3. bölüm / 3
Sıradaki Kurban#3
Bölümler 3Şu an: #3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ekmek poşetini sıkıca kavrayıp Merve’nin evine doğru yürürken arkamda hissettiğim o keskin bakışlar bir türlü silinmiyordu. Kaşında derin çizik olan o adam... O gözlerindeki tehlikeli ışıltı sıradan bir mahalle sakinine ait olamayacak kadar karanlıktı.
"Saçmalama Asya," diye fısıldadım kendi kendime. "Adama çarptın diye adam seni takıntı haline getirecek değil ya."
Tam bina kapısını açacakken cebimdeki telefon tekrar titredi. Kalbim anında boğazımda atmaya başladı. Ekranı açtığımda yine o bilinmeyen numaradan bir mesaj vardı:
Bilinmeyen Numara: Ev terliklerin ve dağınık topuzunla tam bir karmaşa gibi görünüyorsun Asya.
Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Hemen arkama dönüp etrafıma bakındım. Sokak bomboştu, sadece köşedeki çöp konteynerinin yanında duran bir kedi bana dik dik bakıyordu.
Asya: Sen beni mi izliyorsun?Terliklerime ve saçıma laf etmeyi kes de karşıma çık.Kimsin sen?
Bilinmeyen Numara: Az önce fırın sırasında tam karşındaydım zaten, güzelim. Hatta omuz omuza geldik.
Nefesim kesildi. Fırının önündeki o adam... Koyu kıyafetli, kaşında çizik olan herif.. O kadar yakınıma gelmişti ve ben ona bizzat çarpmıştım.
Asya: O sensin. Kaşındaki o çizik ne öyle, mahalle kavgasına mı karıştın? Peşimi bırak yoksa polise vereceğim seni.
Bilinmeyen Numara: Çizik sana ulaşma yolunda küçük bir detay sadece. Ayrıca polisler bu oyunu sıkıcı yapar, Asya. Ben peşinde olmayı seviyorum.
Bilinmeyen Numara: Şimdi içeri gir, sıcak ekmeğini ye. Sırtındaki o ürpertiyi hissetmeye devam et çünkü yakında sadece mesaj atmakla kalmayacağım.
Öfkeyle karışık tuhaf bir sıcaklık yüzüme hücum etti. Hem korkudan geberiyordum hem de adamın bu ukala, tekinsiz tavırları sinirlerimi tepeme çıkarıyordu.
"Pislik herif," diye söylenerek merdivenleri ikişer ikişer tırmandım.
Eve girdiğimde Merve mutfakta çayı demliyordu. "Nihayet gelebildin Asya, fırından ekmek alıp gelmen bir ömür sürdü," dedi gülerek.
"Merve, bana bak," dedim masaya ekmekleri sertçe koyarken. "Eğer bir gün aniden kaybolursam, mahalledeki o tekinsiz, kaşı çizikli heriften bil."
Merve elimdeki ekmek poşetini alırken kaşlarını çattı. "Ne saçmalıyorsun yine sabah sabah? Kimden bahsediyorsun?"
"Hiç," dedim tezgahtaki bıçağa gözüm kayarken. Bıçağı hafifçe kendime doğru çektim. "Sadece... bu mahallede tehlikeli ve fazla ukala sapıklar dolaşıyor."
Merve gözlerini devirip ekmekleri tabağa dizerken, cebimdeki telefon sessizce titreşti. Derin bir nefes alıp ekranı açtım. Bildirim panelinde yine o bilinmeyen numara vardı.
Bilinmeyen Numara: Tehlikeli olduğum konusunda haklısın, güzelim. Ama ukala kısmını sadece sana saklıyorum.
Gözlerimi devirerek mesaja baktım ama kalbimin atışındaki o huzursuz edici hız engellenemezdi.
Asya: Ne istiyorsun benden? Sabah sabah fırın önünde yolumu kesmeler, tuhaf bakışlar... İşin gücün yok mu senin?
Bilinmeyen Numara: İşim gücüm sensin diyelim. Hem, sen de o sırada bana çarptığında fena halde büyülenmiş gibi bakıyordun, Asya. İnkar etme.
Sinirden parmaklarım klavyede titredi.
Asya: Şoktan baktım şoktan. Allah'ın ruh hastası, ne diye peşime düşüyorsun ki?
