2.Bölüm “Yanlış Kişi”

Vaveyla Yazarı: Zeynep Ç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm “Yanlış Kişi”

“Rüyasal tanılar.”
—————
  Telefon elimden kayıp bir anda yere düştüğünde çıkan ses, odanın içinde gereğinden fazla yankılandı. Sanki sadece telefondan değil de, içimde bir yerden bir şey kırılmıştı. Birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttum. Gözlerim yerdeki ekrana sabitlendi. Arama hâlâ devam ediyordu.

Ama annem konuşmuyordu.

  Hocam hızla ayağa kalktı. Sandalyesi geriye doğru sürtündü.
“Bade?” diye bana seslendi.Sesini duydum ama cevap veremedim. Boğazım düğümlenmişti. Kalbim o kadar sert atıyordu ki sanki herkes duyabilirdi.

  Telefonun hoparlöründen hafif bir uğultu geliyordu. Derinden, boğuk bir ses… sonra kısa bir hışırtı duyuldu. Birisi telefonu yerden almış gibiydi.

Nefesimi tuttum. “Anne” dedim bu kez daha kısık bir sesle.
Cevap gelmedi. Sadece birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ardından tanımadığım bir erkek sesi duyuldu.

“Geç kaldın.”

  Kanım çekildi. Ses sakindi. Bağırmıyordu. Tehdit eder gibi bile konuşmuyordu ama insanın içine işleyen bir tarafı vardı. Soğuk bir tarafı.

  Ayağa kalkmaya çalıştım ama dizlerim güçsüzleşmişti. Parmaklarımı piyano taburesine geçirip dengemi sağlamaya çalıştım. “Kimsiniz siz?” diyebildim zorla.

  Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi. Sonra hafif bir nefes sesi. “Annen sana hiçbir şey anlatmadı mı?”dedi. Başımı istemsizce salladım ama adam bunu göremezdi. Beynim durmuş gibiydi. Ne olduğunu anlamıyordum. Anlamaya çalıştıkça daha çok batıyordum.

“Annem nerede?” dedim bu kez daha sert. İlk kez sesim korkudan çok öfkeye benziyordu.

  Adam cevap vermedi. Tam hattın kapanacağını düşündüğüm anda arka taraftan bir ses geldi.
Annemin sesi. Boğuktu. Ağlamış gibi çıkıyordu.

“Bade—”

  Bir anda sert bir gürültü duyuldu. Sonra annemin sesi kesildi. Sanki biri telefonu elinden çekmişti. “Anne!”dedim, o duygu çok farklı bir duyguydu. Bağırdığımı o an fark ettim. Hocam yanıma geldi ama geri çekildim. Kimsenin bana dokunmasını istemiyordum.

  Telefonun diğer ucundaki adam yeniden konuştu. “Eğer annenin yaşamasını istiyorsan polisi aramayacaksın.”
Nefesim durdu kalbim ise adeta atmıyordu. Gözlerim dolmaya başladı ama ağlamamaya çalışıyordum. Ağlarsam her şey gerçek olacaktı. “Ne istiyorsunuz?” dedim titreyerek.

  Adam bu kez hemen cevap verdi. “Seni.” O tek kelime içime oturdu. Odadaki hava değişti sanki. Parmaklarım buz kesmişti. Ne hocamın yüzünü görebiliyordum ne de etrafı düzgün algılayabiliyordum. Kulaklarım uğulduyordu.
Sonra hat kapandı.
Bir anda.
Hiçbir şey olmamış gibi.

  Telefon ekranı karardı. Kendi yansımamı gördüm. Solgun yüzümü. Korkmuş gözlerimi. Ve ilk kez gerçekten şunu hissettim:

Hayatım biraz önce ikiye ayrılmıştı.

Telefon çalmadan önceki hayatım…

Ve sonraki.

  Odadaki sessizlik ağırlaştı. Piyanonun açık kapağı, duvardaki eski konser afişleri, tavandan sarkan sarı ışık… birkaç dakika önce normal görünen her şey şimdi yabancı geliyordu. Sanki aynı yerde değildim artık.

