Sıfır Noktası kitap kapağı

3. bölüm / 3

2.Bölüm “Ruhsal Çöküş”

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm “Ruhsal Çöküş”

Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey tavandı. Bembeyazdeğildi. Laboratuvardaki o boğucu ışıklar da yoktu. Krem rengi, yüksek birtavandı sadece. Ortada eski tarz, büyük bir avize asılıydı. Loş sarı ışığıgözümü rahatsız etmiyordu ama başım hâlâ korkunç ağrıyordu. Derin nefes almayaçalıştım. Göğsüm sıkıştı. Sanki akciğerlerime buz dolmuş gibiydi. Bir anda doğruldum. Ve bulunduğum yerinbana ait olmadığını anladığım saniye kalbim hızlandı. Oda devasa büyüklükteydi.Uzun koyu renk perdeler, duvar boyunca uzanan kitaplık, eski tablolar, ahşapdetaylar, altın işlemeli abajurlar… Havada toz ve eski ahşap kokusu vardı.Sanki yıllardır kimse yaşamıyormuş gibi. Her şey pahalı görünüyordu. Ama aynızamanda soğuktu. Sanki insanlar burada yaşıyor değil de sadece görünmek içinbulunuyordu. Kaşlarımı çatıp üzerime baktım. Sonra mideme yumruk yemiş gibioldum. Bu benim kıyafetim değildi. Üzerimde bol açık renk bir tişört vardı.Altımda ince kumaş bir eşofman. Kumaş tenime yabancı geliyordu. Bir anda ellerimle tişörtü tuttum. “Bendün…” diye mırıldandım. Sesim boğuk çıktı. Dün siyah pantolon giymemiş miydim?Kırmızı bluzum vardı hatta. Nefesim hızlandı. Birileri üstümü değiştirmişti.Birileri beni buraya taşımıştı. Başımın içinde kısa görüntüler çakmayabaşladı. Yağmurun camlara vuruşu, arabanın içindeki loş ışık, çalan yavaş müzikve Karan’ın sesi. Sonrası yine karanlık. Siyah bir boşluk. Bir anda yataktan kalktım. Ayağım yere değerdeğmez başım döndü ama umursamadım. Odayı detaylıca incelemeye başladım. Sağtarafta büyük bir ayna vardı. Önünde küçük bir sandalye duruyordu. Sandalyeninüstüne düzgünce katlanmış kıyafetler bırakılmıştı. Etiketleri bile üstündeydi.Yan tarafta başka bir kapı daha vardı. Muhtemelen banyo. Karşı duvarda devasabir pencere görünüyordu ama perdeler tamamen kapalıydı. İçimdeki huzursuzluk nebüyümeye başladı. Ben neredeydim? Kapıya yöneldim. Kapı kolunu çevirdim.Açılmadı. Duraksadım. Metal soğuktu, avucum terledi. Tekrar denedim. Yineaçılmadı. Kilitliydi. Kanım çekildi. “Şaka yapıyorsunuz…” Kapıyı yumruklamayabaşladım. “Hey!” diye son gücümle bağırmaya ve ardı ardına yumruklarımı kapıdanesirgemedim. Sesim odada yankılandı. “Beni buradan çıkarın!” Tekrar tekrarvurdukça sinirim büyüyordu. Avuçlarım acıyordu. “Karan!” Kapıyı daha sertyumrukladım. “Neler oluyor?!” Tam tekrarbağıracakken kapının kilidi açıldı. Tık sesi odada yankılandı. Geri çekildim. Kapı hızla aralandıve içeri Karan girdi. Elinde bir tepsi vardı. Buharı tüten bir şeyler. Siyah sweatshirtgiymişti. Saçları dağınıktı. Göz altları çökmüştü. Sanki günlerdir uyumamışgibiydi. Beni görür görmez yüzü gerildi. “Şşş. Sesini kıs.”diyerek beni uyardı. Kapıyı hızlıcaarkasından kapattı. “Bağırmayı bırak.” dedi, alaycı bir sesle. “BENİ NEREYE GETİRDİN?!”dedim ve isyan bayraklarımıson ayara açmak üzereydim. Bir anda yanımageldi. “Sus sus, ailem aşağıda.” dedi. Kaşlarım çatıldı. “Ne?” dedim. Karan “Aşağıdalardedim.” dedi. Kapıya kısa bir bakış attı. “Biraz daha bağırsan yukarıçıkarlar.” “Umurumda değil!”dedim. Hem beni burada tutsak olarak mıtutacaktı yoksa zevksel kölesi mi olacaktım? Hayır bunların hiçbirine müsaadeetmeyeceğim. Kendisini ne zannediyor? Sürekli onun gözlerine bakıpetkileneceğimi falan mı? Bir sinirle hemen yanından geçip kapıya yöneldim. Amakolumdan tuttu. Refleksle geri döndüm. “Bırak beni!” diye çirkefleştim. Kolumu çekmeye çalıştım amabırakmadı. “Karan bırak!” dedim, laftan anlamıyordu.“Mira sakin ol.” dedi, sıkılmış gibiydi.“Sakin mi olayım?!” Sesim çatallaştı.“Beni kaçırdın resmen!” dedim. Karan derin nefes verdi. “Seni kurtardım.” “Üstümü değiştirerek mi?!”dedim, ne düşüneceğimibilemiyordum. Bir an sustu. Ve o küçücük sessizlik bile beni daha çoksinirlendirdi. Gözlerimi büyüttüm. “Sen mi değiştirdin?”“Hayır!” Cevabı o kadar hızlı verdi ki bir an afalladım. “Evde çalışan biri yardım etti.” Şüpheyle yüzünebaktım. Yalan söylüyorsa anlayamazdım muhtemelen. Çünkü Karan’ın en sinirbozucu özelliği buydu. Yüzü hiçbir şey göstermiyordu. Ama gözleri yorgundu.Gerçekten yorgundu. Kolumu sonunda bıraktı. “Dün gece bayıldın.” dedi. Başım yenidenzonkladı. Parçalanan bina. Siyah yarık. Küçük kız. Bir anda nefesimsıkıştı. Bu nefes sıkışmaları çoğalmaya başladı. Gerginlikle sanırım astımhastası olup çıkacağım.“Diğerleri nerede?”diye sordum. Karan birkaç saniye sustu.“Şimdilik bize ulaşamazlar.” dedi.“Şimdilik mi?”dedim.