SON YEŞİL kitap kapağı

6. bölüm / 7

SON YEŞİL

5. Bölüm: "Piyonlar Ve Ölüm"

Vaveyla Yazarı: İkranur Karataş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm: "Piyonlar Ve Ölüm"

Korku insana herşeyi yaptırabilirdi.

Herşeyi...

Korku;benim en büyük düşmanım, ruhumun katiliydi.
Kimisi için basit bir duyguydu ama benim için basit olmamasının en güçlü nedeni korkuyu içime işlemiş olmalarıydı. Ve o korkuyla beni yönetebilecek raddeye gelmiştim.

Bir zamanlar.

Ne zaman bu kadar korkuya alıştım bilmiyordum ama eskisi gibi beni kontrol etmesine izin vermiyordum. Biliyordum ki beni daha çok mahvedecekti.

Canlı bir bedendeydim, fakat ruhum çoktan ölmüş gibiydi. Ya da ben artık hissetmiyordum.
Bu hayatta zaaflarım olduğu sürece korku duygularımın arasında yer edinmeye devam edecekti.

Şuan ise yine korkuyordum,bu defa sevdiklerim için değil, kendim için.
İlk defa bencil olmak istiyordum, hayatı doya doya yaşamak istiyordum. Şuana kadar kendim için bir kere bile korkmamıştım. Ama şimdi korkuyordum. Bu belki de ilkti.

Ölebilirdim, acı çekebilirdim. Belki de artık yorulmuştum.
Belki de değildi aslında, gerçekten yorulmuştum.

Ama bu gerçek bir yorgunluk değildi. Gerçekten herşeyden bıktığım zaman, hiçbir şeyi umursamadığım zaman gelecekti ve ben o günün gelmesini istemiyordum.

Yaklaşık dört saattir, kolumu durmaksızın oynatıyordum.

Sanırım artık bir kolum yoktu.

Dört saattir buradaki bütün kızların makyajını ve saçını yapıyordum.
Kuaförlük hayatım boyunca hiç bu kadar, aralıksız saç-makyaj yaptığımı sanmıyordum.

Son olarak tokayla, yaptığım saçın yarısına kadar olan ters örgüyü de bağlayıp derin bir oh çektim. "Kalkabilirsin." kız kalkıp "Saol." dediğinde başımı salladım.
Bitmiştim.
Bir kaç saat sonra ise tamamen bitecektim.

Evet.
Bugün lanet göreve gidiyorduk.

İçimdeki huzursuzluk bir an olsun geçmemişti, geçeceğini de düşünmüyordum. Huzursuzluk öyle büyüktü ki göğüs kafesimin tam ortasında ki yumru ve baş ağrısı devasaydı.

Herkes neyle karşılşacağını merak ediyor ve bunun tedirginliğiyle diken üstünde hareket ediyorlardı.
Başımı oturduğum sandalyede arkaya doğru atıp gözlerimi kapattım.
Dinlenmeye ihtiyacım vardı. Ne kadar geçtiğini bilmeden bana yaklaşan adım seslerini duydum.

Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde gözlerimi açıp, yerimde dikleştim."Yorulmuşa benziyorsun." Eralp tam karşımda duruyordu.
Üzerinde beyaz bir gömlek ve siyah bir kumaş pantolon vardı.Saçları özenle taranmıştı.

Yakışıklı çocuktu, hakkını yiyemezdim.
"Benziyor muyum? Tam olarak feci şekilde yoruldum desek daha doğru olacak gibi." diyerek düzeltmemi yaptım. "Belli." diyerek o da ilerideki masadan sandalye çekip yanıma oturdu." Göreve gideceğiz diyip hiç bir şey anlatmadılar." İsyanımla kafasını sallamıştı.

Hiçbir çıkış yoktu. Ne kadar bir açık yakalamaya çalışsak da bulamamıştık.
Ve son iki gündür o kadar çok eğitim vermişlerdi ki üstümde ekstra bir yorgunluk vardı. Kemiklerim tam iyileşmeden bu eğitimi vermeleri ağrılarımı daha da çoğaltıyordu. Dilay da üzerinde, boynu açık,kısa kollu ve bedenini saran siyah bir elbise ile gülümseyerek yanıma geliyordu. Dizlerinde biten elbisenin küçük bir yırtmacı vardı. Oldukça güzel olmuştu. Zaten çirkin diyebileceğim gibi değildi.

