4. bölüm / 4
Sesim Kadar Sessizdin3.Bölüm “Güvenin Bedeli”
Bölümler 4Şu an: 3.Bölüm “Güvenin Bedeli”
- 1 Giriş57 kelime
- 2 1.Bölüm “ZAMANSIZLIK”1.845 kelime
- 3 2.Bölüm “Yanlış Kişi”3.284 kelime
- 4 3.Bölüm “Güvenin Bedeli”1.888 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ummadığın her an bir güneş parlar.”
————————
Telefonu elimde daha sıkı tuttum. Parmaklarımın arasındaki cihazın kenarları avucuma batıyordu ama bunu fark edecek hâlde değildim. İçimde, uzun zamandır susturmaya çalıştığım o ses yeniden yükseldi. Sesi zihnimin içinde yankılanıyor, her kelimesi göğsümdeki baskıyı biraz daha artırıyordu.Kimseye güvenme.Bu kez…Arda bile.Arda birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. Yüzündeki sakin ifade, gözlerindeki dikkatli bakışla çelişiyordu. Sanki vereceğim cevabı değil, benden saklanan bir şeyi anlamaya çalışıyordu. Sonra elini yavaşça uzattı.“Bade, telefonu bana ver.”Başımı hemen iki yana salladım. Boynumdaki kaslar gerilmişti.“Hayır.”Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı. Kelime, odadaki sessizliğin içine keskin bir taş gibi düştü. Arda’nın eli havada bir an asılı kaldı. Sonra parmaklarını yavaşça kapatıp elini geri çekti. Yüzündeki ifade değişti ama sinirlenmedi. Kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmiş, bakışlarına kırgın bir şaşkınlık yerleşmişti.“Tamam,” dedi sadece. “Ama bana neden güvenmediğini anlamam gerekiyor.”Gözlerimi kaçırdım. Çünkü cevabı ben de bilmiyordum. Az önceye kadar onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Arda’nın sesi, evin içindeki tanıdık kokular ve yanımda duruşu, korkumu bir süreliğine bastırmıştı. Şimdi ise tek bir mesaj, o güveni yerinden oynatmıştı. İçimde kurduğum bütün dengeler, görünmeyen bir el tarafından dağıtılmış gibiydi.Belki de sorun Arda değildi.Belki de artık kime güveneceğimi ayırt edemeyecek kadar korkmuştum.Selim ayağa kalktı. Koltuğun ahşap kenarı hafifçe gıcırdadı. “Kimse şu an hiçbir yere gitmiyor,” dedi. Sesi sakindi ama tartışmaya açık değildi. “Telefonu da kapatmıyoruz. Mesajları silmiyoruz. Her şey olduğu gibi kalacak.”Arda başını salladı. Gözleri hâlâ bendeydi ama bu kez bakışlarında ısrar yoktu.“Baba, numarayı araştırabilir misin?”“Bakacağım.”“Şimdi?”Selim oğluna baktı. Yüzündeki sakinlik, gözlerinin ardındaki gerginliği gizlemeye yetmiyordu.“Şimdi.”Telefonunu çıkarıp birkaç adım uzaklaştı ve bir numara çevirdi. Konuşmaya başladığında söylediklerini tam olarak duyamıyordum ama ses tonundan bunun sıradan bir telefon olmadığı belliydi. Kelimeleri seçemiyordum; yine de konuşmanın ağırlığı, odadaki sessizliğe karışan her cümlesinden hissediliyordu. Selim’in sesi alçalıp yükseliyor, bazı anlarda kısa ve keskin cevaplara dönüşüyordu. Birkaç kez pencereye baktı. Sanki yalnızca telefondaki kişiden değil, evin dışındaki karanlıktan da bir cevap bekliyordu.Ben ise olduğum yerde oturuyordum. Ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirmiş, parmaklarımı birbirine kenetlemiştim. Tırnaklarım avuç içime batıyor, canımı acıtıyordu ama ellerimi gevşetemiyordum. Nevin teyze yanıma gelip su bardağını yeniden doldurdu. Sürahiden akan suyun sesi, odadaki gerginliğin içinde gereğinden fazla belirgin duyuldu.