3. bölüm · Son Dosya
2. BÖLÜM BAŞLANGIÇ
Merhabaaaaa🤠
Dün bültende bölümün geliceğini söylemiştim aslında ama ufak çaplı bir aksaklık oldu.
Bu bölüm öncekilerden daha uzun ama henüz istediğim seviyede değil yine de bunla ilgili düşüncelerinizi okumak isterim🙏🏻
DİKKAT!!!!(burayı okumadan geçmeyin)
Ve ufak bir bilgilendirme yapacağım bölümlerde bazen sera’nın ağızından bazen ise kaanın ağzından okuduğumuz kısımlar olucak. Bunu şuan ayırt etmeniz için o kısımların başına emoji koyuyorum. Kaan(🌑)
Sera(🌕) ve normal anlatıma geri döndüğümüz kısımlarda bu emojiyi görüceksiniz. Aklınızın karışmaması dileğiyle iyi okumalaar❤️
“Bir yandan korkun
Bir yandan umudun varsa,
İki kanatlı olursun.
Tek kanatla uçulmaz zaten.”
🎧Hadi Gittik-ozbi,melek mosso
Bugüne kadar sera kendini her durumda düşünmüştü. Çoğu durumlada karşılaşmıştı.
Düşünmesinin sebebide buydu. Her seneryo beyninde kayıtlıydı. Bir gün eğer onlardan biriyle karşılaşırsa ne yapacağını biliyordu.Çok defa başı belaya girmişti çok defa da tek başına o beladan gülerek kurtulmuştu. Ama bu sefer belaya girmiyordu. Belaya girmemek için kaçıyordu. İşte beklenmedik olan tam olarak buydu üstelik bu sefer tek de değildi. Ve bu belaya gireceğini biliyordu kaçamayacaktı ama nasıl çıkacağını kendide kestiremiyordu. -ben kaçış yoluyum’ demişti kaan. Gerçekten kaçış mıydı? Yoksa tamamen batış mı? Bunu düşünmek için zaman yok. Diye geçirdi sera içinden.
Sera montunu aldı.Bu karar ani değildi; sadece artık ertelenemezdi.
“Arka merdiven,” dedi Kaan. “Asansör olmaz.”
“Biliyorum.”
Bu cevap hoşuna gitti mi, gitmedi mi belli etmedi. Sadece kapıyı açtı, dinledi. Sessizlik vardı ama bu rahatlatıcı değildi. Sessizlik bazen sadece hazırlıktı.
Merdivenlere çıktıklarında hava daha soğuktu. Beton duvarlar sesi yutuyordu. Sera topuklularıyla sessiz yürümeyi öğreneli çok olmuştu. Kimse ona öğretmemişti; ihtiyaç öğretmişti.
“Araba sende mi?” diye sordu.
“Hayır.”
“Harika,” dedi. “Bu gece herkes geçici zaten.”
Kaan durdu. Bir kat aşağıyı dinledi. Sonra devam ettiler.
Sokağa çıktıklarında siyah araba hâlâ oradaydı. Biraz daha yakında. Motor hâlâ çalışıyordu.
“Sağa,” dedi Kaan.
“Hayır,” dedi Sera. “Sola.”
Bir an durdular.İki zeki insan, iki farklı çıkış.
“Sağ köşe kör,” dedi Kaan. “Hızlı kayboluruz.”
“Sola giden kalabalık,” dedi Sera. “Görünmez oluruz.”
Kaan ona baktı.Bir saniye sürdü.
“Kalabalık,” dedi sonunda.
Birlikte sola döndüler.
Gece pazarı kuruluyordu. Tezgâhlar, ışıklar, insanlar… Şehir aniden başka bir yüz takındı. Sera kalabalığın içine girdiğinde omuzları biraz gevşedi. Kontrolü değil, ama ritmi yakalamıştı.
Telefonu titreşti.
Emre:Hareket halindesin.Yanındaki adama güvenmiyorum.
Sera yazmadı.Sadece telefonu kapattı.
“Biri seni yönlendiriyor,” dedi Kaan.
“Biri beni hayatta tutuyor.”
“İkisi aynı şey değil.”
Sera durdu. Kaan da durdu. Kalabalık akmaya devam etti, onları dışarı itti.
