3. bölüm · SON YEŞİL
2. Bölüm: "Huzurun Kırıldığı Yer"
1 AY ÖNCE...
Huzur.
Bir insan huzur bulamadığında en fazla ne kadar bu boşluğa dayanabilirdi? Huzur bulmak sadece hislerden mi ibaretti? Belki de öyleydi.
Belki de içimdeki o boşluk hiçbir zaman tam anlamı ile dolmayacaktı. Biliyordum ki bir yanım hep eksikti.
Belki kardeşim o boşluğu tam anlamıyla dolduramıyordu ama en azından göğsümdeki o ağırlık onun yanında kayboluyordu. Minik bedeni ile bana destek çıkmaya çalışan oydu.
Bir yanımın hep eksik kalmasının asıl nedeni ailemin dağılmasıydı.
Sahiden ne zaman tam anlamı ile bir aile olmuştuk ki?
Biliyordum, annem ve babamın boşanmamasının tek sebebi bendim. Ortada kalacak bir çocuk için her şeye göz yummuşlardı. Zaten hep böyle olmaz mıydı?
Kurulu bir düzenimiz vardı belki, belki sadece bir aradaydık ama aradaki o ince bağ hiçbir zaman tam olarak dolmamıştı.
Hiçbir zaman da dolmayacaktı. Çünkü ihtimaller artık yoktu.
Çünkü bir annem yoktu.
Çünkü babam kayıptı.
Çünkü geçmiş peşimi bırakmıyordu.
Çünkü geleceğim tamamen insanların elindeydi.
Çünküler ne zaman bitecekti? Sebep verdikleri ne zaman son bulacaktı?
Bıkmamışmıydık şu lanet düzenden?
Kimimiz isyan ederken kimimiz boyun eğmişti. İsyan edenler bir sonuca varamıyordu. Çünkü kader çoktan kararını vermişti.
Yazılan bozulmazdı.
Oyuncakçı da ki kadının gülümsemesine hafif bir baş eğme ile karşılık vererek yurda doğru yürümeye başladım. Hava kasvetliydi. Herkesin aksine ben böyle havalarda daha enerjik hissederdim fakat göğsümün ortasındaki yumru ve baş ağrısı kendisini gösteriyordu. Herzaman olduğumdan daha huzursuz hissediyordum ve lanet olsun ki hislerim hiç beni yanıltmazdı. Birşey olacak korkusu ile paranoyak olmuş durumdaydım.
Yaz ayının ortalarında olmamıza rağmen hava esiyordu. Bu mevsimde anormaldi ama nedenleri net bir şekilde açıktı.
İnsanların çevre duyarsızlığı...
Yurt yürüme mesafesi ile yaklaşık on dakikaydı. O yüzden adımlarım yavaştı.
Bugün Buse'nin doğum günü olduğu için Elanaz da yurda gelecekti.
Ne kadar gelmemesi için ısrar etsemde. Kanseri yeni anlatmıştı ve dinlenmesi gerekiyordu fakat hep burnunun dikine giden biri olduğu için laf dinlemesi mümkün değildi.
Sokağı döndüğümde daha bir kaç adım atmıştım ki ensemde bir nefes hissettim. Huzursuzluk her bir yanımı sarmıştı. Adımlarımı hızlandırıp bir an önce caddeye çıkmak istiyordum. Adım sesleri ve ensemdeki nefes gitmemişti. Hızlandıkça o da hızlanıyordu.
Bir anda durdum.
Adım sesleri de susmuştu fakat ensemdeki nefes yerli yerindeydi.
İçimden öyle çok devam etmesini ve gitmesini istiyordum ki kendimi kastığımı avucumun içine batan tırnaklarımdan anladım.
Ensemdeki nefes geri çekildiğinde bir an nefesimi verdim fakat gözüme siyah bir perde inmiş gibi kapalı gözlerim daha da kararmıştı. Gözümü aniden açıp karşıma baktım.Benden bir hayli uzundu ve başımı kaldırıp suratına bakmaya korkuyordum.
Öyle iğrenç kokuyordu ki geriye gitmek istediğim anda kolumu tutan el ile ne yapacağımı bilemedim. Nefes alış verişlerim hızlanmıştı.
Korkuyordum hemde fazlasıyla. Kolumu çekmek bir yana dursun kıpırdatamıyordum bile. Öyle sıkı tutmuştu ki canım yanıyordu. "Bırak!" diye bağırdığım anda inadına daha çok sıktı kolumu. Acıdan dolayı kısık bir şekilde inlediğimde "Yardım ed-" diye bağırışım yarıda kesildi. Koca eli ile ağzımı kapatınca kusmamak için büyük bir çaba veriyordum. Ağzımı kapattığı için boğuk çıkan sesimi kimse duyamazdı.
Lanet olası sokakta kimse mi olmazdı?
Gerçi kim bu havada dışarı çıkardı ki?
Yurdun sadece bir kaç sokak arkasındaydım ve bu sokak bildim bileli hep bomboştu. Bir anda dizim ile bacak arasına sertçe vurup elinden kaçmayı başarmıştım. Acı dolu çıkan boğuk sesi arkamda kalmıştı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bir an duracak sandım. Bu son şansımdı.
Koşarkem attığım çığlık bütün sokakta yankılansa da bağırışım hemen son buldu.
Acıdan hemen kurtulmuş bana çoktan yetişmişti. Kolumdan tutup beni geriye çektiği anda ensemdeki derin sızıyı hissettim. Gözlerim anında kapanırken hissettiğim tek şey koca bir çaresizlikti.