“Biraz iç.”Bardağı aldım ama içmedim. Camın soğukluğu avucuma işlerken gözlerimi hâlâ telefonumdan ayıramıyordum. Ekran kararmıştı ama mesajın görüntüsü zihnimde hâlâ canlıydı. Nevin teyze birkaç saniye yüzüme baktı, sonra uzanıp saçlarımı yüzümden çekti. Parmakları saçlarımın arasından geçerken hareketleri yavaş ve dikkatliydi.“Çok korkmuşsun.”Başımı eğdim. Boğazımda bir düğüm oluştu.“Annem nerede bilmiyorum.”Sesim titredi. Sözcükler ağzımdan çıkarken kırılacakmış gibi zayıftı.“Biliyorum.”“Ya ona bir şey olduysa?”Nevin teyze cevap vermedi. Bunun yerine elimi tuttu. Parmakları sıcaktı; benim ellerimse buz gibiydi. O sıcaklık, içimdeki korkuyu azaltmaya yetmedi ama en azından tamamen yalnız olmadığımı hatırlattı. Yine de annemin yokluğu, odadaki herkesin varlığından daha ağırdı. Onun nerede olduğunu bilmemek, zihnimde sürekli büyüyen karanlık bir boşluk yaratıyordu.“Bade, şu an korkman çok normal. Ama korktuğun her şey gerçek olmak zorunda değil.”Gözlerim doldu. Dudaklarımı birbirine bastırarak ağlamamaya çalıştım.“Ya gerçekse?”Kadın bu kez sustu. Bakışları yüzümde kaldı ama gözlerindeki güven bir anlığına sarsıldı. Cevap vermemesinden korktum. Çünkü bazen insanların söylemediği şeyler, söylediklerinden daha çok şey anlatıyordu. Nevin teyzenin yüzündeki endişe, kurmaya çalıştığı cümlelerden daha açıktı. Dudaklarının kenarındaki gerginlik, kaşlarının arasındaki çizgi ve elimi tutuşundaki sıkılık, beni rahatlatmaya çalışırken kendisinin de korktuğunu gösteriyordu.Arda birkaç metre ileride duruyordu. Bize bakmıyormuş gibi görünüyordu ama dinlediğini biliyordum. Omuzları gergindi; ellerini iki yanında sıkıp bırakıyor, sanki söylemek istediği bir şeyle kendini tutmak arasında kalıyordu. Çenesindeki kas belirginleşmişti. Birkaç kez bana doğru dönmek istedi ama her seferinde vazgeçti. Aramızdaki sessizlik, odadaki diğer bütün seslerden daha ağırdı.Bir süre sonra Selim telefonu kapattı. Ekranı kararan telefonunu cebine koyduktan sonra ağır adımlarla bize doğru geldi. Yüzünde, duyduğu şeyleri henüz zihninde yerine oturtamamış birinin ifadesi vardı.“Bir şey buldun mu?” diye sordum.Sesim, odadaki sessizliği bölmeye yetmeyecek kadar kısık çıktı.“Henüz değil.”İçim yeniden sıkıştı. Göğsümün ortasında görünmez bir el vardı sanki.“Peki şimdi ne olacak?”Selim’in bakışları kısa bir süre telefonuma kaydı. Sonra yeniden yüzüme döndü.“Bu gece burada kalacaksın.”Başımı kaldırdım. Söylediği cümle, içimdeki paniği daha da büyüttü.“Hayır.”Selim kaşlarını çattı.“Bade—”“Eve gitmem gerekiyor.”Annemin evde olma ihtimali, ne kadar korkutucu olursa olsun, onu orada yalnız bırakma düşüncesinden daha ağır basıyordu. Belki de bütün bunlar bir yanlış anlaşılmaydı. Belki annem eve dönmüş, beni bekliyordu. Belki telefonuna ulaşamıyordu. Belki de onu bulduğumda her şey normale dönecekti.Arda hemen araya girdi.“Mesajda sana eve gitmen söylendi.”“Annem için.”“Ve seni oraya çekmeye çalışıyor olabilirler.”Bir an sustum. Söylediği şey mantıklıydı ama mantık, içimdeki paniği susturmaya yetmiyordu. Aksine, onun sözleri zihnimdeki en kötü ihtimallere yeni kapılar açıyordu.“Ya annem gerçekten evdeyse?”Arda cevap vermedi. Bakışları yüzümde kaldı ama dudakları aralanmadı. Verecek bir cevabı yoktu ya da söyleyeceği şeyin beni daha fazla inciteceğini düşünüyordu.