“Bu iş bittiğinde,” dedi Sera,“ben gerçekten çıkıyorum.”
Kaan’ın yüzünde çok hafif bir ifade belirdi. Alay değildi. Umut hiç değildi. Daha çok kendini görmekti.
“İlk defa mı söylüyorsun bunu?” diye sordu.
Sera cevap vermedi.
Aralarından biri çarptı. Bilerek mi, kazara mı belli değildi. Kaan anında Sera’nın bileğini tuttu. Çok sert değil. Çok tanıdık da değil. Ama yeterince yakındı.
“Koş,” dedi.
Koştular.
Kalabalık dağıldı. Sokak daraldı. Ayak sesleri çoğaldı.
Bir ara Kaan öne geçti. Sera arkasından geldi. Bu düzen tesadüf değildi.
Bir köşede durdular. Nefes nefeseydiler.
“Beni bırakıp gidebilirdin,” dedi Sera.
“Bıraksaydım,” dedi Kaan,“dosya yine peşime düşerdi.”
Sera güldü. Bu sefer kısa değil. Gerçekti.
“Yani kader ortağıyız.”
“Kader,” dedi Kaan,“her zaman yanlış insanları yan yana getirir.”
Siren sesi yaklaştı. Bu sefer daha netti.
Sera gözlerini kapadı.Bir saniyeliğine.
Sonra açtı.
“Bölünelim,” dedi.
Kaan başını salladı.
“Hayır.”
“Bu bir teklif değildi.”
“Ben de hayır demiyorum,” dedi.“Ben kalıyorum.”
İlk kez, Sera durdu.İlk kez, biri onun planına uymadı.
Ve garip olan şuydu:Bu onu rahatlatmıştı.
İlk kez, Kaan durdu.Hem de tam anlamıyla.
Ve garip olan şuydu:Bu onu rahatsız etmişti.Kendi yüzünden ilk defa rahatsız olmuyordu ama en beklenmedik yakalandığı buydu. Aslında dışardan bakılınca normal görünüyordu ama kaan ilk defa kalıyorum demişti ve kalmanın ne demek olduğunu da ilk defa yaşayacaktı henüz bundan haberi olmasa da.
🌑
Kalmak.Bunu her zaman yanlış bir kelime gibi düşündüm.
İnsan ya kaçar ya da kalır. Ben ikisini de yaptım. Ama hiç aynı anda olmamıştı.
Sera’nın gözlerinde bir şey var. Güç değil. Cesaret hiç değil.Kontrolü kaybettiği anları ezberlemiş biri gibi bakıyor hayata. Bu, tehlikeli bir zeka türü.
Beni planına dahil etmedi.Bu iyi. Planlar beni hep yarı yolda bıraktı.
Dosyayı düşündüğümde midemde bir ağırlık hissediyorum. Bu ağırlık korku değil. Tanıdık bir şey.Geri dönen geçmiş gibi.
Ona kalacağımı söylediğimde yalan söylemedim.Ama nedenini de söylemedim.
Çünkü bazı insanları kurtarmak istemezsin.Sadece yanlarında batarsın.
Ve bu, kaçmaktan daha dürüsttür.
Sera ile Kaan ara sokağın sonunda durdular. Kalabalık geride kalmıştı. Sokak sessizdi ama bu sessizlik ağırdı; birazdan bozulacak türdendi.
“Beni dinle,” dedi Sera. “Şimdi ayrılırsak—”
“Dinlemiyorum,” dedi Kaan.“Şimdiye kadar yeterince dinledim.”
Sera ona döndü. Sokak lambası yüzünü ikiye bölüyordu. Bir yanı sert, bir yanı yorgun.
“Bu benim işim,” dedi.“Ben girdim, ben çıkarım.”
“Yanılıyorsun,” dedi Kaan.“Bu iş seni çoktan içine aldı.”
Bir gölge sokağın başında belirdi. Sonra bir tane daha. Konuşmuyorlardı. Gerek de yoktu.
Sera geri çekildi.
“B planı?” diye sordu.
Kaan ceketinin içinden küçük bir kart çıkardı. Üzerinde adres vardı. Yazı silikti ama tanıdıktı.
“Eski bir yer,” dedi. “Kayıt dışı.”
