7. bölüm · Senin İçin Diliyorum
7. Bölüm : Buz Feneri
Takvim yaprakları sessizce değişiyor, prova programındaki tarihler birer birer üzeri çizilerek geride kalıyordu. Sabah egzersizler, öğleden sonra provalar, akşam bireysel tekrarlar... Sera, Gao'nun sesini sahne dışında duyduğu her an, Lin Xiu Yin'in sesini de beraberinde işitiyordu. Gao Hai Ming, Sera'yı her gördüğünde, yanından hiç ayrılmayan Kim Je-ha ile karşılaşıyordu. Kim Je-ha'nın özenle hazırladığı yemekler, Lin Xiu Yin'in bitmek bilmeyen şakaları bu ikilinin çevresini sararken, onların arasında sanki galaksiler kadar mesafeler açılıyordu. Yalnızca Romeo ve Juliet olduklarında her şey kusursuz görünüyordu. Prova bittiği anda görünmez bir perde yeniden aralarına iniyordu. Sera teşekkür edip kulise yöneliyor, Gao ise başka bir tarafa gidiyordu. Aralarındaki tek konuşma, sahneye dair birkaç cümleden ibaretti.
"Bu sahneyi bir kez daha deneyelim."
"Tamam."
İkisinin de söylemek istediği onlarca cümle içlerinde sıralanıyor fakat Yanqi'nin solmuş gün ışığı misali görünür olamıyordu.
Dördüncü haftanın sonuna gelindiğinde Yönetmen Chen, herkesin yoğun prova temposundan biraz olsun uzaklaşmaya ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Bu kez yüzünde sıcak bir gülümsemeyle ortak salonda toplanan ekibin karşısına geçti.
"Yoğun provaların ardından bugün sizler için çok keyifli bir program oluşturduk."
Kim Je-ha merakını gizleyemedi.
"Yönetmen Chen, nereye gidiyoruz?"
"Durağımız Longqing Boğazı Buz Feneri Festivali."
Salondan aynı anda heyecanlı sesler yükseldi.
"Bu harika!"
"Bir arkadaşım mutlaka gitmemi söylemişti."
"Listemde olan bir yerdi. Eğlenceli olacak."
Yönetmen gülümseyerek devam etti:
"Kendinizi önceki etkinliklerimizde olduğu gibi atkı, bere ve gözlükle gizleseniz iyi olur. Festival oldukça kalabalık olacak ve o kalabalığın içinde hayranlarınız da olacaktır."
Çinli oyunculara dönerek onları ayrıca uyardı.
"Özellikle de sizler."
Bu sözlerin ardından Lin Xiu Yin şakacı bir ifadeyle Gao'nun koluna dokundu.
"Demek yine gizlice gezeceğiz."
Herkes hazır olduğunda otobüs yola çıktı. Sera, cam kenarındaki bir koltukta kendisini manzaranın içine kilitlemişti. Zaman zaman Kim Je-ha bir sohbet açtığında yönünü değiştiriyordu.
"Sera, bu şarkıyı biliyor musun? Bugün keşfettim."
Telefonundan şarkının adını gösterdiğinde Sera bir an duraksadı.
"Evet."
Sesinde taşıdığı anılar canlandı.
"Bu benim Çince öğrendiğim yıllarda dilime dolanan bir şarkıydı. Belki günde kerelerce söylerdim. Peri sayemde dile merak sarmıştı ama çok uzun sürmedi onun ilgisi."
Kim Je-ha'nın sesine hayranlık dolu bir tını karıştı.
"Çince bildiğini bilmiyordum."
Sera, tapınaktaki o günü hatırlamıştı. Gözlerini tekrar manzaraya çevirdi.
"Sera, bir gün Korece de öğrenmek istersen sana yardım edebilirim."
"Teşekkür ederim, Je-ha."
Gao Hai Ming birkaç koltuk geride oturuyordu. Buna rağmen bu sohbet kulağına ulaşmıştı. Lin'in söyledikleri yanında olmasına rağmen ona değmezken, Sera'nın her kelimesinin onu bu kadar kolayca meraka sürüklemesinin nedenini kendisi de henüz bilmiyordu.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra otobüs Longqing Boğazı'nın girişinde durduğunda, renk renk ışıklarla aydınlatılan buz heykelleri, kaleler ve ejderhalar sanki masallardan çıkıp buraya taşınmış gibi onları karşıladı. Herkes, özellikle de misafir sanatçılar bu eşsiz güzelliğe kapılmıştı. Donmuş şelale, sarı ejderhanın içindeki yürüyen merdiven, karlarla kaplı dağlar, neşeli kahkahalar arasında dolaşan ekip kısa sürede farklı yönlere dağıldı. Sera'nın yanından çok ayrılmayan Kim Je-ha, elinde birkaç atıştırmalıkla döndü.