“Mira—”dedi ve sustu. Hayır madem beni burada tutuyordu,madem olaylar çok büyüktü, neden hiçbir şeyi başından bana düzgünceanlatmıyordu ki? Nasıl hissedeceğimi bilemiyordum. Sorularıma yanıt bulabilmekiçin Karan’a sertçe baktım ve “Hayır. dedim, sertçe. “Bu sefer anlatacaksın.”diye devam ettirdim. Karan gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi. Sankibenimle konuşmak onu yoruyordu. “Önce bir şeyler ye.” diyerek konuyu geçiştirmeyeçalışıyordu. Peki madem öyle olsun Karan Bey, karnım guruldamasaydı bununhesabını çok büyük bir şekilde sizden çıkarırdım merak etme diyerek kendi içsesimle savaş veriyordum.Elindeki tepsiyi masaya bıraktı. Ancak şimdi fark ettim. Çorba vardı. Kahvevardı. Ve küçük bir tabakta tost. Buharı hâlâ üzerindeydi. Midemin guruldamasısinirimi daha çok bozdu. Çünkü gerçekten açtım. Karan bunu fark etmiş gibihafifçe kaşlarını kaldırdı. “Nefret ederek de yiyebilirsin.” dedi ve küçük birtebessüm gördüm o dudaklarından. İstemsizce göz devirdim. Ve nefret ede ede sandalyeye oturdum. Karankarşımdaki koltuğa oturdu. Ama rahat görünmüyordu. Sanki her an biri kapıyıaçacakmış gibi sürekli kulağı koridordaydı. Ben ise elimde kaşıkla onabakıyordum. Sinirliydim. Korkmuştum. Ve hâlâ tam olarak ne yaşadığımı bilmiyordum. Çorbadan bir kaşıkaldım. Sıcaktı. Mideme iyi geldiğini hissettim ama bunu belli etmemeyeçalıştım. Karan gözlerini kısa süreliğine benden çekmeden konuştu. “Yavaş ye.”dedi, boğazıma kaçmasını istemiyordu sanırım.“Doktor musun bir de?”dedim, sinir bozucu bir şekilde.“Şu anlık hayatta kalmanı sağlayan kişi benim.” Gözlerimi devirdim.“Ne kadar romantik.” dedim ve neden böyle bir şey dediğimi bilmiyordum. Cümleağzımdan çıkar çıkmaz ikimiz de sustuk. Ben neden öyle demiştim ki? Karan’ın kaşı hafifçekalktı. Utandığımı farketmesin diye hemen kahveyi elime aldım. Kahvenin kokusu tanıdıktı. Yoğun. Sert.Tarçınlı. Kaşlarım çatıldı. Bir yudum aldım. Sonra istemsizce tekrar baktımona. “Bunu sen mi yaptın?”“Evet.” dedi, küçük bir çapkın gülüş yakaladım yüzünde.“Tarçın koymuşsun.” dedim, şaşırarak. Benim sevdiğim şekilde hazırlamıştıkahveyi. Bu bir tesadüf olabilir miydi? Yoksa beni bayağıdır mı gizli gizliizliyordu? Benim hakkımda daha neler biliyordu? “Seviyorsun.”dedi. Kalbim bir an duraksadı. “Elimdedeğildi.” dedi hemen. “Kafede sürekli böyle içiyordun.” Bakışlarımı ondankaçırdım. Çünkü bunuhatırlaması garip şekilde içimi ısıtmıştı. Odadaki sessizlik bu kez dahafarklıydı. Gergin ama boğucu değildi. Bir anda aklıma başka bir şey geldi.Başımı kaldırdım.“Bir dakika.”dedim. Karan bana baktı.“Sen beni ne kadar zamandır takip ediyorsun?”Yüzü anında değişti.Sessizlik.İşte yine aynı şey.Kaçıyordu. Sinirle kahvefincanını masaya bıraktım. “Yapma şunu.” dedim.“Mira—” dedi ve sustu yine.“Hayır Karan yeter!” dedim ve bir hışımla ayağakalktım. “Bana sürekli yarım cevap veriyorsun!” dedim ama sorularıma cevapalamıyordum. Sesim yükselince hemeneliyle sakin olmamı işaret etti. “Sesini düşür.” diyerek beni uyardı. “Gerçektenailenin beni duymasından mı korkuyorsun yoksa başka bir şeyden mi?” Karan’ın çenesigerildi. Demek doğru yere basmıştım. Bir adım ona yaklaştım. “Bu evde neoluyor?” dedim. “Hiçbir şey.” dedi, geçiştirerek. “Yalan.” dedim, üstünegelerek. Bir an göz göze kaldık. Ve ilk kez bakışlarını kaçıran o oldu. İçimdegarip bir his oluştu. Karan güçlü görünüyordu. Kontrollü görünüyordu.Ama şu an…Yorulmuş gibiydi. Bir anda aşağıdankahkaha sesleri geldi. İkimiz de sustuk. Kaşlarımı çattım. “Gerçekten misafirmi var?” Karan başını hafifçe iki yana çevirdi. “Babam iş insanlarını çağırdı.”dedim. Ben de devam ettirdim. “Ve sen üst katta beni saklıyorsun.” “Evet.” dedi, sakince. “Bu çok normalçünkü.”dedim, dalga geçerek.İstemsizce kısa bir nefes verdi. Sanırım gülmemek için kendini tuttu. Bu dahada sinir bozucuydu. Kollarımı bağladım. “Ben gitmek istiyorum.” dedim, sitemederek. O an yüzündeki ifade tamamen değişti. Ciddileşti.“Hayır.” dedi.“Neden?”dedim, ben buradan çıkmakistiyordum.“Çünkü senibulurlar.”dedi. Gerçektenbeni mi korumaya çalışıyordu? Hiç anlamıyordum. Elbet sorularımın cevabını birşekilde alacaktım. “Kim?!”dedim, anlamamazlıktan gelerek. “Dün gece gördüğün herkes.”dedi. Başım yeniden hafifçezonklamaya başladı. Küçük kız. Siyah yarık. Beyaz gözlü adam. Bir anda iştahımkaçtı. Yavaşça tekrar sandalyeye oturdum. Karan bunu fark etti ama bir şeydemedi. Sessizlik uzadı. Sonra gözüm odanın köşesindeki gitara takıldı. Toztutmuş telleri vardı. “Gitar mı çalıyorsun?” Karan da dönüp baktı. “Bazen.” dedi,sesi mırıldanır gibi çıkmıştı. “Senin odan mı burası?” dedim, etrafı tekrardaninceliyordum. Kısa bir sessizlik oldu. “Eskiden.” dedi. Kaşlarım çatıldı. “Nedemek eskiden?” dedim. Omuz silkti. “Artık pek kullanmıyorum.” dedi ve sustu. Odadaki soğuk hissinsebebi buydu belki de. Burada gerçekten yaşayan biri yok gibiydi. Sadece anılarvardı. Bir anda aşağıdan birkadın sesi duyuldu. “Karan?” İkimiz de donduk. Kadın sesi tekrar yükseldi.