4. bölüm · Siyah Rezonans
Yeni Başlangıçlar
Yeni hayatımın ikinci günüydü. Geceyi sokakta bir şekilde geçirdim. Şu an polis karakolunun oraya ilerliyorum; belki kendim hakkında bir şeyler öğrenebilirim.
Polise olan biten her şeyden bahsettim ve nasıl olur da aklıma gelmez diye düşünerek parmak izime bakmaya karar verdiler. Parmak izim alındı ve bana birkaç hafta içinde belgelerin elimde olacağını söylediler.
İlk olarak kendime bir iş bakmaya karar verdim. Çünkü cebimdeki nakit bana bir süre yetse de sonsuza kadar idare edemezdim. Çok güzel bir kasabanın içerisindeydim; ismi Delvora’ydı. Burası sakin, huzurlu ve bir o kadar da cana yakın gözüküyordu. Gözlerim etrafta birilerini aramaya başladı ve en sonunda şeker, tatlı, küçük bir kafe gördüm. İsmi kadar dizaynı da güzeldi: Lunella’s.
Hemen içeri girdim ve tezgahtaki kıza yaklaştım.
“Merhaba, buralarda yeniyim ve iş bakıyorum. Eleman arıyor musunuz acaba?” Diye sordum genç kıza
Güler yüzle bana karşılık verdi:
“Patronumla konuşup hemen geliyorum.” Güler yüzle sorumu cevaplayıp gözden kaybolmuştu
Kız konuşmaya gitmişti. Ben de kendimi etrafı izlerken buldum. Gerçekten burada bir hayat kurmak hem bana hem de ruhuma iyi gelebilirdi. Daha girdiğim anda bile göze hitap eden bir mekân olduğunu anlamıştım. Şimdiden kafamda bir sürü plan oluşturmaya başlamıştım bile. Güzel ,küçük bir ev , yeni arkadaşlar , yeni dostlar…ben bunları düşğnürken buranın sahibi olduğunu düşündüğüm kadın yanıma geldi ;
“Merhabalar, ben Rana Kaya. Lunella’nın sahibiyim. Sizinle iş detaylarını konuşmak isterim.”
“Çok memnun oldum efendim, ben de Elara Duran. Elbette detayları konuşabiliriz.”
“Buyurun, dilerseniz yan masada konuşalım.”
“Tabii.”
Birlikte sakin ve tam köşede duran bir masaya oturmuştuk. Daha sonra tezgahtaki kıza seslendi Rana Hanım;
“Selma, bize iki tane kahve getirir misin?”
“Tabii efendim, hemen hazırlıyorum.” Selma’nın verdiği cevaptan sonra bizde konuşmaya başlamıştık
“ Bu arada sana sormadan kahve söyledim ama umarım seviyorsundur Elara.” Diye soru yöneltti bana Rana Hanım bende en tatlı halime bürünerek cevap verdim;
“Sorun değil, severim.”
“ Elara’cığım, daha önce bir deneyimin oldu mu?”
“ Şöyle ki Rana Hanım, son birkaç gün içerisinde başıma birçok olay geldi. Eski hayatımla ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum; kendim dahil. Şu an kendime bir yuva ve iş arayışındayım. Fakat lütfen bu gözünüzü korkutmasın, her türlü işi yapabilirim ve emin olun asla şikâyette bulunmam. Bu işe çok ihtiyacım var.” Kendimi çok acınası hissetmiştim neden bu kadar çok konuştum ki
“Anlıyorum tabii canım. Burası öyle büyük bir kafe değil; burada rahatlıkla kendini geliştirebilirsin. Sadece saat konusunda biraz katıyız. Tüm tatlıları, tuzluları biz hazırladığımız için sabah erkenden burada olunması gerekiyor. Ama mola saatlerimiz düzenlidir, yeterli aralıklarla molalarımız mevcut. Bir de ilk hafta deneme sürecimiz oluyor ama prim veremiyoruz ilk hafta. Zaten görüyorsun, biz de burada iki kadınız; elemana ihtiyacımız elbette oluyor. Maaşlarımız asgari ücrettir. Ne düşünüyorsun, bizimle çalışmak ister misin?” Rana Hanım’ın söylediklerinden sonra kendi içimde tepinmeye başlamıştım tabiki kabul ediyordum başka şansım yoktu ki
Bu işe çok ihtiyacım var, tabii ki kabul ediyorum. Ne zaman başlayabilirim peki?”
“Yarın sabah 06.00 senin için uygun mudur?”
“ Tabii efendim.”
