11. bölüm · SIRLAR VE ARZULAR

10-GEÇMİŞİN GÖLGESİ

zehra nur

"Geçmiş, hiçbir zaman ölü değildir. Hatta geçmiş bile değildir; o, şimdiki zamanın damarlarında atan sessiz bir zehirdir."

Masum Değiliz- Sezen Aksu

Eve dönüş yolu boyunca ne Rivan ne de Nur tek bir kelime etmişti. Rivan'ın direksiyonu sıkan parmak boğumları bembeyazdı; Nur'un söyledikleri kafasında dönüp duruyordu. Nereden başlayacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. En berbat olanı ise yine Nur'un yardımına ihtiyacı olmasıydı. Onu kendinden ittikçe hayat bir şekilde ikisini aynı yere sürüklüyor, bir arada olmalarını sağlıyordu. Bu döngüden kaçıp kurtulmak mümkün değildi. Uzaklara gittiği halde değişen bir şey yoktu. Her şey aynıydı.

Eskisinden bile aynı, farksız.

Hayatında sayısız kez yaşamıştı bu anı. Kaç kere birine dokunmuş, onlarca insana sarılmıştı ama Nur'un bileğinden tuttuğunda suratına tokat yeme ihtimalini de düşünmüştü. Garip kızdı, çatlaktı, deli manyaktı, çekilecek dert değildi.

Ona dokunmaya korkuyor, kırılgan bir vazoya dokunur gibi davranıyordu. Rivan sadece bir kadına el uzatmamıştı; yangının tam ortasında kalmış, kaçacak yeri olduğu halde kendini kurtaramayan, kanatları kırık, ama inatla uçmaya çabalayan bir kuşun titreyişini de hissetmişti.

"Neden?" diye geçirdi içinden. Direksiyonu daha sıkı kavradı. "Neden dünya bu kadar genişken benim kaçtığım her yol senin uçurumuna çıkıyor?"

Bu hiç hoşuna gitmiyordu. Altay'ın bir an önce içeri girmesi gerekiyordu.

Onu kendinden itiyordu, bu sadece görev diye tekrarlıyordu kendine. Nur Kozan bir suçlunun kızıydı, o karanlık dünyanın bir parçasıydı. Uzun zamandır bastırdığı ihtiyacının ortaya çıktığının farkındaydı.

Sarılmak, sevildiğini bilmek, bu dünyada yalnız olmadığını hissetmek onun da hakkıydı. Ama Nur'la olmazdı. Olamazdı. Sevecek kadın çoktu.

Nur'un boynundaki yaraya baktığında eli eline değmişti. O zaman ilk kez birini koruma içgüdüsünden daha fazlasını hissetmişti içinde. Onu ısıtmak istemişti. İçinden bu geçmişti. Nur'u sadece korumuyordu, onda olan bilgileri kullanmak, babasının cezasını vermek de istiyordu.

Dikiz aynasından Nur'a kısa bir bakış fırlattı. Nur camdan dışarıyı izlerken öylece duruyordu ama Rivan farkındaydı. O suskunluğun altında koca bir enkaz vardı.

Parkta Nur'la yakınlaştığında hissettiği sıcaklık şimdi yerini keskin korkuya bırakmıştı. Eğer ona biraz daha yaklaşırsa bu yangın ikisini de küle çevirecekti.

"Ulan Rivan! Ne yangını, ne külü! Ortada aşk meşk yok. Delinin aklına taşı getirme," diyordu kendi kendine.

Ayrı evde yaşasalardı her şey daha kolay olurdu. Böylece diğer odada dokunmaya hakkı olan bir kadın da olmazdı.

Hay anam beni erkek doğduğu yerde..

Nur'u kendisinden, kendisini de ondan koruması gerekiyordu. Ama ona her yaklaştığında ona en çok ihtiyacı olanın kendisi olmasından korkuyordu. Erkek zaafına yenik düşmekten korkuyordu. Anlaşmanın sınırlarını aşıp onun kocası olmaktan korkuyordu ve bunu hiç istemiyordu.

On yılı aşkın bir süredir hayatına kimseyi almamıştı, şimdi de hayatında biri yok ama var. Bekar olduğu zamanlarda zaten yalnızdı, bunu biliyordu ama şimdi evliydi. Biri vardı. Olmaması gereken biri..

Saçma sapan düşüncelerinden sıyrılıp yola odaklandı.