İşte en korktuğum şey buydu.Ya annem beni bekliyorsa?Ya bütün bunların sonunda eve döndüğümde onu bulamazsam?Ya da…Ya evde biri beni bekliyorsa?Bu düşünce zihnimde belirir belirmez mideme ağır bir taş oturdu. Evimizin kapısını, karanlık koridoru ve içeride beni bekleyen sessizliği düşündüm. Annemin yokluğu, evin her köşesini yabancılaştırıyordu. Oraya gitmek istiyordum ama aynı zamanda kapının ardında ne olduğunu öğrenmekten korkuyordum.Ayağa kalktım. Dizlerim titredi ama bunu belli etmemeye çalıştım.“Ben gitmeliyim.”Arda önüme geçti. Aramızdaki mesafe bir anda kapandı. Yüzüme baktığında gözlerinde kararlılıktan çok endişe vardı.“Bade.”“Çekil.”“Hayır.”Gözlerimi ona diktim. Kalbim hızlı atıyordu; öfkemle korkum birbirine karışmıştı.“Bana emir verme.”Bir anlık sessizlik oldu. Arda’nın çenesi gerildi. Gözlerinde öfkeye benzeyen bir şey belirdi ama bunun öfke olmadığını biliyordum; daha çok çaresizlikti. Bana engel olmak istiyor ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Ellerini yumruk yapmış, sonra yeniden gevşetmişti.“Sana emir vermiyorum. Seni korumaya çalışıyorum.”“Bunu senden istemedim.”Bu cümleyi söyler söylemez pişman oldum. Çünkü Arda’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözlerindeki kararlılık söndü, yerini sessiz bir kırgınlık aldı. Gözlerini birkaç saniye yere indirdi; sanki sözlerim ona beklediğimden daha ağır gelmişti. Omuzları hafifçe düştü.“Tamam.”Sadece bunu söyledi.Sonra önümden çekildi.İçimde garip bir boşluk oluştu. Az önce aramızda duran bedeninin yerinde şimdi yalnızca soğuk bir mesafe vardı. Keşke susmasaydım. Keşke o cümleyi söylemeden önce bir an daha düşünseydim. Ama artık çok geçti. Arda geri çekilmişti ve aramızda, benim kurduğum bir mesafe vardı.Çantamı omzuma aldım. Askı omzuma ağır bir yük gibi oturdu. Kapıya doğru ilerledim. Her adımımda evin içindeki sessizlik daha belirgin hâle geliyordu.Nevin teyze arkamdan seslendi.“Bade, nereye gidiyorsun?”“Eve.”Kapının koluna uzandığım anda Selim’in sesi geldi.“Bade.”Durup arkamı döndüm. Selim bana dikkatlice bakıyordu. Yüzünde karar vermeye çalışan birinin ifadesi vardı. Bir eli cebindeydi, diğer eli yanına düşmüş, parmakları huzursuzca hareket ediyordu.“Eğer gerçekten eve gideceksen yalnız gitmeyeceksin.”Arda başını kaldırdı. Bakışları yeniden bana döndü.“Ben götürürüm.”Ona baktım. Bir şey söylemedim. İçimde hâlâ kırgınlık vardı ama aynı zamanda onunla gitmenin beni rahatlatacağını da biliyordum. Arda’nın yanında olmak, bütün şüphelerime rağmen, yalnız kalmaktan daha kolaydı. Bu düşünce bile kendime kızmama yetiyordu.Selim birkaç saniye bizi izledi. Bakışları ikimizin arasında gidip geldi.“Hayır.”Arda kaşlarını çattı.“Baba?”“Sen gitmeyeceksin.”Arda’nın yüzü sertleşti. Bir adım öne çıktı.“Neden?”“Çünkü mesajda özellikle senden bahsetmişler.”O an odadaki herkes sustu. Selim’in sözleri, az önceki mesajı yeniden zihnime taşıdı:Arda’ya da fazla güvenme.Bu cümle yalnızca beni korkutmak için yazılmış olabilirdi. Ama ya gönderen kişi gerçekten Arda’yı tanıyorsa? Ya onunla ilgili bildiğimden daha fazlasını biliyorsa? Ya Arda’nın hayatımda ne kadar önemli hâle geldiğini fark etmişse?Selim devam etti.