9. bölüm · Siyah Rezonans

Kıvılcım

R Fırtına

Elara Duran’dan

Divane kuşu gibi
Öleceğim ardından
Sana çıkacak yolları
İzleyeceğim ardından

Seviyorum seni
Ne romanlardaki gibi
Ne masallardaki gibi
Seviyorum seni kendimce

Tek umudum, hayatımdaki insanların hep benimle kalması olmuştu. Bu geçen zamanda içimde kopan fırtınalar, şimşekler hep benimle kalacaktı. Peki neden mutluluk, sevgi hiç benimle kalmıyor? Bunu aşmam gerekiyordu. Evet, hayatıma birini almak istiyorum… Aslında hayatıma Aral’ı almak istiyorum. Fakat ya onu da kaybedersem? Ya o da beni terk ederse, beni sevmezse? Bazen konuşuyorum ve kendime diyorum ki: “Ya kızım, sevmese adam neden sanki dünyadaki tek kadınmışsın gibi davransın? Salak mısın?” diyorum. Umarım her şey güzel ilerlerdi, çünkü artık karar vermiştim. Onun bana atacağı her adımda ben de ona adım atacaktım, kaçmayacaktım. Aşk için savaşmak gerekiyorsa bunu başaracaktım.
Ben bunları düşüne düşüne sabah etmiştim. Şimdiyse işe gitmek için hazırlanıyordum. Makyajımı ve saçımı halletmiştim. Lacivert bir pantolon ve siyah bir bluz giymiştim. Çantama gerekli olan eşyalarımı koyup portmantodan bordo deri ceketimi giydim. Son olarak ayakkabılarımı giydim ve kapıyı kilitleyip kafeye doğru yola koyuldum. Artık bu kasabada daha fazla insan tanıyordum ve her biriyle selamlaşıyordum. Sonunda kafe göz hizamdaydı. Kapıyı itip içeri girmemle kapının üstündeki çan, o sevdiğim “dinng” sesini çıkardı. Selma, sese doğru kafasını çevirip: “Hoş geldinnn beybisiii!” dedi. Ona gülerek karşılık verdim ve tezgâhın arkasına yönelip önlüğümü aldım. Arka tarafa doğru gittim, eşyalarımı bırakıp önlüğümü belime bağladım. Telefonumu ve sipariş defterini önlüğün ön cebine koyup kafe tarafına geçtim.
Tam benim gelmemle yeni müşteriler kapıdan içeriye girmişti. Masalarına oturdukları sırada onlara doğru giderek masanın yanında durdum, menüyü uzattım ve yanlarından ayrılıp Selma’nın yanına gittim.“Kız, bunlar ne garip tipler böyle?” dedim.Selma da bana karşılık: “He ya, hiç gözüm tutmadı. Çok muhatap olma.” dedi.
Selma’yı onayladım ve bana sipariş vermek istediklerini söyleyen adamlara doğru gittim. Defterimi çıkardım ve yüzlerine baktığım an simaları çok tanıdık geldi. Yine de çok fazla umursamayıp siparişlerini aldım ve bilgisayara girdim. Siparişlerin hazır olmasıyla onlara servis ettim ve günün kalanında yeni yeni müşterilerle ilgilendim.
Neredeyse akşam olmuştu ve bu adamlar hâlâ oturuyordu. Ayaklanmaya başlamışlardı. Siparişlerini ödeyip kapının orada arkasını dönüp bana baktıktan sonra kafeden çıktılar. Onlara ettiğim servisi toplamaya başladım ve toplarken gözüme kahve bardağının altına sıkıştırılmış bir not ve bir fotoğraf ilişti. Onları elime aldım; notu cebime sıkıştırıp fotoğrafa baktım.
Uzun siyah saçlı bir kız, saçlarını atkuyruğu yapmış ve poligon olduğunu düşündüğüm bir yerde silah kullanıyordu. Fotoğraf arkadan çekilmişti; bu yüzden kim olduğu belli değildi. Fakat zihnimde bir anda çok şey belirmeye başladı ve başıma şiddetli bir ağrı saplanmasıyla gözlerimin kararması bir oldu.
O kız kimdi? O adamlar neden bu fotoğrafı bırakmıştı? Notta ne yazıyordu?…

