14. bölüm · Ses Yok

13. Bölüm

Betül Cemile

Üzerimde sevdiğim çocuğu başka bir kıza vermenin ağırlığı vardı. Ama belki de bu hikayede onların arasına giren kişi bendim. Ana karakterleri yakınlaştırmak amacıyla harcanan bir yan karakter misali.
Eren'in uyumasını beklerken düşüncelerim birbirine karışıyordu. Ayrıca bir kaç saat önce gördüğüm rüyayı daha önce de görmüş oldugumu hatirlamamla birlikte kafam aşure gibi olmuştu. O rüyayı ilk gördüğüm zamanı hatırlıyorum, Emre vardı. Unutmak mümkün mü?
Menessa ölmemişti. Emre ona kollarını sarabiliyordu. Efnan ve Akay yoktu ama Erenle aramızda olan şeyler yeni başlıyordu.
Kabus ya da rüya farketmez, onun yüzünden uykumda kıvranıyorum. O akşamki nöbet Emrede. Ses çıkarmayalım diye bekliyor. Sonra beni görüyor ve kıvranmama dayanamayıp uyandırıyor. Telefonunu çıkarıp soruyor,
"İyi misin?"
Hayır, değilim. Senin yokluğunda kimse bana bunu sormadı Emre.
"İyiyim, sadece garip bir rüyaydı." Diyorum mesajımla. "Anlatmak istersen burdayım." Diye cevap yazıyor bana. Senin yokluğunda kimse yanımda değil, Emre.
Herkesin uyuyor olduğunu görünce çantamı alıp ilerlemek için hazırlandım. Onları bu karanlığa ben sürükledim, aydınlığa çıkarmak da boynumun borcudur bu saatten sonra. (Yazarsan: Bu saatten sonraaaaa yansan ne oluurr-boylemiydi-)
İlerlemeden önce durdum. Çantamdan iki mum çıkardım.
Bir mum yaktım, Emre için.
Bir mum daha yaktım, Menessa için.
Ve son bir mum daha yaktım, sürüklendiğim karanlığa sürüklendiğim herkes için.
Hepsini yan yana koyduktan sonra eğilerek ilerlemeye başladım.

***
Kendi kabullenişimin üzerinden geçen saatler ve kapalı alanda kalmanın dar almışlığı beni çoktan basmaya başlamıştı. Neredeyse bir saattir yolu bilmeden bu boş havalandırmanın içinde ilerleyip duruyordum. Yanımdan geçen fareler yaşadığımız hiç bir şey kadar korkutucu olamayacağı için çok da umurumda olmuyordu. Yine arkadaşlarımı kurtarmanın zorunluluğu ile baş başa kalmıştım. Belki onları yalnız bırakmıştım ama kalkıp elin psikopatlarına karşı duralım diyen de bendim. En azından onlara bu umudu verirken bir kurtuluşu da borçluydum.

Merak ediyorum, biz ne yaptık da bunları yaşamaya mahkum edildik?

Yaşadığım hiç bir işkence güzel bir anı değildi. Kiminle olursa olsun. Bunları yaşamayı hiç birimiz hak etmiyorduk. Kimse etmezdi ki. Kim işkence dolu bir okulda yaşamaya mahkum edilecek kadar büyük bir günah işlemiş olabilirdi ki? Bizim günahımız neydi?

Ya gerçekten dünyanın sonuna doğmuşsak, ya da çoktan ölmüşsek ve haberimiz yok ise ? Haha. Komik olurdu ama şaka. Yani umarım.
Uzun bir yürüyüşün ardından küçük bir kapıya vardığımda afalladım. Havalandırma da kapının ne işi vardı? Küçük bile olsa.
Kapının üzerinde tanımadığım insanların isimleri kazılıydı. Kenarlarında ise o insanların bıraktığını düşündüğüm yazılar, notlar vardı. Dikkatimi çeken ve anı bulunduran bir sürü söz vardı;

“Sessizliğimiz güçsüzlüğümüz değil direnişimizdir.” Bu söz hoşuma gitmişti. Bir altına indim,
“Buradan çıkınca hamburger yemek istiyorum.(Beyza yemesin diye tüm dükkanlardakileri yiyeceğim.)” hemen altında bahsedilen kişiye ait olduğunu düşündüğüm bir söz vardı,
“Buradan çıkınca ilk işim Mert’i boğmak olacak, bu da burada kalsın!”
Hemen altında daha derin bir şey vardı, “ Eğer buradan çıkınca hepimiz aynı kişi olursak...hiç ayrılmayalım olur mu? Kaç yaşına gelirsek gelelim hep birlikte ve hep çocuk kalalım. Ruhu çocuk kalmaya çalışan ama büyümüş insanlar olalım.”
“Eğer buradan çıkarsak Zehra çıkma teklifimi kabul edecek!”
“Ben sapa sağlam çıkarsak düşünürüz dedim bir kere!”

