13. bölüm · SIRLAR VE ARZULAR
12-RÜTBE: YALNIZLIK
"Bazı insanlar hayatına girdiğinde hiçbir şey değişmez sanırsın; ama gittiklerinde yerlerini doldurmaya hiçbir şey yetmez."
Kendime Yalan Söyledim- Seksendört
Kuzey Nur'u arabanın arka koltuğuna adeta porselen bibloymuş gibi yerleştirmiş, onu en güvendiği kişiye emanet etmişti.
İngiliz kriminoloji dehası arkadaşına.
Elias'a.
"Elias," dedi, dikiz aynasından arkayı kontrol ederken sesi endişeyle titriyordu. "Nasıl, iyi mi? Kanama devam ediyor mu?"
Elias Kuzey'i duymuyor gibiydi. Deniz mavisi gözleri dakikalardır Nur'un yüzünde geziniyor, acıyla kısılan, bir açılıp bir kapanan kahvelerinde tanıdık bir şeyler arıyordu.
Parmakları Nur'un şakağına baskı yaparken titredi. Nur'un acıyla kıvrılan dudakları, savunmasız bakışı... Elias'ı bir anda alıp yıllar öncesine, misket seslerinin ve saklambaç oyunlarının olduğu çocukluğuna fırlatmıştı.
"Elias! Sana diyorum, kız iyi mi?" Kuzey'in bağırışıyla Elias irkilerek kendine geldi. Derin bir nefes aldığında ciğerlerini Nur’un kokusuyla doldurduğunu farketmedi bile.
"İyi," dedi. "Ama.. Birine benziyor."
Bir şeyler vardı. Zihninin en karanlık, en tozlu rafında bir anı kıpırdıyordu. Bir çocuk gülüşü, avucunun içine sığınan küçük bir el, tozlu diz kapakları, misket, saklambaç... Ama görüntüler o kadar puslu, o kadar uzaktı ki; aradan geçen yıllar hatırlamaya çalıştığı şeyi Elias'ın hafızasından silip atmış, yerine sadece bu isimsiz aşinalığı bırakmış, hatıranın üzerini bir sis perdesiyle örtmüştü.
"Elias! Lan kime benziyor diyorum, cevap versene!"
Kuzey'in sesi bu kez daha sert çıktı, dikiz aynasından Elias'ın donup kalmış yüzüne bakıyordu.
"Bilmiyor ki..." dedi Elias bakışlarını Nur’dan ayırmadan. "Çok tanıdık bir bakış. Sanki... sanki ömrüm boyunca bu gözleri.. bir yerlerde görmüşüm gibi. Ama çıkaramıyor."
"Sadece birine benzetiyor ben." diye devam etti. "Beni alelacele çağırdın, buraya getirdin.. Kim bu kız?"
Kuzey gaza biraz daha yüklendi. "Rivan'ın karısı işte Elias! Daha neyini kurcalıyorsun?"
"Hayır, anlamıyorsun. Bir hafıza var burada," dedi eliyle kalbini işaret ederek. "Anlatamıyorum ama.. Hissediyorum.. Bu bakış.. tanidik. Ben sanki çocukken.. Küçük bir kız vardı, o da böyle bakmak."
"Elias, Türkçen zaten yarım yamalak, bir de geçmişten bahsedip kafamı ütüleme!" diye gürledi Kuzey.
"Kuzey, shut up! Ben deli değil! Bu kızın yüzü... bir puzzle gibi. Parçalar eksik ama... bir gün... I will find."
Nur'un yüzüne dökülen saçları eliyle usulca geriye itti. Bu dokunmayla gözleri bir anlığına tamamen açıldı; derin, hüzünlü kahveler Elias'ın buz mavisi gözlerine kilitlendiğinde kalbi teklemişti. Bu bakış, sadece bir benzerlik olamazdı. Yüz hatları, bakışları, gözleri... Elias'ın yıllardır unuttuğu her şeyin canlanmış haliydi sanki.
Elias Nur'u tamamen kendisine yaslamıştı; genç kadının başı omzundaydı. Kesik kesik nefes alışlarını kendi göğsünde, kalbinin içinde hissediyordu. Bir eliyle yüzüne yapışan saçları dikkatle geri çekiyor, diğer eliyle Nur'un omzundaki derin kesiğe temiz bezi var gücüyle bastırıyordu.
Kuzey gaz pedalına yüklenmiş, son sürat hastaneye sürüyordu. Bulundukları yere en yakın hastane İstanbul hastanesiydi. Nur'u hangardan çıkarırken son söyledikleri kafasında dönüp duruyordu. "Hakkım yok," demişti. "Ama kırıldım Kuzey."