Nur ise başını soğuk cama yaslamış, kendi yansımasına bakıyordu. Yağmurun hızı artmış, arabanın tavanına düşen damlalar zihnindeki karmaşanın ritmine eşlik etmeye başlamıştı. Hayatı boyunca kaçtığı karanlığın içinde ilk kez ışığa tutunmuştu, ya da tutunduğunu sanmıştı. İlk kez çırılçıplak bir duyguya kapılmıştı. Adını koyamadığı, anlayamadığı bir duyguydu bu.

Rivan onu bitirilmesi gereken görev, çözülmesi gereken dosya gibi görüyordu. Rivan ondan nefret ediyordu. O Rivan'dan nefret ediyordu. Bu değişmeyecekti.

'Yanındayım' dedi diye bir şey değişmiş değildi. Çünkü onun nefret edilecek bir babası, karanlık geçmişi vardı.

İkisi de aynı uçurumun kenarında, birbirlerine tutunarak düşmemeye çalışıyorlardı.

Rivan'a karşı ördüğü duvarın her geçen saniye biraz daha kalınlaştığını hissediyordu. Kalkanını indirmediği için kendine kızıyordu bazen, herkese kapatmıştı kendini, kalbini.

Rivan ona dokunduğunda, baktığında ya da sadece sustuğunda bile aralarındaki bağı hissedebiliyordu. Bu başlangıç mıydı, yoksa ortak bir felaketin sonu muydu, Nur kestiremiyordu. Ama bildiği tek bir şey vardı; hayatında ilk kez kendini bu kadar savunmasız ve aynı zamanda güvende hissetmişti. Çünkü ilk kez biri karşılık bekleyerek de olsa onu korumuştu. Güvenliği için canını dişine takmıştı.

Araba yokuşu tırmanırken Nur Rivan'ın kendisine dönmemesi için dua ediyordu. Çünkü eğer ona bakarsa, gözlerindeki şeyi görecek ve her şey o anda parça parça olacaktı. Nur yalanların içinde yaşamaya alışıktı ama Rivan'ın karşısında çıplak bir ruhla durmak en büyük korkusuydu.

Nur ise boynundaki izin çocukluk hatıralarının üzerinde bir bıçak gibi gezindiğini hissediyordu. Bir anda kendisini geçmişin gölgesinde bulmuştu. Unutmak, uzaklaşmak istedikçe kendini daha da kötü hissediyordu. Sırtında o kadar yük vardı ki, bir türlü kurtulamıyordu hiç birinden.

Dahası, onlarla yaşamaya alışmıştı. Acı onun için hayatta kalma biçimiydi.

Eve vardıklarında ışıklar yanıyordu. "Harika," diye geçirdi Rivan içinden. "Evdeki polis radarından kurtuluş yok bugün."

Eve girer girmez sorular üzerine yapmaya başlamıştı bile. "Neden telefonun kapalı oğlum?"
"Sana da merhaba anne," dedi Rivan oflayarak.

"Telefon geldiğinde de anlattım ya anne. Emniyet müdürünün oğlunu öldürmüşler. Olay Nur'la da bağlantılı. Müsaade edersen çok işimiz var."

Aylin Hanım'ın kaşları çatıldı. "Doğru dürüst anlat şunu. Unuttun galiba, annen de bir komiser."

"Adamın cebinden çıkan kâğıtta Nur'un doğum günü tarihi yazılı anne. Üstelik Mert Soykan Nur'u tanıyormuş."

Annesi gözlerini geniş açmış oğluna bakarken Rivan, "Yeterli midir komiserim? Müsaade var mıdır?" dedi gülerek. "Hadi iyi geceler sultanım."

"Size de iyi geceler."

Odaya kapandıklarında Rivan masanın yanındaki sandalyeyi çekip altına aldı. "Ee, nereden başlıyoruz?" diye sordu Nur.
Rivan cevap vermeden önce biraz düşündü. "En başından anlat."

O sırada Rivan'ın telefonu çaldı. Arayan kişi emniyetten arkadaşı Cihan'dı. "Komiserim, maktulün cesedi otopsiye yollandı. Bakalım ne çıkacak."
"Tamamdır, yalnız süreci hızlandırmakta fayda var derim ben."

"Şüphelendiğin bir şeyler mi var?" diye sordu telefondaki arkadaşı.
"Henüz değil," dedi derin bir nefesin ardından. "Yarın görüşürüz."

