3. bölüm / 3
SERÇE SÖZÜ2. Bölüm | Kül Kalan
Bölümler 3Şu an: 2. Bölüm | Kül Kalan
- 1 𓅪569 kelime
- 2 1. Bölüm | İz Bırakan7.972 kelime
- 3 2. Bölüm | Kül Kalan9.711 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𓅪
"Karanlık karanlığı kovamaz; bunu
ancak ışık yapabilir." -Martin L. Kin
˚₊‧ ࣪˖ ⋆ ˚ 🌗 ˚ ⋆ ˖࣪ ‧₊˚
"Kar gibi çoğaldı korkularım
Örttü gençliğimin baharını
Muhtaç bıraktı beni güneşe
Ay'a aşık olduğumu bile bile."
-selestra
♪
Where Is Gone? - Fontaines D.C. & ROSALÍA
Lie To Me - Chris Isaak
This is Who I Am - Celeste
New Person, Same Old Mistakes - Tame Impala
Touching God - Daniel Caesar
2009/Ankara
Ankara'nın ayazı insanın yüzüne değil içine işler derler.
Gecesi ayrı olur Ankara'nın, şehrin ışıkları bir bir yanarken gece içine alır sokakları
Askeri lojmanın çocuk dolu sokakları yerini sessizliğe bırakırdı o gecelerde evde devam ederdi çocuklar oyunlarına
Her ev birbirinin aynısı, aynı renk duvarlar aynı renk pencereler...
her hikaye birbirinden farklı, ama aynı sona mahkum
Her pencere kenarında sessiz bekleyişler
Kimi Yârisini
Kimi Evladını
Kimi ise Evladı olduğu babasını
Demir kapının yanında bir bekçi dikilir her gece sigarasının ateşine sığınır sessiz nöbetinde
Ses hemen kesilmez gerçi
Bazen adım sesleri
Bazen çocukların oyunları
Tabak sesleri gelir yemek vakti
Kapıların çarpma sesi yankılanır bazen
Bazen de haberlerin sesi yankılanır televizyonlu odalarda
Çok az kahkaha olur o evlerde
Gözyaşlarının yuvasıdır o duvarlar
İşte o evlerden birinde yaşar Dağlı Ailesi...
bir Üsteğmenin dualarla emanet ettiği yuvası.
"Yeşil olan benim olsun mavi de senin olur mu?"
Kardeşinin sesiyle bakışlarını saatlerini harcayarak kurduğu oyun alanından ona çevirdi büyük ela gözler heyecanla ve ısrarla ondan cevap bekliyordu çekingen ama bir o kadar da asiydi hayır'ı cevap kabul etmeyeceğini ikisi de biliyordu
kumral saçlarını yine kestirmeyi reddetmişti halbuki önünü zor görüyordu daha dün sokakta koşarken önündeki taşı göremeyip takılarak yere düşmüştü şimdi kalıcı bir izle sol kaşındaki bandajıyla bir süre sokağa çıkamayacaktı ki bu sebeple abisini oyun için darlıyordu. Sonunun kavgayla bitmemesini ümit ederek sıkıntıyla ofladı Gökmen kardeşinin elindeki mavi ve yeşil arabalara baktı 10. Yaş doğum gününde mavi olanı babası hediye etmişti özellikle oğlunun gözlerinin renginde seçmişti Korhan da kıskanmış uzun süre ağladıktan sonra nihayet bir tane de kendisine aldırtmıştı
Gökmen hatırlardı o günü
Korhan hatırlamamayı seçti.
Babaları bir üsteğmendi
Ecevit Dağlı.
Bir görev dönüşü mahalledeki oyuncakçı dükkanında, dizlerinin üstüne çöküp küçük oğlunun gözlerine uzun uzun bakmıştı. Minik Alaz'ın gözleri ne maviydi ne yeşil, Elanın en güzel tonuydu karısının gözlerine benziyordu ve Ecevit'in en sevdiği manzaraydı
Sol gözünün altında minik bir ben vardı
Harelerinde de belirgin bir mavi leke, elalarına karışmış.
Gözleri küçük arabaların olduğu raflarda gezindi ama Korhanın gözlerine eşdeğer bir renk bulamadı
Sonra tekrar meraklı gözlerle onu izleyen oğluna çevirdi bakışlarını yerinde bile duramıyordu heyecandan
Sabırsızdı aynı babası gibi
Annesinin inadı vardı o ayrı
Hemen önünde duran yeşil arabalardan birini aldı tekrar oğlunun önünde eğildi
Gözlerini perdeleyen kumral saçları geriye itti özenle arabayı minik avuçlara bıraktı ve yumuşak bir gülümsemeyle ekledi:
"gözlerinin renginde bir araba bulmak imkansız ama yeşil yeşil bakıyorsun bugün."
Korhan onu duyamayacak kadar mutluydu ne dediğini de anlamamıştı. hayatının, babasını anlamaktan başka çaresinin olmayacağı o dönüm noktasına gelene kadar da asla neyi kastettiğini anlamayacaktı onun için şuan tek önemli olan bir an önce eve gidip saatlerce abisiyle oynamaktı
Hem yeşil yeşil bakmak ne demekti ki?
bakışlarını kardeşine çevirdi Gökmen. Korhanın gözleri hâlâ büyük bir umutla abisine bakıyordu ikisi de biliyordu ki oyuna arabaları değiş tokuş yaparak döndükten sadece birkaç dakika sonra Korhan fikrini değiştirecek ve tekrar arabasını geri isteyecekti. Gökmen iç çekerek kardeşinin küçük, kendisinin de abi olduğunu hatırlatarak arabaları değiştirmeyi kabul etti ve oyuna geri döndüler
Korhan sadece 10 dakika dayanabilmişti
Düne göre daha uzun sürdü diye düşündü Gökmen.
𓅪
"Sen onu toprağa verdin ama pistler hâlâ adını taşıyor."
Elimden kayıp ayaklarımın ucuna düşen biranın parçalanma sesini işittim önce artık çalmayan müzikten dolayı mıydı, yoksa kalbimdeki enkazdan geriye kalan son şeylerin kırılması mıydı kulaklarımı tırmalayan kestiremiyordum.
Sesler uğultuya, bakışlar boşluğa dönüştüğünde neyin içinde olduğumun ancak farkına varabilimiştim.
Görmezden gelirsem masumluğunu koruyabileceğim bir hayatım yoktu belki de hiç varolmamıştı
Artık yalanlar vardı.
Botlarımın üzerinde dökülen bira bir anda midemi inanılmaz derecede bulandırmıştı oysa dakikalar önce bu zehrin bana iyi geleceğinden emindim. Şimdiyse duyduklarımı sindirebilmeme yardımcı olabilecek hiçbir şey kalmamıştı
Etrafımdaki bakışları hissedebiliyordum çok fazla uğultu vardı duyamam sandım ama bazılarını duyabiliyordum.
"Gerçekten Mahirin kız kardeşi mi?"
"Gözleri aynı o."
"Baksana haline gerçekten de abisinin bir yarışçı olduğunu bilmiyormuş."
"Korhan bunları öğrenirse yaşanacakları düşünmek bile istemiyorum."
Kaşlarım istemsizce çatılırken son duyduğum cümleyle başımı kaldırdım. Kimden bahsettiklerine dair hiçbir fikrim yoktu o da mı abimin düşmanıydı? Bu kalabalığın şuan ne kadarı yanımdaydı? Ne kadar arkamdaydı?
Abimin benden sakındığı hayatında kimler ailesi olmuştu?
Yerdeki cam kırıklarını umursamadan parçaları ezerek önüme geçen Yamanı ve hemen yanında yer alan Cihangir'e tepki veremeyecek kadar afallamıştım. Gözlerim bir anlığına Lavine değdiğinde endişeli bakışlarının çoktan bende olduğunu farkettim. İşlerin kızışacağından emindi.
"Sen onu toprağa verdin ama pistler hâlâ adını taşıyor."
Kendi zihnim acımasızca aynı sözleri tekrar ederken etrafımda dönenlere kulak vermeye çalıştım. Lavin'in ellerini kollarımda hissettiğimde titrediğimin ancak farkına varıyordum halbuki hava asla soğuk değildi ama ben abimin mezarının başındaymışım gibi üşümüştüm.
Ölülerden değil dirilerden korkun ruhu bedenini terk edenin size bir zararı olmaz toprak altındakiler size zarar veremez derlerdi hep. Hakkım olmamasına rağmen kırılmıştım abime. Her an ona sormak istediğim sorular çoğalıyordu ve benim ona neden diyecek imkanım bile yoktu.
Onun yokluğu bir kez daha yüzüme vurulduğunda kalabalık silindi ve ben sırlarla kaplı bir şekilde olduğum yerde dikilmeye devam ettim. Tek kelime edemeden, hakkımı soramadan.
Aylarımı yüzeye çıkmak için uğraşan her duygumu bastırarak geçirdikten sonra tek bir şey beni yıkmaya yetmişti ve bu öyle dokunmuştu ki gururuma ufacık hissetmiştim kendimi bir anda
Bir o kadar da yabancı
Yaman karşımdakinin yakasına yapıştığında irkilerek kendime geldim ve olduğum yerden bir milim ayrılmadım her ne kadar Lavin oturmam konusunda ısrarcı olsa da.
Cihangir gerekirse müdahale etmek için hemen sağındaydı ama Yaman öfkeliydi, karşısındaki ise ifadesini bozmadan sadece yüzüne bakıyordu
"Korhan en son kırmadı mı senin çeneni? Susman için illa gebermen mi gerekiyor?" Dişlerini sıktığınu gördüm kendini zor tuttuğu her halinden belliydi "derdin ne?"
Yüzüne bir sırıtış yayıldı sarışın çocuğun, kışkırtmak içindi belki ama sahteydi. "Cevabını iyi bildiğin soruları soruyorsun yine Yaman." Yakasındaki elleri itip iki adım geriledi "vardır bi sebebi."
Abim bir yarışçıydı.
Ve görünüşe bakılırsa düşman edinecek kadar uzun bir süre bu pistlerde yarışmıştı.
Yamanın beni korumaya çalıştığı durumun sadece kışkırtıcı bir gülümsemeyle sırları ortaya döken ve bundan zevk alıyor gibi görünen sarışın olduğunu sanmıyordum.
Belki de daha büyük bir şeyden saklıyordu beni
Ya da niyeti o yöndeydi.
Cihangir'in Yamanın kolundan tutup geri çekmesini izledim o da gergindi ama işler daha da kızışmasın diye Yamanın aksine öfkesini kontrol altında tutabiliyordu
Yaman parmağını sallayarak dişlerini sıka sıka konuştu "Mehra'dan uzak duracaksın. empati yoksunu sözlerini de uzak tutacaksın. Yoksa Korhana bırakmam bu sefer çenen dahil tüm yüzünü ben kırarım" Ardından bahçe kapısını gösterdi. "siktir git buradan."
Onun öfkesiyle ölçüşecek herhangi bir tepki bekledim hatta bir an sarışın çocuğun gördüğü tehdite bu sefer gerçekten sinirle karşılık vereceğine inandım. Ama o dağılmış sarı saçlarını geriye itti ve sırıttı ardından kollarını açarak etrafını gösterdi "ortada bir kral yoksa soytarının sözü geçmez." Yamana işaret etti "bunu en iyi sen bilirsin."
Yaman fevriydi ama karşısındaki ondan daha sakin davranıyordu ve kesinlikle acımasızdı ağzından çıkan her söz iğneleyiciydi
Birini düşman edinmek için onu gerçekten iyi tanıyor olmanız gerekiyordu. Tanımadığınız birinden nefret etmek neredeyse imkansızdı. Çünkü nefret güçlü bir duyguydu. Ama kalp kırıklığında bazen Sevgi alt ederdi
Peki bir yabancıyı hangisi durdururdu?
Muhtemelen hiçbiri.