İçinden, "Neler çekti bu kız ya'' diye geçirdi.
Rivan'ın yaptığı onun da yüreğine oturmuştu. Arkadaşının görevini her şeyden üstün gördüğünü biliyordu, ama bu kadarını tahmin etmemişti. Bu kadarı fazlaydı.
Resmen karısını değil dosyayı seçmişti.
Rivan'ın bu rütbeye, bu başarılara ulaşmak için uykusuz gecelerce ne kadar çabaladığına kendisi bizzat şahit olmuştu. Ama öncelik insan olmaktı.
Sonra kendi kendine, "Zaten hikayenin sonuna gelmişlerdi. Belki de Rivan kendince haklıdır," diye düşündü. Vicdanını susturacağını sanıyordu ama içindeki ses susacağa benzemiyordu.
Elias'ın utangaç ve merak dolu sesi Kuzey'i bu ağır düşüncelerinden ayırdı. "Savcim."
"Efendim?"
"Kim.. bu kız?"
"Rivan'dan bahsetmiştim ya.." dedi Kuzey dalgın dalgın. "Onun karısı.. Nur Kozan."
Peki kizi kim yaraladi?"
Kuzey direksiyonu sıkıca kavradı. "Uzun hikaye dostum, çok uzun.. Sonra anlatırım."
Tam o sırada Nur'un boğazından gelen hırıltı ikisini de ona bakmaya zorladı. Nur bilinciyle acı arasında bir yerde gidip geliyordu. "A..aciyor," dedi Elias, sesi bu kez çok daha yumuşak, neredeyse sarmalayıcı tondaydı. Nur'un yüzündeki her hareketi, her kıpırdayışı adım adım izliyordu.
**
Nur hastanenin dezenfektan kokan koridorlarında bir dakika daha kalmaya tahammül edemiyordu. Doktorun "müşahede altında kalmalısınız" uyarılarına rağmen kolundaki serumu tekte söküp attı. Canı yanmıştı ama ruhundaki sızının yanında bu bir hiçti. Üstünü alelacele giyinip odadan dışarı attı kendini.
Haberi alan Kuzey koridorda onu yakaladı. Kolundan tutup, "Nereye?" diye sordu sertçe. “Saçmalam, yat şuraya!”
"Hastanede kalmak istemiyorum. Duvarlar üstüme üstüme geliyor Kuzey, hava almam lazım."
Kuzey durdu, Nur'un bitkin ama kararlı yüzüne baktı bir süre. Derin bir iç çekip kolunu bıraktı. "Boğuluyorsun?"
"Aynen öyle," dedi Nur, sesindeki titremeyi gizleyerek.
"Her yer boğacak seni kızım. Dışarıda kal o zaman. Belki rahatlarsın."
"Öyle yapacağım zaten."
Kuzey'in kaşları havalandı, gözleri hayretle büyüdü. "O ne demekmiş?"
"Yollarımız ayrıldı ya çok sevimli komiserinle... Ben de başımın çaresine bakacağım artık."
Kuzey hafif küçümseyici bir bakış fırlattı. "Nasıl bakacaksın? Paran var mı ki? Nerede kalacaksın?"
Nur sinirle kolunu çekti. "Tabii ki var! Siz erkekler de amma meraklısınız kadınları korumaya, sığınacak liman olmaya!"
Kuzey yüzünü buruşturdu. "Feminist misin sen ya?"
Nur acısına rağmen gülümsedi. "Evet canım, en hasından hem de! Zoruna mı gitti Maço Bey?"
"Yok, ne zoruma gidecek..." Kuzey duraksadı, Nur'un gidişine izin veremezdi. "Dur, kız yenge!" diyip tekrar kolundan tuttu.
"Ulan kaç kere söyledim bana yenge deme diye! Rivan bitti diyorum!”
Kuzey'in her zamanki sinir bozucu gülüşü belirdi yüzünde. "Rivan sana çok bile dayanmış yenge. Bu ne ya lanlı lunlu konuşmalar..Böyle kız mı olur?"
Nur Kuzey'in omzuna bir yumruk indirip bağırırken çevredeki birkaç kişi onlara baktı. "Sensin yenge!"
"Tamam gel, bende kalabilirsin. Güvende olursun."
Nur şüpheyle gözlerini kıstı. "İstemez. Dakika beklemez, yetiştirirsin komiserine."
"Ne demezsin! Rivan da meraklısıydı zaten! Çok umurunda ya!"
