ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Elif 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Gözümü açtığımda beyaz bir tavan ile karşılaştım. Gözlerimi tavandan ayırıp etrafıma baktığımda revirde ve sedyede yattığımı fark ettim. En son hatırladığım şey notu okumuştum ve sonrası karanlık. Başımın ağrısından ölecek gibiydim. Sedyede doğruldum ve telefonumu aradım.
Kapı açıldı ve içeri Kutay girdi. Elinde telefonum ve not vardı.

"İyi misin Eylül?"

"İyiyim."

Sedyenin yanındaki sandalyeye oturdu.

"Notu sen hala baygınken okudum. Kuzenin için üzgünüm Eylül."

Hiçbir cevap vermedim, veremedim. Kuzenimin ölümünü kaldıramıyordum. Bir süredir görüşemiyorduk ama yine de benim ikinci bir kardeş yerine koyduğum kuzenimin ölümü çok ağır gelmişti. Anne ve babamı şimdi de kuzenimi öldüren kişi neden bütün yakınlarımı öldürüyordu anlamıyordum. Bu kişi kimdi ve ben ona ne yaptım da benim canımdan çok sevdiğim kişileri öldürüyor anlamıyorum?

Pembe kurdeleleri çocukken çok severdim ama 18 yaşımdan beri pembe kurdelelerden nefret ediyordum. Annem ben küçükken saçlarımı iki tane örüp pembe kurdele ile bağlardı. Resmen pembe kurdelelere aşıktım. Ama şimdi görünce midem bulanıyor, görmek, takmak istemiyordum.

Üzerimde örtülü olan battaniyeyi kenara çekip sedyeden kalktım ve kapıya yöneldim.

"Eylül nereye gidiyorsun?"

"Eve."

Kutay tam bir şey diyecekken revirden çıkıp koridorda hızla yürümeye başladım. Merdivenlerden aşağı inip binadan çıktım ve arabama binip derin bir nefes aldım. Arabayı hızla çalıştırdım ve eve doğru sürdüm.

Evin önüne geldiğimde arabayı park ettim. Arabadan inip anahtarımla evin kapısını açıp eve girdim.

"Hoş geldin abla."

Aybüke'ye cevap bile vermeden odama gittim ve kapımı kilitledim. Aybüke odanın kapısına gelmişti.

"Abla ne oldu? İyi misin?"

"Yok bir şey Aybüke. Yalnız kalmak istiyorum sonra konuşalım olur mu bir tanem?"

"Tamam abla."

Aybüke'nin odanın kapısından ayrıldığını anladığımda yatağa oturdum. İçim hala cayır cayır yanıyordu. Artık bu kadar yükü sırtımda taşımak çok zor geliyordu. Aybüke'ye yansıtmamaya çalışıyordum. Onun da benim gibi yaşamasını istemiyordum. Anne ve babamızın bir trafik kazasında öldüğünü zannediyordu. Aybüke'ye söyleyememiştim ona da bu yükü veremezdim.

Muhtemelen kuzenimizin öldüğünü de daha öğrenmemişti.
Aybüke benim hayatımın diğer insanlar gibi normal olduğunu zannediyordu. Benim masa başı bir işte çalıştığımı düşünüyordu çünkü ona böyle söylemiştim. Ajan olduğumu bilmiyordu. Onun benim hayatımdan daha iyi bir hayat yaşaması için elimden geleni yapmaya çalışıyordum. O üzüldüğünde, sinirlendiğinde, korktuğunda bütün yüklerini almaya çalışıyordum benim hayatımı yaşamasın diye.

Aybüke anne ve babamız öldüğünde 13 yaşındaydı ve ona benim doğum günüme gelirken bir trafik kazasında öldüklerini söylemiştim.

Aslında benim çok az gördüğüm Aybüke'nin ise hiç görmediği bir ablamız vardı. Adı Nur'du. Ablamı çok severdim. Hayal meyal hatırlıyorum ama onu çok severdim.

Ama ablam ben 4 yaşındayken tam 5 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü. Ablam o zaman 14 yaşındaydı. Okuldan çıkıp eve gidecekken ablamı okuldan bir serseri arka bahçeye onu zorla götürüp 5 yerinden bıçaklamıştı. Önce karın boşluğundan sonra elinden, bacağından, iki kere de sırtından bıçaklamıştı ve ablamı orada kanlar içerisinde bırakıp gitmişti.

Annemler ablam gelmeyince polisi aramışlardı. Polisler okula gidip sınıflara ve ön bahçeye bakmışlardı. Sonra da arka bahçeye gidip kanlar içinde yatan ablamı bulmuşlardı.