Bilinmeyen Numara: Ruh hastası kelimesini hakaret olarak kabul etmiyorum. Ruhlarımız gayet uyumlu baksana... Hem peşinde değilim, sadece izliyorum. Şimdilik.
Telefonu sertçe masaya fırlattım. "Şimdilik" kelimesi beynimin içinde yankılanıp duruyordu. Anlaşılan o ki, kaşındaki o derin çizikle mahallenin ortasında karşıma çıkan bu adam, hayatımı kolay kolay rahat bırakmayacaktı.
Kahvaltı boyunca Merve okuldan, dedikodulardan ve sıradan şeylerden bahsederken, benim bütün dikkatim telefonumun ekranındaydı. Neyse ki günün geri kalanında o numaradan başka mesaj gelmedi. Korkum hafiflese de içimdeki o kemirgen merak ve gerilim hissi bir an olsun azalmamıştı.
Evdeki son damla suyu da bitirince şişeyle öylece kalakaldım. Saat gecenin ikisiydi. "Şansıma tüküreyim," diye mırıldanarak üzerime bol bir gri kapüşonlu geçirdim, ceplerime telefonu ve biraz nakit tıkıştırıp kendimi dışarı attım.
Sokak lambalarının sarı, cılız ışığı altında köşedeki 24 saat açık tekele doğru yürüyordum. Hava buz gibiydi. Tam köşeyi dönecekken, kaldırım kenarına park etmiş, içinden son ses arabesk rap yükselen o malum şahin marka arabanın yanından geçmek zorunda kaldım.
Arabaya yaslanmış çekirdek çilleyen iki tip doğrudan bana kilitlendi. Biri tespihini parmağında çevirerek sırıttı:
— "Ooo, güzellik... Gecenin bu saatinde nereye böyle tek başına? Gel götürelim gideceğin yere?"
Gözlerimi devirip adımlarımı hızlandırdım. Kulak asmıyormuş gibi yapıp yürümeye devam ettim. Fakat arkamdan gelen hızlı ayak seslerini duymamla birlikte, adam birden önüme geçip kolumdan sertçe yakaladı.
— "Laf söylüyoruz herhalde ablası, yüzümüze baksana!"
— "Bırak lan kolumu.Dokunma bana." diye ittiştirdim, kolumu kurtarmaya çalışarak. Tam herife tekmeyi basmaya hazırlanıyordum ki...
Karanlığın içinden birden buz gibi, ürpertici bir ses yükseldi:
— "O elini oradan çekmezsen, bir daha hiç kullanamazsın."
İkimiz de o tarafa döndük. Sokak lambasının gölgesinden çıkan silüet... Siyah deri ceketi, dağınık siyah saçları ve sol kaşındaki o derin çiziğiyle bizimkiydi. Bakışlarında öyle vahşi, öyle tekinsiz bir karanlık vardı ki, kolumu tutan herif anında kaskatı kesildi.
Çizikli Herif ağır adımlarla yanımıza yaklaştı. Hiç acele etmiyordu. Bakışları sadece adama kilitlenmişti.
— "Sen kimsin lan hayırdır?!" diye diklenmeye çalıştı kolumu tutan keko.
Bizimki adama cevap bile vermedi. Tek bir seri hareketle adamın kolumu tutan bileğini kavradı ve öyle bir büktü ki, kemik çatırtısı sokağın ortasında yankılandı.Keko çığlık atarak dize geldi.
Arabada oturan diğeri "N'oluyor lan!" diyerek kapıyı açıp fırladı ama çizikli herif arkasına bile bakmadan adama dönüp belindeki silahın kabzasını hafifçe gösterdi. Sadece gözlerini kısıp, "İkinizi de buraya gömerim, kaybolun," dedi.
O buz gibi tehdit yetti de arttı bile. Bileği bükülen herif arkadaşının koluna yapıştı, ikisi de arkalarına bile bakmadan arabaya atlayıp patinaj çekerek olay yerinden topukladı.
— "Kendi başımın çaresine bakabilirdim.." diye çıkıştım, ama sesimdeki hafif titremeyi engelleyememiştim.