Rivan telefonu masaya bırakıp sandalyesini Nur'un tam karşısına çekti. Bakışları Nur'un yüzündeki donuk ifadede gezindi. "Anlat Nur," dedi buz gibi sesle. "Mert neden kurban edildi?"

Nur ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. "Her şeyi bilmiyorum ben de. Baştan söyleyeyim de."

"Tamam," diyerek başını salladı Rivan.

"Dediğim gibi Aziz amca daha gençken babamla arkadaşlarmış. Şöyle olabilir mi? Babama bir şey yapmış olabilir mi sizin müdür yardımcısı? Ondan mı intikam aldılar adamdan, çocuğu üzerinden?"

"Güzel tespit. Benim de aklıma gelen ilk fikir buydu, biliyor musun? Ama sonra vazgeçtim bundan."

Nur yüzünde anlaşılmaz bir ifadeyle başını salladı. "Neden peki?" diye sordu merakla.

"Aziz Müdür hep doğrunun tarafında olmuştur, onu diğerlerinden farklı kılan şey de bu. Hep dürüsttür. Böyle bir şey mümkün mü sence?"

"Ee?" diyip bir süre durdu Nur. Sonra aklına bir şeyler gelmiş gibi parmağını şıklattı. "Günahsız insan yoktur, demiştin."

Rivan gizleyemediği gururlu bakışlarıyla karşısında oturan kadına baktı. "Aynen öyle. Onun da geçmişte bir takım yanlışlar yaptığını, batağa saplandığını düşünüyorum."

"Ve bunun ne olduğunu bulmalıyız. Öyleyse işe Aziz Soykan'ı araştırmakla mı başlıyoruz?"

"Anlıyorsun sen bu işlerden. Yarın gel de Kuzey'e yardımcı yapalım seni."
Nur sadece güldü. "Atladığın bir şey var," dedi. Deminki halinden eser yoktu, ciddileşmişti.

Rivan'ın sorgu dolu bakışları üzerine kilitlenmişti. "Aziz müdür onu araştırdığımızı öğrenirse izin verir mi sanıyorsun? Belki engel bile olur. Sonuçta adamın kirli çamaşırlarını ortaya döküyoruz burada."

Rivan başını iki yana sallayarak itiraz etti. "Ama söz konusu öz oğlu, Nur."

Rivan göz ucuyla Nur'a baktı. "Oğlu için yapar mı dersin? Eğer öyleyse dümdüz kendisine sor, kirli işi ne diye. Kimin dosyasını kapatmış, kimin günahına göz yummuş, ne halt etmiş söylesin."

Rivan Nur'un son cümlesiyle bir an duraksadı. Sanki karşısında mafya kızı değil de, yılların tecrübesine sahip sorgu hakimi konuşuyordu. Gözlerindeki eminlik Rivan'da içten içe ona karşı hayranlık uyandırıyordu. Yalan dolanın içine doğmuş, karanlığa karışmış biri ona adalet yolunda yardım ediyordu. Hayat gerçekten garipti..

"Kendi amirime gidip 'hangi kirli işe bulaştın?' diye soramam ki Nur," dedi Rivan, sesindeki ciddiyeti koruyarak. "Hele ki evlat acısıyla yanarken. Ama haklısın, Aziz bey bu işin hem kilit noktası hem de ne büyük engelimiz olabilir. Oğlunun katilinin bulunmasını canı gönülden istediğine eminim. Ama bu suçunu ortaya saçmamıza izin vereceği anlamına gelmez."

"Adamın ne yapacağı belli değil." Nur hafifçe öne eğildi, ellerini birbirine kenetledi. "Mert direnmemiş Rivan. Garip, değil mi?"

"Evet, benim de dikkatimi çekti."

"Olay yeri inceleme dedin ya hani.. Boğazında sadece mühür izi varmış. Boğuşma falan olmamış yani! Bir insan ölürken neden savaşmaz? Neden karşı koymaz? Öldürüldüğü halde neden katiline engel olmaz? Mert'in öldürülmek istediğini sanmıyorum."

Rivan kaşlarını çattı. Yol boyu bu detay üzerine düşünüp durmuştu ama bir sonuca varamamıştı. Mert Soykan'ın tepkisizliği olayı başka bir boyuta taşıyordu. Ayrıca Nur'un bunu bu kadar çabuk yakalaması onu şaşırtmıştı. Gözünden kaçmamıştı.