Gülümsemesine karşılık verdim." Ben görev falan deyince çatışmaya falan gideceğiz sanmıştım. Bu ne ya baloya gider gibi."

Haklıya ne denirdi ki?

Yanımdaki Eralp'e baktığımda düz gözler ile Dilay'a baktığını gördüm.
"Doğru." diyerek önüne dönmüştü.

Bugün bu çocukta birşeyler vardı fakat çözebilmiş değildim. Dilay geri Dündar'ın yanına gittiklerinde anlaşmışa benziyorlardı. Ya da daha önce tanışıyorlardı, bilemiyordum.

Büyük alandaki herkes bir anda sessizleştiğinde bakışlarım istemsizce etrafta gezindi. Bakışlarım kapıya döndüğünde içeri yanında hala ismini bilmediğim, o pislik adamı ve ekip başkanını gördüm.

İçim yine büyük bir öfke ile harlanmıştı." Herkese merhabalar!" Yine gereksiz bir neşe içerisindeyi. Bozuk aksanı aynı şekilde kulak tırmalıyordu.

İfadesiz bakışlarımda, bu sefer öfkemi saklayamıyordum çünkü her geçen gün daha da harlanıyordu.
Büyük masaya doğru yürüdüğünde eliyle gelmemizi işaret etti." Görevinizi anlatmaya geldim, dinlemeyecek misiniz?"

Kimseden bir hareketlenme gelmeyince sahte bir şekilde dudak büzdü." Üzülüyorum ama yapmayın böyle, zor kullanmamı mı istersiniz?"
Bu neşeli ve alaycı ifadesinin ardında yatan psikopatı tahmin edebiliyordum.
Bu söylediğiyle bir kaç kişi masaya yönelmişti.
Eninde sonunda o masaya oturacaktım. Uzatmanın bir manası yoktu.

Üzerimde hafif göğüs dekolteli,belden yukarısı dar, aşağıya doğru bollaşan lacivert bir elbise vardı. Ayağımda ise siyah önü açık topuklular... Kısa saçlarımı aşağıdan küçük bir topuz yapmıştım.
Çünkü Esma denen kadın böyle söylemişti. Elbiseyi de o bırakmış, şans dileyerek odadan çıkmıştı.

Şansına da çok ihtiyacım vardı sanki!

Zaten herkes elbise giymemişti. Çoğu erkek ve kadın bir garson kılığındaydı, fakat bunlar bildiğimiz garson kıyafetleri değildi. Daha açık kıyafetlerdi ve renkleri mavi ile siyahtan oluşuyordu.

Eralp ayağa kalktığında bende kalkıp masaya yürüdüm.
Sanki herkese bir rol verilmiş gibiydi.
Herkes masada ki yerini aldığında Polon denen adam konuşmaya başladı." Çok bir zamanımız kalmadı. O yüzden hemen anlatacağım ve yola çıkacağız." Şuan o alaycı ifadesi yerine büyük bir ciddiyet kurulmuştu.

"Garson kıyafeti giyenler,içeride bir çatışma çıkma ihtimaline karşı etrafta olacaklar. Garson rolü oynayacaksınız ,sizlerin yapacağı tek şey bu. Eğer bir çatışma çıkarsa silahlarınızı kullanmaktan çekinmeyin ve karşı taraftaki herkesi vurun." Bozuk aksanıyla bunları söyledikten sonra eliyle işaret yapıp arkasında kalan adama fısıltıyla bir şeyler söylemişti. Bu dediğiyle adam alandan çıkmıştı.

"Ve gelelim elbiseli olanlarınıza," Bize ne görev verildiğini açıkçası merak ediyordum, bu yüzden dikkatim, ekip başkanındaydı." Sizler bu oyunun tam ortasındasınız, yapacağınız bir hata herşeyi mahvedebilir."

Önündeki bardaktan bir yudum su alıp konuşmaya devam etti." Bile bile bir hata çıkarırsanız, zaten oracıkta kafanıza karşı taraftan kurşunu yersiniz. Diyelim ki ölmediniz, o zaman sizi ölmekten beter edeceğimi belirtmek isterim." Güzel bir şey söylemiş gibi tebessüm etti..

Bu noktada ürperdiğimi hissettim.

Bir kaç saniye sonra yeniden ciddileşip konuşmaya başladı.