Şuan gözlerine baktığım yabancıda onu ele veren hiçbir duygu yoktu umursamıyormuş gibi davranıyordu ya da buna alışmıştı. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken tüm bunlara sebep olduğum için kendimden nefret ediyordum. Bu gece burada olmasaydım doğru sandığım hayatımla hayatıma devam edebilirdim.
Daha mutlu olur muydum?
Bilmiyorum, huzur ve mutluluk bizim yuvamıza uğramayı bırakalı çok oldu.
Cihangir öne doğru bir adım attı "Gerçekten bunu yapmak istiyor musun Sungur?" Sesi her şeye herkese rağmen yumuşaktı "Yaşanan onca şeye rağmen cidden Mahir mi?"
Sungur Alatlı.
Gözlerim bu sefer onun yüzünde durduğunda bir anlık bozguna uğradığını hissettim ya da ben öyle sandım. Cihangir'e bir adım da o attı "Konunun ne Mahir ne sen ne de Ateş olmadığının ne zaman farkına varacaksın?" başını yana doğru hafifçe eğdi "Hadi ama bu kadar da kör olamazsın."
Cihangir bir kaç saniyelik sessizliğin ardından konuştu "konu Korhan değil mi? Konu her zaman o'ydu her zaman da öyle olacak." Gözleri bir anlığına bana değdi "intikamını yanlış yerlerde arıyorsun Sungur." Tekrar ona döndü "bu kadarı yeterli."
"Ortada alınacak bir intikam kalmadı Cihangir. Korhan zaten dünyaya kayıp vermeye gelmiş. Külüne kül katmam eşit olmaz." geri çekildi "ama tamamen kaybolduğunu görene kadar durmayacağımdan emin olabilirsin." Gözleri etrafta gezindi "hepinizi aylar önce zaten şahit tuttum." Arkasını dönüp baskın adımlarla arabasına yöneldiği sırada Cihangir konuştu sesini sabit tutmaya çalışıyordu "Ne yaşadığının ve ne yaşandığının farkındayım ama şuan-
Sungurun adımlarının bir bıçak gibi kesilmesini ve daha o konuşmasını bitiremeden hışımla geri dönmesini izledim "Anlayabilir misin sahiden? Anlıyor musun Cihangir?"
Tam karşısında dikildiğinde boynundaki damarların öfkeyle kabardığı görülebiliyordu bu, bu gece gösterdiği ilk duyguydu her şeyi saklayabiliyordu ama acısına gücü yetmiyordu demekki. Cihangirle yüz yüze geldiğinde ağzından çıkan her söz bir diğerinden daha keskindi "Kardeş acısını, aile yokluğunu anlayabilir misin harbiden Cihangir?" Alayla güldü "çünkü bildiğim kadarıyla bırak acısını varlığını bile hissedebildiğin bir ailen yok, hiç olmadı."
Olduğum yerde kaskatı kesildim etrafımdaki mırıltılar çoğaldığında ve Yamanın öfkeli nefesini hissettiğimde tek düşünebildiğim Cihangirin kalbiydi. Çektiği beyaz bayrağa kan bulaşmıştı sanki ve ben görmek istemiyordum gözlerindeki o kırgınlığı çünkü biliyordum yüküme yük katacaktı bu.
Bencildim.
Cihangir sessiz kaldığında Sungur devam etti "Kimsesizliğin sana kazandırdığı bir şey varsa o da merhametindir. Ama bana acıyorsun değil mi?" artık sırıtmıyordu "sana bir şey söyleyeyim mi Cihangir? Herkes haketmez merhameti ben haketmediğim için acıyorsun bana bir intikam uğruna kendimi kaybettiğimi falan düşünüyorsun büyük ihtimalle." Omuz silkti "belki de haklısındır delirmişimdir kontrolü kaybetmişimdir."
Cihangir ifadesizliğini korurken Sungur kulağına fısıldamak için eğildi onu duyabilen bir tek bendim çünkü ben Cihangir'in arkasında dikilmeye devam ederken gözlerimin içine baka baka duyabileceğim şekilde konuşmuştu
"Sen benden daha iyi bilirsin kontrolünü kaybetmek nasıl bir histir insanı ne hale getirir."
Geri çekilirken gözlerini bir an olsun benden ayırmadı Cihangir kıpırdamadan olduğu yerde duruyordu dik duruyordu belki ama omuzları kırgın bir edayla adeta çökmüştü.
Önüme biri gölge düştüğünde Yamanın yumruk yaptığı eli görüş alanıma girdi. Bu son raddeydi ve biz çoktan aşılmaması gereken her sınırı görmüştük.
İki eli fevri bir hareketle tekrar Sungurun yakasını kavradığında bunun az önceki gibi sonuçlanmayacağından emindim. Kumral saçları hafifçe önünde düştüğünde çenesini kasılmıştı her şeye eyvallahı olabilirdi ama ailesine asla ve Yamanın kimliğinde ne bir anne babası vardı geçmişinde de bir kardeşi, onun için hep Abim ve Cihangir vardı ve Sungur az önce onun damarına basmıştı. Hiç düşünmeden.
Sıktığı dişlerinin ardından adeta tısladı "yapma dedim yaptın. Sus dedim susmadın Basma dedim bastın damarıma." Daha sıkı kavradı "şimdi kim elimden alabilir seni Alatlı?"
Sungurun gözleri kısıldığında dudaklarının kenarı alaycı bir gülüşle kıvrıldı "Söylesene Ateş, cesaretini toplaman için illa liderinizin gitmesi mi gerekti?" Başını yana yatırdı "yoksa soytarı her zamanki gibi kralın gölgesine mi sığınıyor?"
"Siktirtme bana şimdi soytarını kelime oyunlarınla nereye kadar delirteceksin beni? Yer miyim ben senin bu umursamaz tavırlarını?." Bakışları sertleşti "ben soytarısıysam Korhanın, senin bu sarayda yerin bile olmaz." Yakasındaki ellerden kurtulmak için en ufak harekette bile bulunmadı Sungur sadece onu dinlemeye devam etti
Dilini damağına bir kaç kez vurarak başını iki yana salladı Sungur "Yaman..Yaman.. ne vefasız adamsın eski günleri ne çabuk unuttun."
"Vefa mı bıraktın lan piç kurusu! Hangi yüzle gelip eski günlerden bahsedebiliyorsun?."
Cihangir "Bu kadarı yeter" diyerek işler kızışmadan ikisini ayırdığında Yaman bu sefer karşı koymadı delici bakışlarını bir an olsun Sungurdan çekmezken Cihangirin onu uzaklaştırmasına izin verdi.
Bu da Yamanın merhametiydi.
Toplanması gereken o değil, Cihangir'di çünkü.
Sungur bir kaç adım gerileyip Yamanın yumruklarından dolayı kırışan yakasını düzeltirken ben hiç kimseye değil Cihangir'e baktım. Sessizdi Yamanı sakinleştirmye çalışıyordu ama düşmüş omuzları ve kırgın yüzüne bakarken bildiğim tek şey şuan onun birine ihtiyaç duyuşuydu.
Onu en yaralı olduğu yerden vurmuştu.
Ve sanırım haksızdım
İnsan tanımadığından nefret edebilirmiş.
Hem de tüm benliğiyle.
Geçmişim önemsiz bir çöp gibi yüzüme vurulduğunda sessiz kaldım. Abimin sırrını bir yabancıdan öğrendiğimde sessiz kaldım ama ona yapılana sessiz kalamadım.
Cihangirin arkasından çıkıp Sungurun tam karşısında dikildiğimde dakikalar önceki şokun ve donukluğumun yerini bambaşka bir his aldı
Öfke.
"Öfkeni atmak için genelde hep insanların huzurunu mu alırsın?"
Sungurun kaşları çatıldığında şaşırmıştı dakikalardır dönen oyunda sanki sahnede ben değilmişim gibi seyirci kalmıştım yaşanan her şeye ve söylenen her söze.
"Demek konuşabiliyorsun tüm gece sessiz kalacaksın sanmıştım." botlarımı işaret etti "bari birayı dökmeseydin yazık oldu." alay dolu sözlerini görmezden gelerek tekrar konuştum joker gibiydi ne yapacağını veya ne söyleyeceğini asla kestiremiyordum.
"Sen böyle her canın yandığında acımasız mı olursun?"
Kalabalığın uğultusunu Yamanın arkamda boğazını temizlemesini ve Lavin'in nefesinin altından "acıttı." diyişini işittiğimde bile gözlerimi bir an olsun ondan ayırmamıştım. Bir yabancıyla hesaplaşıyordum neyin hesaplaşması olduğunu bilmememe rağmen. Ve tetikleyen de yine bir başkasının zulmü olmuştu.
Yaş 8, okulda itildiğim için susmuştum.
Yaş 13 annemle babam yine kavga ederken beni almayı unuttukları için abim gelene kadar okul bahçesinde ağlamıştım.
Yaş 16 metroda uğradığım sözlü tacize susmuştum.
Yaş 19 kilo aldığım için uğradığım zorbalığa susmuştum.
Ben her zaman kendi kurtarıcım olmayı reddedip başkalarına deva olmayı seçtim.
Yoksa yüreğim susmuyordu.
Sungurun gözlerinde bir hız treni gibi geçen duygular ben isim bile veremeden geçip gitmişti benden bunu bekliyor muydu yoksa sınırlarımı zorlamak hoşuna mı gidiyordu bilmiyordum. Ellerini sakince ceplerine yerleştirirken gözlerini bir an olsun benden ayırmadı
"Acımasızlaşmak.." omuz silkti "Sessiz kalmaktan iyidir." Bana doğru bir adım attı
"Bak sen beni tanımadan acımasız biri olduğumun kanısına varabilmişsin." Tam karşımda durup ifadesizliğine devam etti oysa sesinde alaydan başka bir şey yoktu. "Ben de seni tanımıyorum ama seni biliyorum." Başını bana doğru eğdiğinde bir an olsun gözlerini ayırmamıştı ve ben onun kadar sağlam bir göz teması kurabildiğimden emin değildim. "Şu sessizliğin ardında yatan öfkeyi görmek için sabırsızlanıyorum."
"Ve buna sebep olabilmeyi de."
Gülerek geri çekildi "kişisel algılama benim hesabım başkasıyla." duraksadı "belki senin hesabın da bir başkasıyladır." tırnaklarımı avuçlarıma bastırdım "Neden ben? Neden abim? Madem hesabın benimle değil neden benim bile haberimin olmadığı sırlarla ilgileniyorsun?" çenesini yukarı kaldırdı kolay ifadesini değiştirebiliyordu, ürkütücüydü bir noktada.
"Çünkü yolumdasın."
"Ama nasıl?"
"Bir şekilde haberin bile olmadan bir şeyleri engelliyorsun."
"Seni tanımıyorum bile senin için nasıl bir engel olabilirim?"
"Buradasın."
Kaşlarım çatıldı
"Ne demek bu şimdi?"
"Bugün buradasın yarın da burada olacaksın. Her şey açığa çıkıp tüm bunlar bitene kadar da buraya gelmeye devam edeceksin ve işin belki de seni en çok tüketecek yanı ne olacak biliyor musun?" Gülümsedi "Asla bitmeyecek."
"Sen değil, yuva senden gidene kadar buralardaki arayışına devam edeceksin ne aradığını bilmeden."
Ellerim titremeye başladı
"Açık konuş."
"Zamanı gelince şuan benimle hesaplaştığın gibi tanımadığın başkalarıyla da karşı karşıya geleceksin Mehra." Bir adım geriledi "Ve o zaman şuanki acımasızlığımı daha iyi anlayacağından eminim." Duraksadı "ama sen benden daha iyi bir insansın. Eminim benim kadar kötü birine dönüşmezsin." Dudakları ince bir çizgi halini aldı "Abin de öyleydi."
