SON YEŞİL kitap kapağı

4. bölüm / 7

SON YEŞİL

3. Bölüm: "Oyunun Başladığı Yer"

Vaveyla Yazarı: İkranur Karataş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm: "Oyunun Başladığı Yer"

Gördüğüm kişi kafamı çok karıştırmıştı. Nedense şuan onu gördüğümde burada olma sebebimizin daha karanlık işler yüzünden olduğunu düşünüyordum.

Eralp Turan.

Büyük ülke yatırımcılarından olan Siyav Turan'ın kardeşiydi. Elanaz'ın beni zorla babasının sahip olduğu sergi alanına götürmesi ile karşılaşmıştık.

Rezil bir tanışma anımız vardı.

Herkese kısa bir göz gezdirdi fakat bende aniden durdu. Göz göze gelmeyi beklemiyordum. Gözleri kısıldığında düşünceli bir tavırla kafasını hafifçe yana yatırdı. Bir kaç saniye sonra düşündükten sonra beni hatırlamış gibi gözlerini açıp tehlikeli bir şekilde gülümsedi.

Kadının el işareti ile benim olduğum tarafa geldiğinde konuştu."Çiğ yumurta?"

Bir dakika, ne?

Allah'ım unutmamıştı!
Kahretsin!
Tamam, ifademi sabit tutacaktım ama çok zordu. Utançtan geberilse şu dakika can vermiştim.
Derinlerden bir ses 'nasıl unutsun ki? 'diye seslenmişti sanki. Haklıydı da.

Kaşlarımı çatarak ona baktım. Sinirlenmem hoşuna gitmiş gibiydi. Abi kardeş ikisi de manyaktı. Utancımı sinirime vurarak ona bakmaya başladım. Bakışlarımdan anlamış olacak ki cıkladı. "Unutmadım." Gıcık bir şekilde gülümseyince derin bir nefes verdim.

Orasını anladık zaten gerizekalı!

"Konu bu mu?" diyerek konuyu değiştirmeye çalışmıştım. Ve evet başarmıştım da. Anında ifadesi sertleşmiş yerine öfke kurulmuştu. Benim gibi öfkesini saklayamıyordu. "Burada neler döndüğünü anlamış değilim. Ama bulacağım." Kısık sesle söyledikleriyle onaylarcasına başım aşağı yukarı salladım.

Sergide ki karşılaşmadan sonra da bir kaç kez daha karşılanmıştık ama aramızda hiç konuşma geçmemişti. Küçük bir baş selamıyla geçip gitmiştim. Zaten abisiyle kuyruk gibiydiler biri nereye giderse diğeri de oraya gidiyordu.
Basında ara sıra gördüklerime göre öylelerdi.

Hala şaşkındım. Kardeşinin yokluğuyla ortalığı birbirine kaçmıştır diye düşünmeden edememiştim. Ekip başkanı gerçekten kafayı yemiş olmalıydı.

Aramızda sessizlik hakimdi. İçeriye tam dokuz kişiyi daha getirdiklerinde toplam yirmi kişi olmuştuk. Bu kişilerden dikkatimi çeken tek bir kişi vardı. O da dev cüsseli diyebileceğim, insanın içine korku salan kahve saçlı-kahve gözlü bir adamdı.

Yaklaşık on dakika geçmişti.Kimseden çıt çıkmıyordu. Artık ayakta durmaktan yorulmuş yeri oturmuştum. Bu hareketimle Eralp de oturmuştu. Canı sıkıldığı bariz ortadaydı.
Benimse pek sıkıldığım söylenemezdi. Kafamın içinde bir sürü düşünce vardı.

Hayata dair bir yaşama isteğim hiçbir zaman olmamıştı. Okula gitmiyordum. Liseyi bitirdikten sonra bir kuaförde çalışmaya başlamıştım. Bir süre sonra kendimi geliştirmiş, bir kaç sertifika almıştım.

