6. bölüm · SONSUZ NÖBET

ŞÜPHE

Sena Gül

Şırnak Devlet Hastanesi’nin toplantı odasında, hastane kurulu acil bir araya gelmişti. Günlerdir yeni atanan doktor Mine’nin hiçbir haberini alamıyor, telefonları cevaplanmıyordu.
Başhekim telefonu eline aldı, tekrar aradı ama yine ulaşamadı. Sabırsızlık ve endişe artmıştı.
Başhekimin yüzündeki ifade ciddi ve kararlıydı.

“Buradaki kayıtlarımıza göre doktor Mine tam üç gün önce uçağa binmiş. Bizle de teyit ettik.”

“Ama üç gündür nerede? İzin almadan işe başlamadı, bize haber vermedi.”

“Daha önceki görev yeriyle temasa geçtik, onlar da doğruladı uçağa bindiğini.”

“Bu, garip. Ya bir sorun var, ya da birileri engelliyor onu gelmesini.”

Başka bir kurul üyesi:

“Durumu hemen askeri karargaha bildirmeliyiz. Sınır bölgesi… burası hassas bir nokta.”

Başhekim telefonu kaldırdı, askeri karargahla irtibata geçti. Önemli ve gizli bir durumun sinyalleri başladı.

KARARGAH

Şırnak sınır hattına yakın askeri karargâhta sabahın erken saatleriydi. Toplantı odasında sessiz bir gerginlik hâkimdi. Masanın başında oturan Albay Hakan , önündeki büyük ekranda bir video oynatıyordu.
Görüntüler, üç gün önceki havaalanı çıkışına aitti.
Mine valizini çekerek yürüyordu. Sonra birkaç esnafla konuştuğu, ardından minibüs durağına gittiği izleniyordu. Kamera açıları yetersizdi ama bir karede net biçimde biri yakalanmıştı: sakallı, şapkalı bir adam. Yanında da bir başka uzun boylu adam.

Albay :

“İşte burası. Doktor Mine minibüs sormak için yaklaşıyor. Adam cevap veriyor ve ardından araca yönlendiriyor. Sonra araç çıkıyor ama o minibüs kayıtlarda yok.”

Albay ekranı dondurdu.

“Şimdi dikkat edin… Geri dönen adam bu. Görüntüyü büyütüyoruz.”

Masadakiler dikkatle baktı. Kurt lakaplı özel harekât askeri Yüzbaşı Arslan hafifçe öne eğildi, suratında tanıdık bir ifade belirdi.

Kurt (Arslan):

“Bu Reşat’ın adamı. Adı Mahir, diğeriyse Tahir. Reşat piçinin kaçakçılıkla başlayıp sonra militanlara silah taşımaya başlayan grubu bu ikisini kullanıyor. Mine yanlış araca binmiş değil, hedef alınmış.”

Masada kısa bir sessizlik oldu. Albay elindeki kalemi bıraktı.

Albay :

“Bu olay artık sağlık personeli kaybı değil. Bu, planlı bir kaçırma. Barut Timi, bu görev sizin. Reşat’a ulaşacağız. Mine’yi sağ alacağız.”

Reşat’ın Kampı – Gölge Altında

Mine, ilkel bir sedyenin başında üçüncü gündür aynı kişinin başında nöbetteydi. Yaralı hâlâ kendine gelememişti. Elindeki tek serum bitmek üzereydi. Dışarısı gürültülüydü. Reşat sonunda çadıra girdi. Yanında iki kişi daha vardı.

Reşat:

“Bu kadar zaman geçti. Ya ölecek ya kurtulacak. Bir karar ver.”

Mine yorgundu ama geri adım atmadı.

Mine:

“Yara enfekte olmuş. Oksijen yok, antibiyotik yok, ekipman yok. Ya burayı terk etmeme izin verin ya da o adam ölür.”

Reşat gözlerini kıstı. Onun için bu doktor sadece bir araçtı. Ama bir süre düşündü. Sonra:

Reşat:

“İstediklerini yaz. Malzeme getireceğim. Ama oyun yaparsan… onun yerine başka birini getiririz.”

: Barut Timi – Operasyon Başlangıcı

Gece saat 23:47. Sınır karargâhında Barut Timi son hazırlıklarını yapıyordu. Haritalar açılmış, Reşat’ın muhtemel konumları işaretlenmişti.