“Karan burada mısın?” Karan anında ayağa kalktı. “Harika.”dedi. “Kim o?” diye sordum kısık sesle. “Annem.”dedi dişlerinin arasından. Sonra hızlıca banadöndü. “Tek kelime etme.” dedi. Ahh sağol ya ben akıllanmaz cahilin tekiyim vebana emir veriyorsun. Hayırdır demek vardı şimdi ama onu da zor durumdabırakmak istemiyordum. Kapıya doğru yürüdü.Ben hâlâ sandalyede oturuyordum ama bütün dikkatim kapıdaydı artık. Bir insanınannesinden bu kadar gerilmesi normal değildi. Karan hızlıca odanın etrafınabaktı. Sonra bana döndü. “Perdenin yanına geç.” dedi ve yine bir emir verdi. “Ne?” dedim, anlamamazlıktan gelerek. “Mira şimdi değil.”diyerek beni azarladı. Ses tonu o kadar ciddiydi ki istemsizce ayağa kalktım.Tam perdeye doğru yürürken kapı tekrar tıklandı.“Karan?” Kadının sesi dahayakındı bu kez. Karan hemen kapınınönüne geçti. Saçlarını eliyle geriye itti. Derin nefes aldı. Ve bir andayüzündeki bütün ifade değişti. Az önceki gergin adam gitmişti. Yerine sakingörünen biri gelmişti. Bunu nasıl bu kadar hızlı yaptığını anlamadım. Kapıyıhafifçe araladı. Koridorun tamamını göremiyordum ama kadının sesiniduyabiliyordum. “Uyuyordun sanırım.” dedi, kadın. “Biraz, uyumuşum evet.” dedi,Karan tatlı bir yumuşak sesle. Kadın endişeyle “İyi misin?” dedi. “İyiyim anne.”dedi, Karan da. Kadın birkaç saniyesustu. Sonra tekrar konuştu. “Dün gece yine dışarıdaydın.” diye sitem ediyordu.Karan’ın omuzları hafif gerildi. “İşim vardı.” dedi ve geçiştirdi. “Sabahakarşı geldin.” dedi, kadın. Sessizlik. “Baban aşağıda seni soruyor.” dedi. “Birazdan inerim.” dedi,Karan da. “Misafirler geldi çabuk ol haydi.” dedi, kadın.“Biliyorum.” dedi, Karan da. Kadının sesi yumuşadıbu kez. “Yüzün kötü görünüyor.” İçimde garip bir hisoluştu. Çünkü kadın gerçekten endişeli gibi konuşuyordu. Karan kısa cevapverdi. “İyiyim dedim.” dedi, Karan. Sessizlik tekrar uzadı. Sonra kadın dahaalçak sesle konuştu. “Yine kabus mu gördün?” diye sordu Karan’a. Karan bir andadondu. Ben bile nefesimi tuttum. Çünkü yüzündeki ifade değişmişti. O birkaçsaniyelik sessizlikte… ilk kez gerçekten kırılmış biri gibi görünüyordu.“Hayır.” dedi ama artık anlayabiliyordum. Yalandı. Bunu ben bile anlamıştım.Kadın belli ki daha fazla üstelemedi. “Tamam.” dedi yavaşça. “Aşağı inersengüzel olur.” Karan başıyla onay vermiş gibi kısa bir hareket yaptı. Sonra kapıyı kapattı. Odadaki sessizlikağırlaştı. Perdenin yanındançıkarken kaşlarımı çattım. “Annen senin kabus gördüğünü biliyor.” dedim,sorarcasına. “Bütün aile biliyor.” dedi, korkusuzca ve robotik bir sesle.Cevabı çok sakindi. Fazla sakindi. “Niye?” Karan birkaç saniyesustu. Sonra gözlerini benden kaçırmadan konuştu. “Çünkü bazen bağırarakuyanıyorum.” dedi. İçime tuhaf bir his oturdu. Onu ilk kez insangibi hissettiren şey buydu belki de.Sürekli güçlü duran biri değildi sadece.O da kırılmıştı. Bir anda aklımalaboratuvardaki görüntü geldi. Küçük hali. Kolundaki K-7 yazısı. Sessizce sordum: “Onlar sana ne yaptı?” Karan gözlerinikapattı. Sanki bu sorudan nefret etmişti. “Mira…” “Hayır”dedim, “Bu kez kaçma.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Senbenim hakkımda bir sürü şey biliyorsun.” Sesim daha sakindi artık. “Benhiçbir şey bilmiyorum.”Dedi, Karan. Karan uzun süre konuşmadı. Sonrayavaşça yatağın kenarına oturdu. İlk kez gerçekten yorulmuş görünüyordu.“Ben seni ilk gördüğümde altı yaşındaydım.” Nefesim tutuldu. Devam etti. “Hatırlamıyorsunçünkü hatırlamanı istemediler.” Oda sessizleşti. Ben hareket bile edemiyordumartık. Karan ellerine baktı.“Orada çocuklar vardı.” Sürekli duraklayarak cevapveriyordu. Sanırım söyleyeceği şey benim için çok zor olmalıydı. “Bir sürüçocuk.” Sesi gittikçe boğuklaşıyordu.“Bizi deney için tutuyorlardı.” Boğazım kurudu.“Ben senden korkuyordum.” Kaşlarım çatıldı.“Benden mi?” dedim. Karan yavaşça başını kaldırdı. Vegözlerimin içine baktı. “Çünkü kapılar senin yanında açılıyordu.” Kalbimyavaşladı sanki. O cümle odanın içinde yankılandı. “Kapılar senin yanında açılıyordu.” Yutkundum. “Nasıl yani?” diyebildim çünkü aklım almıyordu. Ben neydimböyle. Bir canavar mı yoksa portal kapılarını açabilen farklı bir anahtargörevi gören varlık türü mü? Karan birkaç saniye sustu. Sanki devam etmekistemiyordu. Ama bu kez kaçmadı. “İlk başta bunun tesadüf olduğunu sandılar.”dedi,sesi sakindi ama gözleri değildi cümlesini devam ettirdi. “Ne zaman korksan…ne zaman ağlasan… etrafta garip şeyler olmaya başlıyordu.” Başımın içinde yine o uğultu oluştu. Küçükkız. Siyah yarık. Cam küre. Ellerimi istemsizce birbirine kenetledim. “Bençocuktum…”dedim, hıçkırarak. “Biliyorum.”diyebildi, Karan. Karan gözlerini kısasüreliğine kaçırdı.