Ve daha nice sözler... İtiraflar. Bir elimi tüm o yazıların üzerinden geçirdim. En alta geldiğimde yeni kazınmış bir yazı vardı.

“Biz başaralı yıllar oluyor ama siz burada değilsiniz. Biz başardık ama sonumuzun böyle olacağını bilseydim başarmamayı dilerdim. Ben kaçıncı tilkiyim hatırlamıyorum ama kurnazlık bitti.”

Kendilerine tilki mi diyorlardı? Çok hoş gelmişti. Ama ne yaşamışlardı da kurnazlık bitmişti. Yeni kazılan yazı eden yazılmıştı. Diğerlerine göre çok daha y n eni olduğu belliydi peki ama seslerin yasak olduğu bu okulda ses yapmadan bunları nasıl yazmışlardı?

Kapıyı açmadan önce ne ile karşılaşacağımı bilmediğim için bir delik açmayı düşündüm. Bunu nasıl yapacağımla ilgili en ufak fikrim yoktu, evet.
Etrafımda bir şey var mı diye bakmaya başladım ama hiç bir şey olamadığını görünce vazgeçtim. Duvara yaslanarak oturdum. Kapıdaki yazıları teker teker tekrar okudum. Artık bildiğim bir şey vardı,

İlk değildik. Kaçmaya çalışan ilk kişiler değildik.

Başkaları da vardı. Ve başarmışlardı. Bizde başarabiliriz bunu en net halimle biliyordum.

***

Efnan'ın yanında kıpırdanmasıyla gözlerini aralamıştı Akay. Efnan endişeli gözlerini etrafında gezdirirken aradığı kişiyi bulamamıştı. Gözlerini ovuşturmayı yeni bırakan ve artık tam anlamıyla uyanmış olan Akay sordu,

“Ne arıyorsun Efnan?”
“Alsema yok.”
“Erenle birliktedir?” diye saçma bir teori attı ortaya Akay. Uykunun yaptığı sersemlik hala üzerindeydi.
“Senin biricik kardeşinin Alsemanın gözlerinin hangi renk olduğundan bile haberi yok. Hastalıklı bir manyak o!”
“Woav! Sakin ol Kar tanesi. Kardeşim öyle biri değil ama Alsemayı buluruz şimdi şurada bir yerdedir”
“Akay gitmiş diyorum! O benim sığınabileceğim tek dalımdı ve şimdi o da yok.”
“Ben ne güne duruyorum Efnan? Ben neyim senin için? Sadece ağlamak için yaslandığın bir omuz mu? Eğer öyleyse buna da razıyım ama bana senin için yokmuşum gibi davranma.”
“Belki de benim için zaten yoksundur.” diye mırıldandı Efnan sebebini bilemediği bir kırgınlıkla. Güvenmiyordu belki de. Güvenmediyse neden omzunda ağlamıştı o zaman? Karmaşık bir zihni vardı ve bu zihinde doğru kararlar vermeye çalışmak hiç kolay değildi. Yapmayı en iyi bildiği şey insanları kendinden uzaklaştırmasıydı. Annesi gittiğinden ve onun gidişiyle babasının değişmesinden beri bildiği en iyi şey buydu. Uzak durmak uzun zamandır onun için en güvenli limandı ama Akay’ın hakkını yiyordu. Bunu belki de çok geç fark edecekti.

Efnan duymadığını sanmıştı ama Akay duymuştu. Onun için belki de hiç yoktu. Var olmamıştı. Efnan için o yoktu, o zaman başka birisi için var olmanın ne önemi vardı? Efnan için var olmadıktan sonra başkası için var olsaydı ne değişirdi. Hayır, Efnan içi yoksa belki de kimse için olmamalıydı.

“Herkesi uyandıralım da bulalım o zaman dayanabileceğin tek dalını.” Kırgındı sözler. Efnan’ın kalbine giren ağrı ilk defa hastalığından dolayı değildi.

