4. bölüm · SORARAT

3) - ~KİMSİN SEN?.. ~

GECE 🌙

Keyifli okumalar... 🤍

"Yarısı kadar bilmiyorlar,
İki katı konuşuyorlar. "

🖤🗝🖤

Uykunun en güzel yerindeyken odada bişeylerin devrilmesiyle gözlerimi yavaşça araladım. Elim yavaş yavaş yastığımın altındaki ruhsatlı silahıma giderken hafif arkama dönerek neler olduğuna baktım.

Beklediğimin aksine Lezan yengem yere eğilmiş düşen bir kaç kremi alarak yerine koymuştu. Derin bir nefes verirken 'tabi ya!' çektim içimden. Dün bizde kalmıştı yengemler.

Ama benim odamda ne işi vardı?

Tam gözümü ovalamış açarak tekrar arkamı dönmüştüm ki bornozu omuzlarından düşmesiyle gözlerim kocaman açıldı. "Oha yengee! " diye uykulu bir sesle yakınarak hemen başımı yastığıma gömdüm.

Yengem ise irkilmiş olacak ki şaşkınlık nidası yükseldi hafiften. "Kız sen uyandın mı? "

"Keşke uyanmasaydım! " diyerek daha da başımı gömdüm. Sonuç olarak yengemi anadan doğma şekilde görmek istemiyordum. Kim isterdi lan!

"Korkma kız, korkma. " dedi hafiften alayla. "Sanki sende yok, ayrıca iç çamaşırları var üstümde. "

"Ay banane! " dedim yorganı daha da başıma çekerken.

"Kız sende de var bende de, yani neyinden çekiniyonda? " Yorgan altından duyduğum boğuk sesle sinirlerim daha da gerilirken, "Giyindim." dedi.

"Aç kız, aç! Yorganı aç ölüp kalacan altında! Nefes al, zaten hastasın! " demesiyle bir hışımla açtım yorganı. Derin bir nefes aldım. Astım hastasıydım evet ama o kadar ileri boyut değildi. Ayrıyetten şekerim de vardı.

Ne kadarda sağlıklı bir birey ama...

Üzerine geçirmiş olduğu elbiseye baktım. Bordo renginde etekli bir elbiseydi. Sadece bileğine kadar uzanan elbisenin yakası kare kesimdi. Buralarda bütün kadınlar neredeyse etek giyerlerdi yada etekli elbiseler, ayrıca şalda takarlardı. Genellikle evli kadınlar, yaşlılar ve hanımağalar takardı şalı kafalarına ama bazı genç kadınlarda bende arada takardım.

O anki ruh halime bağlıydı yalnızca o kadar.

Ayaklarına da dağ topuklu bir sandelet giyerek ayağa kalktı tekli koltuktan. Saçlarını da kurutmuş hafif şekil vermişti. Göğüsüne kadar gelen açık kahverengi saçlarının üzerine aynı renkte sadece biraz daha koyu olan şalıda örterek bana döndü.

"Allah aşkına, konakta bilmem kaç tane banyo var yenge, senin benim odamda ne işin var ya? Olan psikolojimi de sen bellicen ha! " diye söylene söylene doğruldum yataktan.

"Bir tane ortak banyo vardı, ona da Miran'ım girdi." diyerek tekli koltuktuğun üzerine çıkardığı elbiseleri katlamaya başladı. "E tabi dedi gel beraber yapalım diye ama işte şimdi girersek çıkamayacaz onuda bili-"

"Yengee, yeter! " diyerek yorganı üstümden attım. "Vallahi hiç merak etmiyorum o çocukların nasıl olduğunu. " diyerek dolaba yöneldim hızla.

Yengem ise bana göz devirerek, "Görecem ben seni ilerde. " diyerek omuz silkti.

Askılıktan aldığım kıyafetlerle ona döndüm hafiften. Diğer boşta kalan elim dolabın kapağını kapatıp saçıma gitti. Ters ters ona baktığımı görünce, "Bakma kız öyle, napim kaldığımız odada banyo yoktu. Bende öyle belirsiz bir yere girmek istemedim birisi çat kapı girer diye, geldim burda girdim. " diye kendini açıkladı.

Tamamen ona döndüğümde kıyafetleri yatağın üzerine gelişigüzel bıraktım. Üzerimde şu uzun kollu üç düğmeli siyah badilerden vardı. Onunda altında renkli kareli pijama takımım. Üzerimdekileri çıkarmazdım aslında evde kalsaydım ama hem kahvaltıya inicektim hem de yengemler çıktıktan bir kaç saat sonra ona uğramak için evden çıkacaktım.

Bir de şu iş meselesi için bir kaç yerle görüşmem gerekti. Şu anlık çalışabilir miyim onu ben bile bilmiyordum çünkü kafam o kadar kazan gibi ve toparlamam, çözmem gereken o kadar çok mesele vardı ki...

Sadece küçük bir görüşmeydi. Sadece görüşüp neler yapabiliceğime bakıcaktım. Derinden bir off çektim.

Yengeme döndüğümde işini bitirmiş karşımda duruyordu. Alt dudağımı dişliye dişliye serbest bıraktım. "Yenge." dedim hafiften fısıldarcasına. Hemen dikkat kesildi, gözlerini kıstı. Ne diyeceğimi merak edıyordu çünkü tedirgin olduğumu fazlasıyla açık ediyordum. "Ablam sanki gün geçtikçe herkesten daha da uzaklaşıyor gibi. "

Sözlerimle yutkundu. "Ben kötü mü yaptım onu yalnız bırakmakla? Şuan kendimi inanılmaz suçlu hisediyorum sanki. "

Elleri hızla omuzlarımı buldu. "Saçmalama kız! Keyfine mi gittin sanki, okulunu okuyup geldin. Eyi de ettin, bak? " dedi eliyle pencereden dışarıyı göstererek. "Konak'ta en azından okumuş kızlarımız var. Kültür bilen arttı. "

Zaten ailede doğru düzgün ben, abim ve ablam okulunu bitirmişti. Abim mimarlık okumuştu. Şuanki şirketi de o yönetiyordu zaten babamlarla. Ablam psikolog, bende avukattım işte.

"Öyle deme yenge. " diyerek ona ayıplar bakışı attım ama o omuz silkerek kafamdaki düşüncelerden beni uzaklaştımaya yeminli gibi, "Ne demeyeceğim? Sadece üçünüzün aldığı maaşla geçinir bu koskoca konak. " diye alay etti. Haklıydı. Yan yan baktı bana. "Nazan gibide olabilirdin Gediz hanım, bu yüzden okumaya gittiğin için kendini suçlama. " Kaşları çatıldı yavaşça.

Evet, Nazan sadece ortaokul sekize kadar okumuştu. Nedenini bilmiyordum ama istememişti. Genelde evden ve anasının eteğinden de çıkmazdı zaten.

Tekrar ciddiyete bürünerek başını kaşıdı yavaşça. "Dediklerimi sakın yanlış anlama," diyerek bana sıkıntı dolu bir bakış attı. "Ama sen Zeynep'in annesi değilsin. Bu zamana kadar tektin. Eltim diye demiyorum bak vallahi sana yapmadığı anneliği asıl Zeynep'e yaptı. Tamam Zeynep onun ilk kızı, ama sende onun kızısın. Bu hep böyle gitti, şimdi kendini boşa üzüp suçlu hissetme. Bırak sana yapmadığını da ona yapmaya devam etsin. Sakın kendini suçlama. Sen hep tek başına dik kaldın, okudun bak kimseye muhtaç da değilsin. Kendi ayaklarının üzerindesin. " Bilmiyorum der gibi dudak büktüm. Omzuna yapıştırdı bir tane gülerek. "Kız bak koca aşiretin baş Hanımağasısın haaa! "

Haklıydı. Tüm bunlar gerçekti ama napabilirdim benim annemde ablamdı. Tabiki onu düşüncektim. Yengem de kötülüğüme demiyordu. Sadece kendimi suçlu hissetmemi istemiyordu haklı olarak ama elimde değildi.

Tekrar omuzlarımdan tutarak yatağa oturttu beni. Kendisi de yanıma oturarak ellerimi tuttu.

"Kendini mi suçluyorsun cidden? "

Başımı iki yana salladım. "Hayır yenge. Onu demiyorum ki ben. Yani eğitimime tabiki son vermezdim ancak burda okurdum. İstanbul'a kadar gitmezdim. " dedim, ağızıma yediğim tokatla şaşkınca yengeme baktım.

"Kız vallahi kırarım bacaklarını! " diyerek kolundaki üç altın bileziği salaya salaya bacaklarımı işaret etti. "Sen beni anlamıyor musun? Canın yanmasın diye demiyorum ama annen onun yanında, ya senin kim yanında? " Yutkundum.

"Düşünme demiyorum ablanı. Emin ol senin kadar benimde içim sıkılıyor ona ama baksana psikolog olan senin ablan. En önemlisi annen ve baban da onun yanında. " demesiyle boğazıma bişey oturdu. Gözlerim yandı.

Evet benim ablam, psikologtu ve şuan millete internet üzerinden koçluk yapıyordu. Uzun lafın kısası dışarı kadar bir kendine hayrı yoktu mesleğinin.

Terzi kendi söküğünü dikemez derlerdi, haklılarmış...

"Sen kendini suçlama diye diyorum güzelim. " diyerek yüzümü avuçladı tek eli. Önce dövüyor sonra seviyor. Ailemin bütün fertlerimi manyak olurdu arkadaş! "Senden sadece biraz kendini düşünmeni istiyorum. "

"Ama yenge, çok boş bakıyor. " dedim tekrar gözlerimi onun gözlerine çevirerek. Gözümden bir damla yaş akmıştı böylelikle. "Eskisinden bile daha boş. "

Yengemin de gözleri dolarken beni göğüsüne çekti. "Sen yıllardır çabalıyorsun be Leyla'm. "

"Çabalamaya devam edicem yenge." diyerek ondan ayrıldım. Hısrlı çıkmıştı sesim. "Bu evlilikten kurtarıcam onu. " diyerek ayaklandım.

"Ne yapacaksın? " dedi benim ardımdan telaşla ayaklanarak. "Ayrıca kesin bir hüküm yok! "

"Çıkmayacağı anlamına gelmiyor, önünü kesmem gerek." diyerek pencereden dışarıyı izlemeye başladım.

Bir kaç kere öksürdü hemen arkamdan. "Toplantı bu hafta. Aşiretler bu hafta toplanıcak. " diyen yengemle hızla ona döndüm.

"Ne! "

Başını salladı. "Asıl hüküm bu hafta verilecek."

Gözlerimi sildim hızla. İşte ben buydum; iki damla göz yaşla geri ayağa kalkandım. Düşüyormuş gibi olup hacıyatmaz gibi geri olduğum yere dikilirdim.

"Leyla, korkutma beni. " dedi yengem koluma hafiften dokunarak. "Hem, sonuç değişmez ve kesin emir verilirse ne yapacaksın? "

Usanmıştım bu saçma töre zırvanalarından!

"Gerekirse Berna Kalender yerine canımı verir bu davayı kapatırım ama Zeynep'i asla vermem! " Kesin sert sesimle yengemden, "Hiii! " diye bir nida kaçtı. Eli ağızına varırken bana bir iki adım daha da yaklaştı. Onun yaklaşmasıyla ben uzaklaşarak ona tamamen döndüm, "Bu en sonki ihtimal yenge, savaşmadan asla böyle bişey yapmam. Sakın ortalığı karıştırıp ayağa kaldırma milleti." dedim.