“Zaten problem de buydu.” Sessizlik çöktü. Dışarıdanhafif yağmur sesi geliyordu. Bu ev fazla sessizdi. Bir anda aklıma başkabir şey geldi. “Peki sen?”Karan bana baktı. “Sen neden oradaydın?”dedim. Çenesi hafifgerildi ve cevap verdi. “Benim ailem gönüllü verdi beni.”Nefesim kesildi. “Ne, nasıl yani?” dedim. Karan’ıböyle hayalkırıklığı içinde görmek daha çok beni öfkelendiriyordu. Karangözlerini kısıp cevap verdi. “Babam NEREID’le çalışıyordu.” Bir an gerçekten ne diyeceğimi bilemedim.Çünkü bunu beklemiyordum. “Senin baban… bunun içindeydi yani?” diyebildim. Karanacı şekilde gülümsedi. “İçindeydi değil.”dedi ve devam ettirdi. “Kuranlardanbiriydi.” O an odadaki bütün hava değişti. Bir anda aşağıdaki kahkahalardaha rahatsız edici gelmeye başladı. Bu evin duvarları bile sahtehissettiriyordu artık. “Senin annen biliyor mu?”dedim, istemsizce. “Birkısmını.”dedi, Karan ve gözlerini kaçırdı.“Bir kısmını ne demek?”dedim. Buaklımdaki boşluğu doldurmam gerekiyordu. Karan ayağa kalktı. Sinirlenmeyebaşlamıştı belli ki. “Bu konuyu burada konuşamayız.”dedi. Etrafına bakıyordu.Aklındakileri susturmaya çalışıyor gibiydi. “Niye?!”dedim. “Çünkü bu evdeduvarların bile kulağı var.” dediği an istemsizce etrafıma baktım. “Şakayapıyorsun.”dedim, korku dolu bir sesle.“Yapmıyorum.”dedi, ciddiyetle. Bir anda ürperdim. Karan bunu fark etmiş gibidaha sakin sesle konuştu. “Babam uzun zamandır beni izletiyor.” Kaşlarımçatıldı. “Sen ciddi misin?” dedim. Ben neyin içine düşmüştüm ve nasılkurtulacaktım. Aklımdaki soruların cevaplarını düşünürken Karan sorumacevap verdi. “Telefonlar, kameralar, güvenlik sistemi… hiçbiri normaldeğil burada.”dedi. İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Bir anda gerçektenodanın havası değişmiş gibi hissettim. Sanki biri bizi dinliyordu. Refleksle sesimi alçalttım. “O zaman neden beni buraya getirdin, Karan?” diye sordum. Sesimdüşündüğümden daha yumuşak çıkmıştı. Karan birkaç saniye boyunca gözleriminiçine baktı. Bu kez bakışlarını kaçırmadı, bir bahane aramadı ya da konuyudeğiştirmeye çalışmadı. Cevabı kısa ama garip bir şekilde dürüsttü. “Çünkübaşka güvenli yer yoktu.” O cümle içime oturdu. İlk kez tamamen rol yapmadankonuşuyordu. Yüzündeki gerginlik hâlâ duruyordu ama altında başka bir şeyvardı. Çaresizlik. Karan’ın çaresiz görünmesi, nedense beni onun öfkelihâlinden daha fazla korkutuyordu.Tam o anda aşağıdan yüksek bir erkek sesi duyuldu.“Karan!”İkimiz de aynı anda sustuk. Karan’ın yüzündeki ifade bir andadeğişti. Az önceki yumuşaklık silindi, çenesi gerildi ve bakışları sertleşti.Sanki birkaç saniye içinde başka birine dönüşmüştü. “Babam,” dedi dişlerininarasından. Ses tonu buz gibi olmuştu. Aşağıdan aynı ses tekrar yükseldi.“Karan, aşağı gelir misin?” Karan gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.Sinirini bastırmaya çalıştığı belliydi. Birkaç saniye öylece durduktan sonrabana döndü. Bakışlarında hâlâ az önceki gerginliğin izi vardı. “Kapıyı kimseyeaçma,” dedi kesin bir ifadeyle. Kaşlarımı kaldırdım. “Bir dakika, sen gidiyormusun?” Karan başını hafifçe salladı. “Mecburum.” İçimdeki huzursuzluk yenidenyükseldi. “Beni burada tek başıma mı bırakacaksın?” diye sordum. Sesimdekiendişeyi saklayamamıştım. Karan bir an durdu, sonra bana bakarak “Mira, sadecebirkaç dakika,” dedi. Ama nedense bu birkaç dakikanın gerçekten birkaç dakikaolduğuna inanmıyordum. “Ya yine bir şey olursa?” diye sordum. Sesim bu kez dahakısık çıktı. “Ya yine bir şey olursa?!”O an yüzündeki ifade değişti. İlk kez gerçekten yumuşadı. Yavaşçabana doğru yaklaştı ve aramızdaki mesafe birkaç adım içinde kapandı. “Olursa…”dedi, sonra durdu. Bakışları istemsizce kısa bir anlığına dudaklarıma kaydı.Hemen ardından gözlerini kaçırdı. Sanki kendi hareketini fark etmiş ve bundanrahatsız olmuştu. “Beni çağır,” dedi sonunda. Kalbim saçma bir şekildehızlandı. Bundan hoşlanmadım. Daha doğrusu, bundan hoşlanmış olmaktanhoşlanmadım. Karan da sanki aynı şeyi fark etmiş gibi hemen geri çekildi vekapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu. Arkasını dönmeden, sesine hafif bir alaykatarak “Bu arada…” dedi. Kaşımı kaldırdım. “Ne?” Karan başını çok az yanaçevirdi. “Tarçınlı kahveyi gerçekten hâlâ seviyor olman garip.” İstemsizce kısabir nefes verdim. Resmen benimle dalga geçiyordu. “Çok komiksin,” diyemırıldandım ama o çoktan kapıyı açmıştı.Tam dışarı çıkacakken aşağıdan başka bir kadın sesi duyuldu.