Adamın bipolar olduğuna dair şüphelerim artıyordu.
"Sen," Eliyle Dündar'ı gösterip devam etti. "Bir yatırımcısın ve ismin Güney Oluk."
Bu defa eliyle beni gösterdi. "Ve sende Güney Oluk'un karısı Nisa Oluk."
Dündar ile birbirimize baktığımızda ikimizinde yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı.
Bir kaç saniye sonra tekrar önüme döndüm.
"İkinizin görevi onları oyalamak. Burada asıl iş şuradaki kıza düşüyor."

Eliyle yanımda oturan kumral saçlı, yeşil gözlü kızı gösterdi. "Sen Nisa Oluk'un yanında duracaksın ve sekreterleri gibi davranıp aslında bilgisayardan bilgileri sana verdiğimiz bilgisayara aktaracaksın. İsmin Kübra."
Bakışları bu sefer de Dilay'a döndüğünde" Adın Hande Petek. Şirketin tasarımcısısın ve orada sadece çizimi sunmak için bulunacaksın."

Kimseden çıt çıkmıyordu. Bakışları Eralp ve tam karşımda oturan siyah, kıvırcık saçlı çocuk arasında gidip geliyordu. "Sizler ise arkalarında dikilen korumaları olacaksınız."

Alandan çıkan adam elinde büyük bir siyah çanta ile geldiğinde bakışlarım pür dikkat adamdaydı. "Aç Halit."
Demek ismi Halit'ti.

Halit gökten delik.
Nereden aklıma geldiğine dair hiçbir fikrim yok.

İç sesime bir dur demeliydim sanırım ama Halit denen adam hak ediyordu.

Adam kutuyu açtığında içinde bir sürü silah olduğunu gördüm.
Halit denen adam silahları garsonlara tek tek dağıttı.

Bu bir haftada silah eğitimi de vermelerinin nedeni belliydi. İlk başta zorlanmıştım ama son iki gündür iyi kullanabiliyordum. Adam bizim yanımıza geldiğinde garson kılığındakilere nazaran daha küçük tabanca tipi silahları verdi.

"Garsonlar beline, elbiseliler ise çantasına koyacak." diyerek ekip başkanının yanına geri döndü.
Polon bir eliyle tekrar çantayı gösterdiğinde bu sefer de Halit içinden küçük küçük paketlerde kulaklık çıkarmıştı.

Hepimizin önüne tek tek bıraktığında ifadesizce önüme bakıyordum.
"Ve bunları girmeden önce kulağınıza takacaksınız, sizi biz yönlendireceğiz, ne söylersek onu yapacaksınız."
Başımla onaylanmıştım. Başka çarem yoktu. Eğer ucunda sevdiklerim olmasaydı, asla bu oyunu sürdürmezdim.

Ekip başkanı ve yanında ki Halit denen adi pislik o iğrenç sırıtışıyla alandan çıkmıştı. Öfkemi dizginlemek için tırnaklarımı avuç içime batırdığımı yeni fark ediyordum. Dışarıdan bakan biri ifadesiz bir suratla karşılaşabilirdi fakat içimde kaynayan öfkeyi tahmin edemezlerdi. Tanıyanlar bile bazen beni çözemiyorlardı. Belki de anlamak istememişlerdi.

Salonda derin bir sessizlik vardı. Öyle bir sessizlikti ki kimse nefes almıyor gibiydi. Herkes olacak şeyleri kafasında tartıyor olmalıydı. Bende öyle yapıyordum.
Bir kaç dakika sonra göz kapaklarım ağırlaşmaya gittikçe kapanmaya başladı. Açık tutmak bir hayli zordu.

Neler oluyordu?

Kolumu dahi kıpırdatamıyordum. İçime her nefes çektiğimde daha da mayıştığımı ve bilincimin kapandığını hissediyordum.

Ne olduğunu anlamadan son hissettiğim birilerinin beni taşıdığı olmuştu.

Gerisi karanlıktı.

🍁

"Herkes kulaklıklarını taktı mı?" Halit'in sorduğu soruyla başımı belli belirsiz salladım.

Gelmiştik.

Büyük siyah bir servisin içindeydik.
Çıkışı görmememiz için büyük ihtimal bayıltmışlardı. Nasıl bayılttıklarını bilmiyordum ama tahminim hava yoluyla olduğuydu. Çünkü herhangi bir güç uygulanmamıştı.

Kaltığımda idrak ettiğimle sinirlensemde yapacağım hiç birşey yoktu. Belki de bu sinirim çıkışı göremediğim içindi.