Bunlarda son sözlerim olurken hızla kıyafetlerimi aldığım gibi banyoya girdim. Biliyordum ki şuan eli ağızında korku ve şaşkınlıkla girdiğim kapıya bakıyordu.

Ancak dediğim gibi, bu çıkmaz sokak planıydı. Baktım işin içinden çıkamıyordum, yapardım yapmam gerekeni.

Kafam çok karışıktı. Önce olayları baştan dinlemeliydim yengemden. Sonra Kalenderler hakında Ali'yle konuşmam gerekti. İşte ondan sonra gerçekten ne yapmam gerektiğine bir karar verecektim.

Üzerime geçirdiğim sporcu atletiyle hemen altına yüksek bel siyah pantolonumu giydim. Upuzun düz saçlarımı tarıyarak omzumdan arkaya saldım. Gözlerime de ince bir Ey-leyner çekerek maskarayla ön plana çıkardım. Dolgun dudaklarıma da bu sefer bordo bir ruj sürüp, kolları bol duran deri çeketimi de üstüme geçirip banyodan çıktım.

Bugünlük böyle rahat olmalıydım çünkü çok fazla yere uğrayacaktım. Hiç etekle metekle uğraşamazdım. Bugün Mardin'in Hanımağası değil, İstanbul'da Hukuk mezunu olan Avukat Leyla Gediz olacaktım. En azından kendim için...

Odaya girdiğimde yengemi görememiştim. Gitmişti. Bende hızla bir kaç koku bileklerime, boynuma ve göğüs olduğuma sürerek dolaba ilerledim. Siyah sporlar çıkararak yatağa oturdum. Çoraplarımı giyerek spor ayakabılarımıda ayağıma geçirdim. Pantolonun bilek kısmını iki kere katlayarak ayağa kalktım. Şimdi hazırdım işte. Saçlarımı tekrar arkaya doğru savurarak telefonumu alıp odadan ayrıldım.

Ondan sonrası hızlı geçmişti zaten. Sofraya oturmuş birbirimize günaydın diyerek kahvaltımıza başlamıştık. Kimseden çıt çıkmıyordu. Yine herkes akşamki pozisyonlarında oturuyordu.

Ağızıma attığım zeytinle başımı kaldırıp karşımdaki abime baktım. Göz kırparak dudaklarımı işaret etti. Hafif öne eğilerek, "Kızım sil şu dudaklarını bari biraz. Allah'ıma Kur'anıma katil edecen beni! " diye fısıldamasıyla göz devirerek omuz silktim. Silmeyecektim!

Ben hep süredim bir kere, kimsenin de karışmasına izin vermezdim.

Abim hâlâ aynı şekildeyken nenem kafasına geçirdi bir tane. Daha da öne eğilen abim neneme şaşkın ve öfkeyle döndü. Nenem olduğunu fark edince ise başını ovarak doğruldu. "Napıyon nene ya? "

Güldüm kısıkça. "Karışma kıza! Babaannesi bir sen iki! Başlicam artık size de sizin kıskanmanızada! Rahat bırak kızı! "

Nenemin kurduğu sözlerle yanağından makas aldım. "Yaşa be nene! Ağızından bal damlıyor." bana da ters ters bakarak kavhaltısına geri döndü. Abim ise daha ondan sonra bişey dememişti.

"Elhamdülillah." diyerek babam ağızını silip ablama döndü. Yüzünde kocaman gülümsemesiyle, "Kurban olduğum, kahvaltını ettikten sonra yaparsın dimi babana şöyle güzel bir kahve? " diye ricada bulundu. Yutkundum. Kalbimin bir anlığına acıdığını hissettim. Ne güzel seviyordu benim babam. Ablama gülümsedim.

Ablam ise telaşla başını sallamış, "Tamam baba. " demişti. Babam ardından bana dönmesiyle kalbim heyecanla attı. Oysa hep bilirdim. İçimde bir yerlerde ona muhtaç bir kız çocuğu vardı. "Leyla, sende gelesin. Yukarda senle konuşacaklarım vardır. " diyerek kalkıp merdivenlere yöneldi.

Üst üste yutkunarak boğazımı temizledim kimseye belli etmemek için. Kolumda hissettiğim el ile yengeme döndüm. Gözlerini sıkıca kapatıp açmıştı. Bu yanındayım demekti.

Yengemin bana babaannem gibi söylediği bir söz vardı: "Yanında olmayan herkese inat kendi kendinin yanında ol. "

Derin bir nefes alarak ayaklandım. Ablam çoktan mutfağa geçmişti. Abim ise hızla kalkarak yanıma geldi. "Gelmemi ister misin? "

Sorusuyla ona döndüm. "Yok abi. Ne diyecekse hoşuma gitmeyecek belli. "

"Ben de onu diyorum işte. Kavga etmeyin sonra. "

Omuz silktim yavaşça. "Umrumda değil abi. Edersekte ederiz."

"Nasıl yani?"

Gözlerinin içine baktım kararlılıkla. "Ne olursa olsun kendi yapacaklarımdan beni caydıramayacak demek abi. Ben onun ne diyeceğini, karın ağrısının ne olduğunu çok iyi biliyorum malum bünye alışık. " diyerek omzuna vurdum hafifçe. "Sen sıkma canını halledecem. "

Abimi de arkamda bırakarak hızla merdivene çıkacaktım ki arkamdan ablamın seslenmesiyle durdum. Elindeki kahve tepkisiyle tam karşımda durdu. "Sen zaten gidiyorsun Leyla. Sen versen olur mu? " demesiyle şaşkınca ablama baktım.

"Ben mi? " dememle bir adım geri çıktım. Ben babama hiç kahve yapmamıştım ki. "Olmaz abla. Senden istedi, nolur sen ver. " diyerek tekrar merdivenlere yöneldim.

"Leyla, benim ellerim titriyor. Veremem. Sen ver. " diyerek bu sefer ellerime tutuşturduğu tepsiyle uzaklaştı. Şaşkınca bir elimdeki tepsiye bir de yukarı bakarak adımlarım benden bağımsız yavaşça tırmandı merdivenleri. Tekrar yavaşça arkamı döndüğümde ablamın çok uzaklaşmadığını ve uzaktan bana küçük bir tebessümle baktığını gördüm.

Ne yani, bilerek mi yapmıştı?

"Abl-" diyemeden hızla odanın birine daldı. Bu beni sinirlendirmişti. Tamam kötü bir amacı yoktu biliyorum ancak zorlamanın da anlamı yoktu. "Şîyar bûn (Hadi bakalım.) " diyerek birinci katın salonuna ilerlemeye başladım.

İçeri girdiğim an sabah gündemlerini izleyen babama doğru ilerledim. Bir dizini bükmüş kendine çekerek ayağını koltuğun üstüne koymuştu, diğeride öylece koltuktan aşağı sallanıyordu. Bir elinde kumanda varken diğerinde tesbih ile kırmış olduğu dizi üzerinde sarkmış tesbih çekiyordu.

Sehbayı önüne çekerek üstüne kahvesini koydum. Eğilip kahveyi alıp bir yudum içti. "Ellerine sağlık Zeynebim-" diyerek başını kaldırdığında beni fark etti. Kendini o kadar kaptırmıştı ki ben mi yoksa Zeynep mi olduğunu bile anlamamıştı.

"Bakma öyle baba. Ablam yaptı, yani mesaj yerini buldu, merak etme. " diyerek karşısındaki koltuğa oturdum. Düzgünce oturarak iki kolumuda kolçaklara dayadım.

"Sen yapmadın mı yani? " diyen babam sanki bana hüsranla bakar gibiydi.

Yap dedin de yapmadık sanki baba.

"Hayır. Ablamın acil bir işi çıktı. Ben getirdim ondan. " diyerek mimiksiz bir suratla ona baktım.

Kahvesini sehbaya koyarak, "Sende çok sevdiğim bir huyun vardır Leyla. " diyerek terkar bakışları beni bulmuştu ki içeri giren Miran amcamla susmak zorunda kaldı.

"Abi biz kalkıyoruz artık. Ordan şirkete geçerim zaten görüşürüz. " diyen amcamla hemen ayağa kalktım. Sert yüzü bu halimle yumuşarken hemen beline sardım kollarımı.

"Kendine dikkat et Fıstığım. " diyerek saçlarıma derinden bir öpücük bıraktı. "Sende amca. " diyerek ondan uzaklaştım.

"Yengemle sarılmıştım sabah -ki zaten kaçışınız yok, bir iki saat sonra konağındayım Miran Ağa. " diyerek geri oturdum koltuğuma.

Babamla sarılan amcam bana bakarak göz kırptı. "O kapı sana her zaman ardına kadar açık biliyorsun kara kız! "

Amcam bir kaç şey daha söyleyerek çıktığında babam tekrar bana döndü. "Ee baba, neymiş bende şu sevdiğin özelliğim? "

Yerinde rahatsızca kıbırdandı ilk önce. "Yalan söylmemen." demesiyle sessizleştim. Yalan söylememem mi? "Neysen, ne yaptıysan onu söylemen. Asla oynamaman. Ne olursa olsun onu anlatman. " kaşlarım çatılırken arkasında kalan cama baktım. Salonun camı merdiven girişine bakıyordu. Yani bu da demek oluyordu ki...

Ablam ile beni görmüş ve belkide duymuştu.

Acaba ablamın bakışlarını görmüş müydü?

Ya da neden ben geldiğim de şaşırmış gibi yapmıştı?

Bilmezden gelerek gözlerinin içine baktım. "Karakter meselesi Gediz Ağam. " Yutkundu. Herşeyin farkındaydı ancak ben böyle konularda oynamayı sevmezdim.

"Bir özelliğini daha severim. " dedi yine bana kısa bir bakış atarak. Belli ki bugün bende sevdiği özellikleri sayma günüydü. Ancak şöyle bişey vardı ki ben kendimde herşeyimi severdim. Hiçbir özelliğimi yadırgamaz, ayırmazdım. Derin bir nefes verdim. "Dedene benzer bu yönün." Kaşlarım yavaşça derinden çatıldı.

İşte şimdi merak etmiştim.

"Neymiş? "

"Defalarca düşünmen." diyerek gözlerime baktı bir kaç saniye. "Bir olayın ilerisini de gerisini de düşünmen. Ne yapacaksan sonunu düşünerek yapman. " Ve yine gözlerini kaçırdı.

Ne zaman bakıcaksın baba, ne zaman uzunca bakabiliceksin gözlerime. Öldüğümde mi?

Başımı yavaşça olumsuz şekilde salladım. Bakışlarını televizyona dikerek, "Bu işe karışmanı istemiyorum. " dedi, sonunda asıl konuya girmişti. Biliyordum zaten. Karın ağrısı önceden belliydi. Tepkisizce sadece yüzüne baktım. Sessiz kaldım. Sessiz kalmamla beyaz kaşlarını çatarak bana döndü. Şimdiye kadar karşı çıkmam gerekti evet ve o bunu yadırgıyordu. "Neden sessizsin kızım? Yoksa bişey mi yaptın? " diyerek telaşla dizini indirdi.

Hâlâ aynı şekilde babama bakarken başımı iki yana salladım. Sesimden korktukları kadar sessizliğimden de korkuyorlardı.

İşte bu da benim farkım.

"Henüz bişey yapmadım. " dedim rahatça. Derin bir nefes verirken babamın arkasında kalan camdan dışarı baktım. O da derin bir nefes verirken rahatlamıştı.