Nur'un yüzü bir anlığına buz kesti. Elini alnına vurdu. "Doğru ya... Adam bir kâğıt parçasına benden çok önem veriyor. Unutmuşum."
Kuzey Nur'un yüzünün bir anda nasıl düştüğünü görünce pişmanlıkla yelkenleri suya indirdi. "Öyle demek istememiştim. Özür dilerim, seni kırdıysam... Ağzımdan kaçtı."
Nur, Kuzey'in haklı olduğunu içten içe biliyordu. Acı bir gülümsemeyle ona döndü. "Yok canım, ne kırılması. Doğru dedin. Bana ne oluyorsa... Haklısın, dost acı söyler."
Kuzey'in yüzünde bir mutluluk belirdi. "Dost ben mi oluyorum şimdi?"
"İstersen?"
"Tabii isterim yen..." dedi, hemen yutkunup düzeltti: "Nur."
"Öyleyse sana gidiyoruz," dedi Nur. Yüzü biraz olsun gülüyordu. "Ama burada olduğumu Rivan'a çıtlatırsan, yemin ederim fena yaparım seni."
"Yaparsın, bilirim," dedi Kuzey aynı tonda.
"Yapmazsam adam değilim."
Kuzey kahkahalar eşliğinde, "Hadi gidelim, evim yakınlarda," dedi.
Arabaya doğru yürürlerken Nur durdu, ellerini beline koyup hesap sorar gibi döndü. "Rivan biliyor mu burayı?"
"Oo, tabii. Bilmez mi? Her şeyimi bilir o."
"Bilmese şaşardım zaten," diyerek gözlerini devirdi Nur.
Kuzey şaşkınca sordu. "Ne dedim ki ben şimdi?"
"Aman tamam anladık, bff'siniz!"
"Siz kızlar kendi arkadaşlarınıza demiyor musunuz onu?" Kuzey kahkaha atmaya başladı.
Nur birden kaşlarını çattı, elini eline vurdu. "Oy, senin kız arkadaşın var mı? Hiç sormadım ben. Sende kalmam sorun yaratır mı? Çok mu kıskanç? Sarışın mı, esmer mi? Esmer de lütfen..."
Kuzey asansöre doğru ilerlerken gülmekten sarsılıyordu. "Kız yenge, az dur. Nefes al. Yok," dedi sadece.
Nur'un dudağının köşesi muzipçe kıvrıldı, iç çekti. "Tüh... Ben de evde sıkılmam diyordum."
"Bu gidişle evde kalacağım ben zaten."
Nur elini karnına koyup katıla katıla güldü. "Neden?"
"Ne kadar çok sordun Nur! Biraz da bana mı saklasan soruları?"
"Tamam, sor. Ama ilk günden fazla özele girme."
"Meraklısı değiliz," dedi Kuzey gülerken. Hemen ardından, sanki demin aksini söylememiş gibi, "Sevgilin var mı?" diye sordu.
"Evet, var. Ama ben salağın önde gideni olduğum için sevgilimde değil, sende kalıyorum!"
Kuzey gözlerini havaya kaldırıp sabır çekti. "Hiç oldu mu peki?"
"Biz de deriniz canım savcım, herhalde oldu." Kaşlarını kaldırıp bilmiş bir edayla ekledi. "Ayrıca biliyorsun diye zannediyorum?"
"Evet biliyorum," dedi Kuzey, Emin meselesini kastederek mahcup bir sesle.
"İstemezsen bahsetmeyiz bir daha."
"Mümkünse." Dudaklarını birbirine bastırdı Nur. Bir süre sustuktan sonra dayanamayıp sordu. "Hayatında kimse yok yani... Peki onun?"
"Kimin?" Kuzey'in dudakları yana kaçtı. Kimi sorduğunu çok iyi biliyordu.
"Rivan'ın."
Kuzey düşünüyor gibi yapıp etrafı izledi. "Şu an yok. Bildiğim kadarıyla."
"Bildiğim kadarıyla mı?" Nur tek kaşını kaldırdı. "Hani birbirinizin her şeyini biliyordunuz?"
"Eskiden çoktu ama," dedi Kuzey, Nur'un sitemini duymazdan gelerek. "Liste kabarık diyorum sana." Nur'un hiçbir şeyden anlamayan suratına bakıp devam etti: "Var ya, acayip yakışıklı benim abim. Kızlar peşinde koşuyordu. Hatta biriyle yüzük bile-"
"Tamam!" dedi Nur, elini havaya kaldırarak. Duymak istediğinden fazlasını almıştı.
