad: dilekkoc6789
Vaveyla: dilekkoc6789
Tiktok: gece0866