"Ama bu yapmayacağım anlamına gelmiyor. " dememle soluğu boğazında kaldı. Arkasına yaslanırken konuşmamla tekrar öne eğildi.

"O ne demek? " Sesinde hafif öfke barındırıyordu.

"Bu işi karar alınmadan bitirin demek, baba. " diyerek bende ona baktım. Bir ben ona bakmadığımda bana bakabiliyordu. Ona döndüğüm anda da gözlerini kaçırıyordu.

Allah'ım sabır!

"Biz de onun için çabalıyoruz zaten." diyerek tersçe konuştu. "Düşman kazanma Leyla." Bana döndü. "Hele o ağalardan birini asla ama asla karşına alma. Kendine düşman etme! "

"Durduk yere neden böyle bişey yapayım? " diye karşı çıkarak sordum. Gözlerim kısılmıştı.

Baygınca baktı sanki 'seni bilmiyorum' der gibi. "Ben diyeyim de. Senin işin belli mi olur bir bakmışız ağaların hepsi kapımızda."

Haklı. Her an her şeyi yapabilirdim.

"Bak kızım. " diyerek koltukta öne doğru kaydı. "Seni kaybedemem. Ablanı da kaybedemem. Sen bir hanımağasın. Bu işlere girmeyeceksin. Git insanların derdini dinle derman ol ama bu işe karışma. Bırak bana, ben halledecem. " Yatıştırıcı sesiyle ikna etme yolundaydı.

Başımı omzuma eğerek sadece dinledim. Olağan düşündüm herşeyi. Yanlış bişey yapmak istemiyordum. Hele pişman olacağım şeyler asla. Bu yüzden ilk şansı onlara verebilirdim. Böylelikle bişey olduğun da 'size ben o şansı vermiştim' diyebilirdim. Hall edemedikleri yerde de artık Allah ne verdiyse ben devreye girerdim.

"Tamam." diyerek ayağa kalktım. Şokla bana baktı. Evet, ağızı açık kalmış tesbih çekmeyi bırakmıştı. Oysa dahademin öfkeyle boncukları sıka sıka çekiyordu.

"Ne? "

"Tamam." dedim tekrar ederek. Hâlâ aynı şekilde bana bakarken kaşlarımı çattım. Altan altan sinir vuruyordu beynime. "Bana neden öyle bakıyorsun baba? Sanki her dediğine baş kaldırıyormuşum gibi."

"Çünkü öyle. " dedi o da kaşlarını çatarken ama hâlâ şoktaydı belli.

"Kendimce ya da direkt haklı olduğum konularda, evet."

"Sen şimdi karışmayacak mısın? " diye sorarak benim gibi ayağa kalktı o da. Beni bir tarafına takan kim?

"Kesin bir şey söyleyemem Gediz Ağa. Sonuç olarak baktım olay daha da sarpa sarıyor hiçbirinizi dinlemem. Ablamı o aileye vermiceksiniz. Söz ver bana baba. " diyerek avucumu açarak ona uzattım.

Bir avucuma bir bana bakarken sıkıntıyla dudaklarını yaladı. "Tamam ulan tamam! " dedi. Elimi sıktı. "Allah'ıma yeminle gözüm açık gitmicem! "

Elini öpüp başıma koydum. Yutkunarak bana bakmasını aldırmadan başımı salladım. "Anlaştık." diyerek salondan çıkacaktım ki adımı seslenmesiyle durdum.

Yapma baba, elini öptüm kötü bitirme şu konuşmayı...

"Leyla." dedi. "Bana uzak bakma kızım. Canımı yakmaya başladı bu artık. " Muhtaç çıkan sesine karşı yutkunamadım. Gerçekten mi?

Yavaşça ona dönerek hiç fark etmediğim o bakışlarla baktım yine ona. Yıllardır benim çektiğim acıyı o bir kaç günde yaşamaya başladı diye miydi bu yarkarış? O zaman ben kime yarkarıcaktım?

"Şimdi koşsam, " diye başladım söze. Sakince. Ümitsizlikle. "Sana sarılsam. Bana o kollarını açar mısın baba? Bu göğüs ikinci kızın için gerilip açılır mı, baba? " hiç bişey demeden sadece bir adım geriye gitti.

Tam'da tahmin ettiğim gibi.

Bu zaten yeterli bir cevaptı, konuşmasına dahi gerek yoktu.

"Sen bu halimle beni kabul etmiyorsun oraya." diyerek elimle kendimi işaret ettim. "Ben bu bakışlarıma nasıl söz geçireyim senin benim babam olduğuna Gediz Ağa!"

Tam anlamıyla yıkılmıştı. Beklemiyordu. Ağır mı konuşmuştum? Ama olanlar bunlardı. Oturup onunla sahteden sahteye baba kız sohbet edemezdim. Ben buydum, öyle yada böyle.

"Şimdi kalkıpta bana bakışların benim yaşlı yüreğimi acıtıyor deme. Çünkü ben 23 yıldır acı çekiyorum. Yedi yaşındaki küçük yüreğimle de, şimdi ki, sizin yüzünüzden kirlenmeye yüz tutmuş bu yürekle de! " Hızla salondan çıktığımda gördüğüm son şey koltuğa kendini bırakarak yıkılmışlıkla oturmasıydı.

Koridorda ilerlerken annemle karşılaştım. Yüzüne bakmadan, "Babam salonda, ona bir baksan iyi olur. " diyerek daha bişey demesine izin vermeden öfkeyle ilerlemeye devam ettim. Baskın adımlarla odama girip kapıyı istek dışı çarptım. Yinede benim yüzümden ona bişey olamsını kaldıramazdım.

Hızla yastığımın altındaki ruhsatlı silahımı aldım. Küçük bir kontrolden geçirerek belime sıkıştırdım. Siyah orta boylarda deri bir çantayı alarak içine gerekli eşyalarımı tıktım. Astım ilacı, şeker hastalığım için iğne, cüzdan ve rujumu koyarak koluma taktım. Telefonumu cebimden çıkrarak onu da çantaya atıp odadan tekrar ayrıldım.

Koridoru aşarak merdivenlere geldiğim de Handan yengemi gördüm. Karşımda merdivenleri tırmanarak geliyordu. Onunla hiç muhattap olmadan tam yanından geçicektim ki kolumdan sertçe tutmasıyla keskin bakışlarımı hızla çevirdim.

Öfkeyle bakan gözlerine boş boş bakarken burnunu yine havaya dikti. Çene hizasına gelen kıpkırmızı kınalı saçlarını küçük bir açıyla sallayıp yüzünden çekerek, "Ne ettin de çıkmıyor benim kızım odalardan? " diye sordu.

Gözlerim kısılırken kolumu sertçe elinden kurtardım. Birbirimize dönerken, "Birincisi; ben ne alaka? İkincisi; bunu neden ona sormuyorsun? " diyerek kollarımı yavaşça göğsümde bağladım.

Yol geçen Han'ı gibiydi, gelen giden hesap sorma peşindeydi. Oysa ben bir başlasam hesap sormaya daha bacak kadar boyumla yaptıklarını ortaya bir döksem bırak 23 yılı, 7 yılda çıkamazdık işin içinden.

"Sen geldiğinden beri bir haller oldu Nazan'ıma! Ne ettin kızıma, konuş! " diye üstüme attığı bir adımla bakışlarım ayaklarına kaydı.

"Ha, sen diyorsun ki birini verdim zaten toprağa umrumda değil, bari diğerini koruyayım. " Tekrar gözlerine baktım. "Yalnız benim bildiğim, soyları erkekler devam ettirir ancak sen bir tersin yenge. Daha çok kızından yanasın, baksana, oğluna ağlamıyorsun bile. Kızını korumak güzel bişey güzel bişey de..." Sertçe yutkunarak bana hayretlerle bakmaya başlamıştı.

Gözlerimi kısarak onu şöyle bir süzdüm. Çok garipti... Asıl hayretle bakacak kişi bendim. Böylesine çıkarcı bir kadın nasıl olurda oğlunun arkasından ağlamaz, peşine düşmezdi. Sonuç olarak babam hala ağaydı. Henüz Araf abime bile devr etmemişti Ağalığı. Tamam abimde bir ağaydı, geleceğin varisiydi ancak nasıl olurda bu kadın, oğlunun Araf'tan iki yaş büyük olduğunu, onun Ağa olması gerek diye ortalığı ayağa kaldırmadı ona şaşırıyordum.

Bak işte buna çok şaşırıyorum.

Kızın da bile benden iki yıl büyük diye onun Hanımağa olması gerektiğini söyleyerek ortalığı ayağa kaldırmıştı. Ancak oğlunda öyle bişey yapmamıştı, neden?

Kafam karışmış şekilde dudaklarımı yalayarak ıslattım.

Başımı iki yana salladım. Ben kime ne anlatıyordum ki? Kadın acısını çıkarak kişi arıyordu. Buldu tabi gelip geçene sabırla göz yumanı, sokmaya çalışır çomağı. Ancak ne ben artık eskisi gibi affeden bir kadındım ne de onlanlara göz yumacak bir Hanımağa.

"Tabi." dedim mırıldanırcasına. "Böylelikle kurban gerek size de, ancak o kurban ben değilim. Git acını başkasından çıkar." Üzerine doğru iki adım attım. "İşine bak yenge. " diyerek tekrar gidecektim ki durdum geri arkama dönerek, "O aptal kızın umrumda bile değil yengecim. Ama dahademin bana sergilediğin bu tavrın aynısını ya da benzerini Zeynep'e, ablama da uygularsan, işte o zaman bu kadar alttan almam bilesin. " diyerek merdivenlerden hızla indim.

Ben bugünlerde fazla posta koyar oldum. Bu hiç iyi değildi. Eskisi gibi de değildim ki, okulu bitirdikten sonra dahada haksızlığa gelemez olmuştum. Meslek aşkı işte...

Saçlarımı savura savura çıktım konaktan. Kapının önünde duran Ali'ye 'benimle gel' bakışı atarak konağın köşesine ilerledim. Önünü ilikleyerek yanıma geldiğinde göz kırpıp başımı salladım. "Neler buldun? "

Sıkıntıyla nefesini verip ortalığa kısa bir bakış attı. "Hanımım öyle sandığımız gibi bişey yok. "

"Anlat." dedim dikleşerek.

"Altı kardeşler. İki erkek dört kız. Berna hanım en büyükleri. Ondan sonra Boran Ağam ile Bahoz Ağam geliyor. Sonra ise üçüzler var; Naz, Nur ve Nil. Üniversite bir öğrencileri bu sene. Naz ve Nur burada beraber okuyorlar. Nil ise şehir dışında. Ana adı Neslişah, baba adı Hazar. Yani öyle sandığımız şeyler yok. "

"Has! " diyerek elimi saçıma attım. "Yok mu oğlum bunların böyle kaçakçılık felan zartları zurtları? "

"Yok valla Hanımağam. Geçmiş yıllarda Boran Ağamın dedesi ilgilenirmiş öyle işlerle ancak Boran Ağamın öyle şeylerle işi yok. Asla arazisinden ve bu topraklardan geçirmez. Olanıda sürüyor buralardan. "

Tekrar ona döndüm. Elim saçlarımdan inerken, "Bu Boran Ağa. " dedim. 'Evet' der gibi bir bakış attı. "Ablamla evlendirmeyi planladıkları adam mı? "

"Evet. Size daha öncede dediğimi hatırlıyorum. Boran Kalender. Hükümdar, Doğu'nun ve buranın son sözünü söyleyen adam. "

Ben bu adamı daha önce hiç görmüş müydüm peki?