“Eğer seni izliyorlarsa, Bade’yi seninle göndermek onların istediği şeyi yapmak olabilir.”Arda bir şey söylemedi. Yüzündeki sertlik yavaşça dağıldı ama yerini daha ağır bir ifade aldı. Ben ise ilk kez onun da korktuğunu gördüm. Bunu gözlerindeki kısa titreşimden, nefesini tutuşundan ve babasına cevap vermeden önce dudaklarını sıkmasından anladım.Çünkü Selim’in söyledikleri mantıklıydı.Ama aynı zamanda başka bir şey daha vardı.Beni Arda’dan uzaklaştırmak isteyen kişi neden özellikle onun adını vermişti? Eğer amaç yalnızca beni korkutmaksa, neden Arda’yı seçmişti? Onu hedef göstermek, aramızdaki güveni sarsmak için miydi? Yoksa Arda gerçekten bu olayın sandığımdan daha büyük bir parçası mıydı?Bu soru kafamın içinde dönüp dururken dışarıdan bir araba sesi geldi.Hepimiz aynı anda pencereye baktık. Bahçenin girişinde farları açık bir araç duruyordu. Işıklar perdelerin arasından içeri sızıyor, salonun duvarlarında hareket eden soluk gölgeler oluşturuyordu. Gölgeler uzayıp kısalıyor, odadaki eşyaları bir anlığına tanınmaz hâle getiriyordu.Kalbim hızlandı.Arda pencereye doğru yürüdü. Adımları sessizdi ama omuzlarındaki gerginlik her hareketine yansıyordu.“Bu kim?”Selim hemen ışıkları kapattı. Salon bir anda karanlığa gömüldü. Karanlık, odanın içindeki herkesi birbirinden koparmış gibiydi. Nevin teyze olduğu yerde kaldı. Ben nefesimi tuttum; dışarıdaki aracın motor sesi, karanlığın içinde olduğundan daha yüksek duyuluyordu. Ses göğsümün içinde yankılanıyor, her titreşimde kalbimi biraz daha hızlandırıyordu.Araç birkaç saniye hareketsiz kaldı. Farların ışığı perdelerin arasından hâlâ sızıyordu. Sonra yavaşça ilerledi, kapının önünden geçti ve durdu.Arda perdeyi çok az aralayıp dışarı baktı. Parmakları kumaşın kenarında gerilmişti.“Plaka?”Selim yanına geldi. İkisi birkaç saniye boyunca dışarı baktılar. Selim’in yüzü, farların soluk ışığında daha da sert görünüyordu. Sonra ifadesi değişti. Gözleri daraldı, dudakları ince bir çizgi hâline geldi.“Tanıyorum.”Arda ona döndü.“Kim?”Selim cevap vermedi. Bakışlarını hâlâ dışarıdaki araçtan ayırmıyordu.Ben dayanamayıp ayağa kalktım.“Kim o?”Selim perdeyi bıraktı. Karanlıkta yüzünü tam olarak göremiyordum ama sesindeki sertlik, vereceği cevabın beni rahatlatmayacağını söylüyordu.“Bade, yukarı çık.”“Ne?”“Şimdi.”Sesindeki ton yüzünden itiraz edemedim. Arda bana doğru geldi. Karanlıkta yüzünün hatları belirsizleşmişti ama gözlerini seçebiliyordum.“Gel.”Bu kez elimi tuttu. Parmakları avucumu kavrarken hareketi ne sert ne de tereddütlüydü. Refleks olarak çekmek istedim ama yapamadım. Elinin sıcaklığı avucuma yayıldı; az önce aramızda oluşan kırgınlığa rağmen, o temas içimdeki korkuyu bir anlığına bastırdı. Sanki dışarıdaki karanlık, onun elinin sıcaklığına ulaşamıyordu.Merdivenlere doğru ilerlerken dışarıdaki aracın motor sesi hâlâ duyuluyordu. Her basamakta ses biraz daha uzakta kalıyor, ama içimdeki tedirginlik azalmak yerine büyüyordu. Ahşap basamaklar ayaklarımızın altında hafifçe gıcırdıyor, evin sessizliğini bölüyordu. Arda’nın eli elimdeydi ama ikimiz de konuşmuyorduk.Birinci kata çıktığımızda Arda beni koridorun sonundaki odaya götürdü. Koridorun duvarlarındaki loş ışık, yüzünü yarı aydınlatıyor, yarı gölgede bırakıyordu.