"Sera, buz labirentlerine gidelim mi?"
Sera atıştırmalık için teşekkür edip, Kim Je-ha'nın sorusunu cevaplamak üzereydi ki yakınında bir soru duyuldu.
"Ming Ming, buz bisikletlerine binelim mi? Eski günlerdeki gibi."
Bu iki soru donmuş bir figüre dönüşmeden Gao ve Sera'nın cevapları aynı anda geldi.
"Olur."
Sera buz labirentine doğru yürürken Gao birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sanki zaman geçtikçe birbirinden uzaklaşan bedenleri değil, ruhlarıydı. O gün, onların dışında herkesin yüzünde yorgunluğun yerine keyifli anılar çiziliydi.
Yanqi'ye döndüklerinde akşam olmuştu. Herkes, ortak salonda şöminenin sıcaklığının dışarıdaki keskin soğuğu unutturduğu o karede yeniden bir araya geldi. Oyunculardan birinin gözü köşedeki eski piyanoya takıldı.
"Bay Gao, birçok projenizde başarılı vokal performanslarınız da vardı. Bugün bize şarkı söyler misiniz?"
Hemen ardından diğer oyuncular ısrar etmeye başladı.
"Evet!"
"Sadece bir şarkı."
"Lütfen, Bay Gao."
Lin Xiu Yin de onu ikna etmek için sohbete dahil oldu.
"Hadi, Ming Ming."
Gao Hai Ming, herkesin kendisine çevrilmiş "Evet!" diyen bakışlarını üzerinde hissederken, hiçbir şekilde buna dahil olmayan o ipeksi sesin hecelerini duymayı diliyordu.
"Tamam."
Gao, şarkısına başladığında herkesin ışıldayan gözleri onun üzerindeydi. İki kişi hariç. Sera ve Kim Je-ha.
Yeşim renkli sen, göz alıcı sen
Gri renkli sen, gözlerini yere eğen sen
Gözleri dalgın bir ifadeyle elindeki fincanda olan Sera, şarkıyı Gao'dan duyduğu an başını kaldırdı. Bu ses ona bir anda her şeyin kaybolacağı bir atmosferde bile sonsuza dek sürecek gibi gelmişti. O an birkaç belli belirsiz kelime dudaklarından uçuştu.
"Ama bu şarkı."
Kim Je-ha'nın aklına otobüsteki konuşmaları geldi. Bu, o şarkıydı.
Hepsi gözümde canlanıyor
Adımı hafifçe seslenmeni istiyorum
Şarkının bu bölümünde Sera'nın yüzündeki şaşkın ifade yerini değiştirdi. Çünkü "Ming Ming" diyen o ses kalbinin duvarlarını bir anda yerle bir etmişti. Bakışları Gao'dan şöminenin ateşine kayarken zaman acımasızca genişledi, sanki saniyeler saatlere büründü.
Sana sarılmak istiyorum
Seni düşünürken kalbimden tamamen emin oluyorum
Aradığım kişi sensin
Son nota salonda öylece kayboldu. Bir süre kimse konuşmadı ve sonra alkışlar yükseldi. Lin Xiu Yin konuşan ilk isim oldu.
"Bu şarkıyı dinlemeyeli uzun zaman oldu, Ming Ming."
Sera'nın fısıltısı, yanında oturan Je-ha'ya istemeden çarptı.
"Benim için de öyle..."
Hemen ardından diğer oyunculardan övgüler yükseldi.
"Harikaydınız, Bay Gao."
"Canlı dinlemek çok başkaymış."
"Keşke Çince bilseydim."
"Nasıl her konuda bu kadar yetenekli olabilirsiniz?"
Gao, mütevazı bir tebessümle teşekkür etti. Gözü bir an için Sera'yı aradığında, yerinde değildi.
Ertesi gün Yanqi kendi temposuna geri dönmüştü. Oyuncular hazır olduğunda Yönetmen Chen'in yüzünde her zaman olduğundan daha ciddi bir ifade vardı.
"Bildiğiniz gibi bugün Romeo ve Juliet 3. Perde 5. Sahne ile başlayacağız. Gizli evlilik sonrası ayrılık sahnesi. Ama sizlere bir haberim var."
Yönetmen duraksadı, salondaki herkes birbirine bakarken sözlerine devam etti.