"Konağı nerede? " dedim ancak yanlış sordum. Başımı iki yana salladım hafiften. "Yani, buralara yakın mı? Meydan'ın diğer tarafında mı kalıyor? "

"Yok Hanımım. Yakın sayılır. " Saçımı kaşıdım. Görmüş olmamam imkansız o vakit. Ben evden çok kaçan biriydim. illaki karşılaşmışımdır belki ancak tanımıyorum. İsmini bile yeni duyuyorum. "Ne zaman Ağa olmuş? Nasıl bu kadar büyümüş? Kim, ne? Anlat bana kim bu Boran Ağa? "

Ali etrafı bir kez daha süzdü. "Yirmi yedi yaşında. Dört sene önce sizin şuan ki yaşlarınızdayken Ağalığı babasından devralmış. Eskiden de geleceğin varisi derlerdi. Zaten Boran Ağa babası gibi değil. Ağa olduktan sonra babasının ona yaptığını kardeşine yapmıyor. Bahoz Kalenderî bu tür konularda elinden geldiğince uzak tutuyor. "

Boran Ağamıza bak sen? Gözlerimi kıstım. Düşündüm bir süre o arada da Ali anlatmaya devam etti. "Nasıl bu kadar büyüdüğünün de sebebini bilmiyorum ancak bir kaç yere sordum. Kesin ve net cevaplı biriymiş. Krizi iyi yöneten ve birazda acımasızmış. "

"Nasıl yani? "

"Yanisi, Şahin Çakır ile kapışır. " dedi rahat rahat. Gözlerim kocaman oldu. Olmazdı. Olamazdı. Ablamı öyle birine vermezdim. "Ama endişelenicek kadar değil. Şahin Ağama kıyasan çok daha merhametli. Kadın hakları savunucusu. " Derin bir nefes verdim. Hâlâ rahatlamış değildim ama yüreğime iniyordu.

"Düzgün anlat Ali, yüreğime iniyordu! " Gözlerini kaçırarak mahçupça devam etti.

"Güvenlik şirketi var. Bir çok Ağa'nın adamları özel eğitimli, o şirketten gelme. " Bakışlarım hızla bizim adamlara kaydı.

"Var mı bizden öyleleri? Var mı o şirketten gelen? "

"Yok." dedi başını iki yana sallayarak. "Kara Ağam öyle konularda katıdır. Kendi seçer. " Başımı sallayarak onayladım.

"Başında o var yani?"

"Evet. Boran Ağa yönetiyor. Kardeşi Bahoz ise o şirkette staj yapıyor. Hatta stajı bitmiş bile olabilir şuan çalışıyordur. Bir arkadaşı var. Yıllardır dostlar; sağdıçı Barış Bolat. O da şirketin Finansal departmanını yönetiyor. Ortak gibiler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Aynı zamanda bir çok işi beraber yaparlar. Bir çok işin ortağılar. " Başımı salladım yavaşça. "Hatta istanbul ve Diyarbakırda da şirketleri var. Burada iki İstanbul'da beş tane otel sahibi." Tükürüğüm az daha boğazıma kaçacakken Ali'nin dediklerini yutmaya çalıştım.

Ne?
Ne?

"İstanbul'daki şirkette Güvenlik şirketi. Diyarbakırdaki ise marina gibi bişey. Kocaman bir eğlence parkı yönetiyor. Ayrıca burada beş tane de kuyumcu dükkan sahibi."

Bu adam şimdiye değil milyon, sayılı milyarderler arasında olmalıydı. "Yeter Ali, kendimi fakir gibi hissettim bir an. Bu nedir arkadaş. Adam para sıçı-" boğazımı temizledim.

"Dediğim gibi Hanımım. " dedi gülmemek için konuşurken. "Adamın kötü bir yolu yok. Ama malları fazla. Ayrıca çok fazla da dönüm dönüm araziye sahip. "

"Yeter Ali, yeter. Allah aşkına. Sende anlat anlat doymadın. Git de bana abimin Maseratisini tırtıkla. Az gönlüm hoş olsun bari." diyerek kenarda beklicekken Ali sertçe yutkundu. Ben ise hala şoktaydım. Çüş kere çüştü. Üç şirket artı yedi otel. Bırak bunları, dönüm dönüm araziler, kuyumcu dükkanları ve kocaman eğlence parkı. Hadi bee!

Bizde kendimize zengin diyelim işte...
Buna da şükür.

"Maserati?"

"He, " dedim gayet normal. "Maserati. Abimin kara kızı. "

Ali hâlâ suratıma korkuyla bakarken tekrar yutkundu. "Etmeyin Hanımağam. Araf Ağam bir duysa ilk beni vurur."

Çenemi havaya kaldırıp indirdim. "Bişeycik yapamaz. Hadi Ali, hadi az tempo işim var. "

Ali telaşla arabayı garajdan çıkarmaya gidince sinsice gülümsedim. "Senin kızını az bağırtayım da sen gör bak, bak bakalım nasıl bir daha herşeyi ötüyorsun abicim."

Önümde duran arabayla ağızımın suyu aktı. Ellerimi birbirine sürterek arabayı çalışır halde bırakıp inen Ali'ye baktım. "Hadi kolaygele Ali! "

Ben arabaya binerken Ali bana ben bittim, bakışı ata ata, "Sağolun Hanımağam. Sizede. " diyerek geri çıktı. Adamın sanki tarlaları yanmıştı. İki dakikada saçları beyazladı lan!

Korku sen nelere kadirsin.

Hızla çantamı yan koltuğa bırakıp emniyet kemerimi bağlarken camı açtım. "Nolur fazla gazı köklemeyin Hanımım olur mu? " diyen tarlası yanmış Ali'ye baktım. Bu hali gülmeme sebeb olurken gazı kökledim. Olduğum yerde gaza bastıkça bastım. Ali ise korkuyla elleri saçlarına giderken, "Ne dedin Ali? Duyamamdım da! " diye bağırdım eğlene eğlene.

"Yapmayın Hanımım nolur! "

Gazı keserek arabanın kontağını kapattım. Kollarımı kapının cam kısmına yaslayarak başımı yan yatırdım. "Bir dahakine zamanın da haber verirsiniz o vakit Ali, hadi rastgele! "

Tekrar kontağı çalıştırarak anayola çıkana kadar sakince sürdüm. Buralarda sokakta oynayan çok çocuk olurdu. Sakin sakin giderek ana yola çıktım. Çıktığım gibi radyodan Kürtçe bir şarkı açarak ilerleyeme devam ederken telefonum çalmaya başladı. Elimi atarak telefonu çıkarıp çevirdim. Yazan isimle kahkaha attım.

Tam tahmin ettiğim gibi; Ali abime arabasını aldığımı ötmüştü.

Zaten bu yüzden tembihlememiştim. Eğer öğrenmesini istemeseydim onu tembihlerdim. "Abicim? " diyerek açtım telefonu. "Ben senin abini! Kızım sen nerdesin hemde benim kızımla! "

"Hiçç! " dedim rahat rahat. "İş görüşmesine gidiyorum. Zaten yakın ordanda Lezan yengeme geçicem."

"Ya kızım," dedi yakınırcasına. Sonra dişlerini sıkarak ekledi. "Evde arbamı yoktu da aldın benim kızımı! "

Kahkaha attım. "Ne değerli kızın varmış abi ya! Al bişey yapmadık kızına. Duruyor namusu, yerinde. " diyerek bağırttım arabayı.

"Lann! " diye kükredi. "Bağırtma! Kurbanın olayım bağırtma! Egzozuna kıyamam ben onun! "

"Çüş abi! " dedim bu sefer ciddiyetle. "Gerçek kızın olsa bu kadar yani. "

"Kurbanın olayım Leyla. Bağırtma şu arabayı!"

"Maserati abi! Onun adı Maserati! " Araba mat siyah olduğundan adını kara kızım koymuştu. Genelde de Kürtçe seslenirdi zaten; keça reş diye.

"Sıçıcam! " diyerek sinirle bağırdı. "Ya kızım, intikamını böyle mi alıyorsun cidden? " bu sefer sesi daha ılımlıydı. Arabayı daha da bağırttım.

"Laaan! "

"Evet Araf Ağa, bir sorun mu vardır? "

"Allah belamı versin bir daha bişey gizlersem senden! "

"Hah şöylee. " diyerek gazlamaya bir son verdim. "Ez birayê te me. (Ben senin kardeşinim.) "

"Kardeş, kardeş! Düşmana bedel! "

"Bişey mi dedin abi? " diyerek ufaktan gaz verdim arabaya.

"Lan yok! Yok! Sen sağırsın! " diye telaşla bir şeyler daha gevelemesiyle güldüm.

"Tamam tamam. Amma korktun sende. "

"Senden korkmayanın ben! Kızım ben senin abinim lan, senin benden korkman gerek! "

"Hadi ya! Başka! "

"Ne başka? "

"Ya ben diz üstü etek giyemiyorum bacakalrımı kırma diye! Bizde böyle intikam alıyoruz. Napalım? "

"Leyla? "

"He? "

"Sabahki halinlesin dimi güzelim? Etek metek yok? O yırtık kısa bezler yok demi güzelim? " tehlikeli çıkan sesiyle yutkundum.

"Sabahki halimleyim abi! " derin bir nefes verdiğini işittim.

Kıskanç!

"Nereye gidiyorsun? Lezan yengeme mi? "

"Yok. Görüşmem var. " dedim derin bir nefes verirken. "İş konusunda neler yapabiliceğime bakıcam bir. "

"E kızım ne uğrşıyon? " dedi kızarcasına.

"Niye? "

"Git yengemlere uğra, o zamana kadar proje için bir kaç tane toplantım var. Sonra gel şirketteki avukkatlarla tanıştırayım seni. Buranın avukatı ol. "

Yutkundum. "Aile avukatımı? "

"Evet."

Kaşlarım çatıldı. "Saçmalama abi! Aileye gelen gelir mi giricek yine cebime. Bırakta işim başka olsun. "

"Yaw saçmalama. " dedi. "Seni karşı şirkete aldırırım, tamam. En azından yanımda olursun. Gidip elin piçleriyle görüşüp konuşucağına ben sana ayarlayayım burdan. Ortağımızın şirketine alırım seni. "

"Kimmiş o ortak? "

"Tanımazsın. Sen iptal et görüşmeni. Gel şirkete abin ayarlayacak sana. "

"İyi peki madem. Kabul. "

"Heh tamam. "

Telefonu kapadıktan sonra dönen kavşaktan geri dönerek yengemin konağına ilerlemeye başladım. Bir süre sonra konak kapısının önünde durmamla korumalardan biri gelerek kapımı açtı. Arabayı çalışır halde bırakıp inerek konağın kapısına ilerledim. Kapıyı çalarak geri çıktım.

Bir süre sonra tekrar çalmamla yengem açtı hızla. Beni görmesiyle dertli suratı kocaman gülümsemeyle ışıldadı. "Kız! " dedi heyecanla bağırarak. Neydi ki şimdi bu heyecan daha bir kaç saat önce beraberdik ya...