Bir şey söylemek için dudaklarımı araladım ama hiçbir şey söyleyemedim. Arkasını dönüp gitmesini izledim öylece. Ya aklım her tehlikede beni korumak istercesine algılarımı kapatıyordu ya da o sandığımdan daha gizemli biriydi. Onun gidişiyle Lavin koşarak yanıma geldi "nerede müdahele edeceğimi şaşırdım kim bu çocuk seninle derdi ne Mehra?" Başımı iki yana salladım "bilmiyorum." Yaman ve Cihangir'e baktım "Ama öğreneceğim."
Sungur arabasına doğru ilerlerken kalabalık bir bir yolunu açtı elini bile kaldırmamıştı. Son kez dönüp bakmamıştı ve son sözlerinde yüzünde alay yoktu uyarı mıydı yoksa bir şeylerin habercisi miydi ağzından çıkanlar bilmiyordum. Eğer bu bir kabus olsaydı, uyandığımda bir daha uyumamak için her şeyimi verirdim.
Lavine döndüm "Neyin içindeyim ben?" Sesim çaresiz ve zayıf çıkmıştı ondan çok kendime yönelttiğim bir soruydu. Cevabının ise şuan burada bulunan kimsede olmadığından emindim.
"Seni buraya asla getirmemeliydim hatta kendim de gelmemeliydim Allah kahretsin ya." Başımı iki yana sallayarak susturdum onu. "Sakın kendini suçlama şuan buradayım çünkü burada olmam gerekiyordu." Göz ucuyla Sungura baktım "O haklı, bir süre daha buralarda olacağım sanırım."
"Aklının ucundan bile geçirme Mehra."
Yamanın sesiyle ikimizin de bakışları ona döndü yanında Cihangir'le zeminde yankılanan baskın ve öfkeli adımlarıyla yanımıza geliyorlardı. Şuan ikisine karşı ne hissettiğimi bilmiyordum. Benden bir şeyler saklamışlardı hayır, benden her şeyi saklamışlardı.
"Ne demek bu şimdi Yaman?"
"Bu buraya son kez gelişiniz olacak demek."
Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı "buna sen mi karar veriyorsun? Gizlediğiniz onca şeyden sonra?"
Sabrını sınamışım gibi ellerini saçlarına geçirdi "Bunları senden gizlemeyi Mehra ben değil abin istedi nedenini sana açıklayamam çünkü bilmiyorum."
"Abimin sırrını bir yabancıdan öğrenmem daha mı iyi oldu yani!"
Derin bir nefes aldı "Bak haklısın ama bunları sana anlatmak benim hakkım değil. Gördünüz neler olduğunu ikinizi de daha fazla burada tutmamam." Bu sefer Lavin konuştuğunda yanlarından uzaklaştım sakinleşmem gerekiyordu başım ağrımaya başlamıştı. "Bırak şu koruma çabalarını da ne döndüğünü anlat Yaman. Beni buraya davet eden sensin şimdi kovuyor musun?"
Yanlarından uzaklaştığımda Cihangirin bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Müzik tekrar çalmaya başlamıştı herkes hiçbir şey yaşanmamış gibi eğlencesine devam ediyordu Lavin de hesap sormaya devam etti. Göz ucuyla ikisine baktığımda yaşlı bir evli çift gibi tartışıyorlardı Lavin inatçı çenesini kaldırmış hiç durmadan konuşuyordu Yaman ise boy farkları nedeniyle ona doğru eğilmiş yalvarır gibi sabırla konuşmaya çalışıyordu oysa aralarında kıvılcım çıksa hepimizi yakacak kadar öfke vardı.
Gözlerimi manzaraya çevirdim başka türlü nasıl başa çıkabilirdim kafamdaki seslerle bilmiyordum. Gelen bildirim sesiyle cebimden telefonumu çıkardım gelen mesajın annemden ya da okul grubundan olmasını beklerken gözlerimin önüne serilen mesaj bilinmeyen bir numaradandı. Kaşlarım şüpheyle çatılırken mesajı açtım
Bilinmeyen Numara:
Serçe konmuş bir dala yuva dileğiyle,
Doldurmuş ağzını çalıyla büyük bir hevesle.
Kurmuş evini bir yabancının yurduna,
İnanmış yalanlarına.
Kış gelince kalmış dışarıda,
Düşmüş kurdun inine,
Umutlarını yitirircesine.
Söylesene minik serçe,
Kim daha merhametlidir acize?
Kurt mudur sığındığı,
Yoksa yabancı mıdır yalanlarla beslediği?
Olduğum yerde donakaldım. Başımı kaldırıp sanki tanımam imkanlıymış gibi etrafıma bakarken gözlerim her bir yüzde gezinmeye başladı. Herkes normal görünüyordu en sonunda Sungura baktığımda onun zaten bana baktığını gördüm. Yüzümde her ne gördüyse kaşları çatıldı ve gözleri bir anlığına telefonuma inip sonra tekrar gözlerime çıktı.
Her nedense onun olabileceği düşüncesi bir türlü aklıma uğramıyordu.
Tekrar sohbete girip cevap yazıp yazmamak arasında kaldım belki yanlışlıkla bana gönderilmişti ya da birileri benimle uğraşıyordu. Ama bunun kasıtlı olduğuna inancım daha ağır basıyordu.
Numarayı engellemedim, sohbeti silmedim sakince telefonu cebime geri bıraktım içimden bir ses bunun devamının geleceğini söylüyordu.
Müzik sesi bir anda kesilirken yerini mikrofonun tiz sesi ve ardından da yarışın sunucusu olduğunu tahmin ettiğim lacivert saçlı çocuğun sesi doldurdu.
"Tatsız olayları geride bıraktığımıza göre umarım yarış için hazırsınızdır millet!"
Kabarık saçlarını laciverte boyamıştı üstünde yine lacivert bir tişört ve altında siyah kargo pantolonları vardı ayaklarındaki lacivert converse ve siyah kapüşonlusuyla uyum içindeydi ekipmanlarından lacivert olanlar bile vardı demekki o kadar sadıktı en sevdiği renge.
Kalabalıktan alkış ve ıslık sesleri yükseldiğinde her şey geride bırakılmış gecenin asıl olayı için herkes hazırda bekliyordu
"Umarım bahislerinizi oynamışsınızdır bu gece kaybedenlerden çok kazananlar olacak gibi görünüyor!"
Bakışlarım yarış pistine doğru kaydığında Sunguru ve diğer 2 yarışçının arabalarına doğru yürüdüklerini gördüm. Sadece 3 yarışçı vardı ama 4 tane araba vardı. En soldaki araba simsiyahtı diğerlerinin üzerinde bariz motifler varken onda hiçbir şey yoktu geceden daha karanlıktı rengi ve gördüğüm en güzel arabaydı. Gözlerim farkında olmadan diğer yarışçıyı aramaya başladığında yarışçılar çoktan yerini almıştı diğer herkes anlamsız bakışlarla son yarışçının kim olduğunu görmeye çalışırken ne ara dışarı çıktığını anlamadığım Cihangirin kapıdan içeri girip Yaman ve Lavin'in yanına geri döndüğünü gördüm. Adımları hızlıydı bir haberci gibi kulağına bir şeyler söyleyip geri çekildi
Yamanın yüzünde oluşan gülümsemeyi gördüm önce.
Sonra da yankılanan motor sesini.
Diğer herkes gibi bakışlarım karayola yöneldiğinde herkes korkuluklara koştu başımı aşağıya doğru eğdim kulaklarıma yeniden müzik sesi dolduğunda bu sefer çalan DJ değildi. Önce uzaktan son ses çalan AC/DC'nin Highway to Hell şarkısı pistte yankılandı ardından da görüş alanına iki küçük ışık belirdi ardından da son hızda karanlığı ikiye bölercesine gelen bir motosiklet.
Siyah.
İlk gözüme çarpan buydu. Tekerleri bir blur gibi geçip giderken çıkardığı her ses sanki havada asılı kalıyordu çalan şarkıya kalabalığın alkış ve ıslık sesleri eklenirken sürücüsüne çevirdim bakışlarımı, simsiyah kaskının ardında nasıl bir kişilik vardı bilmiyordum ama altındaki motoru bir oyuncakmış gibi kullanacak kadar usta biri gibi görünüyordu. Geçtiği her yolu ezberebiliyormuş gibi ilerleyerek piste doğru ilerledi. Asfaltta bıraktığı izlerin çıkardığı her ses geceye işlenirken hiç zorlanmadan yavaşlayarak motorunu durdurdu.
Sungurun tam önünde.
Herkes sessizce ve heyecanla beklerken Sungur herkesin aksine bıkkın bir ifadeyle ona bakmaya başladı. Sürücünün yavaşça motorundan inmesini izledim. Ben kendimi renklerden kaçan biri zannederken ona renkler hiç uğramamıştı sanki çünkü baştan aşağı simsiyahtı botları, pantolonu üzerindeki yarışçı ceketi ve içindeki tişörtü.
Tam karşısında dikildiğinde parmakları kaskının tokasını buldu ve usulca onu başından çıkardı.
Kalabalık kulaklarımı sağır edercesine heyecanla bağırıp ıslıklar çalarken yanımdaki kızın çığlığıyla yüzümü buruşturdum. Müzik hâlâ çalıyordu motor hâlâ çalışıyordu ama sanki zaman durmuştu. Olduğum yere çakılmıştım sanki başka yere bakamıyordum.
Çabasız havalıydı
Göz ucuyla Yamana ve Cihangir'e baktığımda ikisinin de yüzünde rahat bir gülümseme vardı keyifleri yerine gelmişti bir şekilde sonra Lavini gördüm en az benim kadar şaşkın, en az benim kadar yolunu kaybetmiş.
Pist girişine yakın olan iki kızdan birinin diğerinin kolunu sıkıca tutup sarsmasını izledim herkes ama herkes gözlerine inanmaz gibi ona bakıyordu.
"Lan harbi gelmiş!"
"Bi yere kaybolma bahsimi değiştirmeye gidiyorum Alakurt varken bu pistte başka kazanan olmaz."
Alakurt.
Onu görünce Sungurun duruşunu dikleştirdiğini gördüm korkudan, saygıdan veya başka bir şeyden değildi bu, vücut dili adeta kin ve nefret kusuyordu. Dakikalar önce Yaman'a ciddiyetten uzak alayla konuşan gitmişti de bambaşka biri gelmişti sanki.
Herkesin aksine o asla etkilenmişse benzemiyordu ve bu da onun kim olduğuna dair olan tahminlerimi kuvvetleştiriyordu. Sungur kollarını göğsünde birleştirdiğinde bakışlarımı karşısındakine çevirdim.
Saçları kısacıktı bir asker gibi görünüyordu ve öyle de duruyordu. gençti muhtemelen Yamanlarla aynı yaşlardaydı ama duruşunda eşsiz bir heybet vardı.
Gözlerinin rengini ayırt edemeyecek kadar uzaktaydım ama sol kaşındaki belirgin dikiş izini görebiliyordum. Diğerlerinin aksine görünürde bir dövmesi yoktu.
Gözlerini Sungurdan ayırmadan elini uzatıp motoru durdurdu ve müzikle beraber kalabalığın da sesi kesildi.
Sungur başıyla motoru işaret etti "Güzel şovdu özlemişsindir." Gözlerini kıstı kalbindeki kin ve aklındaki sarkazm ses tonuna yansımıştı "gözümüz yollarda kalmıştı."
Yabancı elindeki kaskı motorun koltuğuna bırakırken yüzünde en ufak bir ifade yoktu onu baştan aşağı göz ucuyla süzdü ve bir anlığına Yamanlara baktıktan sonra asi bakışlarını tekrar Sungurun öfke dolu gözlerine dikti dudakları aralandığında ben dahil herkes nefesini tutuyordu sanki
"Sungur Alatlı, seni son gördüğümde daha az konuşuyordun."