Albay :

“Üç ihtimal var: Kuzey kampı, taş ocağı bölgesi, eski su deposu. Kameradaki adamların son sinyal kestikleri yer depo civarı. Timin üçe ayrılması riskli. Hep birlikte oraya gideceğiz.”

Tim Komutanı – Kurt (Arslan):

“O depoya biz bir gece baskını yapmıştık. Ama boştu. Belki yeni üsleri orası.”

Timin diğer üyeleri cephanelerini kontrol ederken Kurt içinden geçeni söyledi:

Kurt:

“Ben bu Reşat’ı tanıyorum. Kadınlara, doktorlara karşı saplantısı var. Mine’yi elinde tutar. Ama bize zaman kazandıran bir şey var: Reşat adamını kolay kolay öldürtmez. Mine hayattadır.”

Kampta Gece

Mine çadırdan çıktığında nefes almakta zorlandı. Uyuyamıyordu. Kampın etrafı sessizdi ama içindeki huzursuzluk büyüyordu. Gözünü kapatıp dua etmeye başladı.
Timin Yola Çıkışı

Barut Timi gece devriyesi gibi görünerek sınır hattını geçti. Sessiz ilerliyorlardı. Kurt telsizden albayla konuştu:

Kurt:

“Reşat’ın kampına ulaşmamıza 2 saat var. Görüş alana kadar temas yok.”

Albay kısa cevap verdi:

Albay :

“Mine’yi sağ alacaksınız. Gerekirse o kampı yerle bir edin.”

Gölge Hattı – Sessizlik İçinde

Barut Timi saat 03:28’de, dağlık alanın kayalık bir noktasında mevzilendi. Önlerinde sisli bir vadinin hemen ötesinde, hafif ışıklarla çevrili bir depo binası görünüyordu. Sessizdi ama içeride bir yaşam olduğu belliydi. Ateş dumanı yükseliyor, arada nöbetçilerin fısıltıları rüzgârla karışıyordu.
Kurt, dürbünüyle hedefi taradı.

Kurt:

“Dikkatli olun. Kapının sol tarafında bir nöbetçi, sağda ağır silahlı biri var. Ama asıl mesele içeride.”

Ali, dürbünü Kurt’tan aldı. Bir süre baktı, sonra nefesini tuttu.

Ali:

“Şuna bak… Yerde yatan biri var. Kafasını sarmışlar. Sürekli başında bir kadın dolaşıyor. Bu Mine olmalı.”

Kurt başını eğdi. Telsizle albayı bilgilendirdi:

Kurt:

“Mine içeride. Reşat’ın timinden biri ağır yaralı. Sanırım kadın ona müdahale ediyor. Kaçırılma sebebi bu olabilir.”

Albay kısa ve sert cevap verdi:

Albay (telsizden):

“Sakın müdahale etme. Alanı tam tarayın. Kampın gücü, kaç kişiler, silah durumu… Hepsini toplayın. Gün ağarmadan dönün.”

Tim suskunlaştı. Herkes dürbünleriyle kampı gözlemlemeye başladı.
Eski Hesaplar

Kurt, dürbününü başı sarılı adama çevirdi. Gözleri kısıldı. Bu yüz ona tanıdık gelmişti. Kaşlarını çattı.

Kurt:

“Bu adam… Bu Reşat değil. Bu, onun sağ kolu olan Cemil. Biz ona ‘Kör Cemil’ derdik. Bozkırda iki askerimizi pusuya düşüren o.”

Ali:

“Emin misin?”

Kurt:

“O karaltıyı, o gamsız bakışı unutmam. Yüzü ne kadar sarılı olsa da gözlerinden tanıdım. Eğer bu adam buradaysa Reşat da çok uzakta değildir.”

Plan Gelişiyor

Tim geri çekildiğinde haritayı açtılar. Kurt işaretlemeye başladı.

Kurt:

“Doğu tarafında tel örgü zayıf. Oraya gece yaklaşabiliriz. Ama içeride Mine dışında en az dört adam daha var. Biri makineli tüfek taşıyor.”

Ali:

“Ya içeride tuzak varsa?”

Kurt:

“O yüzden önce plan yapacağız, sonra yıldırım gibi girip yıldırım gibi çıkacağız.”