Kuzey Nur'un omuzlarından tutup yüzünü kendisine çevirdi. "Bak bakayım bana... Yoksa sen aşık mı oldun komiserime?"
"Saçma sapan konuşma Kuzey! Nesine aşık olacağım onun? Tipini sevsinler. İşkolik herif!"
"Öyle mi diyorsun?"
"Öyle!"
Kuzey alayla gözlerini devirdi. "Tamam, tamam. İnandım."
"İyi."
Tam o anda Elias yanlarına geldi. Omuzlarını hafif dikleştirip merakla, "Ee, kim neye.. inanmiyormuş?" diye sordu merakla. Kuzey Nur'a bakarak dudaklarını ısırdı. "Nur'un ilişki durumunu araştırıyordum."
Burak şaşkınlıkla Nur'a döndü. "Nur, do you have a.. erkek arkadas. Soylemedin?"
Nur başını havaya kaldırıp derin bir nefes çekti. "Özür dilerim, biraz yaralıydım da... Unutmuşum söylemeyi. Mazur görün."
Kuzey gerginliği dağıtmak için araya girdi. "Aa, ben sizi resmen tanıştırmadım. Nur, bu benim arkadaşım, Elias Mortimer. Elias, sen zaten tanıyorsun ama resmiyet olsun; Nur Kozan Aktay, Rivan'ın karısı."
"Şimdilik..." diye fısıldadı Nur, kendi kendine.
Bunu duyan Elias hafiften gülümsedi ama Kuzey ve Nur'un sert bakışlarını görünce hemen ciddileşti. "İsleri bana birakip kaçmissin savcim" Nur'un üzerinde sadece ince bir hırka olduğunu fark edince hemen montunu çıkarıp genç kadının omuzlarına bıraktı. Yakalarını dikkatle birleştirip boynunu örterken fısıldadı. "You look like a ghost, Nur. Çok beyaz.. no, solgun."
"Savcum, hava çuk soğuk. Kız incecik giymis, ustelik yarali. Verseydin ya ustundekini."
Nur araya girdi, Kuzey'e sorgulayıcı bir bakış attı. "Evet Kuzey, niye vermedin?"
Kuzey irkildi. "Aman Elias, ben anlamam öyle romantik, centilmen işlerden. Hem bak, sen verdin ya işte."
Nur ikisinin arasına geçip bağırdı."Bayılıyorsunuz ya kadınlara kahramanlık yapmaya!"
"Aha, başladı yine," diye ofladı Kuzey. "Nur, sen de ne istediğine bir karar ver artık."
"Kendim öğrenince size de haber veririm!"
Kuzey kahkaha attı. "E bize müsaade o zaman."
Elias ve Kuzey el sıkışıp sarıldılar. Elias Nur'a döndü ve içtenlikle gülümsedi. "Tanistiimiza memnun oldum, Nur. Really."
"Ben de."
Kuzey ve Nur arabaya binerken Elias Nur'un omuzlarındaki montuna bakıp sessizce gülümsedi.
"Ee, anlar mısın mutfak işlerinden?" diye sordu Nur, araba hareket ederken.
Kuzey omuzlarını dikleştirdi. "Komiserim kadar olmasa da, evet. Yapıyoruz bir şeyler."
"Hayret. Genelde siz erkekler kadınları mutfak robotu olarak görürsünüz de. Şaşırdım."
"Allah aşkına! Bizimle alıp veremediğin ne senin Nur? Bir kere genelleme yapmadan, laf çakmadan konuşamıyor musun?"
"Bizde böyle."
"Tamam yenge, bir şey demedik."
"Sensin yenge!"
Eve varır varmaz Nur kendini salondaki kanepeye attı. Omzu zonkluyordu. "Yemek hazır olunca uyandır."
Kuzey neşeli sesiyle mutfaktan bağırdı. "Tamam annesi!"
Aniden ne dediğini fark edip duraksadı. Nur'un hassasiyetini hatırlayınca hızla yanına koştu, diz çöktü. Çekinerek yüzünü ellerinin arasına aldı. "Özür dilerim... Öyle çıkıverdi birden, gerçekten özür dilerim."
Nur, dolan gözlerini gizlemek için yüzünü çevirdi. "Sorun değil."
"Hayır, sorun. Patavatsızım ben bazen... Hatta çoğu zaman."