Sungurun çenesi kasıldığında başını daha da dik tuttu bakışlarım yumruk yaptığı ellerine indiğinde bunun Yamanla arasındakinden çok daha büyük bir şey olduğunu anladım o maskesini geri taktığında dudaklarına sahte bir gülüş eklemeyi de unutmamıştı
Yanılmıyorsam karşısındaki Korhan olmalıydı
Sungurun çenesini kıran.
"Alakurt yuvaya dönmüş." dedi Sungur "Toparlanmanın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmeliydim" dişlerini sıktı "Kardeş acısı ağırdır bilirsin."
Kardeşini mi kaybetmişti?
Korhan beklenilenin aksine sakindi "Ölümle kumar oynanmaz Alatlı o masadan kayıpla kalkan tek kişi sen değilsin." Yarış arabalarının olduğu yöne doğru baktı "son kişi de olmayacaksın."
Bu sözler birer hatırlatma gibiydi amacı ezmek değildi belki ama Sunguru bozguna uğratmıştı. İşin garibi Sungur şaşırmış değildi sadece dinliyordu
"Kartları hep elinde tutanın sen olduğunu unutmuşum."
Başını hafifçe ona doğru eğdi Korhan
"Unuttuğun çok şey var."
"Hatırlatmak için mi buradasın yoksa yine saklanmak için kendine bahane mi arıyorsun Alakurt?"
Korhan ifadesizliğini korumaya devam etti
"Geçen zaman sana hiçbir şeyi kaybettirmemiş anlaşılan Alatlı."
Omuz silkti Sungur
"Kayıpların adamı sensin seni geçmek imkansız."
Göz ucuyla piste baktı Korhan
"Ama sen hâlâ beni geçmeye çalışıyorsun bak, ikimiz de aynı kalmışız."
Ortamı bir sessizlik kaplarken diğer herkes gibi onları izlemeye devam ettim
"Eğleniyor musun peki?"
"Hiç olmadığım kadar."
"Beni hiç özlememiş gibisin."
Gözleri kısıldı Sungurun
"Sen geldikten sonra neşem arttı arayı bu kadar açma gözümüz yollarda kalıyor sonra."
Korhan başıyla simsiyah olan arabayı işaret etti
"Ben hep yollardayım."
Göz ucuyla bile bana bakmadan yanımdan geçip gittiğinde burnuma öyle bir koku doldu ki zihnimi o geceye götürdü ve daha fazla sarsılamayacağımı düşünürken beni yerle bir etti
Bir parfüm insana hem huzuru hem korkuyu hissettirebilir miydi?
Ben hissetmiştim.
Peki bir yabancı bana kendi kabusumu hatırlatabilir miydi?
Ben hatırlamıştım.
Başlangıç çizgisinin en solunda bulunan simsiyah arabaya doğru yürüyüp gidişini izledim. Sürücü kapısını açıp Sungura döndü "pistler kolay kolay unutmaz." belki de yarım saattir bu kaosu izleyen herkesi es geçti bakışları ses sisteminin olduğu yere baktı ve eliyle yaptığı tek bir işaretle müzik tekrar çalmaya başladı
Livin' On a Prayer - Bon Jovi ♪
Diğer yarışçılar da yerlerini aldıklarında bakışlarım Sunguru buldu yanına gelen ve arkadaşı olduğunu düşündüğüm iki kişiyle kısaca konuştuktan sonra o da arabasına doğru yürümeye başladı gerginliği her halinden belliydi o gizlediğini düşünüyordu
Sonra bakışlarımı Yamana çevirdim Korhanın peşinden gitmişti Lavin de Cihangirle beraber yanıma geliyordu.
"Şu lanet pistte ordan oraya gitmekten başım döndü Mehra başka giriş yapmak isteyen varsa hemen yapsın."
Her şeye rağmen gözlerimi devirdim
Cihangir'e baktığımda elini ensesine atıp stresli bir şekilde güldü "beklenmedik bir geceydi bunları yaşadığın için üzgünüm." başımı salladım "kimsenin suçu değildi anlaşılan burada olmaması gereken bendim."
Arabaların ortasına geçen esmer bir kıza takıldı gözüm ve elindeki bayrağa ardından Korhana ve bu gece ilk defa kesişti gözlerimiz.
Tanıdık gelen tek şey gözleriydi kaşlarım kafa karışıklığı ve şüpheyle çatılırken nereden bu kadar tanıdık geldiğini anlamaya çalışıyordum ve o sanki bunu anlamış gibi çekti bakışlarını gözlerimden
Başım ağrımaya başlamıştı zaten şuana kadar iyi bile sabretmiştim.
Yanıma ağrı kesicilerimden almamıştım ve bunu farkettiğimde sessiz bir isyan savruldu dudaklarımdan
Acıyı silemezdim.
Ben de uyuşturmaya karar verdim.
Yanımızdan bir tepsi içkiyle geçen birini durdurup iki bardak aldım içindekinin ne olduğuyla ilgilenmiyordum şuan tek ihtiyacım ağrıyı hissedemeyecek ve yaşananları düşünemeyecek kadar sarhoş olmaktı.
Bardağımdan uzun bir yudum alırken bizimkileri takip ederek yarışı daha iyi izleyebileceğimiz yere doğru yürümeye başladım
Daha yüksekçe bir yere çıktığımızda buranın tüm yarış pistini görebildiğini farkettim yolların geneli keskin virajlar içeriyordu ancak İstanbul'un trafiğine karışmıyordu ve bu yüzden bu kadar rahat olabildiklerini düşündüm işin içine polis girmiyordu. Cesur yudumlarla içkimden içmeye devam ettim ve yarış pistine çevirdim bakışlarımı arabaların önünde tam ortalarında yer alan esmer kıza baktım üstünde kısa bir şort ve askılısı vardı güzeldi, fazlasıyla güzeldi.
Kız bayrağı sallamaya başlayınca ıslıklar ve alkışlar koptu
Yaman birkaç şey daha söyleyip Korhanın yanından ayrılıp bize doğru yürümeye başladı ve hep beraber yarışın başlamasını beklemeye başladık hâlâ neden burada olduğumu bilmiyordum ama bir şekilde bu gecenin sonunu görmek istiyordum.
Yaman Lavinin yanında yerini aldığında usulca bir kolunu omzuna doladı Lavin her ne kadar inatla iteklese de vazgeçecek gibi durmuyordu.
Onu anlıyordum bu gece ben neye şahit olduysam aynısına o da şahit olmuştu bu yüzden Yamana öfkeliydi çünkü her şey bir yana benim canımın yanmasına da şahit olmuştu.
Sonunda pes edip ona izin verdiğinde kollarını göğsünde topladı asla Yamana bakmıyordu inadı ağırdı. Yaman buna da razı bir halde daha da sokuldu ona saçlarına minik bir öpücük bıraktığında Lavin'in içten içe eridiğinden emindim.
Tekrar piste baktığımda gözlerim esmer kıza takıldı Arabaların tam ortasında elindeki bayrağı olabilecek en çekici şekilde sallıyordu tüm gözler üstündeydi o ise sadece Korhana bakıyordu. Belki de sevgilisiydi ama o halde Korhan neden ona bakmıyordu?
Biraz yaklaşıp açık camdan içeriye doğru baktığımda dikiz aynasının altına asılmış küçük yeşil oyuncak bir arabayı izlediğini gördüm. Daha net görmem imkansızdı ben de daha fazla zorlamadım.
"Bana onun kim olduğunu ne zaman söylemeyi planlıyorsunuz?"
Sorum Cihangire yönetilmişti çünkü dakikalardır sessizliğini koruyarak beni izliyordu. Bir süre daha sustu olduğu yerde rahatsızca kıpırdadıktan sonra bir bacağını sallamaya başladığını farkettim streslenince yaptığı bir hareketti belki bilmiyorum ya da biliyordum da bunu da unutmuştum. Belki de hiç dikkat etmemiştim.
Başımı sallayarak beni ele geçiren düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım. Şuan kayıtsızlığıma karşı suçluluk hissetmenin ne yeri ne de zamanıydı.
"Keşke her şey elimde olsa da aklında tek bir soru işareti bırakmasam Mehra."
Cihangirin çaresiz sözleri birer ok gibi kalbime saplanırken ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim boşluğa düştü düşüncelerim de peşinden. Onun için yapabileceğim bir şey yoktu, onun da benim için. Birimiz ailesini kaybetmişti birinin ailesi hiç varolmamıştı. Hangisi daha çok can yakardı? Sahip olduğun bir şeyi kaybetmek mi yoksa varlığını hiç hissetmediğin bir şeye hasret duymak mı? Cevabım yoktu zaten çaresizliğe ne cevap olmuştu? Ben çaresiz hissettiğim her anımda sessizliğime sığınırdım. Hislerimi gizler çekilirdim köşeme oysa Cihangir hiç öyle biri olmamıştı o saklayamazdı ona güçlü görünmeyi öğretmemişlerdi güçlü olmayı da kendi başına öğrenmişti, yalnız. Her şeye sahipken hiçbir şeyim kalmamış gibi hissettiğim için de bencil diyip duruyordum kendime bir çeşit cezaydı.
"Keşke gücüm olsa da sorabilsem hesabımı Cihangir." Sesim kırgındı "Keşke, keşkelerle harcamaktansa ömrümü, abimin nefesine feda edebilseydim. Belki böylelikle uyandığım her gün, aynaya baktığım her an toprağa ait olan bedenin aslında benimki olduğu gerçeğiyle yüzleşmezdim."
"Mehra."
"Yaşatıldığım hayata ve alıştırıldığım yalanlara baksana her biri sınamak için varolmuş sanki."
"Mehra." Tekrar denedi ama ben duymuyordum gözlerim tek bir noktaya kitlenmiş dudaklarımdan firar eden hiçbir sözü geri çekmek için uğraşmıyordum. Gözlerim bir anlığına elimdeki bitmiş içki bardağına indiğinde ancak anlıyordum ne yaptığımı.
Sarhoş oluyordum.
Acımı uyuşturmak için içtiğim her yudum aslında bir başka düğümün iplerini çözüyordu ve ben bunu durdurmak için hiçbir harekette bulunmuyordum.
Gözlerim çaresizce etrafta bir başka bardak aramaya başladığında Cihangir kolumu tuttu "yeter." gitmeye yeltendiğimde tutuşu sıkılaştı canımı acıtmıyordu o hiçbir zaman acıtmıyordu "Yalvarırım dur Mehra. Konuş, susma hiç susma bize bağır en son ne zaman ağladın bilmiyorum ama iyi gelecekse ağla yeter ki içme şunu."
Birbirimize hep kardeş olmuştuk ama sanki şuan abimi dinliyordum.
Yavaşça kolumu ondan kurtardığımda gözlerim yüzüne bakmaktan kaçınıyordu. Bu gece bu kadar suçluluk duygusu yeterliydi. Yine de cevapsız bırakmadım onu
"Bu son." diye geveledim inandırıcı gelip gelmemesini umursayamadım. Bir bardak içkiye bir şekilde ulaştığımda ne kadar çabuk bardağın dibine ulaştığıma şaşırmıştım. Ben daha çok batmıştım o dibe. Sarsak olmadığına kendimi inandırdığım adımlarla tekrar yanlarına döndüğümde sadece yarışı izlmeye başladım. Lavin'in bir şeyler dediğini duyuyordum ve hepsine başımı sallıyordum algılarımı kapatmış sanki çok ilgi çekiciymiş gibi araba yarışı izliyordum.
Sen yarış sevmezsin ki Mehra?
Sen içmeyi de sevmezdin İzel.
Sessizlik.
Gözlerim tekrar o kıza kaydığında bayrağı kaldırmasını izledim. Hiçbir zaman bu kadar güzel olamayacağımın bilinci içime oturmuştu ama asıl canıma dokunan hiçbir zaman güzel hissetmeyecek olmamdı ve bu daha acınasıydı. Kesinlikle zayıflık değildi elimde olan bir şey de değildi. Kendini kıyaslamak. Kıyaslanmak. Hangisi daha kötüydü? İnsanın kendine yaptığı mı? Yoksa yapılana şahit olmak mı sürekli ve sürekli.