“Burada bekle.”“Sen nereye gidiyorsun?”“Aşağı.”Elini bıraktım. Parmaklarım onun sıcaklığından ayrıldığında avucumda soğuk bir boşluk kaldı.“Arda.”Durdu.“Ne?”Birkaç saniye ona baktım. Söyleyeceğim şeyin cevabından çok, yüzündeki ifadeden korkuyordum. Eğer gözlerini kaçırırsa, eğer tereddüt ederse, içimde kalan son güven kırıntısının da yok olacağını biliyordum.“Bana yalan söylemiyorsun, değil mi?”Yüzündeki ifade dondu. Sanki bu soruyu beklemiyordu. Bir an boyunca gözlerini benden kaçırdı, sonra yeniden bana baktı. Bakışlarında incinmişlik vardı ama bunu saklamaya çalışıyordu.“Hayır.”Cevabı çok hızlı geldi.Belki de fazla hızlı.Başımı hafifçe salladım.“Tamam.”Arda birkaç saniye daha bana baktı. Sanki söylemek istediği başka bir şey vardı ama vazgeçti. Dudakları aralandı, sonra yeniden kapandı. Sonunda arkasını dönüp aşağı indi. Ayak sesleri merdivenlerde yavaşça uzaklaştı.Kapı kapandığında odada yalnız kaldım. Odanın ortasında büyük bir yatak vardı. Duvarın yanında kitaplık, pencerenin önünde küçük bir çalışma masası bulunuyordu. Her şey düzenliydi; fazlasıyla düzenli. Kitaplar boy sırasına göre dizilmiş, masanın üzerindeki kalemler aynı yöne bakacak şekilde yerleştirilmişti. Bu düzen, odanın güvenli olması gerekirken bana tuhaf bir şekilde yabancı ve soğuk gelmesine neden oluyordu. Sanki burada yaşayan kişi, hiçbir şeyin kontrolünden çıkmasına izin vermiyordu.Telefonumu çıkardım.Ekranda hâlâ son mesaj duruyordu.“Arda’ya da fazla güvenme.”Mesaja tekrar tekrar baktım. Harfler değişmiyordu ama ben her okuyuşumda başka bir anlam buluyordum. Cümlenin içindeki kelimeler, zihnimde farklı şekillerde birleşiyor, her seferinde Arda’yla ilgili yeni bir şüphe doğuruyordu.Sonra fotoğrafları açtım.Apartmanın önündeki babam.Arabadaki benim fotoğrafım.İkisi de aynı numaradan gelmişti.Ama bir şey dikkatimi çekti. Fotoğrafların hiçbirinde gönderen kişinin yüzü yoktu. Sadece beni görüyordu. Beni takip ediyordu. Nereye gittiğimi biliyordu. Kimin yanında olduğumu biliyordu.Ve şimdi…Arda’nın evini de biliyordu.Telefonum bir anda yeniden titredi. Bu kez mesaj yoktu.Aramaydı.Numara hâlâ bilinmiyordu.Ekrana baktım. Bir kez çaldı. İki kez. Üç kez. Her çalışta telefonun titreşimi parmaklarıma kadar yayılıyor, içimdeki gerilimi biraz daha artırıyordu. Parmağım cevapla tuşunun üzerinde durdu. Açmak istemiyordum ama içimde bir şey, bu aramayı cevaplamam gerektiğini söylüyordu. Belki annemdi. Belki de beni buraya kadar takip eden kişi.Dördüncü çalışta telefonu açtım.Hiçbir şey söylemedim.Karşı taraftan birkaç saniye boyunca nefes sesi geldi. O kadar sessizdi ki kendi kalp atışlarımı bile duyabiliyordum. Nefes alışım hızlanmış, boğazım kurumuştu. Telefonu kulağıma bastırdıkça karşı tarafın sessizliği daha da büyüyordu.Sonra tanıdığım bir ses duyuldu.“Bade?”Gözlerim büyüdü. Parmaklarım telefonun kenarına daha sıkı sarıldı.O sesi dünyanın herhangi bir yerinde tanırdım. Sesindeki titremeyi, kelimelerin arasındaki nefes alışını, adımı söylerken kullandığı o yumuşak tonu… Hepsini biliyordum. Çocukluğumdan beri duyduğum, korktuğumda sığındığım, geceleri uyumadan önce zihnimde kalan sesti.Çünkü o…Annemin sesiydi.
Bölüm etkileşimi