"Bir şok anı olmalı. Ya da tanıdık biri?" dedi kısa bir süre sonra.

Nur düşünceli şekilde hafifçe başını salladı. "Sanmıyorum. Ben şuan yanına yaklaşsam, ellerimi boğazına götürsem, seni boğmaya kalkışsam, sırf karınım diye öylece durup izler miydin?"

Dudaklarından dökülen alaycı gülüşe engel olmadan, "Birincisi," diye başladı. "Karım değilsin! Şunu söylemeyi kes!"

"O zaman sen söyle, ne diyeyim?"

Rivan bilmem der gibi bir bakışla omuz silkti.
"Sırf aile cüzdanında fotoğraflarımız yan yana diye öylece durup izler miydin?"

Rivan bakışlarını sesin sahibine doğru kaldırdığında Nur "Böyle iyi mi?" diye sordu.

"İdare eder."

Ardından cevapsız soruya karşılık verdi. "Hayır tabiki, öylece durup izlemem."

"Ne yapardın?"

"Karşı koyardım, ne yapacağım başka?"

"Evet, bu konuda da ortak fikre geldiğimize göre sorun kalmamıştır."

"Şimdilik."
Nur deminden beri esneyip duruyordu ve bu Rivan'ın gözünden kaçmamıştı. Bakışlarını üzerinde gezdirdi öylece. "Uyusak mı artık? Yorgun görünüyorsun."

Nur gözlerini ovuşturdu. "Yorgunum, evet."

"Tamam o zaman, yarın devam ederiz."

"Lütfettin ya.." diye bir şeyler homurdanıp oturduğu yerden doğruldu. Kapıya yöneldi.

"İyi geceler o zaman."

Tam kapıdan çıkacakken kolundan tutan el onu durdurdu. "Dur bakalım. Nereye?"

Anlamamıştı, şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırdı. "Ne nereye? Uyumaya, Rivan."

Rivan dudaklarına yayılan gülümsemeye engel olamadı. "E oda burası zaten."
"Nasıl yani? Aynı odada mı?" Gözleri fal taşı gibi açılmış, merakla karşısındaki adamın ne diyeceğini bekliyordu.

"Bu bizim için ilk değil sonuçta." Hemen düzeltti. "Aynı odada uyumamız, ilk değil diyorum."

Nur kapı eşiğinde öylece kalakalmışken Rivan'ın bu rahat tavrına karşılık verecek tek bir cümle bulamadı. Rivan onun bu şaşkınlığını eğlenceli bulmuş olacak ki kolunu yavaşça bıraktı. Dolaba yöneldi, kendine temiz bir pijama çıkardı. "Merak etme, seni kanepede uyutacak kadar zalim bir ev sahibi değilim. Yatakta yatabilirsin," dedi arkası dönükken.

Nur odanın ortasında geniş yatağa ve köşedeki tekli koltuğa baktı. "Olmaz öyle şey. Boynun falan tutulur sonra. O zaman da iyice çekilmez oluyorsun."

Rivan tişörtünü giyerken Nur hızla bakışlarını kaçırdı. İçinde adını koyamadığı bir heyecan dolaşmaya başlamıştı bile. Sınırlarının aniden farkına varmış gibi bir tedirginlikti bu. Kalbinin ritmi hızlandı, bu yüzden içten içe kendine kızdı. Bu kadar basit bir anın onu bu kadar sarsmasına. Bu kısa an zihninde gereğinden uzun süre kalmıştı.

"Benim boynumun tutulması senden önemli değil Nur." Söylediklerinin yanlış anlaşılmasından korktu bir an. "Hem yatakta ben yatarsam sonra dırdırını çekemem."

Nur alayla gözlerini devirdi. "Bana dırdırcı mı diyorsun?"

Dudakları alayla iki yana kıvrılırken kanepeye doğru gitti Rivan. "Değil misin?"

"Değilim tabii ki öküz!"

"Uyu zıbar ya! Seni mi dinleyeceğim!"

Nur son söylenenleri görmezden gelerek yüksek sesle ofladı. "Annen gerçekten korkutucu biri." Konuyu değiştirmişti. Gergin olduğunda hep yapardı bunu.

"Emekli komiser diyorum, Nur. Sorgu odasında doğmuş gibidir," dedi Rivan, yatağın ucuna oturup botlarını çıkartırken.

