5. bölüm · Son Dosya
ÖZEL BÖLÜM 1 : BAĞ🫂
Dostluk gül olmaktır.
Yaprağı ile de, dikeni ile de
- Şemsi Tebrizi
4 yıl önce…
Yağmur yağıyordu.
Hem de insanın kemiklerine kadar işleyen türden.
Islanmış saçlarımı kapüşonun içine tıkıştırırken önümdeki binaya baktım.
Üç katlı.Terk edilmiş.Ve içeride aradığım şey vardı.
Ya da bana söylenen buydu.
Normalde yalnız çalışırdım.
İnsanlar hata yapar.Panikler.Konuşur.
Bu yüzden ortak sevmem.
Ama bu işte bir ortak vardı.
Ve ben onu tanımıyordum.
Binanın yan kapısından içeri girdiğimde ilk gördüğüm şey bir el feneri ışığı oldu.
Sonra bir ses.
“Geç kaldın.”
Kaşlarımı çattım.
“Üç dakika.”
“Kırk iki dakika.”
Sesin sahibine döndüm.
Uzun boylu.Dağınık saçlı.Sinir bozucu derecede rahat.
Elinde bilgisayar çantası taşıyordu.
“Sen kimsin?”
“Emre.”
“Bu cevap değil.”
“O zaman soru kötü.”
Gözlerimi devirdim.
İlk izlenim?
Dayanılmaz.
Bir saat sonra hâlâ aynı binadaydık.
Üst katta aradığımız hard diski bulmuştuk.
Sorun şuydu:
Yalnız değildik.
Koridordan ayak sesleri geldi.
Ben duvara yaslandım.
Emre pencerenin yanına çöktü.
“Üç kişiler.”
“Nasıl biliyorsun?”
“Dördüncü adım yok.”
“Ne?”
“Birinin topalladığını duyarsın.”
Bir an sustum.
Sonra istemeden gülümsedim.
Sinir bozucuydu.
Ama zeki.
Ayak sesleri yaklaşınca nefeslerimizi tuttuk.
Kapının kolu oynadı.
Bir kez.
İki kez.
Sonra kapı açıldı.
Ben hareket etmek üzereydim ki biri kolumu tuttu.
Emre.
“Dur.”
Fısıltıyla söyledi.
“Ne yapıyorsun?”
“Bekliyorum.”
“Yakalanacağız.”
“Hayır.”
Kapının önündeki adam içeri baktı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra geri çıktı.
Kapıyı kapattı.
Sessizlik.
Ben Emre’ye döndüm.
“Nasıl bildin?”
“Bilmedim.”
“Ne?”
“Risk aldım.”
“Bu aptalcaydı.”
“İşe yaradı.”
On dakika sonra binadan çıkarken işler ters gitti.
Beklenmedik şekilde.
Arka çıkışta biri bizi gördü.
Koşmaya başladık.
Yağmur asfaltı kayganlaştırıyordu.
Emre önümdeydi.
Ben arkasında.
Sonra ayağım kaydı.
Sertçe düştüm.
Bileğim dönmüştü.
Lanet olsun.
Ayağa kalkmaya çalıştım.
Olmadı.
Arkamızdaki insanlar yaklaşıyordu.
O an aklımdan geçen ilk şey şuydu:
Git.
Tanışalı birkaç saat olmuştu.
Kimse birkaç saatlik tanışıklık için hayatını riske atmazdı.
Ben olsam atmazdım.
Başımı kaldırdım.
“Git.”
Emre durdu.
“Ne?”
“Git dedim.”
Yaklaşıyorlardı.
Ben de duyuyordum.
O da.
Ama hareket etmedi.
“Emre.”
“Hayır.”
“Yakalanacağız.”
“Birlikte yakalanırız.”
Öfkeyle baktım.
“Salak mısın sen?”
“Biraz.”
Sonra yanıma çöktü.
Kolumu omzuna aldı.
Ayağa kaldırdı.
“Yürüyebiliyor musun?”
“Hayır.”
“Harika.”
“Bu harika demek değil.”
“Biliyorum.”
Ve beni bırakmadı.
O gece eski bir otobüs durağında saklandık.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Bileğim şişmişti.
Emre karşıma oturdu.
Sessizce.
Uzun süre konuşmadık.
Sonra ben sordum.
“Neden dönmedin?”
“Ne?”
“Beni bırakabilirdin.”
Omuz silkti.
Sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi.
“Ortaklar birbirini satmaz.”
Güldüm.
İlk kez.
“Tanışalı altı saat oldu.”
“Yedi.”
“Fark etmez.”
Emre bana baktı.
Bu kez ciddi şekilde.
“Benim için eder.”
Yağmur durağın çatısına vuruyordu.
Ben hiçbir şey söylemedim.
Ama o gece ilk kez şunu düşündüm:
Eğer bir gün herkes giderse…
Emre gitmez.
Ve yıllar sonra bile, ne kadar karanlık işler yaparsak yapalım, birbirimizi satmamamızın sebebi o geceydi.
Çünkü güven bazen yıllar içinde kurulmaz.Altı saat içinde de kurulabilirdi.Sanırım 7 Emre bunu iddia ediyor. Ve yıllar geçmesine rağmen hala bu konuda benle inatlaşmayı bırakmadı.
Bu tanışmanın ardından birlikte sadece ayak burkulması yaşamayacağımızı bilmiyorduk.
Yangınların ortasında , kovalamacalarda, kaçırmalarda ve kaçırılmalarda hatta bazen ölümde yine bana el uzatan emre olucaktı.