Ablamın ölümünden bir süre sonra annem ve babam benim ismimi değiştirmişlerdi. Nüfus müdürlüğüne gidip adımı Eylül Nur olarak değiştirmişlerdi. Ama ben asla Nur ismini kullanmamıştım. Yeni tanıştığım herkese sadece ismimi Eylül olarak veriyordum. Birinin bana Nur diye seslenmesi içimin acımasına ve ablamın aklıma gelmesini sağlıyordu.

Saat gece 21.30 olmuştu. Bu saate kadar odamdan hiç çıkmayıp bütün gün şarkı dinleyip kafamı dağıtmıştım. Odamın kapısı tıklatıldı ve içeriye Aybüke girdi.
"Abla. Kutay abi geldi kapı da bekliyor."
"Kutay mı?"
Yatağımdan kalkıp odamdan çıktım ve kapıya gittim. Kutay kapının dışında elinde benim telefonum ile duruyordu. Telefonumu ofisimde unutmuştum ve umursamamıştım, yarın alırım diye.
"Telefonunu ofiste unutmuştun. Revirdeyken verecektim ama gidince veremedim. Bende işim bitince getireyim dedim." diyerek telefonu bana uzattı.
Telefonu elinden alıp
"Teşekkürler." dedim.
Aramızda bir süre sessizlik oldu.
"Neyse bende gideyim. Yarın görüşürüz. Ha bu arada yarın görev için plan yapacağız haberin olsun. İyi geceler küçük casus."
"İyi geceler ayrıca bana küçük casus demeyi kes" dedim ve kapıyı kapattım.
Odama gittim ve kapımı kapattım. Nedense biraz tuhaf hissetmiştim. Kutay ile uzun zaman sonra hafiften bir samimiyet kurmaya başlamıştık. Bunu istemiyordum ama sanki bir şey beni ona itiyor.
Bütün gece bunları düşünerek en sonunda uykuya daldım.

İğrenç alarmımın sesiyle uyandım. Yatağımın yanında makyaj masamın üzerinde duran telefonumu elime alıp alarmı kapattım ve yataktan kalktım. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra odama dönüp gardırobumu açtım. Dolaptan siyah kot bir pantolon, beyaz bir tişört ve siyah bir deri ceket aldım. Pijamalarımdan kurtulup seçtiğim kıyafetleri giydim. Tişört biraz uzun geldiği için pantolonumun içine soktum. Kıyafetlerimi giyince makyaj masama oturdum. Göz altlarıma hafif bir kapatıcı, kirpiklerime rimel, dudağıma dudak kalemi ve mat bir ruj sürüp makyajımı bitirdim. Kahverengi kıvırcık saçlarımı da açık bıraktım. Deri ceketimi giyip evden çıktım. Arabama bindim ve MİT binasına doğru yola çıktım.
Yolda giderken bugün görev için plan yapacağımız aklıma geldi ve arabayı daha hızlı sürmeye başladım.
Binanın garajına arabamı park ettim ve arabadan inip kilitledim. Binaya girdim ve danışmaya yöneldim.
"Buyurun Eylül Hanım bir problem mi var?"
"Ekibimi zaten biliyorsunuz. Bugün plan yapacaktık neredeler bir bilginiz var mı?"
"Üst kattaki toplantı odasındalar."
Teşekkür edip merdivenler doğru yürümeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıkıp toplantı odasının kapısını tıklattım ve içeriye girdim.
"Ooo Eylül hanım biraz daha geç gelseydiniz." dedi Kutay alayla.
Umursamadan Gökçe'nin yanındaki boş sandalyeye oturdum. Kutay masaya bir harita koydu.
"Bu işaretlediğim her yer Kerem Yalçın'ın barları ve kumarhaneleri. Bunların hepsine olmasa da birkaçına baskın düzenleyeceğiz."
"Peki ama neden?" dedi Meyra.
"Çünkü bu adam bazı işletmelerinde yasa dışı malların satışını, insan kaçakçılığı, silah ticareti tarzı şeyler yapıyor. Bu yüzden basacağız."
"Hangi yerleri basacağız?" dedi Lara.
"Biri İstanbul'da diğeri Manisa'da bir diğeri Rize'de. Şuan bu kadar."
"Ne yani sürekli şehir mi değiştireceğiz." dedi Doruk.
"Evet. Hatta yarın ilk durağımız olan Manisa'ya gideceğiz."
Bende dahil bütün ekip aynı anda "Ne?!" dedik.
"Ankara Manisa arası 6 saat senin haberin var mı Kutay." dedi Göktuğ.
"Ne abarttınız. Kaç saatse kaç saat umurumda değil bu bir görev ciddiye alın. Yarın sabah yedi de herkes MİT binasının garajında olsun. Toplantı bitmiştir, dağılabilirsiniz."
Toplantı odasından Gökçe, Meyra ve Lara ile çıkıp kafeteryaya gittik. Hepimiz birer kahve alıp bir masaya oturduk.
"Sabahın köründe yola mı çıkılır ya." dedi Lara söylenerek.
Kızlarla kendi aramızda sohbet ederken yanımıza Koral, Kutay, Göktuğ ve Doruk geldi.
"Meyra ben eve geçiyorum istersen seni de bırakabilirim." dedi Koral.
Meyra kabul edip masadan kalktı ve bizle vedalaşıp Koral ile gitti. Doruk ise aynı teklifi Gökçe'ye yaptı. Onlarda gittiklerinde Kutay ve Göktuğ yanımıza oturdu.
"Kime sordunuz da yanımıza oturuyorsunuz?" dedi Lara.
"Lara istersen yarın sabah seni evinden ben alabilirim." dedi Göktuğ bir anda.
Lara şaşkınlıkla kabul etti.
Biraz oturduktan sonra kalktım.
"Ben gidiyorum yarın görüşürüz."
Hepsi bir ağızdan "görüşürüz" dediler.
Garaja gidip arabama bindim ve eve doğru yola çıktım. Sıkıldığım için radyoyu açtım. Radyoda en sevdiğim şarkılardan biri olan Fikrimin İnce Gülü çalıyordu. Dedublüman'ın da söylediği şarkılardan biriydi. Ablamla beraber bu şarkıyı o kadar çok dinlerdim ki.
Evin önüne geldiğimde arabamı park ettim ve anahtarımla evin kapısını açıp girdim.
"Hoş geldin abla." dedi Aybüke.
"Hoş buldum ablacığım."
Ceketimi çıkarıp askılığa astım ve oturma odasına geçtim.
"Ablacığım haberin olsun ben yarın sabah erkenden gideceğim."
"Nereye gidiyorsun abla?"
"Bir iş gezisi için Manisa'ya gideceğim. Bu yüzden birkaç gün evde olamayacağım."
Aybüke ajan olduğumu bilmediği için yalan söylemek zorunda kalmıştım. Kıza bir mafyanın barlarını basmaya gideceğim diyemeyeceğime göre en normal yalanı uydurmuştum.
Aybüke ile biraz sohbet ettikten sonra saate baktım. Saat 22.00'du.
"Ben yatıyorum Aybüke. İyi geceler."
"İyi geceler abla."
Koltuktan kalkıp odama gittim. Odama gittiğim an üzerimdekilerden kurtulup pijamalarımı giydim ve ışığı kapatıp yattım. Yarın nasıl geçeceğini kestiremiyordum. Görevi düşünürken uykuya daldım.