İçeri adımlayarak sarıldık. "Yenge ne bu heyecan? Daha bir kaç saat önce beraberdik? "

Birbirimizden uzaklaştığımızda yine dertli dertli baktı suratıma. "Haya! Haya!" gelen sese döndüğümüzde Renay düşe kalka düşe kalka koşarak yanıma varmış bir kaç adım kala yine düşerek bu sefer emeklemeye başlamıştı. Sürünerek bana ulaşmaya çalışıyordu ama ben bunu yerim!

Hızla yanına giderek koltuk atlarından tutup kucakladım. "Halan kurban olsun sana. " diye fısıldadım. Bir kolumu poposunun altına koyarak diğerini beline attım. Yanaklarından öpe öpe çardağa ilerlemeye başladım. Ben Renayı'n kokusunu içime çekerken Yengem, "Dur ben fırsat mı bu fırsat hazır susmuş bir çay koyup geleyim! " diyerek koşarcasına mutfağa girdi.

Bizde mutfaklar dışarıdaydı hep. Yani konağın yanında kalırdı genelde. Miran amcamın konağı bizimki kadar büyük olmasa da orta düzeyde yeni yapılmış bizim tasarımlarımızdan olan özel mülkiyetili bir konaktı.

Ben Renayla oynarken Deyan'a da seslenmiştim ama gelmemişti. Ya oyun oynuyordu ya da çizgifilme dalmıştı.

Yengem elinde çaydanlıkla gelip masaya koymasıyla şaşkınca kucağımda emziğini emerek uslu uslu oturan kızına baktı. "Allah'ım! Ben bu kıza zilli diyincede babası olacak o davar kızıyor 'kızıma zilli deme' diye!"

Neden sinirlendi ki şimdi?

"Ne oldu yenge? " yüzünü yavaş yavaş sevdiğim yavruma baktım. E oturuyordu. Hemde bacaklarını iki yana açmış kolarını belime dolayarak sarılıyordu. Göğüsüme koyduğu başıyla onu sevmemi bekliyordu. Hoşuna gidiyordu bebeğimin.

Üzerimdeki ceketi hem Renay rahatsız olmasın diye hemde hafiften sıcak bastığı için çıkarmıştım. Yengem, "Kız ne olacak? " dedi ellerini beline koyup kızına gözlerini kısmıştı. Hala ayakta dikilirken, "Aha o kucağındaki zilli sabahtan beri değil sadece bugün, doğduğundan beri kök söktürüyor yemin ederim. Ne gece uyutuyor ne de gündüz oturtuyor. Geceleri de bırakmıyor uyuyalım, başımızda tepiniyor."

Evet geldiğimde gözlerinin altı hafiften yaşlıydı bebeğimin. Demek ki yengem ondan bana dertli dertli bakıyordu. Güldüm bu haline ancak sert bakışlarını görünce susmak durumunda kalmıştım. "Aman yenge, bebek o daha. "

"Bebek diye geçme. " diyerek mutfağa ilerlemeye başladı bardaklar için. Aynı zamanda söyleniyordu, "Siz yokken ben çekiyom. Yanına birisi gelsin hemen masum ayakları... Vay başıma gelen, kız daha bu yaşta iki yüzlü ya! " diye diye içeri girdi. Onun girmesini fırsat bilip kahkaha attım. Uyumak üzere olan Renay ise sıçrayarak uyanmıştı. Tekrar severek uyuttuğumda yengem mutfaktan tepsiyle çıktı.

Bana doğru gelirken, "Deyan nerde yenge? Sesi soluğu çıkmıyor. " diye sordum. Dayanamıyordum bu çocuk nerdeydi?

Masaya gelen yengem tepside ki tatlıları, bardakları ve kuru yemişleri dizmeye başladı. "Ya o da kardeşinin mızmızlığından artık kendi kendine triplere girdi, garibim. Bu sabah allem etti kullem etti, babasıyla işe gitti. " Kaşlarım havalandı.

"Bak sen Deyan efendiye. Daha okula başlamadı oysa. "

"Ayyyy! " dedi yengem çayları doldururken. Alnı buruştu, yine dertli kanalına geçiş yaptı. "Daha onun kaydını yapcam. Başlicak bu sene ama ne ben aha bu cadı yüzüne gidebiliyom ne de Miran'ım işinin yoğunluğundan gidebiliyor."

Derin bir nefes verdim. "E yenge, okul biteli bir ay oldu nerdeyse. Bu çocuğun iki ayı kaldı. Kaydını yapmak gerek. Olmadı ben yarın veya öbürsü günü, en geç bu ay içerisinde gider kaydını yaparım Deyanımla beraber. "

"Vallaha mı? " dedi gözleri kocaman olurken.

"Halasıyım yenge ne olacak? "

Çardakta karşıma oturan yengem geriye yaslanarak derin bir nefes verdi. "Hemen koyuverme nefesini, daha alacağım bir ifade var senden. Bence başlasan iyi olur yenge? Hm, ne dersin? " Çayımdan bir yudum aldım. Özellikle dikkat ediyor bebeğimden uzak olan tarafta yudumumu alıp tabağına koyuyordum.

Şeytan dürtmüş gibi dikildi hemen olduğu yerde. "Valla ben olanı anlatıp çekilicem. Sonuçta iki çocuk anasıyım. " Yutkundu sertçe.

"Seni dinliyorum, Lezan Gediz. " dedim ciddiyetle.

Gözleri fıldır fıldır gezerken, "Dellenmek yok." diye şart koştu.

"Söz veremem. "

"Bağırmak yok. "

"Niye bağırayım? "

"Ortalığı yıkıp, konak basmak yok?"

"Ohoo! "

"Hesap sormak yok, benden de duymadın? "

"Eh yenge! Yeter da anlatıver ne olduysa. " Bezmiş gibi derin bir nefes verdi.

"İyi tamam ha, " diyerek anlatmaya başladı. İlk önce boğazını temizleyip çayından bir yudum aldı. Çay bardağını geri tabağına koyarak kollarını masaya yerleştirip öne eğildi.

"Yani, bende tam bilmiyorum aslında. " derin bir nefes verdi. "Biz olayın olduğu sabah, sizin konağa sabah kahvaltısına gelmiştik. İşte İsmail amcan felanda vardı. O hiç eksik olmayan Mehmet amcan da var tabi. "

Bir süre yüzüme baktı aval aval. Ben ise sadece arkama yaslanmış dinliyordum aynı zamanda kucağımda uyuyan yavrumun saçlarını okşuyordum. "Biz geldiğimizde Nazah ve Mehmet amcan kavga ediyordu. Tartışıyorlardı. İşte, ne evlendin aile kurabildin ne okudun iş sahibi olabildin ne de işin oldu eve bakabildin diye. Ne hayrısız evlatsın diye sayıp sövmeye başladı Mehmet amcan. " Kaşlarım ağırca çatıldı. Bu ne demekti şimdi?

Amcam neden böyle bişey yapmıştı, neden üzerine gitmişti ki? Bir kusur mu işlemişti acaba? "Siz konaktan içeri girince mi diyordu bunları Nazah'a. "

Başını salladı sıkıntıyla. "Evet, sonra Nazah da çıldırdı. Beni evlatları görmeyen bir aileye neden hayrım olsun diye. Benim böyle olmamın nedeni sizsiniz, sizin bana olan güvensizliğiniz dedi. "

Bunu hiç demek istemezdim belki ama Nazah bu konuda haklıydı. Çocuğu hep pıstırmaya kalkmışlardı. "Sonra Amcan dayanamadı tokadı bastı. Terbiyesiz dedi. Adam olsaydın belki Ağalığı en büyük oğlana, sana verirdik dedi. "

"Ne! " diye bağırmamla Renay kucağımdan sıçradı. Derin derin nefesler alarak tekrar uykusuna devam ederken bu sefer daha normal şekilde, "Ne? " dedim. "Neden yenge? Gerçekler neden bu kadar ağır geliyor anlamıyorum. Susunca adam değilsin, konuşunca neden terbiyesiz oluyor?"

"Kız ne bilim!"

Nazah'ı sevmezdim. Çünkü küçükken az çektirmişliği yoktu. Günahım kadar sevmezdim. Çocukken bile bir yere kadar mutlu mesut beraber oynardık ancak ne olduysa ben yedi yaşındayken annesinin dolduruşuyla beni öldürmeye kalktığında olmuştu. Ondan soğumuş sevmeyi bırakamıştım. Değil kuzenim aynı evde olmamıza rağmen sokaktan öylesine geçen biri olarak bile görmüyordum.

"Nazah da öfkeyle babasına bakıp dinledi zaten sonra. Konaktan son kez ayrılmadan önce de, madem bu kadar benden nefret ediyorsun baba, artık var olmamın ne sizin için ne de benim için bir önemi var dedi. Kimse onu ciddiye bile almadı. Acı tarafıda bu zaten. "

İşte buydu. İnsanlar karşısındakini kırdıklarını bile düşünmezlerdi. Yarısı kadar bilmiyorlar,
İki katı konuşuyorlar.

İnsanlığın özeti buydu...

"Ama ben demiştim Miran'ıma bu çocuk kendine bişey yapamasın, demiştim. Sonrada ölüm haberi geldi zaten. "

Hala taşlar yerine oturmuş değildi. "Peki, tamam. Hadi Nazah babasıyla kavga etti artık hayatından bıktı son verdi gitti. " Başını salladı dediklerime uyarak. "Berna Kalender ne alaka? Ben hala o kısımdayım. Bir çocuğu anasız bıraktı Nazah. İçimde ona karşı küfretme tufanı var! Neden kaçırdı kadını! "

"Hah! " dedi yengem yükselerek. "Bende orayı hiç anlamadım. Sır gibi. " dedi moreli yine düşerken.

"Nasıl ölmüşler? Yani silahlamı vurmuş? "

"Hayır." dedi sıkıntıyla soluyarak. "Kıza yüksek dozda doping enjekte etmiş. "

"Ne! " Renay terkar kucağımda sıçrarken hala yengeme bakmaya devam ettim. "Yarışlarda atlara, boğalara sıkılan ilaç? "

"Hmhm." dedi onaylayarak. "Nasıl bir kafa yapısı varmış çözemedim ama koldan enjekte ettiği ilaç kızın damarlarını patlatıp beyin kanamasına yol açmış. Yani sana şöyle söylim verdiği miktarı çok güçlü bir hayvan bile kaldıramadan kalp krizinden gider. Kalbide kasılarak durmuştur zaten büyük ihtimalle. " dedi doktor bir edayla. Evet Lezan yengem aslında bir doktordu, çocuk olunca işini bırakmıştı. Aslında istese yine devam ederde, şu aralar evde olmaktan hoşnut.

Bizim buralar normalde evlenen kadının çalışmasına karşıdırlar ancak benim Miran amcam hiç bir zaman öyle biri olmamıştı. Bu yüzden en sevdiğim amcam...

Kıskanırdı ama kısıtlamazdı.

"Acılı bir ölüm yaşatmış. " diye fısıldadım. Aklım karışmıştı. Neden ama? Neden yapmıştı!

"Offf! " dedi yengem geri arkasına yaslanarak. "Yazık kadına ya, çocuğu arkasında kaldı. Dediklerine göre, ilk önce kaçırmış sonra doping vermiş. Kadın öldükten sonrada kendi kafasına sıkmış! "

"Ah Nazah! " dedim dişlerimin arasından. "Yanasın inşallah Nazah! Zebaniler siks-"

"Hööst ulan! " dedi boğazını temizleyerek.