  Hocam dikkatlice bana yaklaştı. “Bade…” dedi, tedirgince. Ses tonu yumuşaktı ama yüzündeki gerginliği saklayamıyordu. İlk kez onu bu kadar huzursuz görüyordum. Normalde her hareketi sakindi. Konuşurken bile acele etmeyen biriydi. Şimdi elleri hafif titriyordu.
“Telefonu bana ver.”dedi. Refleksle geri çekildim. “Hayır.” dedim, cevabım düşündüğümden daha sert çıktı.

  Bir süre göz göze kaldık. Sonra hocam derin bir nefes verdi. “Polisi aramamız gerekiyor.”
Az önce telefondaki adamın söyledikleri beynimde yankılandı.

Polisi aramayacaksın. Kalbim yeniden hızlandı. “Hayır.” dedim hemen. “Ya anneme bir şey yaparlarsa?”

  Bu cümleyi kurduğum anda sesim kırıldı. Ağlamamaya çalışıyordum ama gözlerim yanıyordu artık. İçimde bir yerde hâlâ bunun yanlış anlaşılma olmasını uman küçücük bir taraf vardı. Bir şaka. Bir kabus. Bir yanlışlık. Ama değildi. Çünkü annemin sesindeki korku gerçekti.
Hocam birkaç saniye sustu. Sanki ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu. “Bade…” dedi sonunda, “böyle durumlarda panikle hareket edilmez.”

  İçimden acı bir şekilde gülmek geçti. Hayatımda ilk kez annemin kaçırıldığına dair bir telefon alıyordum. Panik olmamam gerekiyormuş gibi konuşuyordu.
Telefonumu sıkıca tuttum. Ekran hâlâ karanlıktı. Tam o sırada yeni bir bildirim düştü.

BİLİNMEYEN NUMARA
Mesaj gelmişti.

  Parmağım birkaç saniye ekranda bekledi. Açmak istemiyordum. Ama açmadan da duramazdım. Mesaj tek cümleydi.

“Eve git. Hiçbir şey olmamış gibi davran.” Kaşlarım çatıldı.
Altında bir mesaj daha belirdi.
“Seni izlediğimizi belli etme.”
Bir anda boğazım kurudu.
İçgüdüsel olarak arkamı döndüm. Odanın içini taradım. Pencereyi. Kapıyı. Koridoru.

Kimse yoktu.

  Ama biri gerçekten bizi izliyor olabilir miydi? Telefon elimde ağırlaştı sanki. Hocam yüzüme baktı. “Ne oldu?”dedi, endişeyle.
Mesajı göstermedim. Nedense göstermemem gerektiğini hissettim. İçimdeki ses susmuyordu artık. Birine güvenirsem hata yapacakmışım gibi hissediyordum. “Bir şey yok.” dedim hızlıca.

  Yalan söylediğim çok belliydi.
Hocam bunu anlamıştı ama üstelemedi. Sadece birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra yavaşça: “Seni eve bırakayım.”
Kalbim ağır ağır sıkıştı. Eve gitmek istemiyordum.
Ama annemin o mesajı…
Hiçbir şey olmamış gibi davran.

  Derin bir nefes aldım. Parmaklarımı birbirine kenetledim ki titrediğim belli olmasın “Tamam.” diyebildim sonunda. Sesim bana ait gibi çıkmamıştı.
Çantamı almak için eğildiğimde telefon ekranım kısa süreliğine yeniden parladı. Bu kez mesaj yoktu. Fotoğraf gelmişti.
Gözlerim istemsizce büyüdü.
Fotoğraf benim apartmanımın önünden çekilmişti. Ve apartmanın girişinde…
Babam vardı.

  Fotoğrafı gördüğüm anda içimdeki bütün düşünceler birbirine girdi. Babam apartmanın önünde duruyordu. Ellerini cebine koymuştu. Başını hafif eğmiş, sanki birini bekliyordu.

Beni.

  Fotoğrafın altına yeni bir mesaj düştü. “Sakın geç kalma.”
Nefesim tekrar kesildi. Bu insanlar babamı mı izliyordu?
Yoksa…
Babam onların yanında mıydı?

  Bu düşünce o kadar sert çarptı ki midem bulandı. Hemen telefonu kilitledim. Hocam hâlâ beni izliyordu. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama sormadı. “İyi misin?” dedi sadece. Başımı hızlıca salladım. “Ben… gitmem lazım.” diyebildim.

  Çantamı omzuma geçirirken parmaklarım birbirine dolaştı. Kapıya yöneldim. Hocam arkamdan seslendi. “Bade, yalnız gitme.”