“Elara, kalacak bir yerin olmadığını söyledin. Nerede kalacaksın bu süreçte?”
“Bilmiyorum, ama halletmeye çalışacağım.”
“İstersen arka tarafta bir dinlenme odamız var. Orada ev buluncaya kadar kalabilirsin. Hem senin için kişisel ihtiyaçlarını hallederiz. Sen de bugün kasabayı dolaşırsın, bilgi sahibi olursun. Ben de senin için birkaç tanıdığımla ev olayını konuşurum.” Rana Hanım değil değil ablamsın lan artık sanki okul kavgasında üst sınıflardan biri arkamı kollamış gibi yerimde tepinmemek için zor duruyordum ama tabiki efendiliğimizi bozmuyoruz
“Çok teşekkür ederim, size karşı çok mahcup oldum.”
“ Ne mahcupluğu kızım, artık hep birbirimizin yüzüne bakacağız.”
“Haklısınız.”
“Gel, sana odayı göstereyim.”
Birlikte tezgâhın arka tarafından bir kapıdan içeri girdik ve bizi iki oda karşıladı. Birinde bir yatak ve gardırop vardı; diğerinde ise bir koltuk ve ufak bir televizyon vardı. Ne çok abartılı ne de çok kötü diyeceğim bir yerdi. Bana yatak ve gardırop olan odayı gösterip:
“ İşte burada kalacaksın. Senin odanın hemen çaprazında ufak bir lavabo ve banyomuz var. Gardıroptaki sağ çekmecedeki kıyafetleri sen kullanabilirsin, onlar daha yepyenidir. Banyodaki dolapta yedek diş fırçası var, her şeyi rahatlıkla kullanabilirsin. Ayrıca duş almak istersin diye banyo dolabında temiz havlular da var.” Gerçekten çok ince bir kadın kimse yeni bir elemana bunları sağlamazdı ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha aklımdan geçirdim.
“Çok teşekkür ederim, minnettarım.”
“Rica ederim canım. Ben şimdi kafeye geçeyim, konuşuruz yine.”
“Tamamdır.”
Rana Hanım gittikten sonra bir duş almanın iyi olacağını düşündüm. Banyoya girdim, kendime bir havlu ve diş fırçası çıkardım. Dişlerimi fırçalayıp banyonun suyunu açtım. Suyun ılımasını beklerken aynadan kendime baktım. Çok yıpranmış ve solgun gözüküyordum. Kafamda hâlâ küçük bir sargı vardı. Artık ona gerek olmayacağını düşünüp çıkarmaya çalıştım. Biraz canımı yaksada çıkarıp çöpe attım.
Üzerimdekilerden kurtulup kendimi banyoya attım, suyun altına girdim. Her bir su damlası saç tellerimden ayak parmaklarıma kadar süzülüyordu. Sıcak su vücudumu gevşetirken gözyaşlarım dökülmeye başladı. Gözyaşlarım suyla karışıp bedenimden süzüldü.
Ve ben o an kendime bir söz verdim: geçmişimi araştıracaktım ve kendime yeni, güzel, musmutlu bir hayat verecektim.
Banyodan çıkıp havluya sarıldım, kendimi odama atıp çekmeceden kıyafet alıp giyindim. Kafe tarafına gidip Rana Hanım’a ve Selma’ya baktım. Yanlarına gidip:
“Ben biraz dışarı çıkıp etrafı araştıracağım. Tekrar teşekkürler, duş almak iyi geldi.”
“ Bir şey alacak olursan ismimi verebilirsin Elara’cığım. Burada herkes birbirini tanır ve bağlıdır; sana böylelikle yardımcı olacaklardır.” Gerçekten gittikçe dahada mahçup oluyordum.
“Tamam Rana Hanım.”
Kapıya doğru yürüdüm ve elimi kapıya uzattığım an arkamdan bir ses işittim.
“Elara, dikkat et ve görüşürüz. Geldiğinde sohbet edelim.”
“Dikkat ederim Selma. Sohbet için sabırsızlanıyorum, görüşürüz.”
Deyip kapıyı açıp kafeden çıktım. Yürürken etrafımdaki insanlara sora sora çarşıya vardım. “İlk önce kendime bir telefon alsam iyi olacak galiba,” diye düşündüm. Bir telefoncu gözüme kestirdim ve oraya girdim. Karşımda yaşlı bir amca vardı.
“Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim kızım?”
“Amcacım, ben telefon bakıyordum. Bana uygun olanlardan gösterebilirsen sevinirim.”
“ Tabii kızım”
Güzel, küçük bir telefon beğenmiştim. Bir de SIM kartına ihtiyacım vardı.