Evet güzeldi güzel olduğunun farkındaydı dikkat çekiciydi etrafındaki onca erkeğe rağmen gözleri hep ona dönüyordu. Onun gözleri de hep aynı yere. Hayat size güzel olmadıktan sonra güzelliğin gözünüzde hiç bir önemi kalmıyordu demekki.
En azından güzel olsaydım diye düşündüm ve güldüm buna.
Harika, şimdi de kendimi bir yabancıyla kıyaslıyordum.
Elimdeki bardak boşaldığında gördüğüm ilk köşeye bıraktım. Korkuluklara dirseğimi yaslanırken yanağımı da avucuma yasladım. Yorgundum ağrıyı artık hissetmiyordum sesler kesilmişti anılar gözlerimin önündeki danslarına son vermiş kafamdaki ölüler acımalarına son vermişti. Artık sadece ben vardım kafamın içinde. Ben ve yalanlarım. Başımı kaldırıp tepeden parlayan ay'a baktığımda o bile çekilmişti bulutların ardında. Geceye sebep olduktan sonra saklanmaya mı çalışıyordu? Oysa Güneş her gün doğardı bulutlar hep hareket ederdi ve hiçbir şey gizli kalmazdı o bile.
Amaç farklıydı sonuç hep aynıydı.
Herkes aynı yolu takip ederdi.
Lavinin "başlıyor" diyişini işittim, kalabalığın sesi yükseldi. Beş arabanın beşinin de motoru homurdandı sonra. Kendimi tutamayıp tekrar onun tarafına baktığımda koltuğuna biraz daha yaslandığın gördüm. Motor sesi diğerlerinin arasından sıyrılıyordu.
Sonra geriye doğru saymaya başladı herkes
Üç...
İki..
Bir.
Bayrak indi ve beş araba aynı anda ileri fırladı. Geride bıraktıkları toz dumanı nefesimizi keserken yüzümü buruştururak öksürdüm. Lastikler adeta asfaltı döverken gecenin içine keskin bir yanık lastik kokusu yayıldı. İlk birkaç saniye boyunca hiçbir şey belli değildi. Arabalar birbirine o kadar yakındı ki hangisinin önde olduğu, arkadan bakıldığında bile anlaşılmıyordu en ufak bilgimin olmadığı şey hakkında düşünmek de zordu.
Lastiklerin çığlığı adeta İstanbul'da yankılanırken Yamanın varlığını yanımda hissettim. "Öfkelisin biliyorum." Sıkkınca nefes verdi "Ama gizlediğimiz hiçbir şeyde seçme hakkımızın olmadığını bilmeni istiyorum Mehra." Etrafa baktı "Ama konu seni korumak olduğunda.." gözleri tekrar beni buldu "..tüm bunları tekrar yapabileceğimize dair şüphen olmasın."
Ona verecek bir cevabım var mıydı bundan emin bile değildim düşünmek için de uğraşmadım. Gözlerim tekrar yarışa döndü bulunduğumuz konum neredeyse tüm yarışı izleme imkanı sunuyordu bize.
Neden bilmiyordum ama sadece Korhanı izliyordum.
Öndeydi
Hemen arkasında da Sungurun arabası vardız Diğer 2 araba yanyana ilerliyordu zaman zaman birbirini geçen oluyordu ama ne Korhanın ne de Sungurun yanına yaklaşabilen olmamıştı. İlk viraja yaklaşırken Korhan hızını asla kesmedi.
Sungurun iç çizgiye kırdığını gördüm adil değildi ama cesurdu. Korhan onun hamlesini önceden sezmiş gibi direksiyonu çevirdi ve dışarıdan geçmek için aralığı kullandı. Bunu her gün yapıyor gibi sürüyordu belki de öyleydi.
Kalabalıktan bir alkış koptu
İlk defa canlı canlı bir yarış izliyordum ve bir kulağım sunucudaydı. Lacivert saçlı çocuğun sesi hoparlörlerde yankılandı
"Alakurt her zamanki gibi liderliğini koruyor!"
Bakışlarım önce Sungurun arabasını ardından Korhanı buldu "Ama Yelpençe mesafeyi korumakta ısrarcı!"
Yelpençe.
Sungurun yarışçı lakabı bu olmalıydı.
Yarış ne kadar kızgın bir hal alsa risk de öyle artıyordu ve risk arttıkça delinin cesareti mantığının önüne geçiyordu. Sungurun hemen önündeki Korhanın arabasına yakınlaşmak için gaza köklendiğini gördüm neredeyse yanyanaydılar şimdi aralarında bir araba kadar boşluk bile kalmamıştı
Korhan arabayı sola kırdı
Sungur durmadı ve daha da köklendi gaza
Artık önlerinde bir düzlük vardı ve açıkçası geride kalan iki arabadan oldukça uzaklaşmışlardı bunu yapan aralarındaki hırstan başka bir şey değildi. Tehlikeliydi, düşüncesizdi.
Sunucunun sesi tekrar hoparlörlerden yükseldi:
"Azminizi takdir ediyorum beyler ancak unutmayın her bölgenin tek bir lideri olur her yarışın tek bir kazananı olduğu gibi."
Aralarındaki mesafe daha da kapandı bu noktada artık kontrol kimsede değildi çünkü önlerindeki viraj çok keskindi ve ancak bir aptal bu kadar hızla yola devam edebilirdi, ya da fazlasıyla asi olan biri. Viraja girdiklerinde aralarındaki mesafe daha da azalmıştı Korhanın içeri kırdığını gördüm ardından Sungurun da
Garip bir şekilde her ne kadar kontrolsüz gibi dursa da Korhan direksiyona hakimdi. Bu gece bu yarışı ona kazandıracak bir şey varsa o da mantığıyla hareket etmesiydi. Ve bu gece bu yarışı Sungura kaybettirecek bir şey varsa o da duygularıyla hareket etmesiydi
Sungurun bir sonraki hamlesi öyle sertti ki Korhan son anda sağa kıracak kadar hakim olmasaydı arabaya, bu gece korkunç bir şekilde sonuçlanabilirdi. Yamanın keskin bir nefes verip ellerini saçlarına geçirdiğini gördüm kalbim ağzımda atıyordu
Viraj sona erdiğinde bitişi çizgisine yaklaşıyorlardı. Öyle bir hızla ilerliyorlardı ki arabaların titremesini ve asfalttaki lastik izlerini buradan görebiliyordum
Bir anlığına Sungur öne geçti
Kalabalıktan uğultular ve ıslıklar yükselirken sunucu anında heyecanla bağırdı
"Yelpençe öne geçiyor!"
Anlık bir zaferdi
Korhan arabasının ön tekerlerini finiş çizgisine giden düzlüğe çıkarttığında Sungurun arabasını geçmeye başlamıştı. Mesafe yeniden açıldığında Korhan öndeydi ve İstanbul'un sokakları motor sesleriyle yankılanırken
son metrelere yaklaştı
"Hadi oğlum hadi ulan." Cihangirin stresli mırıldanmasını ve Yamanın ağzından çıkan sessiz küfrünü işittim.
Sunucu beş'ten geriye saymaya başladığında nefesimi tuttum.
Beş!
Korhan öndeydi.
Dört!
Sungur hemen arkasındaydı.
Üç!
Korhan hâlâ öndeydi
İki!
Sadece birkaç metre kalmıştı
Bir!
Ve Korhan kazandı.
Hemen ardından Sungur ve sırayla son iki araba finiş çizgisini geçtiğinde sunucu son kez bağırdı mikrofona:
"Alakurt yuvaya bomba gibi döndü!"
𓅪
Eve geldiğimde gece yarısını geçiyordu. Yol boyunca Lavin'le yaşanılanları konuşmuştuk ve tek istediğim eve gidip kendimi yatağıma atıp bu günü geride bırakmaktı çünkü düşündüğüm her an beynime ağrılar saplanıyordu
Lavin beni bıraktıktan sonra bir süre kapının önünde merdivenlerde oturdum.
Sarhoştum. İçtiğim birkaç bardak değildi beni sersemleten, kendime olan baskımdı.
Sungurun sözlerini düşündüm;
"Sen onu toprağa verdin ama pistler hâlâ adını taşıyor."
Hayır.
"Ben abimi, yabancı olduğum pistler adını taşırken kaybettim."
Kafam öylesine karışıktı ki tek ihtiyacım olan konuşabilmekti. Öyle ihtiyacım vardıki birine kalbimi açıp göstermeye, hissettiklerimi hissettirmeye, anlayamayacaklarını bildiğim halde saatlerce kaybımı anlatmaya
"Abim olsaydı burada o anlardı beni" diye geçirdim içimden "anlatmamı beklemezdi, konuşmama gerek kalmazdı hissederdi o beni."
Gözlerim yanmaya başladığında elimin tersiyle yanaklarımdan süzülmeye hazır göz yaşlarımı sildim. Ağlardım, hep ağlardım yokluğunda daha da çok ağladım ama bu halde eve girersem annemle babamın yüzüne o acıyı kendi ellerimle koymak istemiyordum. Bu sebeple her zamanki halime büründüm ve çoktan uyumuş olduklarını umarak arka kapıdan eve girmek için arka bahçeye doğru yürümeye başladım. Konuşacak durumda değildim ve şuan için en iyisi sessizce odama çekilip uyumaktı
Mutfağa açılan kapıdan içeri girip dikkatlice kapıyı kapattıktan sonra sessiz adımlarla koridora girdim ve merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Sarsak adımlarım nedeniyle bacaklarım resmen birbirine dolanıyordu başım deli gibi dönüyordu ve midem hiç bu kadar bulanmamıştı. Korkuluklara tutunarak attığım adımlarla ancak dördüncü basamağa ulaşmıştım ve tam bu sırada salonun ışığının açık olduğunu farkettim çok üstünde durmadan odama çıkmaya devam ediyordum ki annemin hıçkırıklarını duymamla basamakların ortasında adımlarım durdu
Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı onu bu halde görürsem ikimizin de saatlerce ağlayacağından emindim ama onu tek başına salonda bırakmaya içim el vermedi. Bindiğim basamakları geri inerken annemin hıçkırıklarına başka bir ses katıldı...sonra bir başkası
Dikkatlice alt kata inip salonun aralık kapısından içeri gizlice baktım. İlk gözüme çarpan stresle odada volta atan babamdı titreyen ellerini devamlı saçlarına götürüyor ardından yüzünü sıvazlıyordu. Kaşlarımı çatarken annemi gördüm, koltukta oturmuş elindeki mendille gözyaşlarını siliyordu ve sonra tam karşısında oturan kişiye değdi gözlerim
Avukat.
Baygın bakan gözlerim şaşkınlıkla açıldı gecenin bir yarısı salonumda bulmayı beklediğim en son insan o olabilirdi. Kenan Alkan abimin vefatından sonraki aylar boyunca neredeyse her hafta evimize gelmişti aile avukatımızdı davayı benim iyiliğim için benden gizli yürütmüşler ve sonunda kaza olduğu kesinleşince kapattıklarını söylemişlerdi
Ta ki bu geceye kadar.
O yolda bizim dışımızda araba yoktu bize çarpan biri yoktu ve ailemin bunu kabullenmesi çok uzun sürmüştü
Peki şimdi burada olmasının sebebi neydi?
Oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandığını gördüm
"Dosyayı kesinlikle kapatmak istediğinizden emin misiniz Levent bey?"
