1. bölüm / 3
Solgun İhtişamI. Bölüm - Beyaz Kuğunun Gölgesi
Bölümler 3Şu an: I. Bölüm - Beyaz Kuğunun Gölgesi
- 1 I. Bölüm - Beyaz Kuğunun Gölgesi693 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 II.Bölüm — Unutulmuş Sayfalar733 kelime
- 3 III. Bölüm — Ormanın Fısıltısı694 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1745 • Sonbahar
Bazı sırlar yüzyıllarca susar; ta ki bir kuğunun gölgesinde, unutulmuş bir kader yeniden uyanana dek...🦢🕯️
Sis, sabahın ilk ışıklarından evvel Beyaz Kuğu Gölü'nün üzerine çökmüştü.Suyun yüzeyi, gece boyunca gökyüzünden ödünç aldığı karanlığı hâlâ muhafazaediyor; kıyıya eğilen söğüt dalları, hafif rüzgârla birlikte suya dokunuyordu. Uzakta, birbirinden ayrılmış iki beyaz kuğu ağır ağır ilerliyor, arkalarında bıraktıkları ince halkalar gölün sessizliğinde kayboluyordu.Dünya henüz uyanmamıştı.Ne sarayın yüksek kulelerinde bir hareket vardı ne de ormanın derinliklerinden yükselen kuş sesleri duyuluyordu. Her şey, sanki görünmez bir el tarafından susturulmuşçasına bekliyordu. Sis, ağaçların gövdeleri arasından süzülüyor; taş patikaları, yosun tutmuş merdivenleri ve göle uzanan eski köprüyü yavaşça örtüyordu.Beyaz Kuğu Gölü, günün bu saatinde bana her zamankinden daha yabancı görünürdü.Oysa çocukluğumdan beri bildiğim her şeyden daha yakındı bana.İlk adımlarımı attığım bahçeleri, adımı öğrendiğim odaları, ailemin geçmişini taşıyan portreleri ve nesiller boyunca muhafaza edilen hatıraları düşünürdüm bazen. Hepsi benim hayatımın bir parçasıydı. Fakat hiçbiri, bu gölün kıyısında hissettiğim o derin sükûneti veremezdi.Burada kimse benden bir şey beklemezdi.Ne kusursuz bir duruş ne ölçülü bir tebessüm ne de her sözü önceden tartılmış bir cevap.Burada yalnızca su vardı, ağlar vardı ve kimsenin bilmediği düşüncelerimle baş başa kalabildiğim o nadir anlar vardı.Belki de insanın kendisine ait bir yerinin olması, bütün dünyaya sahip olmasından daha kıymetliydi.Benim yerim burasıydı.Ve o sabah, henüz bilmediğim bir sebeple, gölün sessizliği içime huzurdan çok hüzün bırakıyordu.Elimi uzatıp söğüt dallarından birinin ucundaki çiy damlasına dokundum. Damla, parmaklarımın arasında kayboldu. Ardından gözlerimi suya çevirdim ve kendi yansımamı aradım.
Fakat sis, yüzümü bile benden saklıyordu.İnsan bazen kendisini görmekten de korkar mıydı?
Bu soruyu zihnimden uzaklaştırmak istercesine başımı kaldırdım. Gölün karşı kıyısında, ağaçların arasına gizlenmiş eski taş köşk belli belirsiz seçiliyordu. Sarayımızdan çok daha küçük olan bu yapı, yıllar önce ailemin kadınlarından biri tarafından yaptırılmıştı. Söylentilere göre o kadın, hayatının son yıllarını burada geçirmiş ve ardından ardında kimsenin çözemediği bir sır bırakmıştı.Çocukken bu hikâyeyi defalarca dinlemiştim.Her anlatıldığında ayrıntıları değişirdi.Kimi, kadının bütün servetini gölün kıyısına gömdüğünü söylerdi. Kimi, ailesinden sakladığı mektupları köşkün duvarlarına gizlediğine inanırdı. Yaşlı hizmetkârların anlattığı başka bir rivayete göre ise köşkün kapıları, yıllar önce yaşanan talihsiz bir olayın ardından sonsuza dek kapatılmıştı.Bunların hiçbirine inanmazdım.En azından kendime öyle söylerdim.Çünkü bazı hikâyeler, insanın aklından çıkarmak istediği şeylere fazlasıyla benzerdi.
