1. bölüm / 5
SON HEDEF: AŞKKaranlığım Peşindeki Cesaret
Bölümler 5Şu an: Karanlığım Peşindeki Cesaret
Ocak 2025
Aşk bir denizin derinliklerinde saklı bir inci gibidir; risk almadan, güvenle dalmadan o inciye ulaşmak imkansızdır. Her yeni başlangıç, aşkın ve güvenin el ele verip, kalbin ritmiyle attığı cesur bir adımın meyvesidir. 'Gerçek aşk, güvenin sığ sularında yüzmez, derinliklerinin bilinmeyen karanlıklarında cesaretle keşfe çıkar. Acımasızlık ise, bu yolda karşılaştığımız engellerin ve zorlukların acı dolu gerçeğidir. Kalbi sevenlerin yolu, güvenle parlayan yeni başlangıçların kapılarını aralar. 'Kara bulutların ardından görünen tek ışık, aşkın ve güvenin birbirine dolandığı o ince çizgidir,' diye fısıldar iç sesimiz. Aşk, güvenin kollarında, yeni başlangıçların peşinde ve acımasız gerçeklerin ortasında filizlenir.
———
Ben Afra.
Yeni bir başlangıç yapmanın heyecanıyla dolup taşıyordum. Üniversiteden mezun olalı daha birkaç hafta oldu ve şimdi hayal ettiğim gazetecilik kariyerine ilk adımımı atmış bulunuyorum.
Geçen günlerde ünlü şirketlerden birisine işe alınmak amaçlı birkaç dosya göndermiştim ve onlarında acilen gazeteci birisini işe almak istediklerinden dolayı beni şirketlerine kabul gördüler.
Şu an ise şirketteydim. Etrafımdaki gürültüler ve insanların enerjisi beni sarhoş etmiş gibi hissettirdi. Herkes bir şeyler yapıyor, fikirlerini paylaşıyor ve projelerine odaklanmış durumdaydı. Bu kabalığın içerisinde bulunmak bana kendimi kaybolmuş hissettirse de aynı zamanda buranın bir parçası olmanın verdiği mutluluk ve heyecanla doluydum. Kendi sesimi buldum ve bu ortamda yer edinmek için sabırsızlanıyorum.
Kendimden biraz bahsetmem gerekirse…
Aklıma koyduğumu yaparım. Hepsi bu.
Patronum beni odasına çağırmıştı. “Hoş geldin Afra. Seni burada görmeye çok ihtiyacımız vardı.” Dediğinde gülümsüyordum. Ama kendisi yüzüme konuşmak yerine bana ait olan dosyalarımı karıştırıyordu. “Teşekkür ederim Elif Hanım. Sizleri de görmek hari-”
“Teşekkürünü sonra edersin Afra. Ben ciddiyim. Sana gerçekten ihtiyacımız var. Hem de çok acil.” Dediğinde birden ayağa kalkıp karşımda dikildi.
“Önemli bir iş olsa gerek değil mi?”
“Tam tahmin ettiğim gibisin. Zekisin. Birazdan siz gazetecileri toplantı salonuna toplayacağız. Önemli bir olay var. Detayları orada öğrenirsin.”
“Peki gelirim ben de.”
“Mecbur gelmelisin çünkü konuşulacak mevzu sen işe alınmadan önce belki bin defa konuşuldu fakat hiçbir gazeteci kalkıp ben bu göreve üstlenirim demedi. Şimdi ya sen dersin ya da işler daha kötüye gider.” Kollarımı bağladım. Bu konu canımı sıkmıştı. Olay ne olabilirdi ki? En fazla kötü birilerini yakalamak için onlarla görev gerekliliğiyle içli dışlı olmak olurdu. Mafya gibi.
“Yani bildiğim kadarıyla ben hariç içeride 19 tane gazeteci var. Bu kişiler eğer bu başarılı şirketteyse kendileri de oldukça başarılı demektir. Onlardan birisi bile olayla ilgilenmek istememiş ise hemen orada elimi kaldırıp ‘Ben bu olaya üstlenirim.’ Dememi beklemeyin. Ama düşünürüm elbet.”