Babamın pencerenin önüne geldiğinde durduğunu gördüm kısa bir an duraksadıktan sonra cevapladı "Bir evladımı daha kaybedemem." Titrek bir nefes verdi "dosyayı kapatın." gözleri kıpkızarıktı sanki bir gecede 10 yıl yaşlanmış gibiydi duruşunda o eski heybeti gitmişti de yerini bambaşka biri almıştı sanki
Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum Abim kazada ölmüştü kazalar her zaman yaşanırdı kurallar her zaman ihmal edilirdi ben her ne kadar kazada abimin bir suçu olmadığından emin olsam da
Ebeveynini kaybedene yetim, öksüz,
Eşini kaybedene dul diyorlar ama evladını kaybedene bir isim bulamamış kimse
"Tarifi olmayan bir acı" demişti annem bir keresinde
"Acın geçmiyor Mehra ne azalıyor ne hafifliyor. Geçen tek şey zaman o da ya yaklaştırıyor insanı kavuşma gününe ya da uzaklaştırıyor anılardan."
Kapıya biraz daha yaklaşıp dinlemeye çalıştım bunu neden yapıyordum bilmiyorum yarın sorsam anlatırlardı bana her şeyi
Anlatırlar mıydı gerçekten?
Bu gece duyduğum her şey bir yabancının ağzından canımı yakmak için çıkmıştı bunlar ailemdi anne ve babamdı benden asla hiçbir şeyi gizlemezlerdi. Ama abim de ailemdi ve benden gizlediği şeyler olmuştu. Ben her ne kadar durdurmaya çalışsam da içimdeki güven probleminin büyümesine engel olamadım.
Dikkatimi tekrardan onlara çevirdiğimde Kenan beyin ağzından çıkan sözler 21 yıllık hayatımda bana vurulmuş en büyük darbeydi.
"Bakın evladınızı kaybetmenin ne kadar acı bir durum olduğunu farkındayım ancak ortada bir cinayet söz konusu, bunun peşini öylece bırakamayız."
Yerin altımdan kaydığını hissettim sonra da aldığım nefesi hissedemez oldum.
Cinayet.
Hayır, değildi.
Oradaydım. Ben oradaydım o arabada ben vardım abimin yanında başka kimse yoktu. Piyano kursumdan dönüyorduk müzik dinliyorduk yine gülüp yine şakalaşıyorduk, söz vermiştim ona eve gidince yine aynı parçayı çalacağıma, çok istemişti eve gidince Elmalı tart yapmamı ben de söz vermiştim hem de serçe sözü eski günlerdeki gibi.
Başımı iki yana salladım.
Hayır.
Hayır, hayır...
Parmaklarım uyuşmaya başlamıştı. Abim ölmüştü. Ben onun ölümünün yasını tutmuştum mezarına çiçek bırakmıştım. Cenazesine gelemediğim için özür dilemiştim.
Kendimi toparlamaya çalıştım daha fazlasını duymayı daha fazlasını öğrenmeyi ama yapamadım. Hıçkırıklarım göğsümde büyürken dudaklarımdan firar etmesinler diye avucumu ağzıma bastırdım
Zihnim enkaza geri döndüğünde
Tek fark, o enkazın artık ben olmasıydı.
Babam çenesini sıktı "şüphe diyorsun bir ihtimal diyorsun ihtimal de olsa benim riske atacağım hiçbir şeyim yok Avukat." Duraksadı "bir canımı daha toprağa veremem." Sonra acı içinde baktı anneme "Söz veriyorum, kanını yerde bırakmam oğlumun. Ama bu yolda da kızımıza bir şey olmasına izin veremem."
"En büyük korkum oğlumun sesini unutmak." Demişti babam bir keresinde şimdi belki de uykularını kaçıracak bir karar vermişti ki her ne kadar şuan tek isteğim o odaya girip onlara hesap sormak olsa da bunun onlara hissettirdiği yükü asla bilemezdim.
Avukat başını sallarken annem bastırdığı hıçkırıklarıyla iyice gömüldü koltuğa konuşabilecek durumda değildi
Konuşulacak ne kalmıştı ki zaten?
"Kazanın olduğu yola girmeden önceki yolun kamera kayıtlarında oğlunuzun kullandığı aracın hızı tespit edildi." Masanın üzerine bir dosya bıraktı "saatte kırk kilometre hızla ilerliyormuş. Bu hızla kalabalık bir yolda bile kaza yapma oranı oldukça düşük." Ellerini önünde birleştirdi "Kazanın gerçekleştiği yol bomboştu virajları keskin değildi hava yağmurlu değildi bu da kontrolü kaybetmiş olduğu ihtimalini neredeyse sıfıra indiriyor."
"Cinayet olduğunu düşünmenize sebep veren gerekçe bunlar mı?"
Avukat başını salladı "Bir tek bunlar diyemem Levent bey." Duraksadı "Evet önceki yolun kamera kayıtları elimizde. Aracın kaza yaptığı yere girdiği belgelerde kesin ancak kazanın yaşandığı yerin kamera kayıtları elimizde değil."
Babamın kaşları çatıldı "Ne demek bu avukat?"
"Kayıtlar ya silinmiş, ya da hiç varolmamış."
Olduğum yerde donakaldım.
"Ne kızınızda ne de oğlunuzun eşyaları arasında uyuşturucuya dair hiçbir şey bulunamadı. Alkollü değillerdi." Titrek bir nefes verdi "bu da geriye tek bir ihtimal bırakıyor."
Babamın çaresizce yüzünü sıvazlayan elleri titriyordu "ve sen benden o ihtimalle tutunmamı mı istiyorsun?"
"Sadece bir öneri, demek istediğim-"
Babam lafını kesti "Demek istediğin bunun bir kaza değil, polisin bile bulamadığı senin bile erişemediğin kayıtlara erişip onları silen, oğlumu öldürenin ya da öldürenlerin olabileceği." Masaya doğru bir adım attı "Bana oğlumun öldürüldüğünü mü söylüyorsun avukat."
Kenan beyin bakışlarını kaçırmasını izledim rahatsızca yutkundu "Eğer düşmanları varsa bu bir ihtimal."
Sinirle güldü babam kafayı yiyecek gibi hissettiğinden emindim çünkü ben de aylardır öyle hissediyordum. "Düşman mı? Benim oğlum 24 yaşındaydı Avukat. Onun kişiliği karşısında ben kendimden utanırdım."
"Bırak kavgayı bir kere bile tartıştığını görmediğim oğlumun düşmanı olup olmadığını soruyorsun bana." Duraksadı "diyelim ki dediklerin doğru onun değil de benim düşmanlarımın yapmadığı ne malum?"
Avukat oturuşunu dikleştirdi "Bu perspektifimizi tamamen değiştirir, soruşturmayı daha da genişletir. Aklınıza gelen bir isim var mı?"
Başını iki yana salladığını gördüm babamın "Ben alçak insanı düşman edinmem. Kan davam da olsa karşımdakiyle, bunu yapacak kadar acımasız kimse yok hayatımda."
"İnsanların neler yaptığını bilseniz kendi ailenizden bile emin olamazsınız Levent bey." Belgelerini toplamaya başladı "Dosya polis tarafından kapatıldı. Ben sadece gözden kaçırılanı bildirmek için buradaydım." Ayağa kalktığında duraksadı "Eğer fikriniz değişirse beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz." Gözleri anneme döndüğünde annemin bakışları önünde duran çerçevelenmiş aile fotoğrafımızdaydı sessizdi ağlamıyordu sadece dinliyordu.
Avukat kısa bir duraksamadan sonra konuştu sesi yumuşaktı üzgündü "Kaybınız için çok üzgünüm Nilgün hanım. Mahirin bendeki değeri çok büyüktü. Elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım."
Annem sadece başını sallayarak onaylarken ağlamaktan çatallaşmış sesiyle "Allah razı olsun." Diye mırıldandı sesinde tüm evin yükü vardı, acısı vardı her şey vardı umut yoktu.
Avukat babamla vedalaştıktan sonra kapıya doğru yürümeye başlayınca panikledim bu yüzleşmeye hazır değildim sarhoştum ve annemleri daha fazla yormak istemiyordum.
Hızlı ve dikkatli adımlarla tekrar merdivene yöneldiğimde zar zor yürüyordum her adımım birbirine giriyordu ses çıkarmamaya çalıştım. Tırabzanlara yaslanarak çıktığım merdivenlerin her bir basamağında yerin benimle beraber titrediğini hissediyordum,
Yanından geçtiğim her bir aile tablosu gözyaşlarıma şahitti sanki, oysa en mutlu anlarımızda çekilmişti hepsi
Tutmaya çalıştığım her gözyaşı, bastırmaya çalıştığım her hıçkırık beni daha dibe çekti bacaklarımdan gücün çekilip alındığını hissedebiliyordum.
Aldığım her nefes yaşam için değil acı çekmek için yaratılmıştı sanki.
Abim ölmemişti
Öldürülmüştü
Onun son anlarını bir kazaya, talihsizliğe bağladığımızda canımdan can gidiyordu ama şimdi birilerinin bile isteye ona kıydığını bilmek.. bir yabancının beni çekip çıkardığı o enkazda abimin yalnız başına can verdiğini bilmek içimde kendimi avutabileceğim hiçbir şey bırakmamıştı.
Her hafta çiçek bıraktığım bir mezar değil, acımasızca çalınmış bir hayatın enkazıydı
Ve ben ne kadar çiçek bırakırsam bırakayım o enkaza, hiçbir zaman büyüyüp bahçe olamayacaktı.
Aynı abim gibi.
Koridora ulaştığımda adımlarım durdu dış kapının açılıp kapanmasını dinledim, sesler kesilmişti babam odaya tekrar annemin yanına dönmüştü büyük ihtimalle. Bu gece o ağustos gecesi kadar uzun hissettirecekti belli ki.
Odamın önüne geldiğimde kapımın kulbuna giden elim duraksadı. Sırtımı döndüğüm karanlık oda sessizdi. Aylardır sessizdi kimsenin sıcaklığı uğramamıştı oraya tozluydu belki de can veren ne varsa duvarlarına hepsi yasına kapanmıştı. Sırtımı dönmek hatıraları ateşe vermişim gibi hissettirmişti. Ve ben ateşten korkardım, külünden kaçardım.
Ağlamaktan şişmiş, içmekten baygın bakan gözlerimi kapalı kapıya çevirdim.
Tam karşımdaydı.
Sanki her an çıkacak odasından ve gözyaşlarımı silecekti. Sanki hâlâ bir abim vardı.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken baktım odasının kapalı kapısına
Özlemle
Öfkeyle
Utançla
Aylardır kalbime mühürlediğim kelime dilimin ucuna ulaştığında dudaklarım titredi
"Abi.."
Ve bir anda 5 yaşındaki Mehra'ya döndüm.
Yine abisine muhtaç, yine abisine hasret.
Yine o kapının ardında olduğunu bilmek, hissetmek için neler vermezdim.
Şimdi ise yapabildiğim tek şey her gün yanından geçip gitmekti.
O odada bir enkaz vardı. Kapının ardında geçmişin izleri vardı. Eksik kalan hayaller vardı yarım kalmış anılar duyulmamış kahkahalar vardı tamamlanmamış bir kariyer vardı umut vardı.
Her şey vardı yaşam yoktu.
Odamın kapısını zar zor açıp kapattığımda daha fazla tutamadım kendimi bedenimin dizlerimin üstünde yere yığılmasına izin verdim. Hıçkırıklarımı durdurmadım bu sefer gözyaşlarımı da silmedim. Yumruk yaptığım elimle göğsüme vururken başımı yasladım duvara
Aylarca sarıldığım yalanların hepsi tek tek yıkılmış beni gerçekle bir başıma bırakmıştı
Bencillikti.
Beni kurtaran yabancının yaptığı tek şey bencillikti
Benim yaşayabileceğimi düşünmesi bencillikti
Abimin sözünü tutması bencillikti
Beni kurtarıp
Uğruma canını vermesi bencillikti.
