3. bölüm · Sesiz Bir Evren

Son Veda

Nurettin Çağlar

Tekrardan merhabalar, size yine bir soru ile geldim. Aşağıda soruyu bırakıyorum. Unutmadan, her zaman olduğu gibi bir şarkı da ekliyorum çünkü bu şarkıyı dinlerken Evren'in yorgunluğunu daha iyi hissedeceksiniz:

Yeni bir başlangıç yapmak zorunda kaldığınızda, değişimin getirdiği belirsizlikler ve eski alışkanlıklarınızdan ayrılma zorunluluğu karşısında korku ve endişe yaşamanız normal mi olurdu?
Hızla telefonumu aldım ve arkadaş grubuma yazdım:
"Beyler, parkta buluşmamız gereken konular var."
Hızla cevaplar gelmeye başladı:
Emre: "Ne zaman buluşuyoruz?"
Ali: "Saat kaçta olacak?"
Mert: "Neden böyle acil bir toplantı? Bir problem mi var?"
Can: "Hadi beyler, ne zaman buluşuyoruz?"
"Akşam 21.00 gibi buluşuruz," dedim ve o sırada eşyalarımı kolilere koymaya başladım. Telefonu bir kenara attım, çünkü artık işime odaklanmam gerekiyordu. Evdeki her şeyi toparlamaya başladım; kitaplar, oyuncaklar, eski fotoğraflar... Her bir eşyayı dikkatle ambalajladım, çünkü her şeyin bir anlamı vardı.
Kutuları düzenlerken, eski hatıraların arasında kaybolmuş gibi hissettim. Bir oyuncak arabayı elime aldım, çocukluğumun neşeli günlerini düşündüm. Raflarda tozlanmış eski kitapları toplarken, geçmişin derinliklerine bir yolculuk yapıyordum.
Koliler giderek yığılmaya başladığında, gözlerim yorgun ama memnun bir şekilde parlıyordu. Geçmişin yüklerinden kurtulup, yeni bir sayfa açmak üzere hazır olduğumu hissettim. Her şeyin toparlanması birkaç saat sürdü, ama sonunda, evin her köşesinin boşaldığını görmek, bana bir ferahlık verdi.
Bütün eşyaları yerleştirip, akşam üzeri hava kararmaya başladı. Parkta buluşma saati yaklaşıyordu. Annemin seslenmesiyle yemeğe indim. Saatin hangi ara bu kadar hızlı geçtiğini anlamadım. Yemeği masaya oturduğumda, eve yayılan o gergin havanın kokusunu aldım. Havanın içinde beliren kaygı, her şeyin sonuna geldiğini hissettiriyordu.
Masada otururken, babamın gergin yüz ifadesi ve annemin üzgün bakışları, akşam yemeği sırasında ruh halimi etkiliyordu. Yavaşça yediğimiz bu akşam yemeği, içimdeki endişeleri daha da derinleştiriyordu. Dışarıda kararan gökyüzü, içimdeki duygusal karanlıkla örtüşüyordu.
Saat 21.00 olmaya yakındı. Yemeği bitirip masadan kalktım. Artık dışarı çıkmanın ve arkadaşlarımla buluşmanın zamanı gelmişti. Sigaramı aldım, ayakkabılarımı giydim. Kapıya doğru yürürken, eski evin içindeki sessizlik ve yalnızlık duygusu, son bir kez üzerimde etkisini gösterdi.
Dışarı çıkarken derin bir nefes aldım. Ayakkabılarımın üzerindeki tozları silkeleyip, dışarıdaki soğuk havaya adım attım. Parka doğru yürürken, geleceğe dair umutlarımı ve geçmişin yüklerinden kurtulmanın verdiği hafifliği birlikte taşıdım.
Parkta buluştuğum arkadaşlarım; Ali ve Can biraz sonra geldi. Ali, 179 boylarında, kıvırcık saçlarıyla dikkat çeken hafif kilolu bir arkadaşım. Yüzündeki yorgunluk ve endişe, adımlarındaki isteksizlikle birleşmişti. Can ise 180 boylarında, dalgalı saçlarıyla dikkat çeken ve hafif kaslı bir yapıdaydı. Yüzündeki güven, gözlerindeki derin düşüncelerle karışıyordu.
"Arkadaşlar, size önemli bir şey söylemem gerekiyor," dedim. "Evde büyük bir değişiklik yapıyoruz, taşınıyoruz. Bu yüzden bu gece buradayız, son bir kez birlikte olalım istedim."
Gözlerinde şaşkınlık, belirsiz bir kaygı vardı. Ali ve Can, bu durumu sindirmeye çalışırken, Emre sigarasını söndürüp derin bir nefes aldı.
Emre, cebindeki çakmağı uzatarak "Bu, sana son bir hatıra olsun," dedi, gözlerinde biraz hüzün vardı. "Bunu kaybetme, her zaman hatırlarsın."
Ali ve Can da bana anlamlı hediyeler verdiler. Ali, kolyesini; Can ise ince bir bilekliği. Her bir hediye, ayrılığın ağırlığını daha da belirginleştiriyordu.
Hediyeleri aldıktan sonra, herkes ayağa kalktı. Birbirimize son bir kez sarıldık. Parkın karanlığı, ayrılığın getirdiği hüzünle iyice yoğunlaştı.
Arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra, parkın karanlığında yalnız başıma yürüdüm. Evime vardım, kapıyı açıp içeri girdiğimde her şey sessiz ve boş görünüyordu. Bir günün yorgunluğuyla, eşyaları toparlamış ve vedalaşmış olmanın verdiği duygusal yükle, ağır adımlarla odama yöneldim.
Yatakta sırt üstü yatarken, göğsümdeki ağırlığı ve gözlerimdeki birkaç yaşla tavana boş bir şekilde baktım. Derin bir nefes alarak günü ve arkadaşlarımın hediyelerini düşündüm. Gözlerimi kapatarak, geçmişin tatlı anılarıyla uykuya dalarken, bir an için geçmiş ve geleceği düşündüm