“Güvenli mi?”
Kaan bir an durdu.
“Hayır,” dedi.“Ama hızlı.”
Ayak sesleri yaklaştı. Sera Kaan’ın kolunu tuttu. Bu sefer kaçmak için değil; yön göstermek için.
“Koş,” dedi.
Koştular.
Sokaklar birbirine girdi. Şehir artık bir labirentti. Nefesleri eşitlendi. Adımlar senkronizeydi. Bu da istemeden olan şeylerdendi.
Bir kapıdan içeri daldılar. Yakındaydı depo. Kaan her şeyi düşünmüş müydü yoksa tesadüf mü? Seranın bir sürü sorusu vardı ama zamanı değildi. Etrafını inceledi Eski bir depo hatta küf tutmaya başlamıştı köşelerde hep örümcek ağları vardı. Kapı kapandığında ses yankılandı.
Sera duvara yaslandı. Nefes aldı.Kaan ona baktı.
“Şimdi,” dedi Sera,“bana her şeyi anlatacaksın.”
Kaan başını salladı.
“Hayır,” dedi.“Şimdi hayatta kalacağız. Sonra anlatırım.”
Sera gülümsedi.Bu, hoşuna gitmişti.
Depo düşündüğünden küçüktü.Daha doğrusu, daraltılmıştı. Zamanla, unutulmak için tasarlanmış gibiydi. Tavan alçaktı, pencereler kirliydi. Duvarlarda eski kablolar, sökülmüş kameralar vardı. Bir zamanlar burası izleyenlerin mekânıydı; şimdi saklananların.
Sera sırtını duvara verdi. Ayakları hâlâ yere sağlam basıyordu ama içi… içi biraz kayıyordu.
“Burası neresi?” diye sordu.
“Kapatılmış bir veri aktarım noktası,” dedi Kaan.“Benim yüzümden kapatıldı.”
Sera başını kaldırdı.İşte bu yeniydi.
“Devam et,” dedi. “Kaçmadan.”
Kaan ceketini çıkardı. Sandalyeye attı. İlk kez bir yere aitmiş gibi durdu. Bu da istemeden verilen bir işaretti.
“O dosya,” dedi,“geleceği yeniden yazmıyor. Seçimleri hızlandırıyor.”
Sera kaşlarını çattı.
“Saçmalama.”
“Keşke,” dedi Kaan.“Algoritma insanların ne yapacağını tahmin etmiyor. Onları belli yollara itiyor. Küçük müdahaleler. Küçük kaymalar.”
Sera’nın zihni hızlandı.Eksik parçalar yerine oturuyordu.
“Borsalar,” dedi.“Seçimler. Kazalar.”
Kaan başını salladı.
“Ve bazı insanlar,” dedi,“önceden kaybetmiş oluyor.”
Sera USB’ye baktı.Sonra ona.
“Sen bunun neresindesin?” diye sordu.
Kaan’ın sesi bu sefer daha düşüktü.
“Ben bunu yazan ekipteydim.”
Sessizlik çöktü.
“Sonra?” dedi Sera.
“Sonra,” dedi Kaan,“bunun kimin eline geçeceğini fark ettim.”
Sera dudaklarını bastırdı. Öfke değildi bu. Daha tehlikeliydi: anlayış.
“Ve şimdi,” dedi,“ben bunu bitirmek istiyorum.”
“Yok etmek mi?”
“Kontrolünü bozmak.”
Sera gülümsedi.Bu gülümseme yumuşak değildi.
“Beni o yüzden seçtiler,” dedi.“Çünkü ben bozmayı bilirim.”
Kaan ona baktı. Uzun uzun.
“Bunu yaparsan,” dedi,“geri dönüşün olmaz.”
Sera omuz silkti.
“Ben zaten dönmeyecektim.”
Dışarıdan bir ses geldi. Metal bir kapı. Yakın.
Kaan pencereye yöneldi.
“Bulmuşlar,” dedi.
Sera USB’yi cebine koydu. Topuklularını düzeltti.
“İyi,” dedi.“O zaman oyunu hızlandıralım.”
Kaan ona baktı.Bu sefer karanlıkta değil.
Ve ilk kez şunu düşündü:Belki de bu işte en masum kişi sera değildi.