Durmadım.

  Kapıyı açıp koridora çıktım. Ayak seslerim boşlukta yankılanıyordu. Nefesim düzensizleşmişti. Merdivenleri inerken neredeyse ayağım kayıyordu. Sadece uzaklaşmak istiyordum.

Oradan.
O odadan.
O telefondan.
O sesten.

  Binadan dışarı çıktığım anda soğuk hava yüzüme çarptı. İnsanlar yürüyordu. Arabalar geçiyordu. Hayat normaldi.
Benim dışımda herkes normaldi.
Hızlı hızlı yürümeye başladım. Sonra yürümek yetmemeye başladı. Adımlarım hızlandı. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama durursam düşünmeye başlayacaktım. Düşünürsem dağılırdım.

  Telefonum tekrar titredi. Bakmadım. Koşmaya başladım.
Kaldırımdaki insanlara çarpa çarpa ilerliyordum. Birileri arkamdan bir şey söyledi ama duymadım. Gözlerim doluydu. Nefesim yanıyordu. Sokağın köşesini döndüğüm anda karşıdan hızla gelen siyah spor arabayı fark etmedim.

  Kulak delen bir fren sesi duyuldu. Her şey bir anda durdu.
Arabanın önü bana santimetrelerle kalmıştı. Şokla geriye sendeledim. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.

“Senin aklın mı yok?!”

  Arabanın camı sertçe aşağı indi. Sinirli bir erkek sesi duyuldu. Başımı kaldırdım.

  Sürücü koltuğundaki çocuk bana öfkeyle bakıyordu. Dağılmış koyu saçları alnına düşmüştü. Bir eli hâlâ direksiyondaydı.

Ama sonra…

Yüzündeki ifade değişti.

  Kaşları yavaşça çatıldı. Gözleri birkaç saniye boyunca yüzümde kaldı. Sanki beynindeki bir anıyı zorla çekip çıkarıyordu.
Ben de ona bakıyordum. Tanıdık gelmişti. Çok tanıdık.

“…Bade?”

  Nefesim durdu. O sesi hatırlıyordum. Yıllardır duymamış olmama rağmen hatırlıyordum.
Çocukken sürekli kavga ettiğim, sonra beş dakika geçmeden yeniden konuştuğum çocuk.

Arda.

  Gözlerim istemsizce büyüdü.
O da hâlâ bana bakıyordu, sanki karşısında hayalet görmüş gibi.

“Sen…” dedi şaşkınlıkla. “Gerçekten sen misin?”

  Bir anda çocukluğumdan görüntüler geçti zihnimden. Bisiklet sürerken düşüp dizimi kanattığım gün. Yaz akşamları apartmanın önünde oturmamız. Bana sürekli sinir bozucu lakaplar takması.

Ve sonra…

Bir gün aniden taşınmamız.

Hiç vedalaşamadan.

  Kelimeler boğazıma düğümlendi. “Arda…” Adını söylemek bile garip hissettirmişti.
Arka taraftaki arabalar korna çalmaya başladı. Arda hızlıca etrafına baktı, sonra tekrar bana döndü. “Bade, sen iyi görünmüyorsun.” Gerçekten kötü görünüyordum herhalde. Çünkü sesi artık öfkeli değil, endişeliydi.
Bir adım geri attım. Başım dönüyordu. “Ben…” dedim ama devamını getiremedim.Arda hemen emniyet kemerini çözüp arabadan indi.

  Uzun boyluydu artık. Çocukluğundaki hali gitmişti tamamen. Yüz hatları sertleşmişti ama gözleri aynıydı. Bana dikkatlice baktı.

“Sen ağlıyor musun?”

  O soruyla birlikte bütün gücüm çözüldü sanki. Çünkü biri ilk kez gerçekten fark etmişti. Arda’nın sorusu havada kaldı.

“Sen ağlıyor musun?”

  Normalde biri bunu sorsa hemen “yok” derdim. Refleks gibi. İnsanlar üzgün görünmekten kaçardı çünkü. Hele ben… küçüklüğümden beri kaçardım.
Ama şu an yalan söyleyecek gücüm yoktu. Başımı çevirdim. Gözlerimi silmeye çalıştım ama işe yaramadı. Arda birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana baktı.