***

Kendi düşüncelerime dalmışken yan tarafımdaki minik kapının açılmaya başlaması beni uyandırmıştı. Bir iki adım geri süründüm ani korkuyla. Sonra neden korktuğumu sorguladım bir an. Sahi ne zamandır onlardan korkuyordum?

Kapı açıldığında karşımda gördüğüm kişi beni çok şaşırtmamıştı. Efnan’ın babası karşımda kapıyı açmış olduğum yerden çıkmam için başıyla işaret etmişti. Fazla bir seçeneğim olmadığından dediğini yaptım. Havalandırmadan çıktığımda hissettiğim özgürlük fazlaydı. Dar bir alamdan kurtulmak iyi gelmişti.

Tekrar başıyla işaret ettiğinde bu sefer istediği şey oturmamdı. Bu sırada gözlerimi etrafta gezdirmeye başlamıştım. Beyaz duvarları vardı. Ve üzerinde asılı olan bir sürü fotoğraf. İçinde Efnan’ın babasının da bulunduğu bir grup arkadaş fotoğrafı ve daha fazlası. Efnan’ın küçüklüğü bile vardı. Bu adam gerçekte kimdi?

“Bu kadar direniş göstermenin bir nedeni olmalı. Neden yapıyorsun bunu?” Sorduğu soruyla kafamı ona çevirdim. Ben koltukta tam onun karşısında otururken o kamera bilgisayarlarının olduğu masaya yaslanmıştı. Üstü en son gördüğümüz haliyle aynıydı. Siyah bir takım elbise. Siyah bir kravat ve özenle düzeltilmiş saçları vardı.

“Susturulmak istemiyorum. Çok basit herkesi buradan çıkarmak istiyorum.”

“Dışarının güvenli olduğunu sana düşündüren nedir?” Bunu söylerken ceketini çıkartıp kenara bırakmış ve gömleğinin kol düğmelerini açıp kollarını sıvıyordu. Kollarını tekrar masaya yasladığında nedense yaptıklarını bir tehdit olarak algılamıştım. Hayır, korkmadım.

Onun gibi pozisyonumu değiştirerek bacak bacak üstüne attım. Kollarımı koltuğun kenarlarına yerleştirdim,

“Siz.” dedim sorusuna kendimden emin bir şekilde cevap verirken. Devam ettim, “Ailelerimizin yanına dönmemize izin verin.”
“Ya vermezsem?”
“Vermezseniz...ben kendim alırım ve eğer kendim alırsam burayı yakmadan, yıkmadan buradan çıkmam.”
“Bu bir tehdit mi?”
“Hayır. Olmaya zorladığınız kişiliğimin sonuçları.”

Kısa bir kahkaha attı eğleniyordu ama bakışları bir o kadar da keskin bakıyordu. Yine de dış görünüşünden bile zeki olduğunu söyleyebilirdim. Kahkahasından sonra kısa bir an düşünüyormuş gibi yaptı sonra, “Tamam. Çıkabilirsiniz. Ama şunu bil, geri döneceğinize bahse girerim.” dedi sırıtarak.

Hemen kabul etmesine şaşırsam da sonuç olarak söz ağızdan bir kere çıkardı. “ Bende geri dönmeyeceğimize bahse girerim.” dedim ayağa kalkıp elimi ona uzatırken.

“Kaybetmeye hazır olmalısın, Alsema.” dedi o da uzattığım eli sıkarken. Elimi çekip çıkış olduğunu düşündüğüm kapıya yönelirken konuştu tekrar, “Arkadaşların dışarda seni bekliyor.”

Kapının kolunu tuttuğumda kısa bir an yine odada gözümü gezdirdim. Sonra gözlerim onun gözleriyle kesişti, “Adınız neydi?”

“Murat.” ona başımı sallayıp çıkmadan önce son sözümü söyledim,

“Kaybetmeyeceğim.”
________________________________________________
AYAYYAYAYAYYAYA BOMBA GİBİ GERİ DONDUK DENİLEBİLİR YANİİİ
BİR SURU BİR SURU KAFA KARİSTİRİCİ OLAY VE VE VE BU DAHA SADECE BASLANGİC AYAYAYYAYAYA
her neyse sizce geri dönecekler mi donerseler neden bunu yapacaklar teorilerini lütfen yazın yorum okumak istiyorum 😭
Mandalina veya erik yemeyi unutmayın 😝
Sonraki bölümde gorusuruuz🐬