🍁
İnsanın bir yaratılış amacı vardı,o amaç için ise yaşamak. Yaşayabilmek.
Fakat şuan yaşamak, nefes almak oldukça zordu. Ölüm şuan için bir kurtuluş olurmuydu?
Kendi ölümünü gerçekleştiren çok insan görmüştüm ama hiçbir zaman hak vermemiştim. Ne yaşamış olurlarsa olsun. Ama şuan ölümü dileyebilir miydim?
Bu bencillik olurdu. Çünkü arkamda bıraktığım küçük bir can vardı. Ve ben o can için şunca zamandır çabalıyordum.
Zaman hızlı geçiyordu. Ne ara iyileştim, ne ara bu kadar zaman geçti
düşünemiyordum. Düşündüğüm tek şey kardeşimdi, ne haldeydi, nasıldı?Sorular beni o kadar çok boğuyordu ki nefes alamıyordum. Tek sorun bunlarda değildi. Beynimin içinde daima tekrar eden onlarca soru soran ses vardı.
Yalnız kalmak da daha çok etkiliyordu bunu tabii.
Hissediyordum.
Yavaş yavaş soluyordu yapraklarım.
Kuruyordu. Sertleşiyordu.
Sulanması lazımdı.Kimse umursamıyordu.
Aksine daha çok kırıyorlardı dallarımı,solduruyorlardı yapraklarımı.
Eğer solarsam bir daha eski rengime geri dönemezdim.
Yitip giderdim.
Bu yüzden kendimi hep bir bitkiye benzetirdim. Saçma gelebilirdi.Bir ağaç, büyümemiş bir fidan, belki sarmaşıklar. Sonbaharda solan herşey... Ya da yaprakları olan ama sulanmayan bitkiler.
Esma ablanın yaklaşık bir saat önce getirdiği mavi, kısa kollu oversize tişörtü ve siyah taytı giymeye başladım. Baş ucumda ki beyaz spor ayakkabıları da giydikten sonra küçük dolabın kapağındaki aynadan kendimle göz göze geldim.
Dolabın hemen yanındaki aynadan kendimle göz göze geldim fakat yanlış bir şeye bakıyormuşum gibi anında geri çektim.
Hala nasıl bir şeyin içine düştüğümü sorguluyordum ve içimdeki öfke gün geçtikçe daha çok büyüyordu.
Artık o pis odada değildim. Daha makul bir odaya getirmişlerdi. Nasıl geldiğimi hatılamıyordum ama uyutularak getirilmem muhtemeldi. Uyandığımda gözümü bu minik oda da açmıştım. Yurt odama benziyordu. Tek kişilik bir yatak, küçük bir dolaptan başka bir şey yoktu. Odadaki camdan ise sadece bir duvar görünüyor, odanın hava almasından başka bir işe yaramıyordu.
Saçlarımı kısa oldukları için açık bırakmıştım, bağlamak istesem dahi toka bulabileceğimi sanmıyordum.
Kapı iki kere tıklatıkdığında yönümü kapıya çevirdim. Siyahlar içinde bir kadın kapıdaydı. İlk defa görüyordum. Saçlarını sıkı bir topuz yapmış, siyahlar içinde esmer tenini daha çok ortaya çıkarmıştı. "Ekip başkanı bütün ekibi alt katta bekliyor, benimle gel." diyerek yürümeye başlayınca el mecbur peşinden ilerledim.
Odadan çıktığımda önümdeki uzunca bir koridor ile karşılaştım. Koridor da tek benimki değil başka odalar da vardı. Her oda kapısının üstünde oda numarası yazıyordu.Umursamaz bakışlarım kendi kapıma çevrildiğinde 1 numaralı odada olduğumu gördüm.Kısık sesle oflayarak önüme döndüm.
Bir de 1 numaralı odaya koymuşlar! Kötü olduklarını bilmesem övgü olarak anlayacaktım.
Koridoru sonuna vardığımızda toplam yirmi oda olduğunu fark ettim. Esma denen kadının dediği doğruydu, toplam yirmi kişiydi.
Merdivenden indiğimizde büyük bir kapıyla bakışıyordum. Kadın kapıyı açtı fakat ben yerimden kıpırdamadım. Daha doğrusu kıpırdayamadım.
Neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ve bu beni tedirgin ediyordu. Öylece durduğumu görünce "Hadisene." diyerek beni içeri çekti. Sert tutuşu canımı acımıştı. Hala tam olarak iyileşebilmiş değildim. Sinirle kolumu çektiğimde içeri bir adım attım.
Uğultu sesleri geliyordu.
Nihayet kapıdan içeri girdiğimizde bir hayli şaşırmıştım. İçerisi neredeyse bir spor salonu büyüklüğündeydi.
Yanında iki koruma olan adam her zaman ki iğrenç sırıtışıyla kapının sol tarafında duruyordu. Kafamı sağa çevirdiğimde tahmini sekiz kişi ile karşılaştım. Hiçbirinin iyi durumda olduğunu söyleyemezdim. Her birinin gözünden büyük bir öfke ve çaresizlik akıyordu.
Kadın beni o grubun yanına götürdüğünde peşinden ilerledim.
Yaklaşık beş dakika boyunca ayakta bekledikten sonra kapı tekrardan açıldı. Bakışlarım kapıya döndüğünde ağzım aralandı. Burada olması gereken en son kişiydi
Burada ne işler dönüyordu?
BÖLÜM SONU
Keyifli okumalar dilerim dostlarr:)
(Oy vermeyi unutmayınnnn.)