“Kerem gelmiş!”Karan olduğu yerde kaldı. Sırtındaki bütün kasların bir andagerildiğini gördüm. Yüzündeki ifade bu kez sadece sert değildi. Tedirgindi.Gerçekten tedirgindi. Yavaşça bana döndü. “Kerem kim?” diye sordum. Karan hemencevap vermedi. Kapının yanında birkaç saniye hareketsiz kaldı. Bu bileyeterince kötüydü. Sonunda bana baktı ve alçak bir sesle “Ben aşağı inmedensakın odadan çıkma,” dedi. Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Bu söylediğinşeylerin beni daha çok meraklandırdığının farkındasın, değil mi?” Karan kısabir nefes verdi. “Kerem babamın yanında çalışan biri.” “Ve?” diye üsteledim.Cevap gelmedi. “Devam et.” Karan çenesini sıktı. “Benden hoşlanmıyor.”İstemsizce kaşlarımı kaldırdım. “Eee? Ben de senden bazen hoşlanmıyorum.”Karan’ın bakışları bir anlığına üzerimde durdu. Dudaklarının kenarında bellibelirsiz bir hareket oldu. Gülmeye yakındı sanki. Ama sadece bir saniye sürdü.Ardından yüzü yeniden ciddileşti. “Kerem fazla soru sorar,” dedi. İçimdeki kötühis biraz daha büyüdü. “Benim burada olduğumu biliyor mu?” diye sordum.“Hayır.” “Peki öğrenirse?” Bu kez cevap vermedi. Ve cevap vermemesi,verebileceği herhangi bir cevaptan daha kötüydü.Kapıyı açtı. “Ben gelene kadar sessiz ol,” dedi ve koridora çıktı.Ardından kapı tekrar kapandı. Kilidin sesi odanın içinde yankılandı.Tık.Birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Aşağıdan boğuk konuşmalar,kahkahalar ve arada bir kadeh sesleri geliyordu. Evdeki insanların hiçbirindenhaberdar olmadığım başka bir hayat sürüyor gibiydi. Yavaşça pencereye yaklaştımve perdeyi hafifçe araladım. Yağmur durmuştu ama gökyüzü hâlâ griydi. Bahçedekitaş yollar yağmurdan ıslanmış, ağaçların yapraklarında küçük su damlalarıbirikmişti. Uzaktan siyah araçlar görünüyordu. Demir kapının çevresinde birkaçtakım elbiseli adam dolaşıyordu. Burası gerçekten bir malikâneydi ama güzelgörünmesinden çok fazla korunaklı görünüyordu. Sanki dışarıdaki dünyadan birşeyleri saklamak için yapılmıştı.İçimdeki huzursuzluk geçmiyordu.Aynaya baktım. Karşımdaki yüzü birkaç saniye boyunca tanımaktazorlandım. Yüzüm solgundu, gözlerimin altında morluklar vardı, saçlarımdarmadağındı. Bir anlığına dün gece yaşadığım her şeyin bir kabus olmasınıistedim. Laboratuvarı, o siyah yarığı, Karan’ı, kaçışı… Hepsini. Gözlerimikapattım.Ama değildi.Başımın içinde o uğultu hâlâ vardı. Hafifti. Derindendi. Sanki çokuzakta çalışan bir makinenin sesi gibiydi. Gözlerimi açtığımda aynanın önündekisandalyede duran kıyafetleri fark ettim. Siyah bir bluz, koyu renk bir pantolonve yeni ayakkabılar. Hepsi bedenime göre alınmış gibiydi. Etiketleri bileüzerlerindeydi. Bir süre kıyafetlere baktım.Bunu ne zamandır planlıyorlardı?Tam o sırada kapının dışından ayak sesleri geldi.Donup kaldım.Karan mıydı?Hayır.Bu adımlar daha ağırdı. Yavaşça kapıya yaklaştım ama açmaya cesaretedemedim. Tam o sırada dışarıdan bir erkek sesi geldi. “Burada biri mi var?”Nefesim kesildi. Ses yabancıydı. Kapının hemen önünde durmuştu. Ardından başkabir erkek sesi duyuldu. Daha boğuk ve daha umursamazdı. “Saçmalama.” İlk adamhemen karşılık verdi. “Hayır, ciddiyim. Az önce ses duydum.” Kalbim göğsümüniçinde hızlandı.Kerem miydi bu?Geri çekilmeye başladım. Tam o anda kapı kolu aşağı indi.Çıt.Kanım çekildi.Kapı kilitliydi ama biri açmaya çalışıyordu. Dışarıdaki adamın sesiyeniden duyuldu. “İlginç… Bu oda neden kilitli?” Nefesimi tuttum. Ayak seslerikapının önünde hareket etti. Ardından kapının altından uzun bir gölge içerisüzüldü. Adam gitmiyordu. Hâlâ oradaydı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu kidışarıdan duyulacağından emindim. Kapı kolu bir kez daha hareket etti. Bu kezdaha yavaş, daha dikkatliydi. Sanki içeride gerçekten biri olup olmadığınıanlamaya çalışıyordu.Geri geri yürüdüm. Ayağım sehpanın köşesine çarptığında küçük birses çıktı.Lanet olsun.Kapının önündeki gölge bir anda hareketsiz kaldı.Sonra adamın sesi duyuldu. “İçeride biri var.”Nefesimi tuttum. Diğer adam hemen araya girdi. “Karan’ın odasıorası.” İlk adamın sesi bu kez daha meraklıydı. “Ee?” “Karışma.” Kısa birduraksama oldu. Ardından ilk adam tekrar konuştu. “Kapıyı neden kilitlemişpeki?” Bir saniye geçti. Sonra iki. Kapı kolu yeniden aşağı indi. Bu kez dahasertti. Kilitten gelen çıtırtı odanın içinde yankılandı.Refleksle geri çekildim.Tam o anda koridorun diğer ucundan Karan’ın sesi geldi. “Birproblem mi var?” Sesindeki soğukluk kapının ardından bile hissediliyordu.Kapının önündeki gölge hafifçe hareket etti. Adam sakin bir sesle cevap verdi.