“Bir de SIM kartı rica edebilir miyim?” Arkasındaki rafa uzandı ve ordan uygun olan sim kartını masaya koydu
“Tabii kızım. Sen buralardan mısın?”
“Hayır efendim, ben yeni geldim buraya. Bir kafede işe başlayacağım, Lunella’da. Belki bilirsiniz.”
“Bilmem mi kızım! Hayırlı olsun, bizim Rana’nın kafesidir orası.”
Gülerek karşılık verdim. Telefonu ve SIM kartını alıp dükkândan çıktım.
Kiralık ev ilanlarına bakmaya başlamıştım. Kafeye doğru yürürken bir kadın bana seslendi:
“Şşt, güzel kız! Sen yeni misin buralarda?” Onlara döndüm ve yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdim
“Evet teyzeciğim, daha iki gündür buradayım.”
“Gel bakayım şöyle yamacıma.”
Teyzenin yanına doğru gittim. Üç tane kadın bir evin bahçesine sandalye koymuş, oturup sohbet ediyorlardı. Hepsi çok tatlı gözüküyordu. Ve evet o gördüğüm şey gün tabağıydı So delicius babyy
“Kimlerdensin sen bakayım?”
“Benim ailem yok teyzeciğim, tek başıma geldim buraya.”
Başka bir teyze atladı bu sefer:
“Sen Rana’nın yeni çalışanısın, hemi kızım?” Şiveni yerim be kadın
Hafif şivesi kayarak konuşan bu teyzeye gülümsedim ve cevap verdim:
“Evet, yarın ilk iş günüm hayırlısıyla.”
“Evin nerede bakayım senin?”
“Bir süre kafede kalacağım, şu an bir evim yok. Depozitoyu falan karşılayacak durumum olunca ev kiralayacağım.”
Teyzeler kendi aralarında konuşmaya başladılar. Fısır fısır ne konuşuyorlar öyle ayol
“ Neriman, senin alt daire boş değil miydi?”
“ Evet Ayten, iki aydır boştu vallahi.”
“E kalsın bu yavrucak orada.”
“Olur kız, aklınla bin yaşa! Benim oğlan şehir dışından gelince konuşayım, bir hanım kızımıza vesile olur bu sebeple.”
Üç teyze de bana döndü.
“Sen ne dersin kara kuzum, istersin değil mi?”
“Çok teşekkür ederim, isterim tabii ki. Ama önce biraz birikim yapmalıyım. Hem zaten teyzenin oğlu gelecekmiş, o zamana bakarız artık.”
“Tamam kuzum.”
“Ben artık gideyim.”
“Dikkat et.”
“Ederim. Gitmeden elinizi öpeyim.”
“Kız, o kadar laf ettik, bir adını bilemedik. Ne bakayım senin adın?”
“Elara ben teyzeciğim.”
“ Adınla yaşa güzel kızım.”
Teyzelerin teker teker ellerini öpüp arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Yürürken düşünmeye başlamıştım: Bu yeni hayat bana şans mı getirdi? İlk günden hem sığınacak bir çatı hem de bir iş bulmuştum. Hayırlısıysa eğer, yakın bir gelecekte kendi yuvam olacaktı. Şu an sadece iki dileğim vardı: biri bu işte başarılı olmak, diğeri ise Neriman Teyze’nin oğlunun erkenden gelmesiydi.
Sonunda yorgun argın kafeye gelebilmiştim. Şimdiden bir şeyler öğrenmenin iyi olacağını düşünüp Selma’nın yanına, tezgâha gitmiştim.
“Hoş geldin.” Bu kızla iyi anlaşıcaz he
“Hoş buldum. Çok yoğun değilsen bana bir şeyler öğretir misin?”
“Tabii ki öğretirim. İlk önce kolaydan başlayalım. Masalardan siparişi alınca buradaki bilgisayara gelip masayı açık gösteriyoruz, sonra aldığımız siparişleri ekliyoruz. Zaten her içecek ve yiyecek kendi kategorisine ayrı vaziyette.”
O an kafenin kapısındaki çan çaldı ve yeni müşteriler masaya oturdu.
“Hadi, bir tane deneyelim. Git ve siparişleri al.”
Çok heyecanlanmıştım. Belime önlüğü bağlayıp müşterilerin yanına gittim ve onlara menüyü verdim. Ve o aşırı gizli soruyu sordum ;
“Hoş geldiniz, ne alırdınız?”diye söze girdim.
Hiç vakit kaybetmeden, önce kadın konuşacak gibi oldu ve gülümseyerek ona baktım.
