12. bölüm · SANGREVİA

Yeniden Aynı Gökyüzü

Aybüke Boyraz

12. Bölüm – Küllerin ve Tenin Yangını

Ares’ten;

Caroline’ın o siber köstebek maskesi bu odanın buz gibi havasında tamamen parçalanıp döküldüğü an, içimdeki o her şeyi imha etmek isteyen askeri canavar son derece soğukkanlı, tavizsiz bir nefretle şaha kalkmıştı. Sam ve Tory, o kadını ve onun o kirli holding paralarını yöneten koruma timlerini karargâh zindanına çekmek için kollarından sımsıkı kavrayıp koridorun karanlığına fırlatırken,

arkalarından kapıyı jilet gibi keskin bir gürültüyle kilitledim. O İngiliz oyunlarının da, beni aylardır kör eden o sahte sığınağın da senedini tek bir salisede tamamen yırtıp atmıştım.

Odanın ortasında, masanın üzerinde Sam’in getirdiği o sert, kaçak askeri viski şişesini elime aldım. Göğüs kafesimin altındaki o eski mermi yarasının sızısını ve içimde yayılan o feci pişmanlığı dindirmek için alkolü doğrudan boğazımdan aşağı çılgınlar gibi boşalttım. Şişenin yarısı saniyeler içinde damarlarımda akan kanı saf bir sarhoşluğa ve dumanlı bir arzuya dönüştürürken, adımlarım mermer zeminde serseri bir kuralsızlıkla sallanıyordu. Şişeyi yatağın kenarına fırlatıp, o düz siyah sivil tişörtümün altından gerilen gövdemle Aurora’nın yatağına doğru yürüp kenara çöktüm.

Bayağı sarhoştum; alkolün o tenimi diri diri yakan sıcaklığı, aylardır ona karşı büyüttüğüm o sahte nefret duvarlarımı tek bir hamlede tamamen un ufak etmişti. Siyah gözlerim dumanlı bir ışıkla bulanıklaşırken, yatakta o sargı bezlerinin ortasında nefes nefese yatan o sarışına, benim o karanlık dünyamı aydınlatan o biricik Işığım’ın o hare hare parıldayan gök mavisi gözlerine diktim bakışlarımı. Yüzümü yüzüne o kadar çok yaklaştırdım ki, aramızdaki o iki buçuk aylık tüm o aşılmaz mesafeli santimler tek bir salisede eriyip havaya uçtu.

Büyük ve nasırlı elimi, o yılların getirdiği sarsılmaz bir teslimiyetle yavaşça kaldırdım. Parmak uçlarım titreyerek, onun o esmer tenine tezat sarı saçlarının dökülmektedir narin boynuna doğru sinsi bir yavaşlıkla ilerledi. Ve o boynundaki küçük bene...

Yıllar sonra ilk kez, o kırgınlığın ve o feci sarhoşluğun gölgesinde parmak uçlarımla dokundum. Teninin o pürüzlü, yakıcı sıcaklığı avcumun içini bir asit gibi dağlarken, genzimden yükselen o en pes, o en hırıltılı askeri tonumla kulağıma doğru fısıldadım:

"Seni o kadar çok özledim ki, Polis... O kör gözlerimin bende bıraktığı tüm o sahte maskeleri bizzat senin bu teninde tamamen yakmaya geldim."

Aurora’dan;

Ares'in o büyük, nasırlı elinin parmak uçları boynumdaki o küçük bene yıllar sonra ilk kez dokunduğu o an, alt karnımdaki o rahmime yakın mermi yarasının tüm feci sızısı göğüs kafesimin altında muazzam, durdurulamaz bir yangına dönüşmüştü.

O da sarhoştu, bense yatağın kenarında duran o sert alkolün dumanıyla en az onun kadar o feci sarhoşluğun çemberindeydim. Alkol zihnimdeki o babamın geçmiş tehditlerini, o nikâh masasında döktüğümüz o katil kanlarının feryatlarını tek bir saniyede tamamen felç etmişti.

Aramızdaki o koca buz dağı, onun o siyah sivil tişörtünün altından yayılan o devasa sıcaklıkla saniyeler içinde eriyip küle dönmüştü.

"Beni o karanlığın ortasında, o İngiliz kadınının koynunda yapayalnız bıraktın, Teğmen..." diye fısıldadım. Sesim, göğsümün en derininden gelen o muazzam tutkuyla tamamen kısılmıştı; o hare hare parıldayan mavi-yeşil gözlerimi onun dumanlı siyah ışıklarına dikerken sarı saçlarım yatağın beyaz çarşaflarına çılgınca dağılıyordu.

Ares daha fazla konuşmama, o sivil polis gururumla ona meydan okumama izin vermedi. Büyük elleriyle benim o narin kalçalarımı sımsıkı kavrayıp, üzerimdeki o tıbbi sargı bezlerini ve hastane kıyafetlerini hırçın, son derece hoyrat bir sabırsızlıkla söküp odanın bir köşesine fırlattı.