  Sonra sesi yumuşadı. “Hey…”
O tek kelime bile içimde bir şeyi kırdı. Çünkü yıllardır kimse bana gerçekten iyi olup olmadığımı sormamış gibi hissettim bir anda.
Arda etrafına kısa bir bakış attı. İnsanlar hâlâ bize bakıyordu. Arabalar geçiyor, korna sesleri birbirine karışıyordu. “Burada duramayız.” dedi. “Gel, arabaya bin.”

  İçimde hemen bir tereddüt oluştu. Telefonumdaki mesajlar aklıma geldi. Kimseye güvenme hissi boğazıma dolandı. Ama aynı anda şunu da fark ettim:
Şu an tek başıma kalmak istemiyordum.

Hem…bu Arda’ydı. Çocukluğumun en gerçek parçalarından biri.

  Birkaç saniye boyunca ona baktım. O da gözlerini benden kaçırmadan bekledi. Sonunda yavaşça başımı salladım.Arda benim için yolcu kapısını açtı. Arabaya binerken ellerimin hâlâ titrediğini fark ettim. Kapıyı kapattığım anda dışarıdaki bütün sesler boğuklaştı.

İçerisi sıcacıktı.

  Arabada hafif bir erkek parfümü kokusu vardı. Temiz ama ağır olmayan bir koku. Konsolun ekranında düşük seste bir şarkı çalıyordu ama ben sadece kendi nefesimi duyuyordum. Arda sürücü koltuğuna geçti ve arabayı çalıştırmadan önce bana tekrar baktı.

“Şimdi anlat.” dedi sessizce.

  Gözlerimi camdan dışarı çevirdim. Nereden başlayacağımı bilmiyordum. “Annem…” dedim sonunda. Sesim hemen dağıldı.
Arda’nın yüzündeki ifade değişti.
“Ne oldu annene?”diye, sordu. Telefonumu sıkarak dizlerimin üstüne koydum. Ekranı açıp kapatıyordum sürekli. Sanki bakarsam her şey değişecekmiş gibi. “Bilmiyorum.” dedim dürüstçe. “Bilmiyorum Arda… ama kötü bir şey oldu.”

  Arabada kısa bir sessizlik oluştu. Arda hemen soru sormadı. Bu iyi geldi. Çünkü biri üst üste soru sorarsa gerçekten parçalanacakmışım gibi hissediyordum. Motoru çalıştırdı. Araba yavaşça hareket etti.“Nereye gidiyoruz?” diye sordum.
Arda gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi. “Sana sakinleşebileceğin bir yere.”

Kaşlarım hafif çatıldı.

“Neresi?”

  Dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı. “Çocukken kaçtığımız yer var ya.” ve dudağında küçük bir tebessüm oluştu. Bir anda beynimde eski bir görüntü canlandı.
Deniz kenarı.
Yarım kalmış tahta iskele.
Abur cubur poşetleri.
Yaz akşamları.

  Kalbim garip şekilde sıkıştı.
“Orası hâlâ duruyor mu?” Kafam çok karışmıştı. “Ben durmasına izin verdim.” dedi, göz kırptı.
Bu cümle beklediğimden farklı çarptı bana. Camdan dışarı baktım. Şehir akıyordu ama ben yıllar öncesine kayıyordum sanki. Arda bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle sesi biraz kıstı.

Sonra bir anda bana baktı.

“Bir şey soracağım.”

“Hm?”dedim. Kısa bir sessizlik oldu.

“Niye bir gün aniden kayboldun?”

  Boğazımdaki düğüm daha çok birbirine kördüğüm olmuştu. Çünkü o yaşta giderken en çok korktuğum şey buydu. Arda’nın bunu nasıl karşıladığı. Sorusu arabanın içinde asılı kaldı.

“Niye bir gün aniden kayboldun?”

  Camdan dışarı baktım. Şehir ışıkları birbirine karışıyordu. İnsanlar kaldırımlarda yürüyordu. Hayat devam ediyordu. Ama ben bir anda yıllar öncesine dönmüştüm. Taşınacağımızı öğrendiğim gün. Toplanmış bantlı o koliler. Annemin aceleci telaşlı hali. Babamın sert tok sesi.
Ve apartmanın önünde saatlerce Arda’yı beklemem.

Gelmemişti.

