14. bölüm · Sıra Sende
Patlama
BATU'NUN GÖZÜNDEN
Çakmağın o küçük, cılız alevi Yazgı’nın parmaklarının ucunda dans ederken, genzimdeki o yoğun gaz kokusu beynime bir alarm gibi vurdu. Yazgı’nın söyledikleri... Aras’ın aslında hiç var olmadığı, her şeyin onun zihnindeki bir sanrı olduğu iddiası... Hayır, bu doğru olamazdı. O mermer ocağındaki gücü, değirmendeki o darbeyi hatırlıyordum. Yazgı bunları yapmış olamazdı. O da bizim gibi bir kurbanın içine hapsedilmişti; sadece onunkisi fiziksel değil, zihinsel bir hapishaneydi.
"Yazgı, bırak o çakmağı!" diye kükredim.
Yazgı bana bakmadı bile. Gözleri odak noktasını kaybetmiş, donuk birer cam misali boşluğa dikilmişti. "Aras diyor ki... Oyun bitti Batu. Artık uyuma vakti."
Cümlesi biter bitmez, parmakları gevşedi. Çakmak elinden kayıp un yığınının üzerine düşerken Yazgı’nın dizlerinin bağı çözüldü. Gözleri geriye doğru kaydı ve o devasa un tepesinin üzerine cansız bir bebek gibi yığıldı.
"Rana, Balım! Dışarı! Hemen!"
Çakmak henüz yanıyordu. Gazın havayla karıştığı o barut fıçısında her saniye ölüm demekti. Rana, Balım’ın elini kavrayıp kapıya doğru fırlarken ben un yığınına atıldım. Dizlerim beyaz tozun içine gömüldü. Yazgı’yı omuzlarından kavradığımda vücudunun buz gibi olduğunu fark ettim. Bayılmıştı. Belki de haftalardır aç, susuz ve o gazın etkisi altında kalmıştı.
Çakmağın alevi yerdeki ince gaz tabakasına ulaştığında küçük bir parlama oldu. Isı yüzümü yaladı. Yazgı’yı tek hamlede kucağıma aldım. O zayıf bedeni kollarımda hiçlik gibiydi. Paslı kapıya doğru koşarken arkamda bir gürültü koptu. Oksijenle buluşan alevler, un tozlarını birer küçük bombaya dönüştürüyordu.
Kapıdan dışarı, o serin gece havasına kendimi fırlattığım anda fırının içinden boğuk bir patlama sesi yükseldi. Alevler dışarı taşmadı ama içerideki her şeyi kül edecek o basınç dalgası sırtıma vurdu. Kendimi Yazgı’yla birlikte sert betonun üzerine attım.
Yerde nefes nefese yatarken Rana ve Balım’ın yanımıza koştuğunu gördüm. Arkamızdaki fırından siyah dumanlar yükseliyordu. Yazgı kucağımda, bembeyaz unlar içinde hâlâ kendinde değildi.
"Batu abi, iyi misin?" Balım’ın sesi titriyordu.
"İyiyim," dedim, öksürerek. Gözlerimi Yazgı’nın o solgun yüzüne diktim. "Ona bir şey yapmışlar Rana. Yazgı bunları kendi başına yapamaz. O notlar, o iddialar... Aras her kimse, Yazgı’nın zihnini bir silah olarak kullanmış."
Yazgı’nın elini açtığımda, avucunun içine iğneyle kazınmış bir şey fark ettim. Kâğıtta yazanların aksine, burada başka bir mesaj vardı. Derisine kazınmış küçük bir koordinat ya da bir numara...
"Bakın," dedim Rana’ya göstererek. "Yazgı bize gerçeği söylemeye çalışıyordu ama Aras onu susturmuş. Onu bir ay boyunca burada tutmuş ve aklıyla oynamışlar."
Fırının içinden gelen çıtırtılar artarken, Yazgı hafifçe kıpırdandı. Gözlerini araladığında karşısında beni değil, gökyüzündeki ayı gördü. Dudakları belli belirsiz kıpırdadı.
"O... hâlâ okulda," diye fısıldadı Yazgı. "Aras... o kâğıdı yazan değil. O kâğıdı yazan, hepimizin her gün selam verdiği o adam."
