10. bölüm · SESSİZ AYNA

~KIRILGAN YALNIZLIK~

naz_ 28

Her şey yolundaymış gibi davranmak artık daha kolay. Makyajla göz altlarımı kapatıyorum, kahveyle uykusuzluğu. Sosyal medyada attığım fotoğrafların altına insanlar “çok güçlüsün” yazıyor. Gülüyorum… Oysa o “güç” dedikleri şey, içimde paramparça olan sessizliğin örtüsü.

Ailemle yaşamak nefesimi kesmeye başlamıştı. Her sabah “Bora’dan bir haber var mı?”, “Hâlâ onun yüzünden mi böylesin?”, “Unut artık, geçmedi mi bu acı?” gibi sözleri duymak… İyileştirmiyordu, daha çok batırıyordu beni.

Bir sabah hiçbir şey söylemeden çıktım evden.Güzel bir daire buldum. Sessiz, sade, kalabalıktan uzak. Akşam eve döndüğümde bavulumun eşyalarıyla birlikte, kalbimde bir karar taşıyordum:Artık kimseyi memnun etmek için yaşamayacağım.

Annem çok kızdı. Babam sessizce baktı sadece. Ama sonunda ben patladım. “Ben artık burda nefes alamıyorum. Siz beni iyileştirmiyorsunuz, daha çok hasta ediyorsunuz!” dedim. Çıktım, gittim.

Yeni evim huzurlu değil… ama sessiz. Belki de en çok ihtiyacım olan bu.
Her gece yatağa uzanıp mektuplar yazıyorum. Bora’ya. Ama asla göndermeyeceğim. Bazen çok özlüyorum onu, bazen öyle bir öfke doluyor ki ellerim titriyor.
Mesela geçen yazdığım satırlardan biri şöyleydi:

“Senin yokluğun bazen sessizlik gibi geliyor, bazen de çığlık gibi. Gelsen, anlatamam… Gitsem, toparlayamam. Beni yarım bırakmak kolaydı senin için, ama ben bu yarımla yaşamak zorundayım.”

İşte böyle. Bu mektuplar beni ayakta tutan tek şey belki de.

Bazen sabah uyanıyorum, bir kahve alıp camdan dışarı bakıyorum. Kendimi güçlü hissediyorum. Ama sonra aynaya bakınca gözlerimdeki boşlukla yüzleşiyorum. Sahte gülüşlerim, içimdeki kırık aynalar gibi çoğalıyor.

Bu bölümde sadece ben varım. Sahici, savunmasız, yalnız. Ama belki de yalnızlık, insanın kendini ilk defa gerçekten duyabildiği yerdir.

Bazı savaşlar sessiz verilir; kazananı olmaz, ama kaybedeni hep sensindir.

*

Evde yalnızdım, etraf sessizdi. Dışarıda yağmur hafif hafif yağıyordu, ama benim içimde fırtınalar kopuyordu. Kapının aralığında bir gölge belirdi. Bir anda içeri girdi biri. İlk başta hırsız sandım, ama gözlerindeki karmaşayı, karanlık niyetini hissettim. Eşyalarımı çalmak için gelmişti belki, ama beni gördüğünde durdu. Sanki içindeki başka bir şeyle savaşmaya başlamış gibiydi. Güzelliğime, varlığıma saplantılı bir bakış vardı. Korktum, çünkü niyetinin sadece maddi olmadığını anladım. Bana yaklaşmaya çalıştı, ben ise geri çekildim. Korku ve öfke birbirine karıştı içinde. Ona engel olmaya çalıştım, elimden geldiğince direndim. Ama evim, benim sığınağım bir anda savaş alanına döndü. O an hissettiğim çaresizlik, hiç unutulmaz.

Hızlıca geri geri önüme bakarak üst kata çıktım. Ama durmuyordu ben hızlandıkça o da hızlanıyordu korkum gittikçe artıyordu.
"Korkma güzelim,yanımda güvendesin."
Demesi ile birlikte daha çok yakınlaştı.
"Uzak dur benden"
Diye son gücümle bağırdım. Boğazım yırtarılcasına. Boğazım gerçekten acıyordu. Bağırıyordum kimse durmuyordu. Pantolonumun cebindeki
Telefonu yavaş yavaş çıkarmaya başladım arkamda. Şanslıydım ki en son Annem aradığı için Telefonu açtığında telefon rehberindeydi. Rastgele birisine basmaya çalıştım. Ve aradım kim olduğu hakkında hiçbir bilgim yoktu.Alanım çok daralmıştı hızlıca odama gitmem lazımdı ama hala çok yakındı.
"Merak etme.Boranın hiçbir haberi olmuyacak."