  Aslında gelmemiş değildi belki. Haberi bile olmamıştı.
Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım. “Babam yüzünden.” dedim sessizce. Arda’nın çenesi hafif gerildi ama gözünü yoldan ayırmadı. “Taşındık bir anda.” diye devam ettim. “Her şey çok hızlı oldu.”

  Kelimeler ağzımdan çıkarken garip hissediyordum. Çünkü yıllardır kimseye anlatmadığım şeyleri anlatıyordum. “Sana haber vermek istemiştim.”dedim ve gözlerimi ellerime kitledim.

Arda bu kez bana baktı.

“İstedin mi?”

  Başımı yavaşça salladım ve gözlerinin içine bakıp devam ettirdim. “Siteye indim o gün.” dedim. “Bisikletlerin olduğu yere baktım. Hep takıldığımız yere baktım. Bekledim biraz.”

Sesim küçüldü. “Sonra da gittik.” Arabada kısa bir sessizlik oldu. Arda direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. Sesi dürüst geliyordu, “Ben o gün dedemlerdeydim.” dedi sonunda. “Döndüğümde taşınmıştınız.”

Kalbim tuhaf şekilde sıkıştı.

  Çocukken bazı ayrılıklar anlaşılmazdı. İnsan vedalaşamamanın neden yıllarca içinde kaldığını büyüyünce anlıyordu. Arda hafifçe gülümsedi ama o gülümsemede buruk bir taraf vardı. “Bir hafta boyunca apartmanın önüne çıktım biliyor musun?”
Gözlerim ona döndü.

“Ne?”

“Belki geri gelirsin diye.”

  İçimde bir şey sessizce kırıldı.
Çünkü ben de dönmek istemiştim.
Ama bazı evlerden sadece fiziksel olarak gitmiyordun. Araba sahil yoluna çıktığında denizin kokusu hafifçe içeri doldu. Camdaki yansımama baktım. Gözlerim hâlâ kızarıktı. Arda müziği tamamen kapattı. “Şimdi anlat bakalım.” dedi yumuşak bir sesle. “Seni bu hale getiren ne oldu?”

  Telefonum avucumun içinde ağırlaştı. Annemin sesi hâlâ kulağımdaydı.

Bade—

  Gözlerimi kapattım. Derin nefes almaya çalıştım ama göğsüm hâlâ sıkışıktı. “Bana bir telefon geldi.” dedim sonunda.
Arda’nın yüzündeki ifade ciddileşti. “Nasıl bir telefon?”

  Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Annem ağlıyordu.”
Bu cümleyi kurduğum anda sesim tamamen dağıldı. Arda hiçbir şey söylemedi. Sadece dinledi. “Sonra bir adam konuştu.” dedim. “Annemin yanında biri vardı. Bana…” nefesim titredi, “beni istediklerini söyledi.”

Araba bir anda yavaşladı. Arda bana döndü.

“Ne?”

  Gözlerimdeki yaşları silmeye çalıştım. Kendim bile söylediğime inanamıyordum. “Ben de bilmiyorum…” dedim çaresizce. “Hiçbir şey bilmiyorum Arda.”

Bir süre konuşmadı.

  Sonra sakin görünmeye çalışarak:
“Polise gittin mi?”diye sordu. Telefonumdaki mesaj gözümün önüne geldi.

POLİSİ ARAMA. Başımı hemen salladım. “Hayır.”dedim.
“Bade bu ciddi bir şey.” dedi, endişeli gözlerle. “Biliyorum!” dedim istemsizce yüksek sesle.

Arda uzun bir süre boyunca sustu. Nefesimi toparlamaya çalıştım. Parmaklarımı birbirine kenetledim.“Ya anneme zarar verirlerse?” dedim, daha kısık bir sesle. Bu kez Arda’nın bakışları yumuşadı. Kırmızı ışıkta durduğumuzda bana doğru hafifçe döndü. “Bak bana.” dedi ve usulca gülümsedi. İstemeden baktım. “Bunu tek başına yaşamayacaksın.” dedi net bir sesle. O cümle içimde yankılandı.
Çünkü uzun zamandır ilk kez biri yükün birazını omzuma ortak olmuş gibi hissettirmişti.