Titreyen ellerimi siyah saçlarıma geçirirken aklımı kaybedeceğimi sanıyordum her şey üstüme geliyordu sanki. Başımı kaldırıp karşımda duran aynaya çevirdim gözlerimi, yansımamda bir ölü nasıl hayatta kaldığımı sorguluyodu arkasındaki gölgeye sığınmış yalnızlığımı izleyip çaresizliğime gülüyordu
Ne kadar acımasız diye düşündüm aynadakinin ben olduğunu bile bile
"İnsan acı çekene güler mi?" dedim içimden "Peki sen ne yapıyorsun Mehra?" diye sordu bir başka ölü içimden sesi kısıktı "sen de acı çekiyorsun sonra da gülüyorsun?" devam etti "Seninki can değil mi? neden susuyorsun?" sustum ben de "Hayatta bırakılanların konuşmaya hakkı yoktur." diye düşündüm
Ruhsuz bir kahkaha bıraktı o da sahteydi "doğru ya, sen hayatta kalmadın, seni hayatta bıraktılar." Ve zihnimi aşıp tam karşıma geçti, yansımamda canlandı benim aksime yıkılmış gibi durmuyordu belki de alışmıştı.
"Abinin kollarından alıp bir yabancının kollarına bıraktılar, hayatta bıraktı seni o yabancı, abini de geride." başını yana eğdi, ben miydim?
Saçları benimki gibiydi gözleri benim mavilerimdi soluktu ama yabancı değildi. Üstündekiler bana ait değildi ben bembeyaz giyinmezdim. Ama zaten bedeni de bana ait değildi. Benim ölümdü, ben değil.
"Abin seçti diye yaşıyorsun değil mi İzel?" Sarhoştum. Ben İzel'i asla kullanmazdım. Ben asla İzel dedirtmezdim. Ben bu kadar acımasız olamazdım.
"Ben İzel değilim."
"Ama bir zamanlar öyleydin."
"Uzun zaman önceydi."
"Aylar sana bir ömür gibi hissettirse de gerçeği değiştirmez İzel. Sen olduğun yerde sayıklıyorsun."
"Durduramıyorum dünyayı."
"Çabalamıyorsun."
"Çünkü yoruldum."
"Kendini yordun."
Titrek bir nefes verdiğimde gözlerimi kapattım açık tutmak bile zorlaşıyordu bu noktada "Haklısın belki de bu eziyete bir son vermeliyim."
Tüylerimi ürperten o sözü duymamazlıktan geldi. İntihar etmeyeceğimden emindi ben kendi infazımı vereli uzun zaman olmuştu.
"Neden serçeler hiç düşündün mü?"
Başımı iki yana salladım neden hayatım olmuştu serçeler?
"Serçeler göç etmez İzel. Dört mevsimi de aynı yuvalarında yaşarlar. İz bırakmazlar, başka yuvalara söz vermezler başka yuvaları umut etmezler." Gülümsedi soğuk bir gülümsemeydi ama ısınmıştım. "Dönüp dolaşıp onlara rastlıyorsun çünkü aynı döngünün içindesiniz...."
"...Tek fark, sen o döngünün kurbanısın, onlar sahibi."
Deliriyordum. Aynamda bir ölüyle konuşuyordum. Onunla dertleşiyordum ona güveniyordum yansımamdaki bendim ama sözler bana ait değildi
"Bana neden İzel diyorsun?"
"Çünkü İzel'sin."
"Yanılıyorsun."
"Adından kaçabilirsin ama anlamından asla." sesi uzaklardan geliyordu artık "Sen iz bırakmaya devam ediyorsun kendini yitirirken başkalarını yaşatıyorsun."
gülümsedi
"Külünden kaçtığın o ateşe yürüyorsun adım adım ve bu seni korkutmuyor."
"Yanılıyorsun, korkuyorum. Her şeyden korkuyorum."
Ellerimle yüzümü kapattığımda asıl isteğim duyularımı kapatmaktı daha fazlasınız işitmek istemiyordum ama bir yandan da buna muhtaçtım.
"Sana ne olduğunu söyleyeyim İzel, çünkü kimse sana dürüst olmayacak. Kendin bile."
Sonraki sözleri daha da yıkıcıydı
"Sen sana atılan kurşundan özür dileyecek kadar naifsin,
sen göğsünü delip geçecek her sözü affedersin herkese merhametlisin
bir kendine acımasızsın herkese tanıdık, bir kendine yabancısın."
Herkesten, her şeyden kaçıp kendime yakalandım. Saklandığım köşeleri bir bir buldular yattığım mezardan beni kaldırdılar kendimi kandırdığım her sözü yalanladılar ve beni kendimle yüzleştirdiler.
Hayır, bunu yapan bendim.
"Ben yapmadım." Diyebildim sesimi onunki kadar güçlü çıkarmak istemiştim ama olmamıştı.
"Kimsenin yapmayacağı acımasızlığı sen kendine yaptın."
"Sen neden bunu bana yapıyorsun? Sen de benim değil misin? Ölümsün."
"Çünkü sarhoşsun savunmasızsın kalbinin kapılarını aralamışsın ve ben aklına girmektense kalbini tercih ederim." Bir süre sessiz kaldığında sesler gittikçe uzaklaşıyordu ellerim yüzümden inip yanıma düştüğünde son sözlerini söylüyordu.
"Uyu artık minik serçe, göç vaktine daha çok var."
Saniyeler sonra gözlerimi açtığımda yoktu. Yansımamda gerçekliğim duruyordu.
Saçlarım dağılmıştı üstümdekiler kırışmıştı ceketim omzumdan düşüyordu telefonum neredeydi hiçbir fikrim yoktu maskaram yanaklarımdan aşağı akmış çenemde durmuştu. Küçülebildiğim kadar küçüldüm. sımsıkı kapattım gözlerimi, kırgın bir çocuk gibi düştü omuzlarım göğsümde hissettiğim sızı büyüdü ve büyüdü tüm kalbimi kaplayıp çürüttü her bir yanını, öyle savunmasız bıraktı ki beni galip geldim öfkeme. Tırnaklarımı umursamazca batırdığım avuçlarımı sıktım ve güçsüz bir yumruk savurdum yansımamdaki kendime.
Parçaladım aynamı sayamayacağım kadar çok parçaya ayırdım ben yoketmeye çalıştım ama çoğaldım. Acıyarak bakan yüzler çoğaldı kimisi zemine dağıldı, kimi olduğu yerde bana bakmaya devam etti.
Bir sızı yayıldı sol elime sonra akıttı kanımı acıtmasını bekledim bir şeyler hissetmeyi bekledim ama daha fazlasını hissedemeyecek kadar sarhoştum. Adım sesleri işittim ama başımı kaldıracak gücü kendimde bulamadım. Kanın kokusu midemi bulandırırken başım önüme düştü uyumak istiyordum uykum da vardı ama yatağıma gidemeyecek kadar yorgun hissediyordum.
Gözlerimin yavaşça kapandığını hissederken başıma keskin bir ağrı saplandı ve kapımın açıldığını hissettim. Saniyeler sonra annemin ellerini yüzümde hissettiğimde sızıyor olduğumu ancak idrak edebiliyordum. Başımı çevirip parçalanmış aynada son kez yansımama baktığımda artık bana gülmüyor, acıyarak bakıyordu.
Yansımamdaki haklıydı, ben iyi olduğumu iddia ettiğim topraklarımda ölüyordum.
Bilincim ellerimden kayıp giderken hepsini şahit kıldım yeminime
Uğrunda yanacak da olsam bulacaktım abimin katilini. Yoksa da bir umut adalet için, ben de bana umut olanla başlardım aramaya.
O gece beni kurtardığını düşünenle.
Bilincim kayıp gittiğinde aynadaki yansımam artık güçsüzdü benim gibi.
Yalanlar gitmiş gerçekler kalmıştı ortada.
Halüsinasyon görecek kadar sarhoştum
Ama aynı zamanda hiç bu kadar ayık hissetmemiştim.
𓅪
Her yarış kazanılmayı bekler miydi?
Ya da kazanan her yarışçı kazanmayı hakeder miydi?
Hayat adil değildi. Hiçbir zaman da adil olmayacaktı, bencillikle büyütülenler yönetmeye devam ettikçe dünyayı, can yakmanın alışkanlık haline geldiği her sokakta ölüm yerle bir ettiği her evin duvarları arasında rahatça gezmeye devam edecekti.
Evet adalet hem yakın, hem de bir çoğuna uzak bir şeydi gücü olana işlenir güçsüzün gözlerinde duvara işlenmiş harflerden başka bir şey ifade etmezdi.
Peki ya intikam neydi?
Sonunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bile bile işlenen, öfke dolu bir kalbin arzusuydu. Öleni geri getirmezdi. İnsanı ömür boyu küf dolu duvarlar arasına hapsederdi içindeki boşluğu doldurmazdı, onu mutlu etmezdi onu rahatlatmazdı
Onu günden güne öldürürdü
Suçlu hissettirirdi
Yavaş yavaş çürütürdü kalbini
Zehirli bir melodi gibi işlerdi zihnine
Ve seni anılarla katlederdi.
Bu duygulara yuva oldu bir çift ela göz. Kafasında dolaşan tilkilerin her biri kıstırmıştı kuyruğunu bu duyguya her bir düşüncesinde izi vardı intikamın, öfkenin, özlemin.
Kaç ay olmuştu harbi?
En son takvim yapraklarına diktiğinde gözlerini 9 ay oldugunu farketmişti güneş doğar ve batardı her gün ne önemi vardı ki sayıların?
İnsanın en büyük hazinesi dost diyebileceği birine sahip olmaktı
Ve en büyük yıkımlarından biri de onun kaybı olurdu.
Korhan Alaz Dağlı zaten kayıplarla dolu olan geçmişine bir de dost acısını eklediğinde ve artık toprağa emanet edebileceği kimsesi kalmadığında ancak anımsayabilmişti içindeki yalnızlığın kalıntılarını. Ömrünün en soğuk ağustos gecesinden ve onu takip eden yıllardan sonra tekrar özgürlüğüne kavuştuğunda, güneşi tekrar teninde hissetmeye başladığında emindi artık kimseyi hayatının kıyısından geçirmeyeceğinden. Uykularını kaçıran yeterince şey varken ve zihni kaybettiği onca insanın anılarıma sahipken hâlâ yenileriyle tanışmak istemediğinden emindi.
Mahir Akça bir istisnaydı. o hep oradaydı ve Korhan işte bu yüzden kendinden uzaklaştırmak istiyordu. O'nu korumak için.
Mahir inatçıydı. pencereden kovulsa damdan girecek türden. O kendinden vazgeçtiğinde bile Mahir vazgeçmemişti Şimdi ne Mahir vardı ona inanan, Ne de gücü kalmıştı kendini kanıtlayacak.
Şuan arabasının kaputuna yaslanıp şehrin manzarasına karşı yaktığı 3. sigara da dizginleyememişti aklındaki karmaşayı veya kalbindeki anlamsız hissi
Bir duman daha çekti zehirden zihni aynı tanıdık simayı belki de yüzüncü kere gözlerinin önüne sererken
Ne işi vardı bu karmaşada?
Hayır. Onun karmaşasında.
Ve üfledi dumanını geceye doğru
Bir hayalet gibi geçip gitmişken ömründen şimdi yeniden karşılaşması kaderin bencil bir oyunu muydu yoksa geride bırakılan bir hesaplaşmanın yaklaşan tarihinin habercisi miydi? Kadere inanmazdı. Her yaşanılanın bir şeylerin sonucu olduğuna inanırdı. Korhanın kitabında ne şans vardı ne de kader, Her şey kontrol ve iradeden ibaretti. Kendi kurallarına karşı çıktığı tek bir gece olmuştu ve o andan beri ölüm kol gezer olmuştu sokaklarında
Bir duman daha çekti
Gecenin ona dair olan en ufak anlarını tekrar tekrar düşünmesine izin verdi
Bir anlık zayıflıkla bakmıştı gözlerine soğuktu bakışı elalarında hiçbir duygu kalıntısı yoktu rolüne sadıktı sadık olmak zorundaydı toprağa emanet edeceği başka canı kalmamıştı ve bir kez daha izin verirse kendine, yenilecekti bir çift mavi göze.