Miran amcamın sesini duyar duymaz arkamı dönmeye çalıştım. "Kızım az yavaş gel. Çocuk var. " Deyan babasının elini bırakarak yanıma koşmuş oturarak Renay'ın üzerinden bana sarılmıştı.

"Ay amca kusura bakmayasın. " dedim mahçupça.

Güldü. "Yok kız, yok da çocuk var yoksa bizden bişey olmaz." diyerek yengeme göz kırptı. "Ha bu arada. " diyerek bana döndü. Hiç Nazah'a sövmeme bile takmamıştı. Ki amcam da Nazah'ı sevmezdi zaten. Sadece aşiretten erkek evlat olarak İsmail amcamın küçük oğlu Serhat'ı severdi. Serhat'ın abisi Azat'ı bile sevmezdi. "Abin seni bekliyor şirkette. Gelirken söylede gelsin dedi. Ben gelene kadar konuşmanız biter diye düşündük."

"Haydaa! " dedi yengem. "Eyide ben daha doyamadım Leyla'ma. "

Miran amcam karısının yanına oturarak kolunu omzuna atıp başını öptü. Gülümsedim derince. Çok sıcaktı, öyleki öğrendiklerimi unutturacak kanımı donduran cinayeti unutucak kadar sıcaktı. "Gelir bir daha yavrum. Kaçmıyor ya, aha burda artık. Gidip işini ayarlasın. "

Lezan yengem bana derince gülümsedi. Ona aynı karşılığı verirken Deyan'ın başını öptüm. "Ya baba! " dedi Deyan babasına dönerek. "Sen niye bana çocuk diyon da? "

Mızmızlanarak sorduğu soruya karşı Miran amcam, "Öylesin çünkü oğlum. " dedi gayet sakince. Sert çehresi oğluna bakarken otomatikmen yumuşuyordu.

Birde ben amcam da şunu fark etmiştim. Amcam dışarıda hep sert bakan bir tipti konu sevdikleriyle yüz yüze gelmek olunca bir yumuşuyordu. İçi eriyor gibiydi sanki. Mesela bizim ailede çok az sayıdaki kişilere öyle yumuşak bakardı.

"Ama ben seninle işe geldim. Bence büyüdüm. " dedi Deyan başını sallayarak.

"Yok yok, sen daha büyümedin. " diyerek amcam da başını salladı.

"Ama baba. "

"Daha okula gidiceksin karê kerê (eşşoğlu eşşek) ne işi? "

"Heee! " dedi Deyan aydınlanma yaşarken. "İyi de ne zaman? "

"İki üç ay sonra. " dedim araya girerek.

"Vallaha? " dedi ağızı açık bana dönerken.

"He vallaha. " dedim gülerek. "Hatta yarın boş olursam kaydını yapmaya gidicez. "

Ellerini çırptı, "Senle ben mi? " diye sordu daha da heyecanlanırken.

"Evet." dedim gülerek.

"Yaşasın! " diyerek bana sanki aşık aşık bakmaya başladı. Önce sevinmiş sonrada dirseğini masaya yaslayarak elini çenesine attı. Mayhoş mayhoş beni izlemeye başladı.

Opss! Deyan!

Miran amcam, bacağına masanın altından tekmeyi basınca, "Ah ah, ayyy! " diye bağırdı.

"Ne oldu! " dememle babasına kısa bir bakış atarak alt bölgesini tutup kalktı. "Çişim! " dedi can havliyle. "Çişim geldi! " Koşarak konağa girdi.

Deyanın gitmesiyle ayıplarcasına amcama baktım. "Amca napıyon, çocuk o! " diye sistemle ona baktım.

Yengem kahkaha attı. Niye gülüyorsa, kocası oğlunu tepti hala gülüyor!

Ters ters bakarak, "Oğlum olsa afettmem, yan gözle bakanı oyarım. " dedi sertçe. Yutkundum ağır ağır. Bizim ailenin kıskançlığı genetikten gelmeydi.

Acıdım şimdiden Renay'a...

Başımı eğerek kucağımda karnıma sarılmış mışıl mışıl uyuyan küçük kıza kısa bir bakış attım. Hadi yengem neyse, kulanma klavuzu vardı sanki adamı elinde oynatıyordu da Renay...

Eyvah.

Bir süre sonra daha sohbet etmiş Renay'ı babasına vererek yerimden kalkmıştım. Herkesle vedalaşıp gideceğim vakit yanıma gelen Deyan'ın saçlarından öpmüş babasının kucağında hala uyuyan kızın ise kokusunu içime çekerek konaktan ayrılmıştım.

Arabada sakin sakin şirkete doğru yol almışken arkamı sürekli kontrol ediyordum. Orta şeritten giderken üç tane siyah arabanın arkamı ful şeritleri doldurarak kapattıklarını gördüm.

İki yanımda da araba yoktu. Ve önüm boştu. Bırak önümü yol boştu! Kalbim tekledi. Tekrar arkamı kontrol etmeye çalıştım. Sol taraftaki araba hızlanmaya başlamasıyla bende gaza yüklenmeye başladım. Ancak ben bastıça o da basmaya başlamıştı. Sidik mi yarıştırıyordu yoksa beni geçip önüme kırmayımı çözemedim bir an. Komplocu beynim iş başında olunca kalbim korkuyla daha da kasıldı.

Benim mi peşimdeydiler?

Ya değillerse?

Yavaşlayarak sağa doğru girerek dar bir sokağa daldım. Bu yol boş arazilerin oraya çıkan yoldu. Sakince gitmeye devam ederken hemen arkama baktım.

Hassiktir!

Üçüde arkamdaydı!

Biraz daha gaza basıcakken hemen arkamdaki araba burnunu tampona geçirdi. Gitti güzelim keça reş! (kara kız )

Abim beni öldürücek!

Bir kez daha vurmasıyla sarsıldım ama kontrolü elimden asla bırakmadım. Bir kez daha vurmasıyla sinirle belimdeki silahı çıkardım. Hiçbir zaman adam öldürmemiştim. Ancak herşeyin bir ilki vardı öyle değil mi?

Umarım öldürmek zorunda olmazdım!

Sinirden dişlerimi sıkarken arkamdakiler her kimse onlara sövmeye başlamıştım bile. Hızla şarjör kontorolü yaparak tetiği çektim. Bir kez daha vurmasıyla sertçe yutkundum. Şuan korktuğum kişi onlardan çok aslında abim olmaya başlamıştı. Eşit mi desek? Gitmişti kara kızı!

Ağızıma sıçacaktı!

Bir silah patlamasıla çığlık atıp kafamı eğmiştim. Ancak arka cam kırılmamıştı. Kurşun camdan sekmişti.

Kurşun geçirmezdi camlar!

Derinden bir nefes verdim. Abim birde bana konaktaki arabalardan birini alsaydın diyordu. Alsaydım şimdiye beynimde bir kurşunla hakk'a koşuyor olurdum.

Allah'tan zırhlı araç.

Arabanın camını açarak derin bir nefes alıp genişleyen yolda ikinci şerite geçtim. Yanıma bir araba geçecek kadar boşluk bırakmamla hızla yanıma geçti araba. Adamın biri bana silahını doğrultmasıyla hızla hareket ederek tekerine sıktığım gibi başımı eğdim. Kurşun arabanın içine girerek diğer camdan sekti.

Artık kalbim ağızımda atıyordu. Evet resmen his ediyordum. Hızla düşünmem gerektiğini bu yüzden saniyelik hayatımla yarışmıştım resmen. İnsan ölüm korkusuyla gerçekten herşeyi yapıyordu.

Ben naptım?

Başımı kaldırdığımda kalbim o kadar çok adrenalin pompalıyorduki bir an kriz geçiricem sandım. Araba tekerinin patlamasıyla sağ sol yapıp bana biraz çarparak yoldan çıkıp boş bir arsada yuvarlanmaya başlamıştı. Gitti bir.

Kaldı iki.

Aynadan arkama baktığımda sadece bir arabayla baş başa kaldığımızı fark etmiştim. Üçüncü araba ortada yoktu. İkinci arabada hızla önüme geçerek tam önüme kıracaktı ki hızla yavaşlayıp frene bastım.

Aynı zamanda hemen sağ taraftaki yoldan sıfır model bir mersedes çıkarak tam karşısındaki arabanın şoförüne ateş etti. Sürücünün tarafındaki cam açıktı, sıktığı gibi adamın kafası direksiyona düşerek kornaya basmaya başlamıştı. Camdan çıkan adama baktığımda korkudan dilimi yutmuştum.

Ellerim hala direksiyonda ve saçlarım yüzümü kaplamıştı. Ağızım açık şekilde adam şoförün yanındaki adamı da vurarak arabanın ön camını patlatmış, iki arabanın, benim ve saldırganların olan arabaların arasına dalarak frene bastı.

O hızla arabadan emniyet kemerini çıkararak inerken saldırganların arabasının arka kapısı açılarak bir adam çıktı. Çıktığı gibi namluyu bana doğrultup ateş etmesiyle başımı eğmiştim çığlık atarak ama camdan sekmişti kurşun. Yemin ederim nenemin bütün sadakalarını tek bir günde kullanmıştım. Kaldı bilmem kaç.

Adam ise küfür ederek, bana ateş edip tarlaya kaçan adamın ensesine ateş etti. Adamın cansız bedeni yere düşerken ben dehşet içinde karşımdaki caniye bakıyordum. Adam canımı kurtardı ben cani diyordum. Ancak kahramanda diyemezdimkine.

Şaşkınlığım hala üzerimdeyken adamın bakışları beni buldu. Hızla üzerimden attığım şaşkınlığımla kapıyı açarak kemerimi çıkarıp çıktım arabadan. Elimde hala silahım varken karşımdaki adama hiç güvnemiyordum. Sonuçta illa kurtardı diye ona güvenecek değildim.

Adam bana doğru adım atmasıyla hızla silahı doğrulttum. "Olduğun yerde kal! " diyerek sert bir şekilde uyardım. O ise ellerini havaya kaldırarak, "Tamam, tamam. " demişti. Hala elinde gümüş renkte bir silahı vardı ancak onu bana bir kez bile doğrultmamıştı.

Başımı iki yana sallayarak saçlarımı önümden çektim. O sırada bakışları yüzümün her bir yerinde dolaşmaya başladı. Sertçe yutkunurken beni süzmeye başlamıştı. Bende onu şöyle bir süzdüğümde üzerinde siyah gömlek, siyah bir pantolon ve kolsuz bir takımın parçası olan yelek olduğunu gördüm. Gömleğinin kollarını da dirseklerine kadar toplamıştı.

İri yarıydı. Uzundu. Temiz bir sakal tıraşı, alnına dökülen tektük saç tutamları vardı. Onu süzmem epey bir germişti. Göğüsü gerilmesiyle üzerindeki bez parçalarını da gerginleştirmişti.

Bakışlarım gözlerine gitti. Benim gözlerim gibi, koyu kahverengi ya da kapkaraydı. Yakışıklıydı.

Onun bakışarı ise beni süzmüş, yüzümü bir kaç tur atırmış, rüzgardan dolayı yüzüme gelen uzun saçlarıma bakmıştı. En son omzuma düşen bakışlarıyla bende oraya küçük bir bakış attım. Deri ceketim omzumdan düştüğü için sporcu atletim tenimi ortaya sunuyordu. Hızla kolumu kaldırarak kapattım.