Aral Asır’dan

Her aşk doğardı
Tek bir kıvılcımla
Her insan doğardı
Yeniden aşkla

Tek bir ömür değil
Aşkla doğan yeni bir öykü
Beklemekte
Her birimizi

Eva’nın bu aralar anlamlandıramadığım bir merakından dolayı Ravena’nın çalıştığı kafeye geldik. İçeri girdiğimiz an kafedeki tuhaf gerilimi hissettim. Selma çok telaşlı görünüyordu. Onun baktığı yöne bakmamla Serinimi yerde boylu boyunca uzanırken gördüm. Telaşla ona doğru koştum ve yanaklarına ufak ufak vurup onu ayıltmaya çalıştım fakat nafileydi. Elleri dikkatimi çekti; sıkı sıkıya tuttuğu ve bırakmadığı bir fotoğraf vardı. Ancak şu an tutuş şeklinden dolayı yalnızca arka, beyaz kısmını görebiliyordum.
Yavaş ve dikkatlice Serinimi kollarımın arasına aldım. O sırada Selma, “Arka tarafta koltuk var, oraya yatırabiliriz.” dedi. Onaylayıp onu takip ettim. Kapısı açık bir odaya girdik ve karşımdaki koltuğa sevdiğimi dikkatlice yatırdım. Elindeki fotoğraf tam da görebileceğim şekildeydi fakat Ravena gözlerini açmaya başlamıştı. Hemen dikkatimi ona verdim.
“İyi misin, nasıl hissediyorsun?” diye sordum. Gözlerini tamamen aralayıp başında bekleyen Eva, Selma ve bana baktı; tebessüm ederek, “İyiyim, sadece başım çok kötü ağrıyor.” dedi. Yavaşça oturur pozisyona gelmeye başlamasıyla elimi sırtına götürdüm ve ona doğrulmasında yardımcı oldum. Biraz su içmesini sağladık. Ardından, “Bir elimi yüzümü yıkamak istiyorum.” demesiyle kalkmasına yardım ettik. Selma onu lavaboya götürürken Ravena’nın giderken koltuğa bıraktığı fotoğrafa baktım.
Bu, onun eskiden benim gizlice çektiğim bir fotoğrafıydı. Bunun onda ne işi vardı? Nasıl eline geçmişti? Bu, eskiden bağlı olduğum örgüt DASİSA’nın arşivlerinde gizlenen fotoğraflardan sadece bir tanesiydi. Selma ve Ravena’nın buraya doğru geldiğini duyunca fotoğrafı bulduğum gibi koltuğun üzerine bıraktım. Arkamı döndüğümde Eva’nın bana anlamsız bakışlar attığını fark ettim.
Ravenalar içeri girdiğinde Eva’ya ve bana dönüp, “Özür dilerim, size karşı mahcup oldum. Bir şeyler ikram etsek? Hemen kafe tarafına geçelim isterseniz.” dedi. Onun bu tatlı telaşına gülüp karşılık verdim:
“Sorun yok Elara. Sen iyi misin? Çok endişelendik hepimiz.”
Bana karşılık, “İyiyim, teşekkür ederim… O kardeşin mi?” diye sordu, yanımda duran Eva’yı göstererek.
“Evet, kız kardeşim Eva.” dedim ve kardeşime bakıp devam ettim: “Eva, o da Elara…” duraksayıp “Arkadaşım.” diye ekledim.
İkisi de memnun olduklarını söyleyip Selma’yla da kısa bir tanışma faslı yaşadık ve kafe tarafına geçtik.
Selma, Elara’ya kahve hazırlarken biz de Eva’yla masada oturmuş hem onları bekliyor hem de fotoğrafın detaylarını konuşuyorduk.
“Eva, o fotoğraf Dasisa’dan. Nasıl onun eline geçmiş olabilir? Bunlar gizli bilgiler.” dedim.
“Bilmiyorum abi ama bu işte Çağrı’nın parmağı olduğunu düşünüyorum ben.” dedi.
Gerçekten işkillenmeye başlamıştım. Neden bunu yapsındı ki? Kendime tonlarca soru yöneltiyordum.
Sonunda Elara, Selma ve kahveler gelmişti. Hep birlikte oturup kahve içerken konu Elara’nın bayılmasına geldi.
“Yani sadece fotoğrafı gördün ve başın mı ağrımaya başladı? Başka bir şey yok muydu?” dedi Selma.
O an Elara’nın aklına bir şey gelmiş olacak ki eli pantolonunun cebine gitti ve bir kâğıt çıkardı. Bu bir mektuptu. Elara açtı Ve sessizce okudu. Kâğıdın arkasına baktığımda kocaman harflerle DASİSA yazdığını fark ettim. Elara’ya doğru bakmamla gözlerinin faltaşı gibi açıldığını gördüm. O an refleksle Eva’ya baktım; o da o sırada bana bakıyordu. Ne yapacağımızı düşünüyorduk ki Elara notu sesli okumaya başladı. Duyduğumuz şeyler ise bizi dehşete uğratacak türdendi.