Mavi.
Elindeki sigara dudaklarına uğramadan yolun yarısında durdu yandıkça yandı yakmaya devam ederken ama o olduğu yerden bir milim kımıldamadı.
Gecenin karanlığında bile bir insanın gözleri nasıl bu kadar canlı durabilir aklı almıyordu. Bedeni cansızdı üstüne toprak atılmayı bekleyen bir ceset misali soyutlamıştı kendini dünyadan cesur ama bir o kadarda korkaktı yattığı yer mezar olsa bir avuç toprağı kendine fazla görecek kadar saftı. Fedakarlık mı denilirdi buna yoksa kibir mi bilinmez zaten onun da bunu düşünecek hali yok gibi görünüyordu
Ama o ruha karşı gözleri isyankardı
Üstüne geçirdiği siyahlar kara bulutların habercisi gibi görünsede
gözlerinde denizin en hırçın dalgarına yuva mavileri vardı
Bu gece elalarına değdiği ilk an, Sungurun sözlerinden sonra gözlerindeki yıkıma şahit olduğu andı.
Çenesini sıktı hesaplaşmanın sahneleri zihninde birbirini kovalarken
Ona ait olmayan ama ona dair sırlar acımasızca serilirken ortaya onun tek yapabildiği izlemek olmuştu gözlerini kırpıştırmasından farkında olmadan içine düştüğü bu kabustan uyanmaya çalıştığını sezmişti Korhan
Çaresizliğini sezmişti ve belki de sınırlarını zorlayan şey o olmuştu
Maskesini takıp kurtarmıştı günü
Bir kahraman gibi
Eriyip avucunu yakan sigaranın sızısıyla yere düşürdü külü ateşin elinde bıraktığı kızgın izlere takıldı gözü kahraman sözü hiç bu kadar acı bir tat bırakmamıştı dilinde
Ateş artık yakmıyordu tenini acı kasıp kavurmuyordu canını
Şahit olduğu o büyük ağustos gecesi elinden almıştı bu hakkı mahkum bırakmıştı onu korkmakla ateşten ve kahramanı olmaktan bir kere daha birilerinin.
Yanından geçip gitmişti sonra o birinin sessizce acımasızca dokunmadan bakmadan birkaç sakin cümle ve iğnelemeyle yıkmıştı oyunu
Botlarına dökülen birayı hatırladı sonra titreyen ellerinden kayıp gitmişti başını eğip yerdeki cam parçalarına odaklanmasını izlemişti uzaktan. Siyah saçlarının perçemlerinin ve kahkülünün yüzünü gizlemediği o saniyelerde aklından geçen ve ifadelerine yerleşmesine bile izin vermediği binlerce duyguda kalmıştı aklı
Ne hissetmişti o an? tanımadığı birinden aslında abisini de tam anlamıyla tanımadığını öğrenmek ne hissettirmişti ona? bakışlarını yerdeki kırıklardan kaldırdığında asıl parçalanmanın gözlerinde olduğunu görmüştü. Hepsini saklayabilmişti ama maskenin örtemediği tek his yer edinmişti mavilerinde
Hayal kırıklığı.
Sessiz sakin seyirci olmayı seçmişti etrafında dönen tiyatroya yan karakterler tarafından başrol olduğunu öğreniyordu
Gece sona erdiğinde perdeler kapanmış, geçmiş resitali sona ermişti
Şimdilik
Yaşanılanları öylece izlemişti gizlemişti bir köşede kimseye belli etmeden kimliğini sonra da farkettirmeden ayrılmıştı yanlarından. Oradaydı. Her şeye şahit olmuştu her bir bakışa her bir duyguya ve yaralayan her bir söze. Aylardır uzak kaldığı pistlere onu tanıdığını belli ederek ortaya çıkamazdı onun hayatını da riske atamazdı.
Korhanın her zaman bir planı vardı.
Elini cebine atıp bi dal daha adamak istedi manzaraya, İstanbul'un sokak lambaları ve insanlarıyla süslediği gecenin eserine ama içinden gelmedi bu sefer yeterince zehir akıtılmıştı bu gece yeterince dumanını çekmişti içine o yüzden cebindeki eli indirdi sakince. Bahçe kapısının açıldığını işittiğinde dönüp bakmadı saniyelik arada içeriden gelen çocuk sesleri kulaklarını doldurdu ve kapının kapanmasıyla da son buldu gürültü
Adım sesleri yanını bulduğunda başını çevirmedi gelenin kim olduğunu yürüyüşünden anlamaya alışıktı garip ama çocukluğundan yadigar bir alışkanlıktı
Daha çok bir lanet gibiydi ama o onu da yararına kullanmayı seçti.
"Çocuklar seni sorup durdu tüm gece." Yamanın sakin sesi kulaklarını doldururken göz ucuyla ona baktı elindeki çakmağı yakmaya çalışıyordı. Dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarasına karşı elini siper etmişti akşamın serin rüzgarına. Gözlerini tekrar manzarasına çevirirken cebinden çıkardığı çakmağı bakmadan uzattı "neden hâlâ uyumadılar?" Yaman uzatılan çakmağı alıp sonunda sigarasını yakmayı başardığında kısa bir duman çekip cevapladı "sence neden? söz vermişsin masal okuyacağına yanlış anlamışsınızdır Korhan abiniz kırk haramilerden başka hikaye bilmez desem de inat ettiler."
Gözlerini devirdi Korhan "Cihangirle fazla mı yalnız bıraktım seni şu sıralar?" Homurdandı Yaman "Onu hiçbirimiz geçemeyiz kardeşim siz pistlerde toz atmaya devam edin ben TuzBiber'de sahne alacağım dedi geçen bana." Kahkaha attı "en azından hâlâ birimizin normal hayalleri var." Korhanın çarprazına korkuluklara yürüyüp yaslandığında sigarasından son nefeslerini çekiyordu.
Bir süre sessiz kaldılar Yamanın dediklerine karşı dudaklarında oluşan o silik gülümseme yerini tekrar ifadesizlik alırken düşüncelerinin yönünü değiştiremedi Korhan ondan da saklamaya çalışmadı
Başını yana yatırıp arkadaşını izlemeye başladı Yaman. Onun kendini savunmasız bıraktığı anları az çok anlayabiliyordu artık. Korhan çok düşünse de belli etmezdi onun düşünmediği an yoktu zaten çoğu gece uykuları kaçardı kafasındaki yoğunluktan o yine de gizlerdi yorgunluğunu.
"Ne bakıyorsun lan?"
Bakışlarını ayırmadı ondan
"Suratına bakmakta mı artık yasak?"
"Senin bakışın yasak olsun."
Gözlerini devirdi Yaman.
"Ulan benim yerimde bir başkası olsa çekilir dert değilsin biliyorsun değil mi?"
Omuz silkti Korhan
"Siktir git o zaman."
"Senin aksine düşünceli bir dost olduğum için seni Cihangirle yalnız bırakmıyorum. İkiniz de bensiz bir gün geçiremezsiniz."
"Hastanedeyken 1 hafta geçirmiştik İstanbul'un güneşi bile değişmişti sanki güzel günlerdi."
"Düşüp kolumu kırmıştım piç kuruları dost mu beslemişiz yılan mı eğitmişiz belli değil."
Belli belirsiz gülümsedi Korhan geçen sene yaşanmıştı bu Cihangirin ısrarı üzerine at binmeye gitmişlerdi Yaman'ın nasibine düşen at oldukça huysuzdu en sonunda onu üstünden atmayı başarmıştı Yaman çimenlerin üstüne düşüp ucuz atlatmıştı ama 3 ay boyunca kolu alçıda gezmek zorunda kalmıştı.
Bir süre daha sessiz kaldılar
"Aynı manzarayı bin defa daha izleyecek misin yoksa konuşacak mıyız?"
"Neyi?"
Sıkılmış bakışlarını ona çevirdi Yaman
"Ekonomiyi, hava durumunu, politika da ekleriz biraz lan oğlum ne demek neyi? ne konuşabiliriz biz bu gece olanlar dışında?"
Dudaklarının arasından sabırsız bir nefes bıraktı Korhan. Elbette konuşacaklardı yaşanan her şey aylardır engellemeye çalıştığı kabusun başlangıcıydı.
"Neden buradaydı."
İki kelime, tek bir soru ve sonu gelmeyen olasılıklar.
"Gelmesine ben sebep oldum."
Biten sigarasını dikkatlice avucunun içine aldı Yaman
"Lavini ben davet ettim, arkadaş olduklarını bilmiyordum."
"Her yer ama her yerde olabilirdi buraya gelmemeliydi."
Bakışlarını kaçırdı
"Ne zamana kadar saklayacaksın?"
"Ne kadar gerekirse."
"Durmayacağını biliyorsun. Hadi onu tanımıyorsun abisini de mi bilmiyorsun şu kadarcık benziyorsa ona bunun peşini bırakmayacak." Elini saçlarına geçirdi "Güvenini sarstım zaten bir daha inanmaz bana."
"Senin suçun değildi." dedi Korhan sesi düzdü gözleri manzaradaydı Yamanın stresi ona yansımamıştı. "Mahir söylememeyi seçti, haberinin olmadığı şeyleri anlatmak bize düşmez."
İnanmaz gözlerle ona baktı Yaman "Sungur ağzını açmasaydı belki ama artık bir şeyleri biliyor benim onu susturmaya çalıştığımı gördü hesap sordu." Duraksadı
"o kapı aralandı bir kere Korhan, yalanların ömrü tükendi."
Aralarını yeniden sessizlik doldurduğunda arkadaşının sözlerine karşılık bir cevap veremedi Korhan. Düşünüyordu, gerçekten yalanların ömrü tükenmiş miydi? Tozlu defterlerin hepsi bir bir çıkartılmış mıydı ortaya?
Kafasındaki tilkilerin kıpırdamaya başladığını hissettiği gibi ayaklandı şuan kendini sonu gelmeyen planlara kaptırmasının bir yararı yoktu.
Yaman göz ucuyla izledi onu sessizdi, yorgundu bir yandan Lavine mesaj yetiştirmeye çalışıyordu ve sorgusu sabaha kadar sürecek gibi görünüyordu.
"Halledeceğim." Dedi Korhan "ben hep hallettim."
"Bu iş seni aşacak bunu biliyorsun." Kollarını göğsünde birleştirdi Yaman "Karşındaki senin kaybınla aynı kanı taşıyorken, öfkesi senden daha büyük, acısı seninkinden daha derinken nasıl yüzüne baka baka inkar edeceksin her şeyi Gözlerini onunkilere kitledi "onu korumak uğruna sustuğun her gün onu bilmezliğe daha da çok sürükleyeceksin ve ortaya çıktığında senden nefret edecek."
Adımlar durduğunda yüzündeki ifadesizliği koruyordu ama saniyelik afallaması gözünden kaçmamıştı Yamanın. En azından hâlâ birilerinin yanında maskesini tamamen takmayacak kadar güveni kalmıştı.
"Canının yanmasındansa nefretinde kül olmaya razıyım. Yeter ki gecelerimin kurbanı olmasın."
Başka bir şey demeden gidişini izledi Yaman buna sessiz kalmıştı.
Çünkü Korhanın ne acısı dinerdi ne de geçmişi uyumasına izin verirdi
Onun gecelerinin kurban olmak, kaybıyla yaşadığı vicdan azabının onu geceleri uyutmaması demekti.
Nefret güçlü bir duyguydu ya?
Korhan ona razıydı.
Kader elinden bir can daha almasın diye.
𓅪
Bölüm etkileşimi
