8. bölüm · SON DÖNGÜ
8. Bölüm — Aşkın Yükü
Şehir artık tam olarak aynı şehir değildi.
Ama kimse fark etmiyordu.
Çünkü değişim, en çok unutmaya alışmış olanları sessizce yakalardı.
Metro seferleri gecikiyor, ekranlar kısa süreliğine donuyor, insanlar konuşurken bir anda
cümlelerinin ortasında durup “ben ne diyordum?” diye soruyordu.
Sistem çözülmüyordu.
Sistem… çatlıyordu.
Eylül sabah uyandığında ilk kez bir şeyi net hatırladı.
Aras’ı.
Adını değil.
Yüzünü değil.
Sadece hissini.
Ve bu his onu korkutuyordu.
Çünkü hiçbir his bu kadar eski olamazdı.
Aras onu uyandırmadı.
Sadece mutfakta oturup bekledi.
Kahve yapmadı.
Çünkü artık kahvenin kokusu bile geçmişe bir kapı açıyordu.
Ve bu kapıların hepsi kontrolsüzdü.
Eylül salona geldiğinde Aras’ı gördü.
“Bütün gece burada mıydın?”
Aras başını salladı.
“Uyumadım.”
“Niye?”
Aras cevap vermedi.
Çünkü gerçek cevap şuydu:
“Uyursam seni kaybederim.”
Ama bunu söyleyemezdi.
Eylül masaya oturdu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra aniden konuştu:
“Ben seni daha önce sevmişim.”
Aras’ın eli durdu.
Bardak hafifçe masaya çarptı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Bilmiyorum.”
Eylül gözlerini ona çevirdi.
“Biliyorum gibi hissediyorum.”
Bu cümle Aras’ı en çok yoran cümleydi.
Çünkü his, sistemin silemediği tek şeydi.
Aras yavaşça konuştu:
“Hatırlaman iyi bir şey değil.”
Eylül gülümsedi ama bu bir gülümseme değildi.
“Sen bunu her döngüde söylüyorsun, değil mi?”
Sessizlik.
Aras cevap vermedi.
Çünkü evet.
Her döngüde.
Aynı cümle.
Aynı korku.
Aynı son.
Eylül ayağa kalktı.
“Ben yoruldum.”
Aras başını kaldırdı.
“Ne?”
“Bu boşluklardan yoruldum.”
Eylül sesi titremeden konuşmaya çalışıyordu.
“Bir şey hissediyorum ama nedenini bilmiyorum. Birini özlüyorum ama kim olduğunu
bilmiyorum.”
Yaklaştı.
“Bu normal değil.”
Aras bir adım geri çekildi.
İlk kez.
“Eğer hatırlarsan…”
Sustu.
Çünkü devamı çok ağırdı.
Eylül onun yerine tamamladı:
“Ölecek miyim?”
Aras gözlerini kapattı.
Bu cevap değildi.
Ama gerçek buydu.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sadece dışarıdan metro sesi geldi.
Uzak.
Derin.
Sanki yerin altında bir şey uyanıyordu.
Aras yavaşça koltuğa oturdu.
“Hatırlamak… sistemin izin vermediği tek şey.”
Eylül karşısına geçti.
“Çünkü acı mı?”
“Çünkü bütün döngüleri hatırlayan biri…”
Aras durdu.
“Artık yönetilemez.”
Eylül bir süre ona baktı.
Sonra çok sessiz bir sesle konuştu:
“Ben seni hep sevmişim.”
Aras’ın gözleri doldu.
Çünkü bunu ilk kez söylüyordu.
İlk kez geçmiş olmadan.
“Bu yüzden mi beni siliyorlar?”
Aras başını salladı.
“Sen sadece beni değil… sistemi de hatırlıyorsun.”
O anda telefonlar aynı anda çaldı.
İkisi de.
Ekranlar kendi kendine açıldı.
Siyah bir görüntü.
Ve Lara.
Kadın bu kez farklı görünüyordu.
Daha yorgun.
Daha insani.
“Eylül.”
Sesi doğrudan ona hitap ediyordu.
“Bunu duyuyorsan artık geri dönüş yok.”
Eylül dondu.
Aras ekrana baktı.
“Lara…”
Kadın başını hafifçe salladı.
“Zamanımız bitti.”
Sonra Eylül’e baktı.
“Hatırlamaya başladığın için sistem seni artık tehdit olarak görüyor.”
Eylül fısıldadı:
“Ben ne yaptım?”
Lara cevap verdi:
“Gerçeği bozuyorsun.”
Sessizlik.
Aras öne atıldı.
“Onu merkeze götüremezsiniz.”
Lara’nın bakışı değişmedi.
“Seni de götürmeliyiz Aras.”
Eylül geri çekildi.
“Ben bir şey yapmadım!”
Lara ilk kez sustu.
Sonra çok düşük bir sesle:
“Henüz.”
Görüntü kayboldu.
Telefonlar sustu.
Ama sessizlik daha kötüydü.
Eylül Aras’a döndü.
“Bana gerçeği söyle.”
Aras uzun süre sustu.
Sonra sadece bir cümle söyledi:
“Seni kaybetmekten korktuğum için sana hiç gerçeği anlatmadım.”
Eylül gözlerini kapattı.
Ve ilk kez hatırladı.
Gerçekten hatırladı.
Bir tren istasyonu.
Yağmur.
Bir çığlık.
Aras’ın elleri.
Ve kendi sesi:
“Eğer beni durdurmazsan… herkes hatırlayacak.”
Gözlerini açtığında yüzü bembeyazdı.
“Ben bunu yaptım.”
Aras başını salladı.
“Evet.”
O anda şehir bir kez daha titredi.
Ama bu kez daha güçlü.
Binaların camları ince ince çatladı.
Metro durdu.
Ve tüm ekranlar aynı anda tek bir mesaj verdi:
“SON DÖNGÜ BAŞLATILIYOR”
Aras ayağa kalktı.
“Artık seçim yok.”
Eylül ona baktı.
“Ne demek bu?”
Aras cevap verdi:
“Ya sistemi bitirirsin… ya da o seni bitirir.”
Dışarıda tren son kez geçti.
Ama bu kez raylar gerçekten kırılıyordu.