  Kırmızı ışığın yansıması Arda’nın yüzüne vuruyordu. İlk kez onu gerçekten dikkatlice inceleme fırsatım oldu. Çocukluğundaki haliyle hiçbir alakası yok gibiydi ama aynı zamanda tamamen oydu.

  Saçları koyu kumraldı. Hafif dağınık duruyordu; sanki düzeltmeye uğraşmış ama sonra vazgeçmiş gibi. Direksiyonu tutan eli güçlü görünüyordu. Çenesindeki belirgin hat yüzünü daha sert gösteriyordu ama gözleri…

Gözleri hâlâ aynıydı.

Bal rengi.

  Çocukken güneşte daha açık görünürdü. Hatta bir keresinde ona “ayı gibi bakıyorsun” dediğim için benimle üç gün konuşmamıştı. Şimdi o gözler bana dikkatlice bakıyordu. Endişeyle.

“Bade.” dedi tekrar.

  Ses tonu sakindi ama gözleri değildi. Işık yeşile döndü. Araba yeniden hareket etti. Ben hâlâ ona bakıyordum istemsizce. Yıllar sonra birini yeniden görmek garipti. İnsan değişmesini bekliyordu ama bazı şeyler hiç değişmiyordu. Mesela Arda’nın bana bakarken kaşının hafif çatılması.

  Ya da ciddi düşündüğünde alt dudağını dişleriyle kısa süre sıkması. Hepsi aynıydı.
Bir anlığına içimdeki korku geri çekildi sanki. Çok kısa bir anlığına.
Arda göz ucuyla bana baktı.
“Ne?”dedi, alay edermiş gibi Arda.
Başımı hemen çevirdim.
“Bir şey yok.” dedim, çabucak.
Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
“Hâlâ kötü yalan söylüyorsun.”dedi, pişkin pişkin.

  İstemeden küçük bir nefes verdim. Gülmek değildi belki ama ona benzer bir şeydi. Arda bunu fark etmiş gibi direksiyona yaslandı. “Tamam.” dedi. “En azından hâlâ bana trip atan eski Bade’sin.” Gözlerimi devirdim ama içimde yıllardır hissetmediğim kadar tanıdık bir his dolaştı.

Güven gibi.

  Ve bu his beni korkutuyordu biraz. Çünkü bugün öğrendiğim tek şey varsa, o da her şeyin bir anda değişebileceğiydi. Sahil yolu boyunca ilerlerken şehir yavaş yavaş arkada kaldı. Kalabalık azaldı. Gürültü azaldı. İçimdeki karmaşa azalmadı.

  Telefonum sessizdi artık. Ne mesaj vardı ne arama. Bu daha kötü hissettiriyordu. Sanki fırtına öncesi sessizlik gibi. Arda bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle camı biraz araladı. İçeri serin deniz havası doldu. Saçlarım hafifçe yüzüme geldi.

“Hatırlıyor musun?” dedi bir anda.

“Neyi?”

  Başını hafifçe sağ tarafa eğdi.
“Burada bisikletten düşmüştün.”
Kaşlarım çatıldı. Sonra istemsizce hatırladım. Sahil kenarında yarış yapmaya çalışmıştık. Arda önümden gidiyordu diye sinirlenip daha hızlı sürmüştüm. Sonuç olarak kaldırıma çarpıp düşmüştüm. Dizim günlerce mor kalmıştı. Arda o gün ağlamayayım diye bana gizlice çikolata almıştı.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı. “Senin yüzünden düşmüştüm.”dedim. Arda kısa bir kahkaha attı ve devam ettirdi. “Suçu yine bana attın bak.”

  O sesi duymak garip şekilde iyi geldi. Çünkü bugün boyunca her şey karanlık hissettirmişti. İlk kez dünya birkaç saniyeliğine normalmiş gibi geldi. Ama sadece birkaç saniyeliğine. Telefonumun ekranı yeniden parladı. İkimiz de aynı anda baktık.

Bilinmeyen numara.

Kalbim yeniden sıkıştı.

  Mesajı açmadan önce ellerim titremeye başladı. “Bade…” dedi Arda bana dikkatlice.

Mesajı açtım.

“Yanındaki çocuk kim?”

Kanım çekildi.

