4. bölüm / 4
ŞARLMAN 23. Bölüm Dua
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm Dua
- 1 TANITIM92 kelime
- 2 1. Bölüm Çıkar Ve Miras Meselesi842 kelime
- 3 2. Bölüm Akıncı1.318 kelime
- 4 3. Bölüm Dua1.227 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“ Hemen bugün bu evlilik gerçekleşecek!”
Kudüs’ün kutsal kum vahalarının tepeciklerini aydınlatan kızıl güneş yerini Lord’un sözleriyle beraber, karanlığa bırakıyor ve sunak ateşleri toplantı odasının hiyeroglif bezemelerini daha da aydınlatmak ister gibi hararetle yanmaya, tutuşmaya ve ateşten bir varlık gibi kollarını uzatmaya şevkle devam ediyordu.
“ Bu nasıl bir küstahlık! Karşında senin konumundan bile yüce bir kadın varken, nasıl bana bu cüretle evlilik konusunu siyasi bir baskıya dönüştürürsün! “
Oturduğum altından taht koltuğum kabul odasında ki sunakların kırmızı, turuncu ateşinin gölge oyunlarına altın tonları ile eşlik ediyor ve devlet yönetiminde yardımcılarım, papazlarım ve diğer dinleri sembol eden rahipler, imamlar varken bir kraliçeye yakışacak şekilde Lord’un densiz sözleri karşısında sakin kalmaya çabalıyordum.
“ Yüce hanımefendi sözlerinde haklı, nasıl Kudüs’ün kraliçesine böyle bir gerekçe, ses tonu ile özel bir konuyu tüm devlet adamları içerisinde dile getirirsiniz? “
Tahtımın karşısında ki boşluğa devlet adamları ve özel misafirlerimiz için dizilen sandalyelerde devlet adamlarından kimisi fısıldayarak birbirlerine söylemde bulunuyor, kimisinin sessiz bakışları benim ve altından tahtımın yakut taşlarında geziniyor, kimisi birbirleriyle Lord’un sözleri üzerine münakaşaya girişiyordu. Ortamda ki hararet ateşi tahtımın iki yanına konulmuş sunak kaselerinde ki, ateş gibi harmanlanarak yükseliyordu.
“ Böyle bir kutsallığı bir kadının yönetmesi olası, neydi şu eski kraliçenizin ismi Mahsa Şarlman. Tarih bir kadının yönetimini acı bir sonla bitiriyor, yüce hanımefendinizden önce annesi, daha önce büyük halanız Mişa Şarlman ve ondan önce ki tüm kilitleri kaldıran ünlü Mahsa Şarlman. Tüm bu kadınların sonu ne oldu? “
Tahtımın altın kollarına parmaklarımı geçirirken kabul salonunun havası git gide daha da boğuluyordu sanki.
“ Tüm bu kadınların sonu felaket bitti. Mahsa nehirde boğdurularak can verdi, Mişa sürgün edildikleri toprakta burnunu erkek işlerine soktuğun da baltayla kalbi delindi, keza anneniz... Anneniz ise bir varis doğurmanın yükümlülüğü bir yana kızını tahta geçirmek uğuruna kendini o gece Kudüs halkının gazabına bıraktığı söyleniyor. “
Kıyafetimin üzerine taktığım altım kolyelerim bir yılan gibi boynuma sarıldı sanki, Lord’un her bir aile geçmişime ait sözleri yeni bir altından ilmek oldu.
“ Peki siz? Size ne olacak Amira Şarlman! Kaderi tekrar mı edeceksiniz, yoksa topraklarınızın yarı yönetimini müstakbel Lord eşinize bağışlayarak Roma ile dost olmayı mı? “
Daha fazla söylediği, umursamaz biçimde bahsettiği ailemin geçmişine edilen saygısızlığı kaldıramazdım. Şu an diplomat yol, varis yükümlülüğü, Kudüs’ün geleceği ve halkın refahını düşünecek kadar Kraliçe kişiliğim devrede değildi. Şu an, annemin ölümünü, ailemin acı dolu ölümünü yüzüme vurarak siyasi üstünlükle baskılama yaparak teklifine evet dedirtmeye çalışan bu Roma Lorduna haddini bildirmem gerekliydi.