Sabah kapının çalınması ile uyandım. Hava daha aydınlanmamıştı bile. Kapıya gittim ve açtım. Açtığımda karşımda Kutay duruyordu.
"Kutay? Sabahın beşinde burada ne arıyorsun?"
"Senin geç kalacağını bildiğim için erkenden geldim."
Kutay ayakkabılarını çıkarıp kendi kendine içeri girdi ve oturma odasına gidip bir koltuğa oturdu.
"Seni içeri davet ettiğimi hatırlamıyorum."
"Ben kendi kendimi davet ettim. Hadi şimdi git ve hazırlan bekliyorum."
Uyku sersemi bir şekilde odama gidip kapımı kapattım. Dolabımda rahat bir şeyler aramaya başladım. Sonuçta uzun bir yolculuk olacaktı. Gri hafif bol bir eşofman, lacivert kısa ve dar bir tişört aldım. Üzerimi giyindikten sonra sadece göz altlarıma kapatıcı sürdüm. Kıvırcık saçlarımı tokadan kurtarıp açık bıraktım. Üzerime bir de siyah bir hırka giydim ve valizimi alıp odadan çıktım. Valizim küçüktü sadece gerekli şeyleri almıştım.
Oturma odasına girdiğimde Kutay koltukta oturmuş bir halde uyuyordu. Saate baktığımda saat daha 06:15'di. Erken olduğunu düşünüp valizimi bir kenara bıraktım ve Kutay'ın oturduğu koltuğa ondan uzak bir şekilde uzandım.