  Başımı hızla kaldırıp arka cama baktım. Sonra yan aynaya. Arkamızda birkaç araba vardı ama hangisi… bilmiyordum. Nefesim hızlandı. Ve kesik kesik nefes almaya başlamıştım. “Ne oldu?” dedi, Arda hemen. Telefonu ona doğru uzattım. Mesajı okuduğu anda yüzündeki rahat ifade tamamen kayboldu. Çenesi sertleşti. “Bizi biri takip ediyor.”

  Bu cümle arabanın içinde ağır şekilde yankılandı.Refleksle kapı kilidini kontrol ettim. Parmaklarım buz kesmişti. Arda dikiz aynasına baktı. Bal rengi gözleri artık tamamen ciddiydi. “Sakin ol.” dedi ama sesi de eskisi kadar sakin değildi. Arabanın hızı biraz hızlandı.

“Arda…”

“Bakma arkaya.” dedi, hemen.

Ama çok geçti.

  Çünkü siyah bir araç üç şerit gerimizde aynı hızla ilerliyordu.

  Ve nedense… içimdeki ses onun bizi izlediğini söylüyordu.

  Siyah araç hâlâ arkamızdaydı.

  Ne çok yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Sanki özellikle aynı mesafeyi koruyordu. Midemin içi buz gibi oldu.

  Arda dikiz aynasına baktıktan sonra çenesini hafif sıktı.

“Plakayı görebiliyor musun?” diye sordum.

  Başını hafifçe iki yana salladı.

“Camlar çok koyu.”

  Telefonumu avucumda daha sıkı tuttum. Parmaklarımın titremesi durmuyordu. Mesaj ekranı hâlâ açıktı.

Yanındaki çocuk kim?

  Bu cümle beynimde dönüp duruyordu.

Demek gerçekten izleniyorduk.

  Arda bir anda sağ şeride geçti. Araba hızlandı. İçimdeki panik tekrar yükseldi.

“Ne yapıyorsun?”

“Eğer bizi takip ediyorlarsa emin olacağım.”

  Bal rengi gözleri tekrar aynaya kaydı. Yüzündeki ifade tamamen değişmişti artık. Az önceki çocukluk arkadaşı hali gitmiş, yerine daha sert biri gelmişti. Arda birkaç sokak üst üste ani dönüş yaptı. Ben her dönüşte arka cama bakıyordum. Siyah araç da aynı anda dönüyordu. Nefesim sıkıştı.

“Arda…”

“Gördüm.”

  Sesi sakin çıkıyordu ama direksiyonu tutan eli gerilmişti. Bir anda araba sahil yolundan çıkıp daha dar sokaklara girdi. Etrafta eski apartmanlar vardı. Sokak lambalarının bazıları yanmıyordu.
“Bizi kaybettirmeye mi çalışıyorsun?”dedim, sakin olmaya çalışarak. Tek tok bir sesle “Evet.”dedi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki konuşmak zorlaşıyordu. Başımı koltuğa yasladım. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. Annemin sesi tekrar geldi aklıma.

Bade—

  Gözlerimi açtığım anda telefonum yeniden titredi. Bu kez mesaj değil, fotoğraf gelmişti.
Parmaklarım dondu. Fotoğraf karanlıktı ama seçebiliyordum.

Ben. Arabanın içindeki ben.

  Birisi az önce bizim fotoğrafımızı çekmişti. Boğazımdan korkulu bir nefes çıktı. “Arda…”diyip, telefonu ona uzattım. Fotoğrafı gördüğü anda yüzü sertleşti. “Lanet olsun.”dedi ve ardından küfür etti. Tam o sırada arkamızdaki siyah araç aniden hızlandı. Farları arabanın aynasını doldurdu.

  Ve birkaç saniye sonra araba sertçe bizim yanımıza kırdı.

“Arda!”

  Direksiyon aniden döndü. Lastik sesi sokağın içinde yankılandı. Koltuğa savruldum. Arda tek eliyle direksiyonu kontrol etmeye çalışırken diğer eli refleksle önüme uzandı. Sanki bana çarpmamı engellemek ister gibi.

  Araba keskin şekilde köşeyi döndü. Arkamızdaki araç birkaç saniyeliğine kayboldu. İkimiz de nefes nefeseydik. Sonra Arda yavaşça konuştu. “Bade…” dedi.
Sesi ilk kez gerçekten öfkeli çıkıyordu. “Sen bana her şeyi anlatmadın.” diye devam ettirdi.