Durdu. Dönüp Nur'a baktığında boynunu ovuşturuyordu.

"Annem bugün seni üzecek, kıracak bir şey söylediyse takma kafana." Söylerken ne kadar zorlandığı belliydi Rivan'ın. Yine de devam etti. "Yani annem adına.. senden özür dilerim." Nur kaşlarını çattı.

"Annen konusunda söyledikleri için."

"Sorun değil."
Rivan hafif gülümsedi. Ardından, "Tamam, yat hadi." dedi.

Nur yatağın bir köşesine usulca sığındı. Rivan da ışığı söndürüp odanın bir ucundaki koltuğa yerleşti. İkisi de bir süre sessizce tavanı izlediler.

"Rivan?" diye seslendi Nur karanlığın içinden. Uyku gözlerinden akıyordu ama uyuyası gelmiyordu nedense.

"Hı?" dedi Rivan. Sesi uykulu olmaktan çok düşünceliydi. Koltukta doğrulup sırtını arkasına yasladı. Karanlıkta Nur'un yatağın üzerindeki silüetini seçmeye çalıştı.

"Sen hep polis mi olmak istiyordun?"
"Gece gece nereden aklına geliyor böyle sorular?"
"Uyku tutmadı işte. Cevap versen ölür müsün?"

Rivan aha başladık bakışı attıktan sonra oflayarak gözlerini ovuşturdu. Uykusu vardı ama bu deli kadın insanı uyutmuyordu. Uyutacağa da benzemiyordu.
Hayır yani polis olmak istemişim istememişim sana ne?

"Uykun yok mu?" dedi mayışmış sesiyle. Hafif öksürdü hemen. Biliyordu. Cevabını almadan rahat bırakmazdı Nur.

"Aslında hayır," diye başladı. "Küçükken astronot olmak istiyordum ben. Ay'ı, diğer gezegenleri çok merak ederdim, biliyor musun? Ve bu dünyadan, onun kirli düzeninden alabildiğine uzaklaşmak.. Sonra babamın o fenerleri alıp getirdiği geceyi hatırlıyorum. Dünyayı kurtaramayacağımı ama en azından insanlara ışık olabileceğimi anladım."

Durdu. Derin bir nefes aldı. "Senin hayalin neydi?"

Nur gözlerini karanlıkta ona bakan kocasına dikti. Ruhunu tüm çıplaklığıyla görüyormuş gibi hissediyordu. "Ben mi? Ben görünmez olmak isterdim çocukken. Kimsenin kim olduğunu bilmediği, sadece kitap okuyan ve deniz kenarında yaşayan sıradan bir kadın.. Kitaplarla, dizi ve filmlerle kafayı bozmuş olmak isterdim. Belki bir sahaf dükkanım bile olurdu."

"Sana yakışırdı," dedi Rivan yorgun sesle.
"Kitaplar seni ele vermezdi, sessizce saklardı."

"Sence bir gün karanlığımdan kurtulduğum gün gelecek mi? Sadece ben olabileceğim gün?"

"Gelir herhalde. O gün geldiğinde senin dükkanının yerini ben bulacağım. Ama şimdilik.." Rivan duraksadı, sesi biraz daha alçaldı. "Uyumak istiyorum."

Nur yorganı çenesine kadar çekti. Rivan'ın ses tonu en etkili ilaçtan daha hızlı uyuşturmuştu ruhunu.

"İyi uykular komiser bey."
"İyi uykular çeyrek mafya."

Gece her ikisi için de uykudan çok düşüncelerin içinde kaybolmakla geçmişti. Rivan koltuğun rahatsızlığından ziyade birkaç metre ötesinde nefes alan kadının varlığının yarattığı tuhaf huzursuzlukla boğuşuyordu. Nur ise hayatında ilk kez birinin "seni ben bulacağım" sözünü bir tehdit değil, bir vaat olarak algılamanın şaşkınlığı içindeydi.

Sabahın ilk ışıkları odanın içine sızdığında, yağmur yerini nemli bir serinliğe bırakmıştı. Rivan alışkanlıktan olsa gerek, alarmı çalmadan beş dakika önce gözlerini açtı.

Saat 7'ye beş vardı. İlk işi karşısındaki yatağa bakmak oldu. Nur yorgana sarılmış, bir çocuk gibi ortada kıvrılmıştı. Saçları yastığın üzerine dağılmış, geceki sert duruşundan eser kalmamıştı. Yataktaki kadın sadece korunmaya muhtaç küçük kız çocuğuydu artık.