Nur duygulu gözlerle ona baktı. "Gerçekten sorun değil Kuzey. Önemli olan özür dilemen... Ben onu bile yapamıyorum. Az önce bana sordun ya, aşık mı oldun diye... Ben aşk için fazla gururluyum Kuzey. Benden kimseye yar olmaz."
Kuzey anlayışla sordu: "Emin mi?"
"Diyelim ki o... Ne yapacaksın?"
"Seni kırmışsa hesabını soracağım. Görsün bakalım yengemi üzmek neymiş!"
Nur iç çekti. "Boş ver. Onunla karşılaşmak istemiyorum artık."
Kuzey, Nur'un gözlerine 'emin misin' der gibi baktıktan sonra mutfağa yöneldi. Nur ise gözlerini kapatırken, omzundaki sızıdan çok kalbindeki sızıyı hissediyordu.
Kuzey'in mutfağından yükselen yoğun baharat ve tereyağı kokusu tüm evi sarmış, Nur'un varlığı yalnız yaşadığı evine bir nebze de olsa sıcaklık katıyordu. Kuzey tezgahın başında ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamış bir halde, tüm dikkatiyle yemeğe odaklanmıştı.
Nur'a güç verecek bir şeyler hazırlıyordu. Tencerede ağır ağır kaynayan kremalı mantar çorbasının yumuşak fokurtusu sessizliği bozan tek şeydi. Yan tarafta ise taze kekik ve sarımsakla marine ettiği tavuk göğüsleri kızarıyordu. Etlerin cızırdayan sesi, havaya dağılan karabiberin keskin kokusuyla birleşiyordu. Kuzey bir yandan da taze sebzeleri özenle doğruyor, "Nur bunu yerse kendine gelir," diye mırıldanıyordu.
Kendi kendine bir şeyler pişirmek, Kuzey için de bir nevi terapi gibiydi; adliyenin, işinin gücünün yoğunluğundan, hayatının griliğinden kaçış yoluydu.
Nur ise hemen mutfağın bitişiğindeki salonda, kanepede kıvrılmış uyuyordu. Üzerindeki battaniye omuzlarına kadar çekilmişti. Yüzündeki yorgun, savunmasız ifade uyurken bile onu bırakmamıştı. Arada bir omzundaki sızıyla hafifçe kaşlarını çatıyor, sonra tekrar derin, ama huzursuz bir sessizliğe gömülüyordu.
Kuzey tavayı ocaktan alıp sebzeleri eklemeye hazırlanırken, dış kapının kilidinde tanıdık, sert anahtar sesi duyuldu. Kuzey duraksadı. Bu kapıyı bu kadar "kendininmiş gibi" açan tek bir kişi olabilirdi: Rivan.
Kapı yavaşça açıldı ve içeriye, dışarıdan gelen soğuk havayla birlikte Rivan girdi. Üzerinde siyah paltosu vardı; saçları dışarıdaki nemden hafifçe parlıyordu. Gözleri doğrudan Kuzey'e değil, mutfaktan görünen salona, kanepede uyuyan kadına kaydı.
Rivan'ın bakışlarında Nur'u o halde gördüğü an tarif edilemez bir sızı belirdi. Ama hemen ardından bildik, soğuk ifadesini takındı. Adımları her zamanki gibi kendinden emindi. Korktuğu şey ise Nur'a yaklaştıkça eminliğini kaybetmesiydi.
Kuzey elindeki tahta kaşığı tencerenin kenarına bırakıp kollarını göğsünde kavuşturdu. "Hoşgeldin," dedi fısıltıyla, Nur'u uyandırmaktan korkarak. "Merede kaldığını bilmek istemezsin diye tahmin ediyordum?"
Rivan cevap vermedi. Paltosunu çıkarıp bir kenara fırlattı ve mutfağa, Kuzey'in yanına yaklaştı. Gözleri tenceredeki yemekte gezindi. "Kremalı mantar mı?" dedi, sesi bir fısıltı kadar derindi. "Nur mantarı sevmez, Kuzey. Sırf sen seviyorsun diye sesini çıkarmamıştır kesin."
Kuzey tek kaşını kaldırdı. "Şu an neyi sevip sevmediğini dert edecek durumda mıyız Rivan? Kız günlerdir bir şey yemedi."
Rivan, Kuzey'in sözlerini duymazdan gelerek salonun eşiğine kadar yürüdü. Nur'un uykusunu, hafifçe titreyen kirpiklerini izledi. Bir adım daha atıp yanına çökmek, saçlarını okşamak istediğini Kuzey görebiliyordu.
Ama Rivan olduğu yerde çakılı kalmıştı. Kendi elleriyle açtığı o mesafeyi aşmaya ne cesareti vardı ne de hakkı.