Bir hata yapmak istemiyordum. Çünkü yapacağım bir hatada hem ben hem de sevdiklerim zarar görebilirdi.

Serviste sadece ben, Dündar, Eralp,
Dilay, sekreter rolü oynayan kız ve Eralp ile koruma görevi verilen kıvırcık saçlı çocuk vardı.

"Artık inebilirsiniz. Binanın hemen bir kat yukarısında, en köşede ki büyük masa da olacaklar. Bakın, adamın ismi Hakan Güven, kadının ismi Şebnem Güven. Yanında bir sekreter olacaktır. Leptobu açtığı an bağlantıyı kurun. Ne kadar çabuk biterse o kadar iyi olacaktır." Adamın tek nefeste söylediklerini artık ezberlemiştim. Uyandığımızdan beri aynı şeyleri söyleyip duruyordu.

Ben bu adamı döverim! Gerizekalı muamelesi görüyorduk resmen.

Kapıyı açtıklarında ilk inen Dündar oldu. Ardından inen sekreter kız, ben, Eralp ve Dilay olmuştu.
Uzun zaman sonra dışarı çıkmanın verdiği mutlulukla içime derin bir nefes çektim. Özgürlük, tarif edemeyeceğim bir histi.

Eralp gelip omuzuma dokunduğunda kasılan bedenimi fark etmiş olmalıydı." Kasma kendini o kadar, relax ol." Bunları söyleyen o değilmiş gibi gerginliği yüzünden okunuyordu ama bozuntuya vermeden başımı aşağı yukarı sallamakla yetindim. Gerçekten bir tuhaflık vardı. Mahcubiyet vardı sanki yüzünde ya da bana öyle gelmişti.

Normal şartlarda konuşmadan veya sataşmadan durmazdı. Hislerimde yapılmadığıma emindim. "Sende bir tuhaflık var bugün." Kaşlarım sorgularcasına çatıldı."Kafanda kurma Nefes," dedi. "Orada umarım çocuk yoktur. Yine bir yumurta olayı yaşamak istemem." Dediğinde omuzuna vurdum. "Bak seni fena döverim!" Konuyu hemen değiştirmişti ve sonuç yine yumurtaydı."Tamam, son bir şey daha söyleyeceğim. Belki bu seferki haşlanmış olur ha?" Demesiyle kendi kendine gülmüştü.

O kadar sinir olmuştum ki onu şuracıkta boğabilirdim. "Beni sınamak için gönderilmiş sanki!" Sessiz ve dişlerimi sıkarak söylediklerime karşılık, "Seni kınıyorum, bu kadar sinirli olma." Dediğinde sinirle ayağımı yere vurup peşine takıldım.

Lafımı geri alıyorum. Bu salağın hiçbir şeyi yok!

Holdinge benzeyen binaya girdiğimizde, bizi büyük bir alan karşılamıştı. Biraz ötede danışman ve cam kenarlarında küçük çalışma masaları vardı. Odalar camdı ve içeriyi göstermiyordu. Danışman kadın bizleri görür görmez yanımıza geldi. Saygıyla ellerini önünde bağlayıp, "Hoşgeldiniz,sizleri üst kata alalım." dedi. Küçük bir tebessüm ile peşinden ilerledik.

Asansör ile yukarı çıktığımda gördüklerim ile gözlerim hayranlıkla etrafta gezinmeye başlamıştı. Bu ifademi anında toparlayıp daha ifadesiz gözler ile etrafı inceledim.
O kadar güzel dekore edilmiş bir restorandı ki her yerine bakma hissi uyandırıyordu. Siyah, gri ve beyaz tonlarında olan bu restoranda her masanın üstünde şık gri parlak şandamlar ve siyah güller vardı.

Duvarlar kabartmalıydı,avizeler kristal ama bir o kadar da sadeydi ve kolonlarda küçük dekor aynaları bulunuyordu. Tasarlayan kişi iyi iş çıkarmıştı.
Cam kenarındaki masada bir adam, kadın ve sekretere benzeyen kızın yanlarına bir kaç saniyede varmıştık.

İlk konuşan sanırım Şebnem Hanım olmalıydı. "Hoşgeldiniz." Tebessümü samimiyetten bir hayli uzaktı. Boyanmış sarı saçları bir hayli parlaktı. gözlerini ortaya çıkaran yeşil bir elbise giymişti. "Hoşbulduk." tebessüm ederek kadının karşısında ki sandalyeye oturdum.