Sessizce yerinden kalktı. Botlarını eline alıp kapıya doğru parmak uçlarında yürüdü. Tam kapı kolunu tutmuştu ki arkasından gelen uykulu sesle duraksadı.

"Gidiyor musun?"
Rivan arkasına döndü. Nur tek gözünü açmış, uykulu ama endişeli bir bakışla ona bakıyordu.

"Emniyete gitmem lazım. Cihan'dan haber bekliyorum, otopsi raporu çıkmıştır," dedi Rivan, sesini alçak tutarak. "Annemi de kafana takma. Kahvaltıda yine komiser kimliğine dönecektir ama sen tabağına odaklan," dedi dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle.

Nur yatakta hafifçe doğrulup dağılmış saçlarını ensesinde topladı. Gözleri hâlâ uykunun mahmurluğunu taşısa da zihni dün geceyle tümüyle doluydu.

"Rivan, dikkatli ol. Eğer Aziz Müdür gerçekten bir şeyler saklıyorsa, senin bu işi deşmen onu sadece korkutmaz, köşeye de sıkıştırır. Köşeye sıkışan her canlının ilk refleksi saldırmaktır."

Rivan kapı kolunu bırakmadan duraksadı. "Bana işimi öğretme," dedi alayla karışık bir ciddiyetle. "Merak etme, ben o tür saldırılara alışığım."

Rivan odadan çıktığında evin sessiz koridorunda botlarından çıkan hafif ses yankılandı. Nur ise yatakta bir süre daha oturdu.

Üzerini değiştirip yüzüne çarptığı soğuk suyla anca uyanabilmişti. Mutfaktan gelen sesler, evin geri kalanının çoktan uyandığını haber veriyordu.

Aylin Hanım kahvaltı sofrasını kurmuş, bir yandan da taze ekmekleri dilimliyordu. Omlet kokusu tüm evi sarmıştı. Nur mutfağa girdiğinde başını bile kaldırmadı.

"Rivan her zamanki erkenci, babası gibi. Sen peki? Sonında teşrif edebildin. Burada kural böyle, güneş doğduğunda herkes ayağa kalkar."

Nur bu doğrudan saldırıya hazırlıklıydı. Masanın ucuna kadar geldi. "Kusura bakmayın, gece biraz huzursuzdum."

"Huzursuzmuş.." Aylin Hanım elindeki spatulayı tezgaha bıraktı. Yavaşça Nur'a döndü. "Oğlumun hayatına huzursuzluktan başka ne getirdin ki zaten? Mert Soykan öldü, Rivan uykusuz, her yer hınca hınç polis ve kaçak dolu. Hepsi senin ve babanın yüzünden."

Nur istifini bozmadan aynı tonda cevap verdi. "Anne ve babaların yaptıklarının cezasını çocukları mı çekmeli sizce?"

Aylin Hanım tam gelinine cevap verecekken içeriye üzerinde 'NASA' yazılı tişörtle, saçları darmadağın halde Efe girdi. Elinde kalın bir çizim defteri ve tablet vardı. Gelin kaynana arasındaki gerilimi hissetse de kendine has umursamaz tavırla hareket etti. Önündeki kalın kitabı kenara itip oflayarak sandalyede kaykıldı.

"Anne sabah sabah kızın midesine kramplar sokma da bir kahve koy," dedi Efe. Nur'un karşısında oturdu. Dudağının kenarı kıvrılırken ona göz kırptı. "Aldırma anneme, yenge. Emekli olunca suçlu diye damgalayacak kimse bulamadı, şimdi evdekileri sorguya çekiyor."

Karşısındaki tabaktan bir dilim hıyar götürüp ağzına attı usulca. "Anlaşılan kafayı senle bozmuş."

Annesi homurdanarak mutfaktan çıkarken Efe önündeki defteri masaya bıraktı. Hırsla.
"Neyin var senin? Sanki bütün gece dünyayı kurtarmış gibisin."

Efe defterdeki karışık yazıları, karalamaları Nur'a çevirdi. "Dünyayı kurtarmak kolay yenge, asıl zor olan bu boktan ödev."

"Yalnız bana yenge demezsen sevinirim."

"Tamam tamam Nur. Biliyorsundur herhalde, mühendislik son sınıfım."
"Bilmiyordum öğrenmiş oldum. Vay be, şuna bak sen."