Eğer kaçırılıp bu lanet yere gelmeseydim. Bir hafta içinde ev tutmuş kardeşimi yurttan almış olurdum. On sekizime girdikten hemen sonra kardeşimin sorumluluğunu kendime almıştım. Ayrı yurtlardaydık Buse ile. Müdüre Hanım'ın sayesinde bir sene daha yurtta kalmış, sonrasında çalıştığım para ile kendime bir ev tutmuştum.

Ne kadar tek kalamasam da.

Evde iki kişi yaşıyorduk.
Ev arkadaşımla neredeyse hiç konuşmazdık. İkimizde içine kapandıktık. Aramızda geçen konuşma sadece; marketten bir şey istiyor musun? veya kirayı ödedin mi? tarzı şeylerdi. Ayrı eve çıkmadan kardeşimi getirmek istemiyordum açıkçası.

"Ağzımı bozmayayım diyorum ama burada ne sikim dönüyor?!" Kısık ve sert bir sesle söylediklerine karşı yine belli belirsiz başımı sallamıştım.

Ne diyebilirdim ki?

"Sen hep böyle susar mısın?" diye sorduğunda ona baktım. "Haklıya ne denir ki?" dediğimde güldü.

"O gün kendini açıklamak isterken pek de sessiz olduğun söylenemezdi." Of! Yine konuyu bana getirmişti. Başka bir şey konuşamaz mıydık yani.
"Konuşmam gereken yerde neden susayım?" dediğimde
"Konuşabildiğin tartışılırdı." dedi.

"Ne yapabilirdim ki!" diye sessizce yükseldiğimde gülmemek için ekstra bir çaba sarfediyordu. "Karşıma tanınmış bir iş insanı gelmiş 'Bunu açıkla' diyor." Son söylediğimi kalın bir sesle söylemiştim.
Buna da güldü salak herif. Bir anda ciddileşip, "Sen o yumurtayı nereden buldun?" diye sordu.
Evet, imajım yerle yeksan olmuş durumdaydı. İfademi bozmadım.

"Bir tane çocuk verdi."
"Eee."
"Annesi zorla ona yediriyormuş, dedi ki sizde kalabilir mi?"
Ben gerçekten anlatıyorken o beni yalancı bir ciddiyetle dinliyordu. "Bende bir an arkadaşıma sinirlenip fırlattım ama elimde olduğunu unutmuşum." Sonlara doğru sesim utançtan kısılmıştı. Kafamı eğdim.

Kim sergiye küçük çocuk getirir ki?!

"Meğerse yumurta çiğmiş, çocuk beni kandırmış." Cümlemi bitirdiğim an bütün ciddiyetini bırakmış yerine hayvani bir gülüş salmıştı. Evet, tam tabir buydu.

Bu gülüşüyle salonda ki herkes bize bakıyordu. Ben olsam bende bu yanımdaki insan dışı varlığı sorgulardım. Gülüşü yavaş yavaş kısılıp yerini tebessüme bıraktı. "Ve yumurta abime geldi." Kafasını iki yana sallarken aklına bişey gelmiş gibi gözleri irileşti. "Abim." diyen mırıltısı belli belirsizdi.
Benim aksime daha koyu olan mavi gözlerinin içi kırmızıydı ve kumral saçları dağınıktı.

Abisiyle o kadar zıtlardı ki bir an üvey olabileceğini bile düşünmedim değildi. Alakaları bile yoktu.

Özlemişti. Gözlerinde beliren özlem bir abiye değilde sanki daha öte bir babaya duyulan özlem gibi hissettirmişti.

Ne yapabilirdi ki?

Kapı açıldığında sırtına iki kez teselli edercesine vurup ayağa kalktım. Üstümdeki tozları elimle silkeleyip giren kişiye baktığımda tek kaşım sorgularcasına havalanmıştı.