“Yok. Sadece odanın kilitli olduğunu fark ettim.” Karan’ın cevabı gecikmedi.“Ve?” Tek kelimeydi ama odanın içindeki havayı değiştirmeye yetmişti. Adam kısabir duraksamanın ardından “Merak ettim,” dedi. Birkaç saniye boyunca kimsekonuşmadı. Karan’ın yüzünü göremiyordum ama nasıl baktığını tahminedebiliyordum.Sonra adam yeniden konuştu. “Misafir mi saklıyorsun?”İçimdeki bütün hava çekildi.Karan cevap vermedi. Bu daha kötüydü. Tam o sırada diğer adam arayagirdi. “Kerem, bırak artık.” Demek oydu.Kerem.Kapının arkasında birkaç saniyelik gerginlik yaşandı. ArdındanKaran sakin bir sesle “Babam seni aşağı çağırıyor,” dedi. Kerem kısa birkahkaha attı. Gülüşünde rahatsız edici bir alay vardı. “Önce şu odanın nedenkilitli olduğunu söyle.” Koridordaki gerilim artık odanın içine kadar sızmıştı.Birkaç saniye daha geçti. Sonunda Karan’ın sesi tamamen soğudu. “Benim odama nezamandan beri hesap soruyorsun?” Kerem bu kez hemen cevap vermedi. Ardındanhafifçe güldü. “Sinirlenme. Sadece merak ettim.” Karan’ın cevabı kısa oldu.“Merakını başka yerde gider.” Ayak sesleri duyuldu. Muhtemelen Karan kapıyayaklaşmıştı. “Şimdi aşağı in.” Uzun birkaç saniye geçti. Sonunda Kerem tekrarkonuştu. “Sende bir gariplik var bugün.” Karan cevap vermedi. “Yine sakladığınşeyler mi var, Karan?” Bu kez ayak sesleri uzaklaşmaya başladı. Bir süre sonrakoridor yeniden sessizleşti.Ben hâlâ olduğum yerde durmuş, nefesimi yeni yeni düzene sokmayaçalışıyordum. Birkaç saniye sonra kapının kilidi açıldı ve Karan hızlıca içerigirdi. Kapıyı arkasından kapatıp yeniden kilitledi. Sonra doğrudan bana baktı.Gözleri yüzümü, ellerimi ve bulunduğum yeri kontrol etti. “İyi misin?” diyesordu. Benimse aklım hâlâ kapının arkasındaki adamdaydı. “Bu kimdi?” Karan kısabir nefes verdi. “Kerem.” Ona sinirle yaklaştım. “Anladım zaten! Bu adam nedenbeni bulacakmış gibi davranıyor?” Karan’ın çenesi gerildi. “Çünküşüpheleniyor.” “Neden?” diye sordum. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonragözlerini bana çevirdi.“Çünkü dün gece binadaydı.”Kanım çekildi.“Ne?”Karan’ın yüzündeki ifade değişmedi. “ARGUS için çalışıyor,” dedi.Bir anda mideme ağır bir şey oturdu. Kapıya baktım. Az önce okapının önünde duran adam dün gece binadaydı. Belki beni görmüştü. Belki siyahyarığı görmüştü. Belki Karan’ın beni oradan çıkardığını bile biliyordu.Düşünceler birbirinin üzerine binmeye başladığında başım yeniden zonklamayabaşladı. Şakaklarımın içinde ince bir ağrı yayıldı. Karan bunu fark edip hemenbana doğru bir adım attı. “Mira?” dedi. Elime baktım. Parmaklarım titriyordu.“Elim…” diye fısıldadım. Ne olduğunu bilmiyordum ama içimde yine o tanıdıkhareketlenme başlamıştı. O uğultu yükseliyordu. Bir anda odanın ışıklarıtitredi. İkimiz de aynı anda başımızı kaldırdık.Sonra abajur patladı.ÇAT.Cam parçaları yere saçıldı. İrkilerek geri çekildim. Karan’ın yüzübir anda gerildi ama bana kızmadı. Hemen yanıma gelip iki eliyle omuzlarımıtuttu. “Hey, hey… bana bak.” Nefesim düzensizleşmişti. Göğsüm hızla inipkalkıyordu. “Ben yapmadım…” diye fısıldadım. Karan gözlerimin içine baktı.“Biliyorum.” Sesi sakindi. Kontrollüydü. Ama o anda koridordan Kerem’in sesiduyuldu. “Bu ses de neydi?” Karan’ın yüzü yeniden sertleşti. Ayak sesleriyaklaşmaya başladı. Yerdeki cam parçaları loş ışığın altında parlıyordu. “Bengerçekten yapmadım…” dedim tekrar. Karan biraz daha yaklaştı ve göz hizamageldi. “Biliyorum, Mira.” Ellerini omuzlarımdan çekmedi. “Bana bak. Nefes al.”Koridordaki ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. “Kapıya geliyor…” diyefısıldadım. Karan başını hafifçe salladı. “Mira.” Bu kez sesi daha netti. Emirgibiydi ama sert değildi. “Şu an panik yaparsan yine olur.”Ne demek istediğini anlamıştım.Işıklar. Cam. Uğultu.Gözlerimi sıkıca kapattım ve nefes almaya çalıştım. Ciğerlerimehava doldurdum, birkaç saniye tuttum ve yavaşça bıraktım.Bir.İki.Üç.Kapının önünde bir gölge belirdi. Kerem’in sesi duyuldu. “İçeridene kırıldı?” Karan başını kapıya çevirdi ama ellerini omuzlarımdan çekmedi.“Bir şey düşürdüm,” dedi sakin bir sesle. Kerem hemen sordu. “Emin misin?”“Evet.” Kısa ve netti.Sessizlik.Ben hâlâ nefesimi düzene sokmaya çalışırken Karan başını hafifçebana eğdi. “İyi gidiyorsun,” diye fısıldadı. Söylediği şey, içinde bulunduğumbütün kaosa rağmen beni garip şekilde sakinleştirdi. Koridordan Kerem’in sesiyeniden geldi. “Bugün aşırı garipsin.” Karan hiç düşünmeden karşılık verdi.“Sen de aşırı meraklısın.” İstemeden kısa bir gülüş kaçtı ağzımdan. Karan bunufark etti. Bakışları bir anlığına bana kaydı. Gözlerinin kenarında bellibelirsiz bir kıpırtı oldu ama hemen tekrar kapıya döndü. “Babam seni bekliyordedim,” dedi. Koridorda birkaç saniye daha sessizlik oldu. Sonunda Keremkonuştu. “Tamam.” Bir an durdu. “Şimdilik.”