"O mu istedi buraya gelmeyi?," diye sordu Rivan, arkası dönük bir halde. "Burada mı kalacak?"
"Ben teklif ettim ," diye söyledi Kuzey. "Ölümden son anda kurtuldu, dostum. Kusura bakma da senin yüzünden oldu. O yüzden sana gelmek istememesi gayet doğal. Bence."
"Senin bence'ni..."
Yumruklarını sıktığını ensesindeki damarların belirginleştiğini Kuzey fark etmişti. Rivan yavaşça Kuzey'e döndü. Gözleri karanlık bir kuyu gibiydi.
"Ne yapsaydım? Bıraksaydım katil elini kolunu sallayarak dolaşıyor olurdu."
Kuzey omuz silkti, yemeği karıştırmaya devam etti. "Valla onu bunu bilmem. Ben onun yerinde olsam aynı şeyi yapardım. Kâğıt üstünde bile olsa o senin karın. Ve onu korumak için evlenmediniz mi siz? Yanlış mıyım abi?"
"Değilsin!" Rivan sakinleşmeye başlamıştı. "Ama o da benim karım değil!" dedi sonra.
Kuzey'in her söylediğinde haklılık payı vardı ama Rivan yapılması gerekeni yapmıştı.
Rivan, bu sözlerin ardından Nur'a doğru bir adım attı. Tam o anda Nur, uykusunda hafifçe kıpırdandı ve "Yapma..." diye sayıkladı. Rivan durdu. Nur'un bu sayıklaması kimeydi; babasına mı, son yaşadıklarına mı, yoksa bizzat kendisine mi?
Rivan Nur'un uykusunu bölmemek için daha fazla yaklaşmadı. Bakışlarını ondan çevirip Kuzey'e yönlendirdi.
"Gidiyorum ben. İyi geceler."
"Sana da," dedi Kuzry, ellerini beze silerken.
Rivan, arkasını dönüp giderken Kuzey arkasından mırıldandı. "Hâlâ aynı yalan. Aynı adam.. 'Umurumda değil' diyorsun ama kokusunu duymak için kapıya dayanıyorsun."
Kuzey, Nur'un uykusunu bölmemek için mutfağın kapısını usulca aralık bırakmıştı. Ocağın üzerinde bir şef titizliğiyle hazırladığı kremalı mantar çorbası, evin içine dolmuştu. Tavada cızırdayan tavukların çıkardığı sesler arasında Rivan'ın sessiz gidişini düşündü. Rivan her zaman yaptığı gibi görev zırhının arkasına saklanmış, ama bakışlarındaki kor ateşi gizleyememişti.
Nur kanepede huzursuzca kıpırdandı. Rivan'ın gelişi ve gidişi arasında geçen o on dakikada sanki evin havası ağırlaşmış, vakum gibi tüm oksijeni çekmişti. Genç kadın gözlerini açtığında karşısında Kuzey'i, elinde bir kâse çorbayla buldu.
"Uyanmışsın," dedi Kuzey gülümseyerek. "Zamanlama harika. Hadi bakalım, dumanı üstünde."
Nur doğrulmaya çalışırken omzundaki bıçak yarasının zonklamasıyla yüzünü buruşturdu. Hemen gülümsedi.
"Acıyor mu?" diye sordu Kuzey, omzuna bakarken.
"Küçük bir kesik işte. Abartma," dedi, elini havada sallarken. Ardından gözlerini çorbaya çevirip, "Mantarlı mı o?" diye sordu, sesi uykulu ve yorgundu.
Kuzey duraksadı, Rivan'ın az önce Nur'un mantar sevmediğini söylediğini hatırladı.
"Sevmediğini biliyorum aslında," dedi Kuzey mahcup bir edayla. "Rivan hatırlattı az önce. Ama vitamin deposu bu, ilaç niyetine içeceksin."
Nur'un bakışları anında dondu. Kaşığı kâsenin içinde bıraktı.
"Dur kız, heyecanlanma hemen," dedi hemen Kuzey.
"Ne heyecanlanması be?"
Kuzey'in dudakları yana kıvrılırken Nur'un ellerine baktı. "Elin ayağına dolandı. Görmedim mi sanıyorsun?"
Nur Kuzey'in dediklerini görmezden gelip gözlerini devirdi. "O mu geldi buraya? Ne zaman?"
"Sen uyurken. Fazla kalmadı... Sadece senin iyi olduğundan emin olmak istedi sanırım."