📚
Fırından yükselen alevler dikiz aynasında küçülürken, direksiyonu sımsıkı kavramıştım. Okula gitmek, o belirsiz düşmanın üzerine atılmak istiyordum ama arkadaki sessizlik beni durdurdu. Rana, Yazgı’nın başını göğsüne yaslamış, Balım ise Rana’nın koluna bir sarmaşık gibi tutunmuştu. Şu an kahramanlığa değil, bir sığınağa ihtiyacımız vardı.
Şehir dışındaki bağ evine vardığımızda hava ağarmaya başlıyordu. Yazgı’yı içeri taşıyıp koltuğa yatırdım. Üstündeki o unlu kıyafetleri, sanki bir suçun kanıtlarını temizler gibi yavaşça sildik.
Yazgı birkaç saat sonra gözlerini açtı. Ama o beklediğim itiraflar, o korkunç isimler gelmedi. Bakışları tavandaki ahşap kirişlerde amaçsızca geziniyordu.
"Yazgı?" dedim yanına çökerek. "Beni duyuyor musun? Okulda demiştin... Kimden bahsediyordun?"
Yazgı yavaşça bana döndü. Gözlerinde ne korku vardı ne de nefret. Sadece uçsuz buçaksız bir boşluk... "Kim?" diye sordu kısık bir sesle. "Batu, neden buradayız? En son... en son okulun bahçesinde basketbol oynuyordunuz, ben de size kantinden su getirmeye gidiyordum. Neden her yerim ağrıyor?"
Rana ile göz göze geldik. Yazgı, geçtiğimiz o kabus gibi ayı, Sedef’i, Barlas’ı, o mermer ocağını ve değirmeni tamamen silmişti. Zihni, taşıyamayacağı kadar ağır olan o yükü koruma içgüdüsüyle karanlığa gömmüştü.
On yıl öncesini, fırını, Aras’ı hatırlıyordu ama bugünü... bugünü yaşamamış gibiydi. Bağ evinin bahçesinde ne bir tıkırtı vardı ne de bir gölge. Sadece sabah rüzgarının yapraklar arasında çıkardığı hışırtı...
"Hiçbir şey hatırlamıyor," diye fısıldadı Rana mutfakta yanıma gelerek. "Belki de böylesi daha iyidir Batu. Olanları bilmemesi onu kurtarır."
"Onu kurtarır ama bizi bitirir Rana," dedim camdan dışarıdaki ıssız yola bakarak. "Katil dışarıda bir yerde. Yazgı'yı susturdu, Barlas ve Sedef'i yok etti. Şimdi biz buradayız ve elimizde tek bir isim bile yok."
Yazgı’nın baygınken sayıkladığı o "O hâlâ okulda" cümlesi kulaklarımda çınlıyordu. Ama şimdi sorduğumuzda sadece yüzümüze boş boş bakıyordu. Katil gelmemişti, kapımızı çalmamıştı. Bizi öldürmemişti bile. Bizi çok daha kötü bir şeye mahkûm etmişti: Sürekli arkamıza bakarak yaşamaya.
Akşam çökerken Balım, salondaki eski radyonun üzerinde duran bir şeyi fark etti. "Batu abi, bunu sen mi koydun buraya?"
Hızla yanına gittim. Radyonun üzerinde, Yazgı'nın cebinden düştüğünü sandığımız ama aslında oraya biz eve girmeden önce bırakıldığı belli olan küçük bir kutu vardı. Kutuyu açtığımda içinden iki şey çıktı:
Sedef’in gümüş madalyonu. (Artık temizlenmiş, parlatılmıştı.) Bir fotoğraf. On yıl önce okul bahçesinde çekildiğimiz o fotoğraf... Ama fotoğrafta hepimizin yüzü unla karalanmıştı, sadece benim ve Rana'nın yüzü netti.
Aras, ya da kendini Aras sanan o gölge, bizi öldürmek için acele etmiyordu. Yazgı'nın hafızasını çalmış, bizi bu bağ evine hapsetmişti. Şimdi sessizce, bizim kendi korkumuzda boğulmamızı izliyordu.