Cam kenarındaydım.
Hakan denen adam daha cana yakın duruyordu. Onunda üstünde siyah bir takım elbise vardı .İkiside otuz beş yaşlarında görünüyordu. "Bir şeyler söylemek için sizleri bekledik. Ne istersiniz?"
Kulaklıktan Halit'in sesi duyuldu. "Bir şey yemeyin."
Cevaplayan Dündar olmuştu. "Sağolun aç değiliz." Benden nazaran daha rahattı.

"O zaman başlayalım. Gamze açabilirsin."
Gamze denen kız bilgisayarı açtı.
Kulaklıktan ses duyuldu. "Güney, sen de sekreterine açtır. Biraz sonra Hande'de sunum yapacak. Söyleyeceğim."dedi.

"Kübra, sende açabilirsin." Kız denileni yapıp açtı. Hemen sonra Dilay'a uzatmıştı.
"Biz bu projeyi başka bir şirketten yüklü miktarda para vererek almıştık. Maalesef sonradan bir sıkıntı çıktı. "Sıkıntının ne olduğunu 1qqsormak istedim fakat sustum. Bir şey denmemişti.

"Siz karşımıza çıkınca bir görüşmek istedik." Kadın konuşmasını bitirdikten sonra Halit'in sesi duyuldu. "Hande, projeyi kadına göster."Bu dediğiyle Dilay kısık sesle kadına projeyi anlatıyordu. Kaç metrekare, yükseklik, toplam gider ve kârı vs. söylemişti. Bunları kulaklıktan Halit'in söylediğine emindim.

Hakan ve Şebnem Hanım ilgiyle Dilay'ı dinliyor arada başını aşağı yukarı sallıyordu. Gerginliğim azalmıştı. Arkamı yokladığımda Eralp ve yanındaki çocuğun yerlerinde olduğunu gördüm. Yeniden önüme döndüğümde Şebnem Hanım bana bakıyordu. "Siz ne düşünüyorsunuz Nisa Hanım?"
Kulaklıktan yine ses gelmişti. "Siz beğendiyseniz, eşim ve benim için sorun yok de."
Dudaklarıma minik sahte bir tebessüm konurup konuşmaya başladım. "Benlik bir sorun yok, para konusunda da anlaşırsak sorun kalmaz." Cümlemi daha kendimce söylemiştim. "Eşim de tamam derse anlaşırız."

Dündar'a döndüğümde dudaklarında kendinden emin bir gülüş vardı. Rolünün hakkını gerçekten veriyordu. "Benlik bir sıkıntıda yok."
Hakan Bey, işlerin ilerleyişinden bahsederken Dündar onu dinliyor, kulaklıktan gelen sesler ile cevap veriyordu.

Bir an önce gitmek istiyordum. "Aktarıldıysa iki kere öksür sekreter." Kız iki kere boğazını temizlediğinde tamamlandığını anladık. Fakat Hakan Bey içini dökmeye başlamıştı. Karısı hoşnutsuz bir şekilde arada dürtüklüyordu fakat umurunda da sayılmazdı.

Şebnem Hanım bana soru sorduğunda bakışlarım ona çevrildi. "Çok genç gösteriyorsunuz, kaç yıllık evlisin?"
Hazırlıksız yakalanmıştım. Genç gösteriyordum çünkü zaten gençtim. Yirmi üç yaşındaydım fakat rol verirken pek de bunu takmamış gibilerdi.

Cevap vermek için kulaklıktan ses beklerken kulaklarımda tiz bir ses, vücudumda keskin sızılar hissettim.
Ellerim refleksle yüzüme gittiğinde dudaklarımdan tiz bir çığlık kopmuştu. Neler olduğunu algılayamıyordum. Silahlar patlıyordu.
İnsanlar bağırıyor, kimisi feryatlar yakıyor, kimisi çığlık atıyordu ama hiçbirine odaklanamıyordum.

Özellikle karın bölgemde inanılmaz bir sızı vardı. Sandalyem yere düşmüştü ve ben hala ayaktaydım. Gözlerimi araladığımda gördüklerim felaketti.
Neler olduğunu algılayamoyordum çünkü herşey bir anda gerçekleşmişti.
Daha fazla ayakta duramayıp yere düştüğümde dudaklarımdan büyük bir inilti döküldü. Nefes alamıyordum.
Acı öyle çoktu ki gözlerimi açık tutamıyordum. Güç bela kafamı kaldırdığımda, camların heryerime battığını etrafımın kan olduğunu gördüm.