"Neyden haberi var ki zaten bundan da olsun."

"Orasını sen bileceksin artık güzelim"
Diyip hızla arkadaki bileğimi tutup önüme çevirip döndürdü. Kahretsin. Telefonu görmüştü.En azından arkada 155 tuşlamıştım. Polis sessizce dinlemişti telefonda. Yerimi tespit etmiş olmalılardı. O zamana kadar bu şerefsizi oyalamam gerekiyodu.
"Bak sen"
Diyip telefonu kapatıp yere fırlattı. Fakat bileğimi bırakmamıştı. Kahretsin, acıyordu.
"Bırak bileğimi"
Diye bağırdım.
"Bunun acısını çekmen gerektiğini biliyosun değil mi?"
Diyip ters döndürdüğü bileğimi alıp, karnıma doğru bastırıp beni duvara itmişti.
"Lanet olsun. Bırak beni!"
Diye bagırdım.
Ardından bacak arasına tekmeyi yerleştirdim. Anında eğilince bileğimi ovaladım. Resmen morarmıştı. Canım acıyordu. Bütün parmak izleri çıkmıştı.
"Seni sürtük!"
Diyip doğrulmaya çalıştı. Merdivenlere yakın olduğumuz için var gücümle merdivenlerden aşağı ittim. Ve anında aşağı inip dışarı çıktım. Adamı aşağı iterken siren seslerini duymuştum. Anında polisler eve doluştu. Adamı alıp arabaya bindirdiler. Beni de polis arabasıyla hastaneye. Bileğim felaket ediyodu. Kahrolası herif on dakika bileğimi sıkmıştı. Hastanenin önünde yine basınlar toplanmıştı, aralarından zor kurtardım kendimi. Bileğimde çok bir şey yoktu tabii ki. O yüzden Doktor sadece sardı.

Ertesi gün sabah, kapımın önünde polis ve basın vardı. Fotoğraflarımı çekiyor, sorular soruyorlardı. Kendimi hiç bu kadar savunmasız hissetmemiştim. Herkes benim zayıflığımı, korkularımı görmek istiyordu. Basının yüzüme çevirdiği o ışıklar altında gerçek ben kayboldu. Kendimi küçük, kırılgan ve yalnız hissettim. Her kelimem yanlış anlaşıldı, her gözlemim çarpıtıldı.

O sırada Bora geldi. Yanıma yaklaştı, ama sıcaklığı yoktu gözlerinde. Sanki orada olması sadece gösteriydi, basına bir mesaj. Gerçekten ilgilenmiyordu. Ona ihtiyacım vardı, ama o sadece zorunlu olduğu için yanıma gelmiş gibiydi. Yanımda olduğunu hissetmedim, onun soğukluğu daha çok acıttı. İçimde büyüyen yalnızlık hissiyle birlikte kendimi daha da savunmasız hissettim.
"İyi misin? "
Gösteriş için sorduğu o kadar belliydi ki.
Cevap vermedim. Veresim de yoktu zaten.

Bora’nın bu tavrı içimde fırtına kopardı. Onun yanımda olmadığını, aslında beni anlamadığını düşündüm. Ama yine de kalbimin derinliklerinde onun desteğine ihtiyacım vardı. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Kırılmıştım, incinmiştim ama pes etmeyecektim. Çünkü hayat her ne kadar zor olsa da, ben gücümü kaybetmeyecektim.

Biliyorum, bu yalnızlık ve acı beni daha güçlü yapacak. Kendi içimde bir savaş veriyorum. Hem evimdeki o tehlikeli anların, hem basının ve Bora’nın soğukluğunun yükü ağır ama ben hala ayaktayım. Kendimi yeniden bulmam gerekiyor. Belki de en karanlık anlar, en parlak ışığa gebedir. Ve ben, o ışığı bulacağım.