Aramızdaki mesafeyi kapatıp tam önümde durdu. Boyu uzundu.üzerime doğru hafifçe eğildiğinde tenine sinmiş o keskin, tehlikeli ve karşı konulamaz kokusu burnuma doldu. O sol kaşındaki çiziğin gölgesi yüzüne düşerken, dudaklarında alaycı ama karanlık bir tebessüm belirdi.
Kulağıma doğru eğilip o boğuk, buz gibi sesiyle fısıldadı:
— "Ben olmasaydım mahalle kekolarıyla mahalle turu yapacaktın... Şanslısın."
Yüzüme felsefi bir nefes bırakıp, tam ona sert bir cevap verecekken yavaşça geriledi. Gözlerimi bir saniye bile kırpmama izin vermeyen o keskin bakışlarını üzerimden çekmeden, sokağın karanlığına doğru birkaç adım attı.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan, sokağın lambasının cılız ışığından sıyrılıp gecenin gölgesine karıştı. Arkamı döndüm, sağa sola baktım ama yoktu... Sanki hiç orada olmamış, az önce o iki herifin bileğini büken o değilmiş gibi aniden ortadan kaybolmuştu.
Sokakta tek başıma, kalbim güm güm atarak öylece kalakaldım. Bileğimi ovuştururken fısıldadım:
— "Ruh hastası..."
Ağzımdan çıkan lafa rağmen, yüzüme hücum eden o garip sıcaklığı ve içimdeki o tehlikeli kıpırtıyı engelleyemiyordum. Hızlı adımlarla tekele koşup suyumu kaptım ve kilitleri üçer kez çevirmek üzere eve doğru koştum. O karanlık herif hayatıma girdiğinden beri hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Hızlı adımlarla tekele koşup kendimi içeri attım. "Bir su için yaşadığım şeylere bak ya." diye mırıldandım bisküvi reyonunun önünde kilitlenmişken. "Sadece su alıp çıkacaktım, az kalsın mahalle mafyasının ortasında kalıyordum. Hayır, madem aksiyon yaşadık, travmamı bastırmam lazım."
Dolaptan iki litrelik buz gibi bir kola kaptım, yanına da dev boy bir cips ekledim. Tekelci amca suratıma "Kızım bu saatte felaket senaryosu mu hazırlıyorsun?" der gibi baksa da parayı basıp poşeti kaptığım gibi koşarak eve döndüm.
Kapıyı üzerime üç kere kilitledim, sürgüyü çektim, yetmedi arkasına salondaki sandalyelerden birini dayadım. Zemin kata yakın olmanın getirdiği o tedirginliği adibine kadar yaşıyordum.
Mutfağa geçip kolayı bardağa doldurdum, cips paketini patlatıp salondaki koltuğa serildim. Bacaklarımı altıma alıp bardağı diklerken gözüm sehpanın üzerindeki telefondaydı.
Ekran kapkaranlıktı.
Bir dakika... İki dakika... On dakika geçti. Tık yok.
"Ulan çizikli herif," diye mırıldandım, cipsi ağzıma tıkıştırırken. "Adam geldi, iki dakkada kekoların elini kırıp şovunu yaptı, kulağıma fısıldayıp puf diye ortadan kayboldu. E mesaj nerede? Hani takip ediyordun? Hani her an ensemdeydin?
Telefonu elime alıp ekrana dik dik baktım.
"Neyin peşindesin sen be adam? Amacın ne senin, beni korkutmak mı yoksa korumak mı? Hayır yani, koruyucu meleğim olsan tipi tutmuyor ,kaşında çizik var gözlerinden katil havası akıyor.Ne yaşıyorum ben anlamadım ki? Ya da neden ben? Koskoca mahallede delirecek başka insan mı kalmadı benim garip hayatımı mı seçtin dizi niyetine izlemek için?"
Cips paketini hırsla sıktım.
"Bir de 'şanslısın' diyor ukala herif. Görürsün sen şansı. Bir daha karşıma çık o cips paketini kafanda patlatmazsam bana da Asya demesinler."
Gözlerim telefonda, içimde tam olarak anlamlandıramadığım bir öfke ve tuhaf bir beklentiyle koltukta kıvrılıp kaldım. Bütün bu karmaşanın ortasında asıl tehlikeli olan şey ise... o çizikli heriften gelecek bir sonraki bildirimi merakla bekliyor oluşumdu.
-devam edecek
Bölüm etkileşimi