Nur, başını diğer tarafa çevirdi. "Emin olmuştur. Dosya sağ salim merkezde, ben de burada... Onun dünyasında her şey yerli yerinde."
Kuzey şefkatli bakışlarıyla Nur'u süzdükten sonra ellerini tuttu yavaşça. Nur geri çekilip, "Tamam, iyiyim ben," dedi.
"Temas sevmiyorsun galiba."
"Genelde ben etmeden edilmesini istemiyorum," diye açıkladı Nur.
Kuzey anlayışla Nur'a gülümsedi. "Anladım. Ne zaman istersen anlatabilirsin, buradayım ben."
"Neyi?"
"Demin söylediklerinin bir hikâyesi vardır diye düşünüyorum."
Nur ellerini başının arasına aldı. Nefesleri hızlanmıştı. "Yok," dedi sadece.
Kuzey Nur'un rahatsız olduğunu anlayıp konuyu değiştirmek için, "İki gün sonra Mücellit ismiyle bilinen Aslan Bozkaya'nın mahkemesi var," dedi. "Savcı benim."
Nur yüzünde kocaman gülümsemesiyle Kuzey'e döndü. "Harika! Başarılar canım savcım!"
"Tamam," dedi Kuzey heceleri uzatarak. "İyi geceler."
"Sana da." Kuzey arkasını dönmüş odasına çıkarken Nur'un sesiyle ona döndü. "Teşekkür ederim."
"Ne demek, yengemizsin. Bir şeye ihtiyacım olursa, çekinmeden beni uyandırabilirsin."
Dudağının köşesi kıvrılırken Nur, "Sensin yenge!" dedi.
2 gün sonra..
Aziz Müdür'ün şüpheli bilinip tutuklanmasıyla boşalan makamı teşkilatta büyük bir sarsıntı yaratmıştı. Atom patlaması gibi bir şeydi bu.. Yılların tecrübesi suç örgütlerine sızan sinsi bir köstebek olarak tescillenmişti.
İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Aziz'in yarattığı o karanlık boşluğu ancak onun kadar disiplinli ama ondan daha dürüst bir adamla doldurabilirdi. O sabah Rivan İstanbul Valiliği'ne çağırıldı.
Burada emniyet müdürü ya da yardımcısı görevden uzaklaştırıldığında yerine en kıdemli ve başarı puanı en yüksek komiser göreve getirilirdi. Bu kişi Rivan Akay'dı.
O sabah Rivan İstanbul Valiliği'ne çağrıldı. Adliyede ve emniyette hiyerarşi sertti; makam boşluğunu kabul etmezdi. Vali Hasan Sancaktar, masanın üzerindeki zarfı Rivan'a uzatırken gözlerinde takdir vardı. Zarfın içinde, "İl Emniyet Müdür Yardımcısı Vekili" atama kararı duruyordu.
Rivan Aziz'in eski odasına girdiğinde hava henüz temizlenmemişti. O koltuğa oturduğunda bir zamanlar "baba" dediği adamın mirasını değil, onun bıraktığı ihanetin enkazını devraldığını biliyordu. Artık sadece sokakların değil, bu devasa adalet binasının emniyetinden sorumlu adamdı.
İstanbul Adliyesi'nin meşhur, devasa kapıları açıldığında içerideki hava buz gibiydi. Koridorlarda jandarma ve polis ekipleri etten duvar örmüştü. Dosya numarası: 2026/412. Sanık: Aslan Bozkaya (Nam-ı diğer Mücellit).
Mahkeme Başkanı mermer gibi soğuk bakışlarını kürsüden aşağı dikti. Kürsünün en sağında, adaletin keskin kılıcı gibi duran Cumhuriyet Savcısı Kuzey Kurtel, siyah cübbesinin içindeki vakur duruşuyla mütalaasına hazırlanıyordu.
Mahkeme Başkanı tokmağı masaya vurdu. "Sanık Aslan Bozkaya, ayağa kalk!"
Mücellit, deri tabaklayan, hayatları kurutan ellerini önünde birleştirip ayağa kalktı. Yüzünde, ölüme bile meydan okuyan o alaycı gülümseme vardı. Savcı Kuzey önündeki kalın dosyayı açtı. Sesi salonun yüksek tavanlarında yankılanıyordu.