Dediklerimden sonra Elif Hanım alt dudağını stresle ısırdı ve ellerini saçlarına geçirdi. “Tamam Afra. Ama ne olursun düşün tamam mı? Yoksa olay gittikçe kötüleşecek. 3 yıldır kimse olayı üstlenmedi. Artık daha fazla ilerlemesine izin veremeyiz. Toplantıda görüşürüz.” Yanımdan hızla geçen Elif Hanım’a arkamı dönüp baktım. Üç yıldır süren bir olay demek. Baya aksiyon baya operasyon. Tam benlik gibi duruyor ama önce olayı öğrenmemiz lazım. Allah göstermesin mafya falan çıkarsa sonra… koca adayım olur!
Kendi kendime sesli konuşurken arkamda kapının yanında elinde dosyayla beni izleyen kızıl saçlı, gözlüklü kıza baktım.
“Bir sorun mu var?” Kendi kendinize konuşuyorsunuz da delirdiniz sandım derse istifayı basarım.
“Şey… beni Elif Hanım gönderdi de… Siz Afra Erya olmalısınız sanırım…” Kızın tam karışında durdum. Çok utangaç birisine benziyordu. Menajer falan olamazdı herhâlde. “Evet benim.”
“Ben sizin menajerinizim.” Alo anne kızın işsiz kaldı.
“A-a tamam.” Dediğimde kız elime dosyaları verdi.
“Bunlar sizin tarafınızdan imzalanması gerekiyormuş Afra Hanım.” Elime bıraktığı ağır dosyalar sonrası dengemi kaybettim sonra kendimi sağlam tutup dik durdum.
Derin bir nefes verdim. “Tamam. Adın neydi?”
“Ayşe ben.”
“Memnun oldum.” Elimi tuttuğum dosyalardan dolayı tam uzatamadım. Ayşe yine de elimi sıktı. Tatlı ve utangaç bir kıza benziyordu.
Karşı duvarda asılı olan saate baktı. “Beni takip edin sizi toplantı salonuna götüreceğim.”
Kafamı olumlu anlamda sallayıp hemen dosyaları koltuğa bırakıp Ayşe’yi takip ettim. “Ne zamandır burada çalışıyorsun?”
“Yaklaşık beş yıl olmuştur herhâlde. O kadar yoğunuz ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile. Birde şu olay ortaya tekrardan çıkınca daha da yoğun olmaya başladık.”
“O olay derken toplantıda konuşulacak olan olaydan bahsediyorsundur. Neden bu kadar konuşuluyor bu?” Önümüzde kalabalık olduğu için yavaş yavaş ilerledik.
“Nerden başlasam bilmiyorum. Gerçi sende yakında öğrenirsin zaten de kısa keseyim en azından konuya az çok hâkim ol. Uzun zamandır herkesten saklanıp çok gizli işler çeviren bir çete var ve bu çetenin elindeki bilgilere ulaşmak için birimizin çeteyle yakından ilgilenmesi gerekiyor. Bunun içinde operasyon vs. gerekli. Çoğumuz hatta hepimiz bu olaydan korkuyoruz. Sonuçta operasyonun iyi geçeceğini bilemeyiz.
Bu olay konuşulduğunda herkes sadece olayın sonunu ele aldığı için olayla ilgili dosyalara bakmadan sadece ‘Ya ölürsek?’ diyorlar. Haklılar haksızlar diyemem ama olay ne kadar ciddi de olsa en azından bir ucunu tutmaları gerekiyor. Uzun lafın kısası bu olaydan hepimiz bıktık artık bir yiğit çıksa da ‘Ben ilgilenirim.’ demesini bekliyoruz.”
“Diyelim ki operasyon başarılı geçti sonra ne olacak?”
Bana alayla gülerek baktı. “Emin ol olayın bu kısmını soran ilk kişi sen olabilirsin. Açıkçası bilmiyorum. Herhâlde üstümüzden büyük bir yük kalkardı ve seninle beraber ejder meyveli smoothie içmeye giderdik.” Paragrafın akışını bozan cümleyi bulunuz. Smoothie’nin alaka seviyesi.