Şimdilik mi?Bu adamın konuşma şekli bile tehdit gibiydi. Ayak sesleri sonundauzaklaşmaya başladı. Karan birkaç saniye daha bekledi, koridorun tamamensakinleştiğinden emin olduktan sonra ellerini omuzlarımdan çekti. O an odanınne kadar sessiz olduğunu fark ettim. Sadece ikimizin nefesi duyuluyordu.Benimki hâlâ düzensizdi, Karan’ınkiyse her zamanki gibi kontrollüydü.Başım yeniden hafifçe döndü. Dizlerimin bağı çözüldü ve Karan hemenbunu fark etti. Kaşlarını çatarak yanıma oturdu. “Hâlâ iyi görünmüyorsun,”dedi. Ona baktım. “Çünkü dün gece uzaylılarla savaşmadım sanki.” Karan’ınyüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi ve ardından gerçekten güldü. Çok kısa sürdüama bu kez saklamadı. Gergin yüzü bir anlığına yumuşadı. Sonra bakışlarınıkaçırdı. Ben de neden ona baktığımı anlamıyormuş gibi yere, kırılmış abajurunparçalarına çevirdim.“Bu adamdan hoşlanmadım,” dedim. Karan yere çömeldi ve camparçalarını toplamaya başladı. “Ben de hoşlanmıyorum,” diye karşılık verdi. Bende ona yardım etmek için eğildim. “Evinizde neden ARGUS çalışanı var peki?”diye sordum. Karan yüzünü buruşturdu. “Babamın bağlantıları fazla.” “Babandannefret ediyorsun,” dedim. Soru değildi bu. Sadece gördüğüm şeyi söylüyordum.Karan cevap vermedi. Ama çenesinin yeniden gerilmesi ve gözlerindeki öfkeyeterince açıktı.Tam aynı cam parçasına uzandığımızda ellerimiz birbirine çarptı.İkimiz de durduk.Parmakları sıcaktı. Benim elimse buz gibiydi. Birkaç saniye boyuncabirbirimize baktık. Sonra refleksle elimi çektim. Karan da bakışlarını kaçırıpcamları toplamaya devam etti. Ama odadaki hava değişmişti. Az önceki geriliminarasında başka, garip bir his oluşmuştu. İkimiz de bunu fark etmiş gibiydikfakat hiçbirimiz üzerine konuşmadık.Cam parçalarını toplamaya devam ederken elimde kalan küçük birparçayı masaya bırakmak istedim. Parmak ucum camın keskin kenarına değdi.“Ah.”Karan anında başını kaldırdı. “Göster.” “Bir şey olmadı,” dedim veelimi arkamda saklamaya çalıştım. “Mira.” Bu kez sesi sertti. Bileğimden tuttuve elimi kendine doğru çekti. Hareketi sert değildi ama bırakmaya da niyetiyoktu. Parmağımdaki küçük kesiye baktı. “Derin değil,” dedi. Sonra cebindensiyah bir mendil çıkarıp parmağımı dikkatlice sardı. Bunu yaparken yüzü banadüşündüğümden daha yakındı. Nefesini hissedebiliyordum. Üzerinde yine o tarçınve kahve kokusu vardı. İçimden saçma bir düşünce geçti.Bu kadar yakın durması normal mi?Hemen ardından kendime sinirlendim. Normal olan hiçbir şey yoktu şuan.Karan sonunda geri çekildi. Parmağıma sardığı mendile baktı.“Tamam,” dedi. Ben de elime baktım. Mendil gereğinden sıkı sarılmıştı. “Bubiraz dramatik olmadı mı?” diye sordum. Karan gözlerini devirdi. “Az önceelektrik patlattın. Dramatiğin sınırını geçtik bence.” İstemsizce güldüm. Bukez gerçekten güldüm. Birkaç saniyeliğine yaşadığımız her şeyi unutmuşgibiydim. Karan bana baktı. Uzun uzun. Sonra bakışlarını kaçırdı. Aşağıdanmüzik sesi yükselmeye başladı. Kahkahalar yeniden duyuluyordu. Sanırım misafirlersalona geçmişti.Kaşlarımı çattım. “Bu insanlar aşağıda parti mi veriyor?” Karanayağa kalktı ve bana elini uzattı. Bir an tereddüt ettim ama sonunda tuttum.Beni kolayca ayağa kaldırdı. “Babam iş toplantılarını partiye çevirir,” dedi.“Psikopatça.” Karan’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Katılıyorum.”Yerden doğrulduktan sonra tekrar pencereye yürüdüm. Perdeyi birazdaha araladım. Soğuk cam parmaklarıma değdi. Dışarısı hâlâ griydi. Yağmurdansonra kalan nem havada asılı duruyordu. Bahçede birkaç siyah araç vardı. Takımelbiseli insanlar girişte dolaşıyor, bazıları telefonla konuşuyor, bazılarısigara içiyordu. Arada kahkahalar yükseliyor, sonra hemen kesiliyordu.Gerçekten başka bir dünyaya düşmüş gibiydim. Dün sabah hâlâ kahve yapıyordum.İnsanlara gülümseyip “Afiyet olsun,” diyordum. Şimdi ise gizli deneylerdenkaçıp bir malikânede saklanıyordum. Başımı cama yasladım.“Hayatım ne zaman bu kadar saçma oldu acaba?” diye mırıldandım.Arkamdan Karan’ın sesi geldi.“Altı yaşında.”Yavaşça ona döndüm. Şaka yapmıyordu. Yüzü ciddiydi. Gözleri camdakiyansımama takılmıştı. Boğazım düğümlendi. “Ben gerçekten neydim?” diye sordum.Sesim fark etmeden kısılmıştı. Karan yine sustu. Ellerini ceplerine soktu veodanın içinde birkaç adım atmaya başladı. Sinirle kollarımı bağladım. “Bak,işte bunu yapıyorsun. Bir şey söylüyorsun, sonra susuyorsun.” Karan birkaçsaniye boyunca bana baktı. Sanki kafasının içinde ne kadarını söylemesigerektiğine karar veriyordu. Sonunda durdu ve gözlerini benden kaçırmadankonuştu.