Birisi, "Nefes!" diye adımı bağırarak söylesede onu bile güçlükle duymuştum ve cevap verecek gücü kendimde bulamıyordum. Sol yanağımdan usulca bir yaş süzüldü.
Karnımda büyük bir cam parçası vardı, en çok acıyı orada hissediyordum.

Masanın üzerinden yere düşen çantayı fark ettiğimde dişlerimi sıkarak onu aldım ve titreyen ellerim ile içindeki silahı aldım.
Ne yaptığımı bile bilmiyordum. Tek bildiğim şey en azından çaba göstermem gerektiğiydi.

Tüm acıma rağmen kendimi az ilerideki duvara kadar sürüklediğimde amacım olan biteni kavramaktı. Sırtımı duvara verip bir kaç saniye soluklandım. Kan kaybediyordum, elbisemin hepsi artık kandı.

Dilay yere çökmüş, ellerini kafasına sarmıştı. Dündar, Eralp, kıvırcık saçlı çocuk, kimse yoktu. Yerde kanlar içinde yatan sekreter rolünü oynayan kızı gördüm.Sarı saçlarının hepsi kandı.Alnından vurulmuştu ve onu bu halde gördüğüm an içim öyle bir acıdı ki nefes alamayacağımı zannettim.
Garson kılığındaki çoğu kişi yerlerdeydi.

Bizi bir piyon gibi ortaya atmışlardı.

Şebnem ve Hakan denen adamın koşarak kapıdan çıktığını gördüm. Bir garsona silah tutan adamı gördüğümde onu bacağından vurarak yere düşürmüştüm. Ellerim titriyordu ve ter içinde kalmıştım. Sertçe yutkunduğumda adamın gözleri bana çevrildi.

Elindeki silahı bağırarak bana kaldırdığında işimin bittiğini anlamıştım.

Ben birisini vurmuştum.

Ben vurmuştum.

Nefes almak o kadar zordu ki,başım dönmeye başlamıştı.

Adam beni vurmak için tam tetiğe basacak iken kafasına yediği kurşun ile yere çakıldı. Çığlık attığımda sesler azalmaya başlamıştı ama hala patlayan silahlar devam ediyordu.

Herkes yerdeydi.

Çoğu ölmüştü.

Belki de, bende ölecektim.

Canlarımız bu kadar ucuz muydu?
Görüntüsüne hayran kaldığım restoran yerle bir olmuştu.
Görüşüm iyice bulanıklaştığında direnmeye çalışıyordum. Küçükken annemin bana uyuturken mırıldandığı sözleri söylemeye başladım.

"Candır o yâr,
Kalbime zarar sevdiceğim.
Bilsen bendeki yerini
Söyleyeceğim çok şey var..."

Gözyaşlarım akıyordu. Hem acıdan, hem de özlemden. Aynı sözleri defalarca tekrar ettim.Çünkü gerisini hatırlamıyordum.

Gücüm kalmamıştı, acıya istemesemde zorla alıştırmışlardı. Silah sesleri sunmuştu, belkide artık ben duymuyordum. Birileri adımı söylüyordu, gözümü açamıyordum.
"Abi, çok kan kaybetmiş!" Endişeli bir ses duymuştum, Eralp'in sesine benziyordu.

Hiç birşeye odaklanamıyordum.

Bedenimde hareketlenme hissettim. Gözlerimi yarım yamalak alabildim, fakat bulanık görüyordum. Biri beni kucağında taşıyordu. Hareket ettikçe canım daha fazla yanıyordu.

Dudağımdan kesik bir inleme daha döküldüğünde gözlerim tekrardan kapandı.Daha fazla direnecek gücü kendimde bulamıyordum.
"Uyumamalı!" diyen bir adamın sesini duymuştum. Nereye götürdükleri umurumda bile değildi. Tek isteğim bu acının son bulmasıydı. Artık ne ses, ne de his vardı.
Gözlerim kapanmış, acım uyuşmuştu.

Ölüm bugün bana kucak açmıştı.

Kader bunu belirleyecekti.

BÖLÜM SONU

Bu bölüm biraz🤏 kaos yüklüydü.Diğer bölüm daha sakin olur merak etmeyin.Biraz nefes alalım kxjsjsjdj.Şimdilik hoşça kalınnn.

(SON YEŞİLİ ARKADAŞLARINIZA ÖNERMEYİ UNUTMAYINNN:))
🩷🎀

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18