"Lilja dün acil bir arama aldı. Durumun ciddiyeti sebebiyle bu sabah erkenden ayrılmak zorunda kaldı. O yüzden artık bizlerle olamayacak."
Bu ani gelişme salonda şok etkisi yarattı.
"Ne oldu peki?"
"O iyi mi?"
"Çok mu ciddi?"
Yönetmen başını hafifçe salladı.
"Kardeşiyle ilgili ciddi bir sağlık probleminden bahsetti. Ayrıntı paylaşmamayı tercih etti. Gösteri için hepinize başarılar diledi."
Oyuncular, Lilja'nın yokluğunu şimdiden hissetmişti.
"Onu aramalı mıyız?"
"Dilerim kardeşi en yakın zamanda iyileşir."
"İkiz kardeşi olduğundan bahsetmişti. Acaba o mu?"
"Çok üzülmüştür."
"Bir mesaj atacağım. Hepimizin onun yanında olduğunu bilsin."
Herkes bu anlık şoku atlattıktan sonra Yönetmen Chen, elinde bir defterle Sera'nın yanına geldi.
"Lilja, Juliet için tuttuğu karakter notlarını sana vermemi istedi."
Sera, yüzünde beliren sıcak tebessümle defteri eline aldı.
"Bunun için çok emek vermiş olmalı."
Sayfaları, kırılgan bir objeyi tutma hissiyle çevirmeye devam etti. Onun için her yeni sayfa bir öncekinden daha derine inmek gibiydi. Lilja, göründüğünün aksine Juliet'i gerçekten tanımıştı. Belki de kendisinin zıttı bir karakteri canlandırması ona objektif bir bakış kazandırmıştı.
"Şimdi provaya dönelim."
Yönetmen Chen'in sözüyle elindeki defteri çantasının üzerine bırakan Sera sahnede yerini alacakken gözü ön sıraya takıldı. Lin, eğitmenin hemen yanında oturuyordu. Audrey Hepburn'ü andıran saç stili ve kendine has tarzıyla kalabalığın içinde onu fark etmemek mümkün değildi. Onun orada oluşu, prova başlayana dek Sera'nın zihninde kalan en belirgin ayrıntıydı. Sanki özellikle bu veda sahnesi için oradaydı. Varlığı, Romeo ve Juliet'in dünyasına karışırken prova başladı. Gao, Romeo'dan farklıydı. Gözlerinde dolaşan tüm o duygular, Romeo'nun hatıraları gibi hissettirmiyordu.
"Hoşça kal sevgilim, elveda!"
Sera için de durum farklı değildi. Juliet'in yerine geçmiş ve onu tanımayan bir yabancı gibi hissediyordu.
"Gidiyorsun öyle mi? Sevgilim, kocam... Her gün, her saat haber bekleyeceğim senden."
Gao, Sera'nın avuçlarındaki ellerini öpmek üzereyken vazgeçti.
"Hoşça kal! Hiçbir fırsatı kaçırmayacağım sana sevgimi iletmek için."
Arkasını dönüp uzaklaşmaya başladığında Sera, hafifçe kolundan tutmak istedi ama Gao'nun gömleği ellerinden kaydı.
"Romeo, bir daha görüşebilecek miyiz?"
Gao Hai Ming, tekrar Sera'ya döndüğünde nefesinde buruk bir ritm belirdi. Sera'nın saçları arasından görünen yeşim gözlerine bakarken elini uzattı. Elleri değmek üzereyken Gao arkasını döndü.
"Hiç kuşkum yok. Bu çekilen acılar ileride konuşacağımız tatlı anılar olacak."
Son bir kez bakmamak için bütün gücünü kullanarak sahneden ayrıldı. Sera'nın bakışları ise salonun uzak bir köşesinde boşluğa düştü. Prova sona erdiğinde perdenin arkasında bekleyen Gao sahneye geri döndü. Sera, sahnenin önüne yaklaştı. Eğitmen ayağa kalkıp ikisine doğru ilerlerken yüzünde önceden görülmemiş karmaşık duygu kırıntıları vardı. Sesini yoğun bir merak kaplamıştı.
"Romeo ve Juliet'in bu sahnedeki acısını hissedebiliyorum ama... Sanki birbirinizi duymuyor gibisiniz. Bağlantınız kopmuş gibi. Romeo ve Juliet ayrılıyor yine de birbirlerinden vazgeçmiyorlar. Siz ise sanki birbirinizden çoktan vazgeçmişsiniz."
Yazar Notu: Bu bölümde William Shakespeare’in Romeo ve Juliet adlı oyunundan replikler ve Liú Yǔníng’in You Are the One adlı şarkısından alıntılar yer almaktadır.