Efe nazlanarak elini havada salladı. "Dur yenge, şımartıyorsun beni."

Gülümsedi. "Valla okul bitsin diye dua ediyorum ama bu seçmeli dersler bitiriyor beni. Mühendislikte her şeyin bir formülü var, yerine koyuyorsun çıkıyor. Ama bu 'Kurgu Tasarımı' dersi tam bir baş belası."

"Kulağa hoş geliyor."

"Nesi hoş ya yenge, Allah'ını seversen!"

Nur tabağındaki zeytinle oynarken başını kaldırdı. "Kurgu tasarımı mı? Mühendise niye böyle bir şey anlatıyorlar?"

"Sorma ya. Güya yaratıcı düşünce geliştirecekmişiz. Ödev şu: bir eşya seçecekmişsin, o eşyanın asıl amacını değil de ona tamamen alakasız, absürt bir hikâye yazacakmışsın. Kaç gündür beynimi yaktım şurda, artık duman çıkartıyor."

Nur defterdeki çizimlere dikkatle baktı.
"Örnek ne mesela?"

"Mesela arkadaşın biri şemsiye seçmiş. Şemsiye aslında yağmurdan korunmak için değil, gökyüzünden düşen görünmez fikirleri yakalamak içinmiş gibisinden. Gel de buna teknik çizim yap şimdi. Saçmalık."

Nur sandalyede arkasına yaslandı. Efe'nin masaya attığı kalemlerden birini eline alıp çevirmeye başladı. "Aslında o kadar da saçma değil Efe. Bakış açını değiştirirsen aslında her şey bir kurgudur. Mesela şu elimdeki kalemi düşün. Mühendis için sadece bir yazı aracıdır, öyle değil mi?"

"Yani, karbon ve ahşap karışımı işte," dedi Efe omuz silkerek.

"Ama bir kurgu yazarı için o kalem, aslında yazmak için değil, insanların kaderini tasarlamak için kullanılan sihirli bir değnek olabilir. Yazdığın her kelime bir anda gerçek olur, bir hikâye yazar. Ya da ne bileyim... Şu önündeki tuzluk."

Efe tuzluğu eline alıp ters çevirdi. "Eee? Tuzluktan ne çıkar?"

"O aslında bir tuzluk değil, bir 'unutma tozu' kavanozu. İnsanlar yemeklerine tat katmak için değil, o gün yaşadıkları kötü bir anıyı unutmak için şu beyaz tozdan serpiyorlar. Ne kadar çok dökersen, o gün o kadar siliniyor zihninden."

Efe bir an durdu, tuzluğa sanki içinde gerçekten sihirli bir toz varmış gibi baktı.

"Oha... Yenge! Pardon, Nur, sen bu işi biliyorsun ha. Unutma tozu mu? Valla her yemeğe dökerdim ben bunu, özellikle sınav haftaları."

Nur güldü. "Gördün mü? Formül yok, sadece uyduruyorsun. Zorlanmana gerek yok, sadece nesnelere oldukları gibi bakmayı bırak."

Efe hemen not almaya başladı. "Tamamdır, bu tuzluk işi tutar. Hatta ben bunun mekanizmasını da çizerim; tozun dökülme hızı unutma hızıyla doğru orantılı falan derim, hocanın aklı uçar."

"Tamamdır, yaparsın sen."

O anda Aylin Hanım çaydanlığı sanki parçalayacak gibi tezgaha bırakıp mutfaktan çıkınca, içeride sadece Efeyle Nur kalmıştı. Yiğit ve Selin gittiklerinden beri Nur kendini bu büyük evde daha da savunmasız hissediyordu ama Efe'nin varlığı bu durumu biraz olsun dağıtıyordu.

"Annem öyledir, takma sen," dedi Efe ağzı dolu dolu. "Babamın ölümünden mafyaları suçlu görüyor. O yüzden sana fazla önyargılı. Ha bir de, polislikten emekli oldu ama emeklilik ona iyi gelmedi. Sürekli bir vaka, bir suçlu arıyor. Seni de kafaya taktı çünkü Rivan ilk defa birine bu kadar..." Durdu, dedin bir nefes aldı. "Ne bileyim, 'farklı' bakıyor."

Nur kaşlarını kaldırdı. Ağzındaki lokmayı yutamadı. "Farklı mı? Nefretle bakıyor demeye çalışıyorsun herhalde."