“Sen bir deney değildin.”Kaşlarım çatıldı. Kalbim bir anlığına durmuş gibi oldu. “Ne?” Karanbaşını hafifçe eğdi. “En başta değildin,” dedi. Kelimeleri dikkatle seçiyordu.“O zaman?” diye fısıldadım. Karan gözlerini kaçırdı, çenesini sıktı. “Senionlar yaratmadı. Sadece seni kullanmaya çalıştılar.” Bir anda annemin sesizihnimde yankılandı. O gece mutfakta fısıldayarak söylediği cümle yenidenkulaklarımda çınladı: “Onu ayırırsanız yaşayamaz.” Nefesim sıkıştı. Duvaratutundum. Parmaklarımın uçları uyuşmuş gibiydi.Karan hemen yanıma geldi. “Mira?” Sesindeki endişeyiduyabiliyordum. “Annem…” dedim. Başımı tuttum. “Benim annem biliyordu.” Karanhiçbir şey söylemedi. Ama gözlerindeki ifade yeterliydi. Sanki söylediğim şeyizaten biliyordu. Sanki yıllardır taşıdığı bir cevabı sonunda duymuştu.Oda bir anda daha da ağırlaştı. Aşağıdan gelen müzik uzaklaşmışgibiydi. Sadece duvardaki saatin tiktakları duyuluyordu. Karan yanıma oturduama bana dokunmadı. Aramızda küçük bir mesafe bıraktı. “Annen seni kurtarmakiçin kaçtı,” dedi sonunda. “Bunu biliyordum ama kanıtlayamıyordum. Şimdi senvarsın.” Gözlerimin dolduğunu hissettim. “Neden bana söylemedi?” diye sordum.Karan bakışlarını yere indirdi. “Çünkü korkuyordu. Onlar seni bulursa önce senialırlar. Sonra onu.”Sessizlik.Dışarıdan bir araba kornası duyuldu ve birkaç saniye sonrakayboldu. Karan derin bir nefes aldı. “Bu yüzden seni buraya getirdim. Başkayer yoktu. Babamın evi en güvenli yer. Kimse aramaz.” Ona baktım. “En tehlikeliyer,” diye düzelttim. Karan’ın yüzünde kısa, acı bir gülümseme belirdi. “Aynışey.”Tam o sırada aşağıdan ayak sesleri geldi. Bu kez tek kişi değildi.Birden fazla kişi merdivenlerden yukarı çıkıyordu. Karan anında doğruldu.Yüzündeki ifade yeniden değişti. “Misafirler bitmiş,” dedi. Sonra sesini birazdaha alçalttı. “Babam yukarı geliyor.” Kalbim tekrar hızlandı. “Nereyesaklanacağım?” diye fısıldadım. Karan odayı hızlıca gözden geçirdi. Banyo,dolap, perde… Sonra başını iki yana salladı. “Saklanmayacaksın.”“Ne?”“Benim odamda ne işin var diye soracaklar,” dedi ve bana döndü.Gözleri keskindi. “Sen misafirsin. Gece yolda kaldın. Ben de yardım ettim. Bukadar.” Kaşlarımı kaldırdım. “İnanırlar mı?” Karan omuz silkti. “İnanmakzorundalar.” Kapıya doğru yürüdü ve elini kapı koluna koydu. Bir an durdu.Arkasını dönmeden konuştu.“Bana güven.”Başımı hafifçe salladım. “Güveniyorum,” dedim kısık bir sesle.Karan kapıyı açtı. Koridorun ışığı odaya doldu. Tam o anda merdivenlerden çıkanayak sesleri durdu.Koridorda üç kişi vardı. Ortada Karan’ın babası, yanında iki takımelbiseli adam. Karan’ın babası uzun boyluydu. Oğluna benziyordu ama yüzündeyılların sertliği vardı. Bakışları önce Karan’ın üzerinde durdu, sonra yavaşçaodanın içine kaydı ve beni gördü. Kaşları hafifçe kalktı.“Misafirimiz mi var?”Sesi kibardı.Ama soğuktu.Karan kapının önünde durdu, sanki beni görüş alanından mümkünolduğunca uzak tutmaya çalışıyordu. “Evet,” dedi sakince. “Gece yolda kalmış.Yardım ettim.” Babası içeri biraz daha baktı. Gözleri üzerimdeki kıyafetlerde,saçlarımda ve solgun yüzümde gezindi. Ardından tekrar Karan’a döndü. “Nedenhaber vermedin?” Karan omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Vakit olmadı. Misafirlervardı.” Babası birkaç saniye sustu. Yanındaki adamlardan biri öne çıktı. Keremdeğildi. Daha yaşlı görünüyordu. “Kimlik?” dedi. Karan hiç beklemeden arayagirdi. “Gerek yok.” Sesindeki ton bir anda değişmişti. “Ben kefilim.” Adambabasına baktı. Babası kısa bir baş hareketiyle onu durdurdu. Sonra yenidenbana baktı. Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi ama gözleri gülmüyordu.“Hoş geldin kızım.” Sesimi mümkün olduğunca normal tutmaya çalışarak “Teşekkürederim,” dedim. Babası birkaç saniye daha beni inceledi. Ardından Karan’adöndü. “Aşağı in. Konuşmamız lazım.” Karan başını salladı. “Geliyorum.”Kapı kapandı.Ayak sesleri uzaklaşırken dizlerimin bağı çözüldü ve yere çöktüm.Nefesimi ancak şimdi verebildim. Karan birkaç saniye sonra yeniden yanımadöndü. Kapıyı kilitledi ve bana baktı. “İyiydin,” dedi. Başımı kaldırıp onabaktım. “Ölecektim az daha.” Karan kısa bir nefes verdi. Dudaklarının kenarındahafif bir gülümseme oluştu. “Alışırsın,” dedi. Sonra yüzündeki ifade yenidenciddileşti. Birkaç saniye boyunca beni izledi ve ardından alçak bir seslekonuştu. “Şimdi dinle. Bu evde tek başına dolaşma. Özellikle babamın çalışmaodasına yaklaşma. Ve Kerem’i görürsen…”Durdu.“Ne?” diye sordum.Karan gözlerimin içine baktı.“Kaç.”Bölüm Sonu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…