Ceketimi düzeltmemle bakışları gözlerime kaydı. "Bak, " dedi derin bir nefes verirken. Gözlerini asla benden ayırmıyordu. Bu adamı ilk defa görüyordum, acaba kimdi? "Sana zarar vermicem. Sadece o iki arabanın peşinde olduğunu ve arabanızda bir kadın sürücü yani sizin olduğunuzu görünce takip ettim. "

Elleri hala havadaydı. "Yardım amaçlı. " Bakışları hala yüzümün her bir santimini ezberler gibiydi.

Kimsin sen?..

🗝🖤🗝

Telefonun sesi odanın içini doldurmasıyla Boran Ağa irkilerek uyandı. Hala yeğeninin yanında uyuyordu. Gözlerini bir kaç kez kırpıştırarak komidinin üzerindeki telefonunu eline alarak kimin aradığına baktı. Bahoz'un aradığını görmesiyle yanında uyuyan küçük yeğenine kısa bir bakış attı.

Yataktan yavaşça kalkarak odadan çıktı. Konağın birinci katının sedirlerine ilerken elini cebine atıp telefonu yanıtladı. "Abi! " gelen sesle boğazını temizleyerek yutkundu.

"Noldu oğlum, sabah sabah rüyanda mı gördün? "

"Abi konuşamamız lazım. " Boran Ağa yüzünü tek eliyle ovuşturarak, "Gel konuşalım o zaman Bahoz, evdeyim amına koyayım. "

"Ne! " dedi şaşkınca Bahoz. "Evde misin sen abi? "

"Evet." dişlerini sıkarak cevap veren Boran Ağa bağırmamaya özen gösteriyordu. Telefonunu indirip saniyelik saate bakarken şaşırmamıştı. Sabahın 7 buçuğunda ne diye arıyorsa!

"Ya abi, ben sen şirkettesindir diye şirkette kaldım evde değiliim ki! "

Kaşları çatıldı Boran Ağanın. "Ben mi dedim lan kal diye? "

Karşı taraftan derin bir nefes sesi geldi. "Ya yok. Sen yalnız kalma diye. Hem bu arada kamera kayıtlarına bakim dedim. Odana da gelemedim ki korkudan, bende sabahı zor bekledim." sesi giderek çökmüştü.

Boran Ağa duruşunu düzelti. "Ne çıktı peki? " dedi diğer dediklerini es geçerek. "Kaçırılmış dimi? Biz nasıl fark etmedik Bahoz! Lan... "

"Abi dur, dur abi! " diyerek diğer taraftan abisinin sözünü kesti.

"Niye? " diye fısıldadı Boran Ağa. Korkuyordu. İçten içe böyle bişeyin olmasından yana çok korkuyordu. Ölümünün ardından bir günü es geçerek araştırmamıştı. İzin de vermemişti araştırılmasına. Çünkü içten içe, bu kadar korumaya, bu kadar güvenlik önlemlerine rağmen yapar mı diye düşünmek istemiyordu.

Ya konak kameraları?

Karşı taraftan ses kesilmişti. "Bahoz." dedi Boran Ağa konuşmasına teşvik ederek. Ancak Bahoz telefonu Barış'a vermiş olacakki onun sesi geldi.

"Bahoz iyi değil, sadıç. Sana da telefondan söylemek istemiyorum. Şirkete gel. "

Anlamıştı Boran Ağa ama bozmadı. Tamam diyerek kapattı telefonu. "Nolur abla. " dedi gözleri dolarken. "Yalvarırım yapmamış ol. "

Onun gözleri dolu dolu aşağıdaki avluya bakarken arkasından iki kol sardı birden bedenini. İrkilerek hemen arkasını döndü. Kendine dolanan kolları tutarak arkaya doğru savurdu. Karşısında Mercan'ı görmesiyle sinirleri daha da bozuldu.

Nasıl böyle bir şeye kalkışabilirdi?

Buna nasıl cürret ederdi!

Ya birisi görseydi?

Sinirle kaşları çatılırken çenesinde bir kaç kas seğirmeye başlamıştı. "Nasıl! " dedi sinirle. Elinin biri sert yumruk olurken diğeri telefonu kıracak kadar sıkışmıştı. "BUNA NASIL KALKIŞIRSIN MERCAN! "

Mercan irkilerek bir adım geriye giderken, "Be- ben. " diye kekeledi. "Sakin ol, Boran. Ben sadece... "

"Kes sesini! " diye bağırdı Boran Ağa. Ev halkını uyandırması bile umrumda olmadan bütün sinirini çıkarırcasına Mercan'ın kolunu tuttu. Sert tutuşuyla hafif kendine çekerek, "Ben sana aklını başlına al dedikçe senin beynin bir tur atarak geri eski devrelerine geri dönüyor sanki lan! "

Dişlerini birbirine geçirdi. Onu sarsarak, "Benden uzak dur Mercan. Canını çok pis yakarım. " diyerek yine sarsarak bıraktı. Savrulan kız bir kaç adım geriledi.

Bir gün tuzağına düşmekten çok korkuyordu. Yanlış anlanıcak bişey yapmasından korkuyordu. Amacını öğrendiğinden beri ondan nefret eder olmuştu. Bırak nefret etmeyi tiksiniyordu artık. Hızla etrafa bakarak Mercan'ın bir kez daha yüzüne bakmadan yeğeninin odasına ilerleyip girdi.

Hala uyuyordu. Normaldi, geç yatmıştı. Hem üzgünken fazla uyurdu Uzay.

Yeğeninin başına öpücük bırakarak kardeşi Naz'a kısa bir mesaj çekti.

"Ben bir on dakikaya ayrılıcam konaktan. Sakın abi sen konakta mıydın, geldin mi diye sorma da, yazma da! Anamlarada bişey deme ben gelince konuşuruz. Uzay sana emanet. Uyandığında ona abimin işi çıktı hemen geri dönücekmiş de, korkmasın. "

Odadan ayrılarak kendi odasına girdi. Hızı bir duş alarak üstünü değişti. Siyah bir gömlek ve aynı renkte bir pantolon giyerek hemen üstüne de takımın bir parçası olan kolsuz yeleğini aldı. Onunda önünü ilikleyecek, gömleğin kollarını katladı dirseklerine kadar.

Aynaya bakmadan saçlarını da dağıtarak çıktı odadan. Sonrada konaktan. Hızla arabasına atlayarak yola koyuldu.

Bir süre sonra; yine migreni tutmuştu. Başı çatlıyor şakaklarına sanki taşla vuruyorlar gibiydi. Bir eli direksiyonda, dirseği camın ordayken diğer eliyle yüzünü ovuşturdu. İyi hissetmiyordu.

Hiçbişey öğrenmek, bilmek istemiyordu. Hani bazı insanlar vardı ya gerçeklerden kaçarlardı. Boran Ağa'da tam olarak öyleydi. Kaçmak istiyordu. Ablasının kaçtığını değil kaçırıldığını bilmek istiyordu.

Her ikiside kötüydü. Ölüm gibiydi onun için ama ölüme bile bile kendi ayaklarıyla gitmesi ona daha da acı vericekti.

Şirkete gittiğinde ne öğrenecekse ona acı vericekti biliyordu çünkü Bahoz bile konuşamamış telefonu Barış'a vermişti. Ne diyecekti de kendisi dile getirememişti.

Aklına başka bişey gelmiyordu.

Sadece ama sadece Berna'nın kendi ayaklarıyla konaktan kaçtığı geliyordu. İçten içe böyle bişeyin olmamasını dileyerek gaza daha da yüklendi.

Önünde siyah bir Maserati'nin onunla beraber hızlandığını fark etmesiyle bakışları yanına kaydı. Hemen önündeki arabanın sürücü koltuğuna baktı. Arabayı kulanan bir kadındı. Tek eliyle arabayı kulanırken sürekli dikiz aynasına bakıyordu. Biraz daha hızlanmasıyla kadın da hızlandı.

Hızını düşürdü. Boran Ağa arabanın hemen solunda, birinci şeritten giderken ortadaki Maserati'nin arkasında kalan yanındaki arabaya baktı. Kel sakallı bir adamın sürdüğü arabada camı açıktı. Elindeki silahı görmesiyle kaşları çatılmıştı.

Öndeki arabanın peşindelerdi.

Kadının peşindelerdi değil mi?

Beyninde işleyen senaryoyla onlarla aynı hızla gitmeye başladı. Adamladı ara ara göz ucuyla izlerken öndeki iki adamın elinde de silah olduğunu fark etti. Gerçekten kadının peşindelerdi. Ortadaki araba hızını biraz keserken üçüncü şeritte bir araba olduğunu daha fark etti ve o hiç çekinmeden, sürücü koltuğunda ki adam silahlı eliyle pencereden aşağı sarkıtmıştı.

Dikiz aynasından arkayı kontrol etti. Yol bomboştu. Öfkeyle dişlerini sıktı. Kadınlara zarar verilmesine tahamülü yoktu. Öndeki Maserati sağdan bir yola sapmasıyla diğer arabalarda yavaşlayarak ona uymuştu. Boran Ağa hızla frene basarak onları takip etti. O da aynı yola girerek üç arabayı da en arkadan takip etmeye başladı.

Arazilere çıkan yoldu. En azından zarar görecek kimse yoktu. Kadın akıllıydı ki buraya çekmişti onları.

Bunlar her kimse o kadına zarar verirlerse -ki amaçları o zaten, acımadan öldürürdü hepsini.

Böyle olmayacak, dedi içten içe. Hızla başka bir yola saparak kestirme yol aradı. Başka yollara saparken içinden lanet etti. Saptığı yol bir mahalleye çıkmıştı. Hızla başka bir yola saptığında düz gitmeye devam etti. Belinden çıkardığı gümüş silahının tetiğini çekerek elinde tuttu.

Hızla çıktığı yolda karşısına adamların arabası çıkmasıyla pencereden silahlı elini çıkararak sürücü koltuğunda, kel sakallı adamın alnından sıkmıştı. Açık pencerelerinden ölen adam kafasını direksiyona geçirirken kornaya basmaya başlamıştı. Kadının arabası da ani frenle dururken Boran Ağa hızla silahına davranan sürücü koltuğunun yanındaki piçi de camı paramparça yaparak sıkmıştı. Kalbinden vurulan adamın gözleri kocaman olurken hızla emniyet kemerini açarak indi arabadan.

Tam o vakit arabanın arka koltuğundan elinde bir silahla inen adam kadının olduğu arabaya namlusunu doğrulttu. Boran Ağa indiği gibi ona silahını doğrultmuştu ancak adamın ateşlemesiyle yüreği ağızına geldi. Korkuyla kadına baktığında kafasını eğmişti ancak aracı zırhlı olduğu için kurşun sekmişti.

Derin bir nefes koyuverirken karşısındaki kaçmaya kalkan adama çevirdi delici keskin bakışlarını. Küfür etti. Ensesine aldığı nişanla adama sıkarak, umursamadan hızla arabayı taradı gözleri başka biri var mı diye. Diğer araba ortada görünmüyordu.

Ne yapmıştıda o araba peşini bırakmıştı acaba, diye düşünerek kadına döndü ancak kadın emniyet kemerini hızla çıkararak arabadan indi. Elinde silah vardı.

Boran Ağanın dudakları kıvrılır gibi oldu bir an. Ya sürücüye sıkmıştı yada tekeri patlatmıştı, dedi içinden.