Kalabalık yavaş yavaş dağıldığında hızlıca toplantı odasına geçtik. Ayşe’nin işlerinin olması sebebiyle o gelemedi. Odaya tek başıma girdim. Odaya bakındığımda birden tüm gözleri üstümde buldum. Küçük bir gülümsemeyle öndeki koltuğa geçtim. Hala herkes bana bakmaya devam ediyordu. Herkes benim vereceğim cevabı merakla bekliyordu. Ben de en az onlar kadar ne diyeceğimi merak ediyordum.
Elif Hanım içeriye geldi ve olayı elindeki belgelerle herkese ve özelliklede bana pür dikkat bakarak anlattı. “Bir çete. Mafya çetesi.” Dediğinde kalbimde bir ufak çarpıntı oldu. Ne demek mafya ya? Ben kalkayım en iyisi.
“Üç yıldır insanları öldürüyorlar. Kimleri ne sebeple öldürüyorlar bilmiyoruz.” Bize imayla baktı. “Bilemiyoruz.” Bilmek istemiyoruz bence.
“Bu çetede mafya liderinden tutun keskin nişancılığa kadar her iş var. Elimizdeki tek bilgi bu. Bizlerde ülkenin en büyük haber ajansı olarak artık bu işe başlamamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Olay ile ilgilenmek isterseniz planlanan operasyonlara, elde edilen bilgilere sahip çıkacak ve onaylayacaksınız. Herkesin anladığını düşünüyorum.” Kimseden ses çıkmadı. Fakat birden yanımdaki siyah deri ceketli yeşil gözlü, siyah saçlı, geniş omuzlu, asil çocuk tuhaf aromalı ama asalet kokan bir parfüm… sanırım biraz fazla dikkatli baktım. Her neyse. Çocuk elini kaldırdı ve bir soru yöneltti. “Kimse istemiyor zorlamayın ve artık bu olayın peşini bırakın. Sırf bu olay yüzünden hem kendi hayatımızdan hem de başka olaylardan mahrum kalıyoruz.”
Nedeni, sebebi falan yok. Birden elimi kaldırdım. O an herkes bana baktı. “Ben.”
Elif Hanım bir umutla yüzüme baktı ve tekrar sordu. “Sen?”
Ardından yanımdaki çocuk birden sinirlice çıkıştı. “Elif Hanım istemiyoruz. Yeterli bıktık artı-“
Sesimi diğer sesleri bastıracak kadar yüksek çıkarttım. “Ben istiyorum.” Dediğimde ben bile inanamamıştım. Ben? Olay? Mafya? Gebermek? Ben?
Salonda bir süre sessizlik oluştu. Sessizliği yanımdaki çocuk bozdu. “Ölmek isteyen birisini ilk defa görüyorum. Birde yenisin.” Çocuğa dönüp gözlerimi gözlerine kilitledim. “Benim kararım. Benim planlarım.”
Alay ve sinirle güldü. “Senin kararın. Senin planların. Yani ölmek.” Bu niye ota boka atlıyor? Sürekli olayı kapatmaya çalışıyor gibi.
Konuşmadım ve gözlerine bakmayı devam ettim. Bu benim “dilimde “yapmadan bırakmayacağım” demekti. “Öldürmek. Kararım ve planım. Onları yok edip tüm bilgilerine erişmek.”
Çocuk birden yüzüme yaklaştı. “Bir daha karşılaşır mıyız bilmiyorum toprak perisi.” Dedi saçlarıma bakarak ve tekrardan gözlerime baktı. Ne yapmaya çalışıyordu bu? “Ama karşılaşırsak yine böyle inatlaşma tamam mı?” dedi ve sırıtarak yan koltuktaki şapkasını alıp odadan çıktı.
Ne yapmaya çalışıyordu bu. Toprak perisiymiş. Hıh! Neyse ki bok böceği falan demedi. Görecek o iş nasıl yapılırmış.
Herkes odadan çıkınca kimse bana bakmıyordu. Herkes çok tuhaf hissediyordu.
Elif Hanım yanıma geldi. “Yarın gel yanıma bu işi detaylı konuşacağız.” Kafamı olumlu anlamda salladım.
“Emin misin bu işi istediğine?”
Bu sefer durmadım ve konuştum. “Hem de son damlasına kadar.”
Bölüm etkileşimi