“Ben bir tane limonata alayım.”
“Tabii.”
Adama dönüp:
“Siz ne alırdınız?”
“Ben bir tane orta Türk kahvesi alayım.”
İsteklerini elimdeki kâğıt parçasına not ettim.
— Hemen getiriyorum.
Arkamı dönüp tezgahtaki Selma’nın yanına gittim. Ve sanki atom parçalamış gibi;
“Siparişleri aldım.” Dedim
“Şimdi masayı aç ve siparişleri gir.”
Yüzümü bilgisayara döndüm. Siparişleri alırken gözüme kestirdiğim masa numarasını ekranda aradım: 2A. Üzerine tıklayıp “açık” işaretine bastım. Daha sonra menü kısmına girip içecekler yazısına tıkladım. İlk olarak soğuk içeceklere tıklayıp limonatayı seçtim. Ardından sıcak içeceklerden Türk kahvesine tıkladım. Üç seçenek çıktı: sade, orta ve şekerli. Ortayı seçip siparişi onayla tuşuna bastım. Yan taraftaki cihazdan sipariş fişi çıktı. Selma kontrol etti:
“Çabuk öğreniyorsun, aferin!”
Siparişleri hazırlamaya başladım. İlk önce kahve makinesine bir fincan su, bir tatlı kaşığı kahve ve yarım tatlı kaşığı şeker koyup makineyi çalıştırdım. O sırada bir cam bardağa buzları koyup üzerine el yapımı limonata döktüm ve tepsiye yerleştirdim. Tam o sırada makinenin sesi geldi. Hazırladığım fincana kahveyi döküp yanına bir su ve bir lokum ekleyerek tepsiye koydum. O son dokunuşu da yaptıktan sonra tezgahtaki zile vurdum
— bu, siparişin hazır olduğu anlamına geliyordu.
Tepsiyi alıp kadının önüne limonatayı, adamın önüne kahveyi verip:
“Afiyet olsun”diyerek tezgâha geri döndüm.
Selma bana kocaman bir gülümsemeyle bakıp:
“Başardın, sıfır hatasız!”dedi. İşte şimdi atomu parçalamıştım.
Selma’yla çok iyi anlaşmıştık. Şimdiden bir arkadaş edinmiştim bile. Onunla birlikte kafenin kapanışına kadar çalıştık. Bu sürede bir şeyler daha öğrendim; artık farklı türde kahveler yapabiliyor, tatlı servisi gerçekleştirebiliyordum.
Sonunda kafeyi kapattık ve üç kadın olarak yalnız kalmıştık. Hep birlikte günün yorgunluğunu atmak için birer kahve yapıp karşılıklı bir masaya oturduk. İlk Selma girdi söze:
“Neler yaptın bugün kasabada?”
“İlk önce kendime bir telefon ve hat aldım. Hatta unutmadan size numaramı vereyim.”
Numaramı verdim, onların numaralarını da kaydettim ve kaldığım yerden devam ettim:
“Sonra buraya doğru yürürken birkaç teyzeyle sohbet ettim.”
“Kesin içlerinde Ayten Teyze vardı, hahaha!”
“Evet, onlarla sohbet ettik. Neriman Teyze alt dairelerinin boş olduğunu ve oğlu şehir dışından gelince konuşacağını söyledi.”
“Ya çok sevindim senin adına! Oğuz gelir, çok sürmez diye düşünüyorum.” Selma sanki Oğuz’u hiç sevmiyormuş gibiydi
“Oğuz kim?”
“ Neriman Teyze’nin biricik oğlu! Kimseyle paylaşamıyor da kendisini, hahaha!”
“Hahaha, hiç güleceğim yoktu gerçekten.”
“Hadi kızlar, kahveler bittiyse dağılalım. Üçümüz de çok yorulduk bugün.”
“Haklısın Rana Abla. İyi geceler Elara, iyi geceler abla.”
“İyi geceler Selma.”
“ İyi geceler Selma, Elaracığım. Eğer bir sıkıntın olursa istediğin zaman arayabilirsin. Görüşürüz, iyi geceler.” “Teşekkürler, iyi geceler size de.”
Onlar gittikten sonra kendimi odamdaki yatağa attım. Tavana bakarak yeni hayatımı ve geleceğimi düşündüm…Ve bu düşünceler arasında kendimi uykuya teslim ettim.
——————————————————————
Bir diğer bölümde bazı soru işaretlerimiz gidicek bunlar ne olacak acabaaa 🤭
Okuduğunuz için teşekkür ederim 💓🥰😍
Devamında görüşmek dileğiyle…..💚