Beni tüm o nefes kesici, iddialı çıplaklığımla o beyaz çarşafların ortasında tamamen korumasız bıraktığında, kendisi de o siyah tişörtünü tek bir hamlede söküp attı. O ringlerde adam parçalayan bükülmez, şasi gibi sert çıplak gövdesi üzerime koca bir gölge gibi çöktü.

Onu tek bir hamlede belimden kavrayıp kucağıma aldığında, bacaklarımı onun o güçlü beline sımsıkı doladım. Sırtımı o yatak başlığının sert ahşap dokusuna büyük bir gürültüyle sertçe yasladı. Dudakları, benim o nefes nefese aralanmış dudaklarına adeta bir bomba gibi, o dün gece barda sergilediği o hayvansı açlığın çok ötesinde, en derin ve sarsıcı bir birleşmeyle kilitlendi.

Ares’ten;

Büyük ve hoyrat elim onun bacaklarının arasından yukarıya, o her saniye içimi ateşe veren vajinasına doğru gitti. Avcumun o nasırlı sıcaklığıyla oraya sertçe bastırıp elimi o ıslaklığın merkezinde büyük bir sabırsızlıkla gezdirmeye başladım. Parmaklarımın her hırçın hareketinde Aurora'nın o göğüs kafesinden kopan derin, kesik iniltileri beni daha çok tatmin ediyor,

içimdeki o vahşi askeri kibri ve mülkiyet arzusunu çılgınlar gibi kamçılıyordu. Elim hâlâ vajinasındaydı; parmaklarımı tenini kavuracak bir hızla orada daha derin işletirken, boynuna doğru eğildim. O pürüzlü, yakıcı nefesimi doğrudan tenine verdim. Dudaklarımı kulağının hemen arkasına yerleştirip, göğsümün en derininden gelen o en pes, en hırıltılı askeri tonumla fısıldadım:

"Boşal."

Aurora işittiği bu hırçın ve tavizsiz emirle bir anlık feci bir panikle duraksadı.

Aurora’dan;

Ares'in parmakları tenimin o en mahrem noktasında beni diri diri dağlarken kulağıma çöken bu karanlık komut, narkozun ve alkolün dumanıyla sarsılan zihnimi tek bir saniyede felç etmeye yetti.

"Ne? Ares, yapma—" diye fısıldayabildim nefes nefese, hare hare parıldayan gözlerim loş ışıkta kararırken.

Ares benim bu zayıf sivil itirazımı, o titreyen feryadımı tek bir salisede tamamen hükümsüz kıldı. Bu kez ellerini daha hızlı, daha yırtıcı ve dur durak bilmeyen dairesel bir ritimle vajinamda gezdirmeye başladı. Parmaklarının o feci hızlanışı alt karnımdaki tüm kasları kaskatı keserken, hazla sarsılan gövdem onun gövdesine çarptı.

"Ares! Yavaşla..." diye çığlık attım tırnaklarımı onun sert omuzlarına geçirerek.

Ares’ten;

Onu o yatak başlığına tamamen çivilemiş gibi, parmaklarımı o yırtıcı ıslaklığının en derin hücrelerine kadar daha hızlı ve hoyratça sürtmeye devam ettim. Siyah gözlerimdeki o dumanlı katliam şehvetiyle doğrudan onun mavi ışıklarına kilitlendim.

"Boşalmadan yavaşlamam yavrum," diye hırıldadım genzimden gelen o en boğuk sesle.

Durmadım. Elimi onun o daracık, yakıcı vajinasında çılgınlar gibi gezdirmeye, her darbede onun o arzu dolu iniltilerini bu odanın taş duvarlarına birer zafer senedi gibi çarpmaya devam ettim. Aurora altımda feci bir haz dalgasıyla kaskatı kesilip, o dur durak bilmeyen dairesel hamlelerimin ortasında sarsılarak boşaldığı tam o salise, içimdeki o devasa askeri ağırlığı da onun o yakıcı ıslaklığının tam merkezine, doğrudan vajinasının en derinlerine doğru tek bir hırçın hamlede yürüttüm.

Tek bir devasa hamlede bütünüyle içime girdiğimde, ikimizin de göğüs kafesinden kopan o çok derin feryat odadaki tüm sivil kuralları havaya uçurdu. Onu o yatakta her sarsışımda, o feci sarhoşluğun ve yılların acısının getirdiği o uzun, dairesel ve aşırı detaylı darbelerimle onun o içindeki tüm kırgınlıkları bu çarşafların arasında ebediyen yok ettim. Bizi sarsan o en son, en devasa dalgayla birlikte, o sıcak birleşme içimizde tamamen patladığında ikimiz de ter içinde, soluk soluğa birbirimizin sıcaklığında tamamen kaybolmuştuk. Biz iki ay süren o ayrılığın, o feci pusuların ardından o loş hastane odasında birbirimizin teninde kendi ebedi aşk yeminimizi sonsuza kadar yeniden mühürlemiştik