"Eylül. Eylül, uyan hadi. Kalk artık gitmeliyiz."
Gözlerimi açtığımda başımda Kutay dikiliyordu.
"Tamam tamam kalktım."
Koltuktan kalkıp kapıya doğru yöneldim. Kutay ile evden çıkıp onun arabasına bindik.
MİT binasının garajına geldiğimizde Kutay arabayı park etti ve arabadan indik. Diğerleri de gelmişti.
"Herkes eşyalarını şuradaki minibüse taşısın. Hep birlikte bununla gideceğiz."
Hepimiz eşyalarımızı minibüsün bagajına koyup bindik. Kutay şoför koltuğuna, onun yanına Koral oturdu. Arka taraflarda ise en arkada ben, Gökçe, Lara, Asel ve Meyra, bizim önümüze Doruk, Göktuğ ve Kayra oturdu.
Asel, Meyra'nın kardeşi, Göktuğ ise Doruk'un kardeşiydi. Hepsi birbirine çok değer verirdi.
Hepimizin o kadar çok uykusu vardı ki hemen uyuya kaldık.
Gözlerimi açtığımda minibüs duruyordu. Bir benzinlikte durmuştuk. Diğerleri de uyandı ve hepimiz aşağı indik. Kızlarla beraber benzinlikten birkaç atıştırmalık aldık minibüse döndük. Saat sabah ondu. 3 saattir yoldaydık. Erkelerde gelince tekrar yola çıktık. Bu sefer minibüsü Koral sürüyordu.
4 saat daha gittikten sonra Manisa'ya gelmiştik. Kutay'ın ayarladığı otelin önüne gelince durduk. Hepimiz minibüsten indik ve eşyalarımızı aldık. Otele girip resepsiyona gittik.
"5 kişilik iki adet oda ayırtmıştım." dedi Kutay.
Resepsiyondaki kadın sistemden kontrol edip bize iki adet anahtar verdi.
"Odalarınız üst katta 301 ve 302 numaralı odalar."
Hep birlikte üst kata çıktık bir oda bizim -yani kızların- diğer oda ise erkeklerindi. Kendi odamıza girdik. Odada beş tane tek kişilik yatak, büyük bir televizyon, bir balkon, büyük bir lavabo, küçük bir mutfak tezgahı ve kahve makinası vardı.
Herkes yataklarını seçti ve yerleştik. Görev gece olacaktı o yüzden o zamana kadar dinlenebilirdik. Kendimi yatağıma atıp gözlerimi kapadım ve uykuya dalmaya çalıştım. Kızlarda yatmıştı. Hepimiz çok yorgunduk. Düşünceler içerisinde uykuya dalmaya başladım.

Uyandığımda Meyra başımda dikiliyordu.
"Ne oldu?"
"Kalk ve hazırlan artık Eylül."
Başımı aşağı yukarı salladım ve yataktan kalktım. Valizimden kıyafetlerimi alıp lavaboya girdim. Üzerime kırmızı uzun yırtmaçlı ve sırt dekolteli bir elbise giydim. Saçımı ensemde hafif dağınık bir topuz yaptım. Görevde ben ve Kutay kimlik değiştirip bara gireceğimiz için böyle giyinmiştim. Lavabodan çıktım ve hemen hızlıca bir makyaj yaptım. Valizimden silahımı alıp elbisemin etek kısmından bacağıma koydum ve sabitledim. Ne olur ne olmaz diye de küçük bir bıçağı topuz olan saçıma sakladım. Kızlarda hazırlanmıştı. Lara haricinde hepsi normal giyinmişti. Çünkü Lara bizim keskin nişancılarımızdan biriydi. Hep birlikte odadan çıktık ve ekibin geriye kalanı da gelince minibüse doğru yol aldık. Minibüse bir sistem kurulmuştu. Bu sistem Koral içindi. Koral görevdeyken minibüste kalacak ve kameraları izleyip bize haber gönderecekti.
Hepimiz minibüse bindik ve Kerem'in barına doğru yola çıktık.
Kerem'in barına geldiğimizde minibüsü uzak bir yere park ettik. Lara, Doruk ve Göktuğ keskin nişancılarımız olarak barın etrafında belirlenen bölgelere geçtiler. Aynı zamanda koruma ve destek unsuru olarak buradalardı.
Ben ve Kutay'da minibüsten inip bara girdik.
Bu arada ekibin kalanı ise gözlemci olarak sivil insan şeklinde bara girip dağıldılar.
Kutay'ın üzerinde bir takım vardı. Nedense gözüme çok çekici gelmişti. Her neyse işime odaklanmalıydım.
Kutay tezgahta olan çocuktan iki adet kırmızı şarap istedi. Birini kendine aldı birine bana verdi ve içmeye başladık. Barın gizli odasını bulmaya çalışıyorduk. Ama görünürde pek bir şey yoktu. Sonrasında bir adamın çok gözükmeyen bir kapıdan girdiğini fark ettim ve Kutay'a işaret ettim.
"Kutay, şurası olabilir mi?"
"Muhtemelen evet oraya girmeliyiz."
Kapıya doğru yürümeye başladık. Kapıdaki görevli kimliğimizi sorgulamaya başladı.

Uzun bir uğraştan sonra en sonunda odaya girebilmiştik. Odanın içerisinde bir bilardo masası, başka bir yerde birkaç masa ve duvarlarda asılı olan silahlar.
Fakat içeride korkmuş ve bir köşeye sinmiş garson kadınlar dışında kimse yoktu. Biz gelmeden kaçmışlardı.

Ama bizim geleceğimizi nereden bilebilirlerdi ki?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

53okunma 14beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18