Hiç düşünmedim tahtımın altın kollarının sağ ve sol yanında sunak ateşlerinin dibinde dikilen tapınak askerlerinin belinde duran kılıç’ın, bir tanesini çekerek Lord’un dikkatini kendime çektim. Tahtımda aile geçmişimin kadın yönetimine yakışır şekilde daha da rahat oturduğum da bacağımı bacağımın üstüne atarak, askerimden aldığım kılıçla sol avucumu hiç düşünmeden Lord’un gözleri içerisine baka baka kestim.
“ Bu bir kader değil, ailemin cesur kadınlarını simgeleyen bir susturma biçimiydi. Mahsa, Mişa ve annem o kadar güçlü ve seslerini duyurmuştular ki onların sesini sadece erkeklerin tüm gücünü kullandığı ölüm susturabilirdi. “
Bu kez Lord sözlerimi dikkatle dinlemeye devam etti.
“ Eğer ülkem için bir fedakarlık yapacak olursam bu sadece kendi canımı uğuruna feda etmek olur, tıpkı elimi kestiğim gibi düşünmeden kılıç önüne atlar bir erkek gibi savaşırım sayın Lord. “
Kabul odasında ki tüm erkeklerin dikkati tahtımdan çok bu kez benim sözlerimde gezinirken devam ettim.
“ Basit bir evlilik diplomasisi ile ülkemi kurtarmak ailemin geçmişine yakışmaz, Roma kralınıza söyleyin ki “ Kudüs’ün Kraliçesi sizin siyasi kanatlarınız altına girmektense, savaşarak ölmeyi tercih ederim. “ söylediğimi iletin. “
Ve ayağa kalktım.
“ Diploması toplantısı son bulmuştur. “
Tapınak askerinin kılıcına bulaşan avucumda ki kanı cebimde ki mendile sildiğim de altından yapılmış tahtımın, yumuşak kanepesine Kılıç’ı koyarak kabul salonunun sarsıcı, boğucu nemli havasından bir an önce kurtularak kendimi sütunlarla çevrelenmiş avlunun uzun meşaleli koridorlarına attım.
“ Kimse gelmesin! Tek başıma odama gideceğim. “
Ardımda benimle birlikte kabul salonundan avlu çıkışına dek adımlarımı takip eden hizmetliler, sözlerimi duyar duymaz sırtımın ardında ki varlıkları teker teker kayboldu. Az önce kabul salonunda her ne kadar eğilmez bir duruş sergileyerek, Roma adamlarına kafa tutsam da Lord’un akıl almaz sözleri hiç beklemediğim bir duygu silsilesi yaratmıştı.
“ Ekonomik kriz, siyasi karışıklık ve din savaşı üzerine Roma’nın düşmanlığını kazandım. Şimdi ne yapacağım, nasıl bir yol izleyeceğim tanrım lütfen bana bir yardımcı gönder... “
6 gün sonra...
Tüm Kudüs’ün sokakları çümbüş rengine boyanmış biçimde kumaşlar ile süsleniyor, kraliçelerinin Roma’nın baskısı altına girmemesini kutluyorlardı. Halkın olumlu şeylerin getirisi kadar, olumlu şeylerden götürüsünü bilmeyen kesimi sonlarının gelmediği düşüncesi içerisinde kutsal toprakları süslüyor, bilinçli kesim ise kraliçe nasıl bir diplomasi yol çizecek diye Kudüs’ün ünlü kerpiç sarayının duvarları ardında ki toplantıları öğrenmeye çabalıyordu.
Bugün Şam topraklarına giderek, dost olduğumuz Selahaddin Eyyubi’nin torunu ile acil bir toplantı yapmalı ve Kudüs’ün kutsallığının yanı sıra Şam topraklarının kutsallığını da korumaları konusunda emniyet ve destek almalıydım. Bu savaşta yalnız olup olmadığımı öğrenmek zorunda, ona göre siyasi akıllı bir yol çizmeliydim. Yoksa, Kudüs’ün yeniden bir felaket yaşaması an meselesi idi.