Kadına döndüğünde tam bir adım atıcaktı ki kadın korkmuş bakışlarını Boran Ağa'ya dikerek silahını doğrulttu hızla. "Olduğun yerde kal! " dedi keskin bir sesle. Sesi o kadar soğuktu ki afalladı bir an. Ama biliyordu da, korkmuştu. Sesi ne kadar soğuk olsada gözleri hafif yaşlı ve sürekli yutkunuyordu.

Boran Ağa iki elini de havaya kaldırarak, "Tamam, tamam. " dedi teslim olarak.

Saçlarını yüzünden çekmek için başını iki yana sallayan kadına baktı. Yüzünü daha da ortaya çıkarmasıyla yutkundu. Bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha...

Gözleri, kadının keskin hafif çekik gözlerine değdi. Koyu kahverengi gözlüydü ancak göz bebekleri büyüdüğünden dolayı irisleri kapkaraydı. Çok güzel gözleri, dedi Boran Ağa içinden. Cidden dili tutulmuş gibiydi.

Saçları upuzundu. Kalçasına kadar geldiğine yemin bile edebilirdi. Üzerinde gezindi gözleri ister istemez. Siyah sporcu atleti ve yine siyah yüksek bel pantolonu vardı. Siyah spor ayakabıları ve yine aynı renkte kolları bol deri bir ceket...

Deri ceketi hızlı hareket ettiği için eli boş olan omzundan düşmüştü. Bembeyaz tenini ortaya sererken tekrar yutkundu Boran. Kadın hızla ceketini düzeltmesiyle o da bakışlarını ordan ayırmış kızın gözlerine bakmıştı. Onun da kendisini süzmesini görünce gerildi. Keşke aynaya baksaydım, dedi içten içe.

Gerçi ondan hal mi kalmıştı da aynaya bakacaktı. Ancak şuan böyle güzel bir kadının yanında kendisini ayı veya bir öküz gibi hissetmesi normal değildi.

"Bak, " dedi Boran Ağa derin bir nefes verirken. Gözlerini asla genç kadından ayırmıyordu. "Sana zarar vermicem. Sadece o iki arabanının peşinde olduğunu ve arabanızda bir kadın sürücü yani sizin olduğunuzu görünce takip ettim. "

Elleri hala havadaydı. "Yardım amaçlı. " diyerek sözünü tamamladı. Bakışları hala kadının yüzünde, her bir santimini ezberler gibiydi.

Bakıpta sıkılmayacağı bir tablo gibiydi. Tekrar yüzüne odaklandı. Dolgun kırmızı dudakları vardı. Küçük bir burun ve ince, keskin bakan kapkara irisler. Çok güzeldi.

Çok güzeldi lan, dedi yine içinden. Kadın boşta olan eliyle saçını yüzünden çekerek silahlı elini indirdi. Boran Ağa'da ellerini indirerek silahını beline koydu.

Kadının hızla adamların arabasına ilerlemesiyle önüne geçti. Burun buruna geldikleri an hızla uzaklaştı kadın. Sinirle adama baktı. "Bakın, sağ olun. Yardımcı oldunuz amenna. Ancak çıkın yolumdan da adamlara bakayım! "

Kadının öfkeli gözlerine baktı. İnce kaşları çatmış kafasını kaldırarak ondan santimlerce uzun olan adama bakıyordu. Bu durum Boran Ağa'nın hoşuna gitmişti çünkü sarılacak olsa başı kalbinin ve omzunun orta yerine denk gelecekti.

Ne olmuştu birden bire?

"Sağ mı olayım? " dedi Boran Ağa olaydan çok ayrı bir havada.

Kadın şaşkınca adama baktı bir an ben ne dedim, der gibi. "Evet." dedi ciddi ciddi. Sonra ise yine ağırca çatıldı kaşları. "Çekilir misiniz, bakıcam! " diyip tekrar yanından gelicekti ki yine önüne geçti. Ellerini arkasından birleştirmiş karşısındaki kadının an ve an sinir krizi geçirir halini keyifle izlemeye başlamıştı.

"Çekilemem." dedi gayet rahat bir şekilde.

Kadın yine geri çıkarak aralarına en az üç adımlık mesafe koydu. "Sebeb?! " Kadın da Boran Ağa'yı taklit edercesine ellerini arkasında birleştirerek saçlarını yüzünden çekmek ister gibi yine sağa sola salladı.

Boran bir an gülecek gibi olurken tuttu kendini. Çok hoşuna gitmişti onu taklit etmesini. "Çünkü, " dedi Boran Ağa bir dakika bile bakışlarını yüzünden ayırmayarak. "Eğer gidersen o piçlerden biri hala yaşıyor ve bizim onları kontrol etmemizi bekliyorsa, sana zarar verebilirler. "

Yüzü yine ciddiyete bürünürken kadın kaşlarını kaldırmış hak vererek başını olumlu şekilde kendince sallamıştı. Kadının telefonu çalmasıyla hızla cebinden çıkarırken Boran Ağa hala aynı şekilde kadına bakıyordu.

Acaba kimdi? Buralı mıydı, gibi sorularını içten içe sorarken telefonunu kapatmasını beklicekti sormak için.

Kadın telefonu hızla yanıtlarken karşı tarafın sesi Boran Ağa'ya az çok geliyordu.

"Kızım nerde kaldın, de hayde eve gıdecem seni bekliyorum yaw! "

Bir erkek sesinin gelmesiyle kaşları çatıldı Boran Ağa'nın.

Kadın kısa bir bakış attı Boran Ağa'ya. Alt dudağını dişlerinin altına almasıyla bakışları oraya gitti bir an. "Abi, şey oldu. " diye kıvrandı bir an. Kadının abi demesiyle derin bir nefes verdi anlamazca. Rahatlamıştı sanki...

"Ne oldu? " dedi karşı taraf.

"Saldırıya uğradım. " der demez karşı taraftan bir haykırma koptu.

"Ne dedin, ne dedin! İyi misin?! Leyla bişey söyle, iyi misin! "

Kaşları çatıldı Boran Ağa'nın, demek adı Leyla'ydı. Leyla telaşla, "Abi dur bir. Ya sakin ol ben iyiyim!" dedi.

"Neler oldu? Kısaca anlat, nerdesin!"

Dertli bir nefes verdi Leyla. Bakışları arazilere kaydı. "Bir an takip edildiğimi anlayınca toplumdan uzak bir yere saptım. Şu arazilerin olduğu üçüncü kavşak varya. İnce bir yolu var sonradan genişliyor. Oraya saptım. Onlarda tek şerit olduğu için hemen arkamdalardı. İki araba, birinin tekerine ateş ettim yuvarlandı bir yerde. Diğerine de... " diyerek devam edemeden Boran Ağa'ya döndü. Yutkundu.

Ama saklamadı onuda anlattı. "Tanımadığım adamın biri yardım etti. "

"Kim? "

"Abi bilmiyorum, gelicem şimdi. Kimse kim teşekür edicem zaten. Adamları yolla gelsin alsın bunları. Her kimse soyunu sopunu kurutucam! " Leyla'nın hırslı ve intikam sesiyle Boran daha'da büyülenircesine izlemeye başladı. Elleri arkasında çoktan çözülmüştü ceplerini bulmuştu.

"Tamam, yoluyorum. Bin gel hemen şirkete bekliyorum. Bundan sonra seni korumasız salarsam varya Leyla! "

"Gelince konuşuruz. "

Tam telefon kapanacaktı ki Leyla arabaya bir bakış atarak ağlaracasına, "Abi... " dedi.

Karşı taraftan onaylayan bir ses duymuş olacakki, "Senin keça reş hasar aldı... "

Boran Ağa'nın bakışları arazilere ve tepedeki güneşe takılırken kürt dedi içinde. Kürttü. Yani buralı olabilirdi.

"Ya kızım, senden önemli mi? Sen bir gel, ben seni tek parça sapasağlam göreyim, o arabayı yaptırır sana bile hediye ederim. " demesiyle Leyla'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

"Ya valla mı? "

Boran Ağa'nın bakışları kadının gülüşüne takıldı. İnci gibi dişleri vardı.

"Evet." dedi karşı taraftan gülme sesi geldi. "Sana eskisini yaptırıp verir kendime yeni bir kız sahiplenirim. " demesiyle Leyla telefona kısa bir bakış attı. Bakışları onaylamazdı. Arkasını dönerek arabanın tekerine tekme attı.

"Bir de bana konak arabası al dedin! Eğer o arabalardan birini alsaydım şuan beynimde kurşunla hakk'a koşuyordum be! "

Karşı taraftan kahkaha sesi geldi. "Birincisi bizim bütün arabalarımızda zırhlı cam var ikincisi vericez dedik ya arabayı!" Bu daha da Leyla'nın sinirini bozarken Boran Ağa'da gülümsedi. "Yenisine konayım da gör sen! "

"Kaşınma da gel! "

Leyla telefonu abisinin yüzüne kapatarak heryere kısa bir bakış atmış Boran Ağa'nın üzerinde durmuştu. "Kimsin bilmiyorum ancak merakda etmiyorum. " dedi aceleyle. Biraz da korkuyordu hala onun yanında olmaktan. Silahını beline koyarak arabaya doğru ilerledi. "Bir daha görüşeceğimizi sanmıyorum zaten, teşekkür ederim." diyerek kapısını açtı.

Boran Ağa ağızını açmış konuşacaktı ki kadının binmesiyle yüzü düştü. Onunla konuşmadan mı gidecekti. Ama o kimdi ki, tanımıyordu Boran Ağa'yı bile. Neden konuşsundu.

Kadın kornaya bir kere basıp veda eder niteliğinde manevra alarak döndüğü gibi basmıştı gaza. Ustaca sürdüğü arabayla Boran Ağa egzoz dumanı ortasında öylece kalmıştı. Büyülenmişti.

Onunla konuşmamasıyla kaşları ağır ağır çatılırken adamların arabasına ilerlemiş sürücü koltuğunun yanındaki şerefsizin kapısını açmıştı. Tam da tahmin ettiği gibi hala yaşıyordu ancak silah aldığı kurşunla ayaklarının dibine düşmesiyle hiçbişey yapamıyordu.

Boran Ağa sinirle yakalarından tuttuğu gibi arabadan çıkarmış yumruklayarak sövmeye başlamıştı. Üstünde onu merak etmemesi ve konuşmamasının verdiği öfke ve hüzün de vardı.

Yumruklarını yüzüne ardı ardına patlatırken yakalarından tutarak kendine çekti kaldırarak haffiten. "Kimsiniz lan! " dedi korkutucu sesiyle. "Kimsiniz ve o kadından ne istiyorsunuz! "

Adam zorla kaşı göz patlamış şekilde nefes verirken, "Konuş lan! " dese de adam son nefesini vererek Boran Ağa'nın elinde kalmıştı.

Boran Ağa adamın ölmesiyle öfkelendi. Daha da öfkelendi ve ölü bedenine bile bir kaç yumruk patlatmıştı. Hırsını alamamış bir süre daha döverek küfr etmişti.

O kadın her kimse, onu bir daha görmeliydi...

Çok güzeldi lan, dedi içinden tekrar.

Adamın üstünden kalkarak tekme savurdu bu sefer. Tekme atarken beyninde kendine yer ediniyordu kadın, ama o bunun farkında bile değildi.

Nefes nefese doğrulup gökyüzüne bakarak derin derin nefesler aldı.

Kimsin sen...

🗝🖤🗝

İnstagram: dilekkoc_pjm

Wattpad: dilekkoc6789

Kitappad: dilekkoc6789

Vaveyla: dilekkoc6789

Tiktok: gece0866