"Herkese merhaba!" Neşeli bir ses tonuyla resmen şakımıştı. Yanında iki koruma ile yapılı ve bir hayli kilolu bir adam girmişti. Sarı saçları gür ve yer yer beyazlıklar vardı. Tahminimce ellili yaşlarında falandı. Gözleri ışıktan dolayı parlıyor ve buda rengini seçmeme engel oluyordu fakat yeşil veya mavi gözlü olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Konuşma stili kulak tırmalıyordu.
Genzinden konuşuyordu ve peltekti. Sanırım aksanı yerli değildi,belkide Yunan veya Rustu. İçeriye girdiğim andan beri alanda olan adam da ceketini ilikleyince kaşlarım çatıldı.

Saygın biri olmalıydı.

Kaşlarım çatık bir şekilde giren adama bakıyordum. "Ben Polon Hannah." Daha önce hiç duymadığım bir isimdi.
Eralp ağzında bir şeyler geveliyordu fakat tüm odağım Polon denen adamdaydı. "Ve şunu söylemeyim ki bu ekip sandığımdan daha iyi." Sanki sesinde gizli bir gurur vardı. Ya da bana öyle gelmişti.
"Oldukça beğendim." dedi.

Bu adam ne zırvalıyordu?!

Adam tekrar konuşacak iken bir ses duyuldu. "Sadede gel!" Kafamı çevirdiğimde bunu söyleyenin dikkatimi çeken dev cüsseli adamın olduğunu gördüm. Bu çıkışıyla Polon dev bir kahkaha attı.

Şu adam susmazsa her an dalabilirdim! Konuşması o kadar kulak tırmalıyordu ki...

"Peki," diyerek tekrardan ciddileşti.
"Şuan bilmeniz gereken sizlerin ekip başkanınız olduğum."

Ne?

Bunu söylediği an yüzümde şaşkınlıkla karışık bir afallama oluşmuştu. Bu kısa sürmüş yerine ise yakıcı bir öfke kurulmuştu. Konuşmaya devam etti. "Ve ve ve," İki elinin işaret parmağıyla bizleri gösterdi. "Bir hafta sonra ilk görevinize başlayacaksınız!" Sesinde gereksiz bir heyecan vardı. Yanımdaki siyah saçlı kızdan "Hıı?" diye bir şaşkınlık edası dökülmüştü.

Eralp ile aynı anda birbirimize döndüğümüzde ikimizin de gözlerinden sinir ve şaşkınlık dökülüyordu. Etrafımızda ki diğer insanlardan da öyle.

Bu da ne demek oluyordu?

Amaçları neydi bilmiyordum ama bu işin sonunda buradaki herkes geri dönülmez yaralar almış olacaktı. Bunu biliyordum.
Belki bazıları yaralarını sarardı, iyileştirirdi ama izi daima kalırdı. Bunu da biliyordum. Benim yara izlerim çoktu. Hala kanıyorlardı.

İnsanlar beni düşünmüyorsa ben de onları düşünmeyecektim. Gerekirse bencil olacaktım. Diğerlerine benzeyecektim fakat buradan çıkıp huzuruma, kardeşime gidecektim.

İnsanlar acımasızdı.
İnsanlar çok kez güvenilmezdi.
İnsanlar bencildi.
İnsanlar ve insanlar.

Hepsi aynıydı. Belki de ben sadece böyle insanlar tanımıştım.

Çoğu kişi itiraz ediyor bağırıp çağırıyordu. Bunları sahte bir tebessümle izleyip gitmişti ekip başkanı. Umurunda değildi.
Öyle bir öfke içimde harmanlanıyordu ki bir gün gırtlağına yapışacağımı biliyordum.

Umut ettiğim tek bir şey vardı.
O da, Siyav Turan'ın kardeşi için gelip bizi de bu lanet yerden kurtarmasıydı.

Tek temennim buydu.

BÖLÜM SONU

Evvet dostlarrrrr!:)
Nasılsınız??Umarım iyisinizdir.
Bölüme oy vermeyi ve yorumlarınızı belirtmeyi unutmayınızzz.
Keyifli Okumalarr...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18