Çağrı Arslan’dan

Onu görmeliydim. Onu kendime bağlamalıydım. Benim olmasını sağlamalıydım. Tek düşündüklerim bunlardı ve sadece ona yönelik planlar yapmaya odaklanıyordum. Aklıma başka hiçbir şey gelmiyordu. Nasıl karşısına çıkacaktım? İlk aklıma gelen planı uygulamaya karar verdim ve telefonumu alarak Ilgaz’ı aradım. Telefonu açtığı an, “Çabuk odama gel.” diyerek suratına kapattım.
Ilgaz aramamla birlikte kapımı çalmaya başladı. Bu salak kapının önünde mi bekliyordu? Neyse… Ona “Gel.” diyerek kapıyı açışını izledim. Bana baktığı an, “Gidiyoruz.” dedim. Nereye olduğunu bile sormasına fırsat vermeden koltuğumdan kalktım ve koltuğumun başına astığım ceketimi giyerek kapıya yöneldim. Ilgaz’ın hâlâ bana mal mal baktığını fark edince, “Oğlum ne bakıyorsun aval aval? Yürü lan!” dedim. O da “Tamam abi.” diyerek peşimden geldi.
Otoparka indik ve göz nurum, bebeğim olan arabama binerek yola koyulduk. Vardığımızda kafenin camından onun güzel yüzünü görüyordum. Adeta dalmıştım. O sırada Ilgaz’ın sesini duydum: “Abi? Abi?” diyerek suratımın önünde el sallıyordu. Elini bir çırpıda itip, “Siktir git lan.” dedim ve bunu dememle park ettiğim arabadan indim, kafeye yürüdüm.
Ilgaz’la içeri girip masaya oturmuştuk. Güzelliğim, bize hizmet etmek için yanımıza gelmişti. Onun melek gibi yüzüne baktıkça içimde ona dair çok fazla şey yapma isteği uyanıyordu. Fakat kendimi tutuyordum… şimdilik.
Kahveler içildi ve ben yanımda getirdiğim Ravena’mın fotoğrafını fincanın altına sıkıştırdım. Sonra da getirdiğim kâğıda notumu yazıp zarfın içine koydum; arkasına ise örgütün ismini yazdım ve onu da fincanın altına sıkıştırdım. Kalktığımız gibi hızlıca hesabı ödeyip toz olduk. Ilgaz bana, “Abi, ne yazdın o kâğıda?” diye sordu fakat şimdilik bunu bilmesine gerek yoktu.
“Bilmene gerek yok Ilgazcığım, öyle değil mi?” dedim.“Sen öyle diyorsan haklısındır abi.” diyerek sonunda çenesini kapatmıştı.
Arabaya binerken kafeden gelen bir bağırışla o yöne baktım. Camdan gördüğüm kadarıyla meleğim, fotoğrafı görünce ufak bir fenalaşma yaşamıştı. Acaba notu görünce ne tepki verecekti? Ama maalesef o tepkisini göremeyecektim.

“Benim olduğun gün bana hissettirdiklerin paha biçilemezdi Ravenam. Seni ve vücudunu daima özleyeceğim. Fakat bu özlem elbet kısa sürecek. Onun olamadığın kadar benimsin güzelim. Kendine yani benim küçük kuklama iyi bak.

Ravena’ya sevgilerimle,
Sevdiğin adamdan.”

Özenerek yazdığım bu not yalanlar barındırsa da elbet hepsi gerçek olacak. Aral geçmişte her şeyi benden koparmış olabilir fakat ben de ondan sevdiği kadını koparacağım. Bu fani dünyada her şey karşılıklıydı. Ravena’ya attığı her bakışı gördüm. Ona karşı beslediği tüm duygulara şahidim. Fakat o da Ravena’nın benim olmasına şahitlik edecek.

——————————————————————

Çağrı tam bir piçsin haberin olsun.

Elara notu okuyunca ne tepki verdi acaba yada Aral duyunca ne tepki verdi…..

Okuduğunuz için teşekkür ederim 💙

Devamında görüşmek dileğiyle..💓