“ Gel vatandaş gell”
Kırmızı elbisemin kadife kumaşları çöl'ün vahalarında kopan çöl fırtınasından etkilenerek, salınıyor ve yüzümün yarısına dek çektiğim kırmızı tülün içerisine ince kum taneciklerini doldurarak ağzıma giren kumlardan korunmak için tülü sıkı sıkı yüzüme sabitleyerek hızla yürümeye devam ediyordum. Bugün saray hizmetlilerini ve tapınak askerlerini yanıma alamazdım, halkın içerisine kimliği belirsiz normal sınıf vatandaşı olarak girmezsem benden bir açıklama beklenir veyahutta yeni bir dini kavganın ortasında bulanabilirdim.
Selahaddin Eyyubi’nin torununun hükmüne karşı, yalnızca kendim olarak saraysız, devlet adamları olmadan bir konuşma gerçekleştirmeli ve güç zehirlenmesinin ardına sığınmadığımı simgelemek mecburiyetindeydim. Tüm bu karmaşık düşüncelerim daha da düğüm haline dönüşmeye başlarken tüm Kudüs halkının iki noktaya, birbirlerini ezerek gitmeye çalıştıklarını fark etmemiştim ta ki halktan birisi omuzuma o yöne ilerlemeye çalışırken sertçe çarpana dek.
Kubbet-üs Sahra’nın yakınlarında konum alan ağlama duvarı, hem Hristiyanlar hem, Müslüman’lar hem de, Yahudiler kısaca tüm dinler için kutsallık haline gelmiş ibadet duvarının iki yüzüne de Kudüs çatısı altında yaşayan çeşitli dinlere mensup kişiler bir araya gelerek elleriyle duvara dokunuyor, kimisi dua ediyor kimisi ağlıyor, kimisi ise sessizce elini duvara koyarak gözlerini kapıyordu. Halkımın bir duvar altında bu kadar birleşmesi dikkatimi çekmişti, bu sebeple bende insanların, halkımın dilini, dinini, hislerini hissetmek adına kutsal duvara ilerledim. Pazar meydanında ki iyon düzenli sütunlar arasında esnaf ve sokak aralarında oyun oynayan çocukların sesleri, kutsal duvarın kireçleri arasına kadar doluyor ve dudaklarda ki çeşitli sesli duaların arasında bir buhut gibi geziniyordu.
Çeşitli dinlere mensup Kudüs halkının yaptığı gibi sağ elimi kutsal ağlama duvarının eski taşları üzerine koydum, elbisemin eşii olan kırmızı tülden sıcaktan nefes alamazken halkın bir araya gelmesiyle zelzele oluşturan sıcaklık ve hengame yüzünden tanımadığım insanların elleri ve bedenleri ile bir araya geliyordu tuhaf bir histi.
Sol omuzumun hizasından yine kalabalığın çümbüşü ile darbe alarak bedenim ağlama duvarının ikinci arka yüzünün, en duvar dibine gittiği saniye duvarın bunca asır ayakta durarak tüm savaşlara meydan okuduğu harap olmuş taşları arasında ki boşlukta duvarın birinci, yüzünde simsiyah kumaşlar içerisine gizlenmiş bir adamın ela gözleri ile bir araya geldim. Kudüs’ün geçirdiği akıl almaz din savaşlarından harap olmuş kutsal ağlama duvarının Müslümanlar için ayrılan, birinci duvar yüzüyle Hristiyanlar için ayrılmış olan ikinci duvar yüzeyinin arası açılmış harç ve taşlar arasında göz göze geldiğim yabancı adamın bakışları hâlâ küçük bir oyuktan, yeşil gözlerime bakmaya devam ederken sol ellerimiz duvarın arka, ön yüzeyinde bir araya geliyordu tıpkı gözlerimiz gibi.
“ Amin “
Siyah kumaşların yalnızca bakışlarını özgür bırakan tutsaklığı altında ki kalın kumaşların altından, tüm bu ses zelzelesine rağmen adamın sesi kulaklarımda kendisine yer buldu.
“ Amen “
Adam kendi dilinde duasını bitirdi, bense kendi dilimde.
Bölüm etkileşimi
