45. bölüm · Sevgili Numarası: Kontrolden Çıkan Oyun
Bölüm 38
Arda birkaç saat sonra normal odaya alındı. Yoğun bakımın soğuk, gergin havası geride kalmıştı. Odaya geçtiğimizde içimde tarif edemediğim bir rahatlama vardı.
Sanki günlerdir ilk defa düzgün nefes alabiliyordum.
Arda yatağa yerleştirildi. Hemşireler son kontrolleri yaptıktan sonra odadan çıktılar. Kapı kapanınca içeride sadece ikimiz kaldık.
Arda başını hafifçe çevirip bana baktı.
“Naz…” dedi yavaş bir sesle.
Kalbim hızlandı. “Efendim?”
Bir süre gözlerimin içine baktı. Sanki söylemek istediği şey ağır geliyordu.
“Ben… seni kaybedeceğimi sandım,” dedi.
Nefesimi tuttum.
“O an anladım,” diye devam etti. “Sana gerçekten aşığım.”
Gözlerim doldu.
“Seni çok seviyorum Naz,” dedi bu sefer daha net. “Artık saklamak istemiyorum.”
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Arda hafifçe doğrulmaya çalıştı, ben hemen yanına yaklaştım.
“Benimle çıkar mısın?” diye sordu.
Hiç düşünmedim.
“Evet,” dedim. Sesim titriyordu. “Evet, olurum.”
Arda’nın yüzünde yorgun ama mutlu bir gülümseme belirdi.
“İstersen eve git, biraz dinlen güzelim,” dedi sonra. “Sonra gelirsin.”
Bir an duraksadım.
“İyi olur ama… senin yanında kim olacak?” diye sordum.
Tam o anda kapı açıldı.
Apo, Kayra ve Eren içeri girdi.
“Aşk olsun yengem, biz varız,” dedi Apo gülerek.
Kayra da başını salladı. “Merak etme.”
Eren ise bana bakıp hafifçe gülümsedi.
“Biz buradayız Naz,” dedi.
İçim biraz daha rahatladı.
“Tamam o zaman,” dedim.
Arda’ya yaklaştım. Eğilip onu öptüm. Kısa ama içten bir öpücüktü.
“Çok geç kalma,” dedi Arda hafifçe gülümseyerek.
“Elimden geldiğince,” dedim.
Sonra elini son bir kez sıktım ve odadan çıktım.
Eve vardığımda yorgunluk bir anda üzerime çöktü. Ama içimde hâlâ sıcak bir şey vardı.
Mutluluk.
Kapıyı kapattım, sırtımı yasladım ve gözlerimi kapattım.
“Seviyor beni…” diye fısıldadım.
Sonra kendimi toparlayıp banyoya girdim. Sıcak su üzerime akarken gözlerimi kapattım. Günlerdir biriken stres yavaş yavaş akıyordu.
Duştan çıkınca odama geçtim.
Dolabı açtım. Bir çanta çıkardım.
“Biraz yanında kalırım,” dedim kendi kendime.
Kendi kıyafetlerimden birkaç parça koydum. Sonra durdum.
Arda.
Onun için de bir şeyler almam gerekiyordu.
Dolaptan sevdiği siyah tişörtü aldım. Parmaklarım kumaşın üzerinde dolaşırken istemsizce gülümsedim.
“Bunu giyince kesin mutlu olur,” dedim.
Çantaya yerleştirdim.
Her şey hazırdı.
Çantayı alıp evden çıktım.
Ama önce Arda’nın evine uğradım.
Kapıyı çaldım. İçeri girip hızlıca birkaç eşyasını daha aldım. Fazla oyalanmadım.
Sonra doğruca hastaneye gittim.
Kalbim heyecanla atıyordu.
Onu tekrar görecektim.
Koridordan geçip odasının önüne geldim.
Kapı tam kapalı değildi.
Hafif aralıktı.
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
Elimi kapıya uzattım.
Ama…
İçeriyi gördüğüm anda donup kaldım.
Arda…
Ve Ceyda.
Birbirlerine çok yakındılar.
Ve…
Öpüşüyorlardı.
Zaman durdu.
Nefesim kesildi.
Elim kapının üzerinde kaldı. Gözlerimi ayıramadım.
İçimdeki her şey… o umut, o mutluluk…
Bir anda yok oldu.
Ama garip bir şekilde ağlamadım.
Hiçbir şey söylemedim.
Sadece…
Yavaşça geri çekildim.
Elimdeki çantayı kapının yanına bıraktım.
Sessizce.
Sonra arkamı döndüm.
Hastaneden çıktığımda içimde kocaman bir boşluk vardı.
Ne düşündüğümü bilmiyordum.
Sadece yürüyordum.
Saatler sonra havaalanındaydım.
Tek bir kararım vardı.
Gitmek.
İtalya.
3 aylığına.
Uçağa bindiğimde telefonum çaldı.
Ekranda bir isim vardı:
Arda.
Birkaç saniye baktım.
Parmağım cevap tuşuna yaklaştı…
Ama durdum.
Telefonu kapattım.
Uçak havalanırken başımı cama yasladım.
Şehir küçülüyordu.
Ve ben…
Her şeyi geride bırakıyordum.