"Yok be. Abimi tanırım ben. Nefretten başka şeyler de var. Yoksa çoktan arkasını döner gider, yüzüne bile bakmazdı. Ama senin her hareketini, her cümleni radar gibi takip ediyor. Diyorum ya, en son abimin yanında ne zaman kız gördüğümü hatırlamıyorum. Ondan garipsedim belki de. Bana öyle gelmiştir.."

Efe gülerek tuzluğu tekrar eline aldı.
"Neyse, şu 'unutma tozu' hikâyesi harika oldu. Kurgu ödevi için hayatımı kurtardın resmen."

Nur, Efe'nin bu rahat tavrına gülümsedi. "Sadece bir fikir Efe. Mühendis adamın hayal gücüyle birleşince daha iyi olur."

Efe bir süre sustu, sonra sesini biraz alçaltarak masaya doğru eğildi. "Bak, abim bana 'sakın kıza bir şey gösterme' dedi ama... Senin bu kurgu yeteneğin ve detay yakalama becerin bence şu an emniyetin hantal sisteminden daha hızlı çalışıyor."

Nur'un bakışları keskinleşti. "Ne demek istiyorsun?"

Efe cebinden çıkardığı telefonu masanın üzerinde Nur'a doğru itti. "Abim dün gece limanda kırık bir telefon bulmuş. Ama telefonun ekranı paramparça ve içindeki veriler kriptolu. O yüzden içindeki verileri belleğe kopyalamış. Emniyetteki çocuklar sabahtan aberi uğraşıyormuş, abim de bir kopyasını bana yolladı, 'bi' bak bakalım çözebilir misin' diye. Ben bir kısmını açtım."

Nur belleğe bakarken kaşlarını çattı. "Neden sana?"
"Çünkü ben onlardan daha hızlıyım yenge," dedi Efe sırıtırken.

"Yenge deme bana."

"Diyeceğim."

"Paşa gönlün bilir, çok ta umurumda."

"Of amma oyunbozan çıktın ha sen de!" Derin bir nefes verdi. "Asıl bombayı patlatıyorım. Aziz müdür istifa dilekçesini vermiş. Herkes şokta."

Nur şaşkınlıkla bakakalmıştı. "Neden? Oğlu daha yeni defnedilmedi mi? Adalet istemiyor mu?"

"İstiyordur da.." Efe sesini biraz daha alçalttı. "Abimin dediğine göre şu baş şüpheli bunu tehdit etmiş her yerden. Köşeye sıkıştırmış. İstifa etmezse Mert'in neden öldüğünü, senin hangi kirli işe bulaştığını tüm teşkilata yayarım. Aziz bey de itibarını kurtarmak için mesleği bırakıp köşesine çekiliyor. Yani şu an abim bu davada tamamen yalnız kaldı."

Nur masadaki soğumuş çayından bir yudum aldı. "Yalnız değil," dedi kendi kendine. "Hâlâ ben varım."

Tam o sırada Rivan mutfağa girdi. Üzerindeki ceket kırış kırış olmuş, omuzları çökmüştü. Gözleri doğrudan masadaki belleğe kaydı. "Efe? Bir gelişme var mı?"

Efe belleği hemen kaptı. "Daha yeni başladım abi. Şifreler katmanlı, zaman alacak."

Rivan bir sandalye çekip Nur'un karşısına oturdu. Bakışları sertti ama içinde bir yerlerde yorgun şefkati hâlâ duruyordu. "Aziz Müdür gitti. Gemiyi ilk kaptan terk etti Nur. Artık yalnızım."

Nur Rivan'ın masanın üzerindeki eline bakmamaya çalıştı. "Aziz Müdür neden kaçıyor Rivan? Korktuğu şey evlat acısından daha mı büyük?"

"Bazen insanın sırrı canından daha ağır gelir Nur," dedi Rivan yorgun bir sesle. "Mücellit denen herif ona ne gösterdiyse, adamın bütün direnci kırılmış. Ama ben bırakmıyorum. O telefonun içinden ne çıkarsa çıksın, o limandaki mühürlenen her şeyi gün yüzüne çıkaracağım."

Bölüm sonuuuuuu
Bölümü nasıl buldunuz canlar?
Sizce katili bulabilecekler mi?
Nur sağ salim kurtulabilecek mi?
Yeni bölümde görüşmek üzere.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınnnn🫶🏻🫶🏻🌷✨