  Arda’nın sesi arabanın içindeki havayı değiştirdi. “Sen bana her şeyi anlatmadın.”
Başımı ona çevirdim. Gözlerindeki ifade artık sadece endişe değildi. Bir şeyleri birleştirmeye çalışıyordu. Telefonumu sıkıca tuttum. “Ben de bilmiyorum çünkü.” dedim çaresizce. “Gerçekten bilmiyorum.”

  Arda birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra tekrar yola döndü. Sokaklar gittikçe tenhalaşıyordu. “Bu insanlar rastgele davranmıyor.” dedi. “Seni izliyorlar. Nereye gittiğini biliyorlar. Kiminle olduğunu biliyorlar.” Boğazım düğümlendi.
“Beni neden istesinler ki?”

  Bu soru havada kaldı. Çünkü ikimizin de cevabı yoktu. Arda derin bir nefes verdi. Sonra sanki bir karar vermiş gibi direksiyonu sola kırdı. “Nereye gidiyoruz?” dedim hemen. ”Eve.” Kaşlarım çatıldı. “Senin evine mi?” diye şaşkınca sordum. Nevin teyzeyi de özlemiştim. Başını hızlı bir şekilde salladı. “Babamla konuşacağım.”
Kalbim aniden sıkıştı. “Hayır.” dedim hızlıca. “Hayır Arda, polisi falan karıştırmak istemiyorum.”
“Babam polis değil.”dedi, umursamazca. “Fark etmez.”
Sesim düşündüğümden sert çıktı.
Arda bana baktı. “Bade.”
“Mesajı gördün.” dedim. “Polise gidersem anneme bir şey yaparlar.”dedim ve gözlerimi arabanın aynasına kitledim. Arda çenesini sıktı. “Peki hiçbir şey yapmadan mı bekleyeceğiz?” diye bana sordu. Cevap veremedim.
Çünkü korkuyordum. Hem annem için… hem de içimde büyüyen o his için. Sanki bu olay düşündüğümden daha büyük bir şeydi.

  Arda bir süre sessiz kaldı. Sonra daha sakin bir sesle konuştu. “ Babam savcı.”
Başımı ona doğru çevirdim. Nedense bu cümle bile ortamı ağırlaştırdı. “Çocukluğundan beri böyle olayların içinde büyüdüm ben.” dedi gözünü yoldan ayırmadan. “Birinin korkutulmaya çalıştığını anlayabiliyorum.”

Telefon ekranına baktım.

Yanındaki çocuk kim?

İçim ürperdi.

“Bu mesajları atan kişi seni panikletmek istiyor.” dedi Arda. “Ve işe yaradığını biliyor. Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Arda devam etti:

“Eğer gerçekten zarar vermek isteselerdi sadece izlediklerini söylemezlerdi.”

  Bu cümle beni rahatlatmadı. Tam tersine daha çok korkuttu.
“Yani oyun mu oynuyorlar?” dedim, kafamdaki soru işaretlerini
Arda cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü. “Bence seni bir yere çekmeye çalışıyorlar. Arabanın içi bir anda daha dar hissettirdi. Camdan dışarı baktım. Artık şehrin daha sakin taraflarındaydık. Büyük villaların olduğu, sessiz sokaklardan geçiyorduk. Bir anda Arda yavaşladı. Siyah araç artık görünmüyordu. Ama bu iyi hissettirmedi. Çünkü kaybolmaları… vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu.

  Arda büyük siyah demir kapının önünde durdu. Kapı otomatik şekilde açılırken istemsizce etrafa baktım. Ev değil gibiydi. Daha çok filmlerdeki büyük malikânelere benziyordu.
Bahçedeki ışıklar sarı tonluydu. Uzun ağaçların gölgeleri zemine düşüyordu.

  Arda arabayı içeri sürdü.
“İn.” dedi, sessizce. Yerimden kıpırdamadım.

Çünkü ilk kez gerçekten şunu düşündüm:

Ya yanlış kişiye güveniyorsam?
—————

Selam, canlarım biliyorum bölüm baya gecikti. Aslında bu kitabı tamamladım. Ama bölümleri düzenleyip gönderebilmem gerekiyor. O yüzden sıklıkla bölüm gelecek ve yorumlarınızı, beğenilerinizi esirgemeyin lütfen. Yeni bölümlerde görüşmek üzere :)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18