"Yine düşüncelere daldınız."
Dilşah'ın sesi arkamda geldiğinde irkildim.Başımı çevirdiğimde onu patikanın başında gördüm. Koyu renkli pelerininin başlığı omuzlarına düşmüş, elindeki küçük fenerin ışığı sisin içinde solgun bir daire oluşturmuştu. Yüzünde, beni sabahın bu saatinde gölün başında bulmasına hiç şaşırmadığını gösteren o tanıdık ifade vardı.
"Beni aradığını bilmiyordum," dedim.
"Aramasaydım da burada olacağınızı biliyordum."
"Öyleyse neden aradın?"
Dilşah yanıma kadar yürüdü.
"Belki bu defa yanılıyor olmayı ummuşumdur."
Gülümsedim.
Dilşah, çocukluğumdan beri yanımda olan tek kişiydi. Saraydaki diğer kadınlar benimle konuşurken unvanımı, ailemi ve taşıdığım sorumlulukları düşünürlerdi. Dilşah ise bütün bunları bir kenara bırakıp karşısında yalnızca beni görürdü.Bazen bu yüzden ona kızardım.Çünkü insanın kendisini saklayamadığı birinin yanında durması, sanıldığından daha zordu.
"Üşüyeceksiniz," dedi, omuzlarıma şalımı yerleştirirken.
"Biraz daha kalmak istiyorum."
"Bunu tahmin etmiştim."
"Öyleyse neden şikâyet ediyorsun?"
"Şikâyet etmiyorum. Yalnızca sizinle birlikte üşümek istemediğimi belirtiyorum."
Bu defa kahkahamı tutamadım.Dilşah'ın en sevdiğim yanı buydu. Sarayın ağır havasını, en umulmadık anda söylediği bir sözle dağıtabilirdi. Yanında bulunduğumda, omuzlarıma yüklenen bütün sorumlulukların birkaç dakikalığına hafiflediğini hissederdim.Birlikte kıyıya doğru yürüdük.Taşların üzerinde biriken nem, ayakkabılarımızın altından hafif bir ses çıkarıyordu. Gölün yüzeyinde beliren ilk ışık, sisin rengini değiştirmeye başlamıştı. Uzakta, ağaçların arasından küçük bir kuş havalandı ve kanat çırpışları sessizliği böldü.Dilşah bir süre gölü seyretti.
"Buraya geldiğinizde ne düşünüyorsunuz?"
Sorusu beklemediğim kadar ciddiydi.
"Her şeyi."
"Bu, hiçbir şey söylemediğiniz anlamına geliyor."
Ona döndüm.
"Bazen düşüncelerimi kelimelere dökmek istemiyorum."
"Biliyorum."
"Öyleyse neden soruyorsun?"
Dilşah, suyun kıyısına vuran küçük dalgalara baktı.
"Çünkü bazen insanın konuşmak istemediğini söylemesi bile, aslında anlatacak çok şeyi olduğunu gösterir."
Bu söz karşısında sustum.Beni ne kadar iyi tanıdığını her hatırlayışımda içimde garip bir minnet duyardım. Fakat minnet, dile getirildiğinde çoğu zaman eksik kalırdı. Ben de ona teşekkür etmek yerine koluna girdim.Birlikte gölün karşı kıyısına uzanan patikayı izledik.O sabah her şey olağan üstü görünüyordu.Sis dağılıyor, kuğular suyun üzerinde ilerliyor ve sarayın kuleleri güneşin ilk ışıklarıyla belirginleşiyordu.Yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu.Henüz bilmiyordum.Bazen kader, kendisini büyük bir gürültüyle değil, insanın anlam veremediği küçücük bir sessizlikle duyururdu.Ve ben, o sabah, hayatımın ilk işaretini çoktan görmüştüm.
Yalnızca onu henüz tanımıyordum...
🏰 • 🦢 •🕯️
Bölüm etkileşimi