"Sayın Başkan, heyet üyeleri... Sanık, sadece Mert Soykan'ın yaşam hakkını elinden almamıştır. TCK 82/1-a (tasarlayarak), b (canavarca hisle veya eziyet çektirerek) ve g (bir suçu gizlemek amacıyla) bentleri uyarınca bir değil, birden fazla ağırlaştırılmış suçun failidir. Elimizdeki 2004 tarihli adli tıp raporları ve Doktor Selim Yalçın'ın itirafları, maktulün bedenindeki o meşhur 'yanık mühür' izinin sanığın şahsi imzası olduğunu kanıtlamaktadır."
Doktor Selim Yalçın kürsüye çıktığında elleri titriyordu. "O gece..." dedi, sesi boğazında düğümlenerek. "Mert'in kalbinin durduğu klinikte, Mücellit paraları getirip 'Bu çocuk artık Altay Bey'in malıdır' dedi. Ben meslek onurumu o gece o odada bıraktım."
Rivan tanık kürsüsüne çağrıldığında üniformasının içindeki heybetiyle sanığa dönmeden konuştu: "Emir almak, hukuka aykırı bir fiili meşrulaştırmaz. Sanık, Mert'i sadece öldürmemiş; bir çocuğun masumiyetini teşkilatın içine sızmış karanlık bir yapının mesajı haline getirmiştir. Bu, organize bir vahşettir."
Sıra Nur'a geldiğinde salonda nefesler tutuldu. Nur, mağdur sıfatıyla kürsüye yürüdü. Rivan'ın gözlerine değen bakışları bir saniye bile takılmadan heyete odaklandı. "Ben, bu sistemin yarattığı son kurbanım," dedi Nur, sesi titremeden. "Arkadaşımın kanı üzerine kurulan bu imparatorluğun tuğlalarını ben, bizzat üzerimde taşıdım. En ağır cezayı talep ediyorum."
Kuzey mütalaasını tamamladı. "Sanığın hiçbir takdiri indirim uygulanmaksızın, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla tezyidine karar verilmesi kamu vicdanı adına zaruridir."
Mücellit kahkaha attı: "Müebbet mi? Beni dört duvar arasına koysanız da, Nur'un boynundaki o mühür asla silinmeyecek! Siz kazandığınızı sanıyorsunuz ama Nur'un ölümü bir nefes kadar yakın!"
Mahkeme Başkanı tokmağı vurdu: "Karar! Sanığın tutukluluk halinin devamına; dosyanın Altay Kozan ve Aziz Soykan dosyalarıyla irtibatlı olması sebebiyle birleştirilmesine, eksik tanıkların zorla getirilmesine karar verilmiştir!"
Adliyenin çıkışında sert bir rüzgar esiyordu. Rivan üniformasının şapkasını eline almış, basamakların başında duruyordu. Kazandığı rütbe omuzlarını dikleştirmişti ama içindeki o garip sızıyı dindirmiyordu.
Merdivenlerden aşağı inen Nur'u izledi. Yanında Elias vardı, rüzgarda Nur'un yüzüne gelen saçları şefkatle kenara çekip kendi paltosunun yakalarını Nur'un boynuna doğru birleştirdi. Nur ne tepki vereceğini bilemez halde bakışlarını yere indirdi. Rivan bu manzara karşısında dişlerini öyle bir sıktı ki, çene kemikleri dışarıdan sayılabilirdi.
Ama Nur'un söylediklerini duymamıştı. "Teşekkür ederim, ama kendim yaparım." Sonra, "Elyas diyebilir miyim? Elias zor geliyor da," dedi.
"Nasil istersen Nur."
Rivan, "Kim o?" diye sordu Kuzeyin yanına gelerek.
"Elias Mortimer," dedi Kuzey.
"Nur'un yanında ne işi var? Ve ben neden bu herifi tanımıyorum?"
"Yurtdışından yeni geldi, ondan olabilir mi canım müdürüm ve komiserim?"
Elias Nur'u arabaya bindirmeden hemen önce durdu. Başını kaldırıp merdivenlerin tepesinde, omuzlarında rütbeleriyle duran Rivan'a baktı. Bu, bir meydan okuma değil, acı bir "geç kaldın" selamıydı.
Kuzey, dostunun koluna dokundu. "Gidelim mi Müdürüm? Yapacak çok işimiz var. Altay ve Aziz sorgu odasında bizi bekliyor. Adalet bekletmeye gelmez."
Rivan, uzaklaşan arabanın arkasından bakarken fısıldadı: "Adalet yerini buldu... Ama ben, yerimi sonsuza dek kaybettim."
Bölüm sonuuuuuu
Evet, bu bölümden itibaren hikâyeye yeni karakterler dahil oluyor. Hepsini ayrıca bir bölüm şeklinde sizlerle paylaşacağım