"Gelmiyor," dedim Rana'ya bakarak. "Kapımıza gelmeyecek. Çünkü zaten her an yanımızda olduğunu biliyor."
📚
Bağ evindeki o ilk gece, dışarıdaki rüzgar pencereleri zorlarken Yazgı'nın sayıklamalarıyla geçti. Rana, Yazgı'nın alnına ıslak bezler koyuyor, Balım ise köşede büzülmüş, gözlerini bir saniye bile kırpmadan bizi izliyordu.
Sabaha karşı Yazgı aniden yattığı yerde doğruldu. Gözleri bu sefer boş değil, dehşet doluydu.
"Batu!" diye bağırdı. Sesi odanın duvarlarında yankılandı. Hemen yanına çöktüm. "Buradayım. Buradasın, güvendeyiz."
Yazgı ellerini başına götürdü, sanki dağılmakta olan bir şeyi bir arada tutmaya çalışıyor gibiydi.
"Hatırlıyorum..." dedi fısıltıyla. "Ama her şey birbirine karışmış. Bir ay... o bir ay nerede Batu? Hastaneden çıktığım anı hatırlıyorum, güneş yüzüme vuruyordu. Sonra sanki biri ışığı kapattı. Gözlerimi açtığımda o fırındaydım, her yer un kokuyordu ve sen kapıdaydın. Aradaki o koca boşlukta ne oldu?"
"Mermer ocağını hatırlıyorum. Sedef’in o halini... Barlas’ın o dolabın içinde nasıl çaresiz kaldığını. Oraya ben gitmedim Batu, oraya sürüklendim. Bizi izleyen bir gölge vardı.Değirmende... Balım'ı saklayan ben değildim. Oraya vardığımda o zaten oradaydı. Ben sadece onu korumaya çalıştım ama o maskeli adam... Her şeyi o kadar hızlı yaptı ki, kim olduğunu anlayamadım bile."
Yazgı aniden durdu. Bakışları pencereye, dışarıdaki zifiri karanlığa kilitlendi.
"Hastaneden çıkarken..." dedi sesi titreyerek. "Biri otoparkta bekliyordu. Bana yardım edeceğini söylemişti. Sesi o kadar yumuşaktı ki, ona güvenmemek imkansızdı."
Rana, Yazgı'nın elini tuttu. "Kimdi o? Bir isim, bir yüz hatırlıyor musun?"
Yazgı yavaşça başını salladı, gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Hatırlamıyorum Rana. Yüzü sürekli değişiyor sanki. Bir an birine benzetiyorum, sonra başka biri oluyor. Kimseyi suçlayamam, kimseye 'oydu' diyemem. Ama o bizim sırlarımızı biliyordu Batu. Aras'ı o depoda unuttuğumuzu, her şeyi... O gün fırının önünde biz kaçarken, birinin bizi izlediğini hissetmiştim. O his geri geldi."
Beynimde taşlar yerine oturmaya çalışıyordu ama Yazgı'nın zihni bir ismi telaffuz etmemek için direniyordu. Kimseyi işaret etmiyordu, sadece o karanlık varlığın gerçekliğini haykırıyordu.
O an, evin dış kapısının önünde bir ses duyuldu. Ama bir vurma sesi değil. Metalik, ince bir ses. Sanki biri kapının koluna bir zincir doluyordu.
Balım hızla yanıma geldi.
"Batu abi, kapının orada birisi var," diye fısıldadı.
Rana, Yazgı’yı korumak ister gibi önüne geçti. Ben ise duvarda asılı duran eski tüfeği kavradım. Kapıya doğru bir adım attım ama dışarıdan o yumuşak, sakin ses geldi. Kim olduğu belirsiz ama her zerremizi tanıyan o ses:
"Yoklama devam ediyor Batu. Yazgı'nın hafızası yerine gelmeye başlamış, ne güzel... Ama o kayıp bir ayı asla hatırlayamayacak. Çünkü o bir ay boyunca, sizin yapamadığınız bir şeyi yaptı; o karanlıkla yüzleşti. Şimdi kapıyı açar mısın? Yoksa bu evi de o eski fırın gibi ateşe mi vermeliyim?"
