3. bölüm · SANGREVİA

Gizli Kayıtlar

Aybüke Boyraz

3. Bölüm – İstihbaratın Gölgesi

Ares’ten;

Sandıktan çıkan o eski mühür parçasının siber kodlarını karargâhtaki resmi bilgisayarıma yükledikten sonra, çocukluk bağlarımızın hâlâ kopmadığı yegâne sığınma limanımıza, sivil hayatımızın en yakın dostlarının evine adımlamıştık. Sam ve Tory… Sam, karargâhtaki harekat dairesinden tanıdığım, omuzlarındaki resmi bröveleriyle bükülmez bir disipline sahip olan sert bir askerken; karısı Tory, esmer ve yapıcı duruşuyla bu kan kokan dünyamızın ortasındaki en sadık dostumuzdu.

Salondaki loş ışığın altında, Sam elindeki viski kadehini masaya takırtıyla bıraktığında siyah gözlerimi doğrudan onun gözlerine diktim. İçimdeki o bükülmez hırs, babamın katilini bulma yeminiyle kavrulurken, bu odadaki herkesin sarsılmaz aile bağı benim bu hayattaki tek sığınağımdı.

"Sınır hattındaki o eski pusuya dair karargâhta gizli bir istihbarat dosyası açıldı, Ares," dedi Sam. Sesindeki o sert, tavizsiz ton tıpkı benim gibi bir askerin kibrini taşıyordu. "Babana o kalleş pusuyu kuran o yeraltı ağının arkasında, sivil polis teşkilatından eski bir ismin lojistik mührü var. Dosya jilet gibi keskin, doğrudan o dönemin siber kayıtlarına işaret ediyor."

Aurora’dan;

Sam’in o resmi, bükülmez askeri sesi salonda yankılandığı an, göğüs kafesimin altındaki kalbimin feci bir panik dalgasıyla çatırdadığını hissettim. Tory, oturduğu koltuktan bana doğru derin bir endişeyle bakarken elimdeki kadehi öyle bir hırsla sıktım ki parmak boğumlarım bembeyaz kesildi.

Tory benim bu sinsi sırrımı, babamın o feci geçmişini çok hayal meyal tahmin edebiliyordu ama bu loş odada patlamak üzere olan o bombanın büyüklüğünden onun da zerre kadar haberi yoktu.

Sarı saçlarım omuzlarıma savrulurken, o hare hare parıldayan mavi gözlerimi Ares’in o amansız siyah ışıklarından kaçırmaya çalıştım. Ares, masanın üzerindeki o istihbarat notlarına bakarken, kollarındaki ve göğüs kafesindeki kaslar o intikam hırsıyla gerim gerim geriliyordu.

"O siber kayıtların peşini bırakmayacağım, Sam," dedi Ares, sesini en pes, en hırıltılı askeri tonuna indirerek doğrudan masaya doğru eğildi. Dudak kenarı o bildik alaycı kibriyle yukarı doğru kıvrılmıştı. "O katilin kim olduğunu bizzat kendi ellerimle bulup, o kanlı senedi alnına kilitleyene kadar bu karargâhta dur durak yok."

Ares bana doğru dönüp elimi kavradığında, onun o nasırlı, büyük elinin sıcaklığı esmer tenimi değil, bu kez o buz tutmuş ruhumu diri diri dağladı. Bana sırılsıklam aşık olan, "Işığım" diyerek beni tüm dünyadan sakınan bu adam, o sinsi yalanın arkasındaki katilin benim öz babam olduğunu öğrendiği gün bizzat kendi elleriyle dünyayı başıma yıkacaktı.

"Neyin var, Işığım? Yüzün bembeyaz kesildi," dedi Ares, siyah gözlerindeki o muazzam koruma içgüdüsüyle doğrudan gözlerimin içine bakarak.

"Sadece... o eski dosyaların o karanlık barut kokusu beni biraz yordu, Ares," dedim, sesimdeki o feci titremeyi saklamaya çalışarak çenemi o bildik mağrur tavrımla dik tuttum.

Tory, aramızdaki bu sarsıcı gerilimi ve benim o donan bakışlarımı görerek araya girdi ve konuyu hızla sivil hayatın o güvenli limanına çekmeye çalıştı. Ama hepimiz biliyorduk ki, o gelecekteki nikâh masasının kurulacağı ve her şeyin paramparça olacağı o feci günün kanlı senedi, bu loş salonda bizzat kendi ellerimizle yazılmaya başlanmıştı artık.