7. bölüm · SANGREVİA

İki Yabancı

Aybüke Boyraz

7. Bölüm – Londra’dan Gelen Sis

Ares’ten;

O feci nikâh baskınının ve göğüs kafesime saplanan o kalleş kurşunun üzerinden tam altı ay geçmişti. Karargâhtaki resmi makamıma geri döndüğümde, içimdeki o bükülmez askeri disiplini ve sarsılmaz kibir duvarlarımı yeniden en yüksek tonda kuşanmıştım. O sarışın polisin,

Aurora’nın bende bıraktığı o derin ihanet senedini zihnimden tamamen söküp atmak için kendime sivil hayatın en asil, en kusursuz sığınağını inşa etmiştim. Caroline... Şehir merkezindeki o lüks holdinglerin üst düzey İngiliz danışmanı olan, o asil ve mesafeli duruşuyla hayatıma giren yeni sevgilimdi. O İspanyol değildi; o asil Londra aksanı ve zarafetiyle, benim o barut kokan askeri dünyama bambaşka bir nefes getirmişti.

Akşam, şehrin o en lüks ve loş ışıklı sivil restoranında yerimizi aldığımızda, üzerimde o serseri tarzların aksine jilet gibi oturan, koyu renkli, son derece şık sivil bir takım elbise vardı. Siyah saçlarım kusursuzca taranmıştı. Caroline ile birlikteyken, o ringlerde adam parçalayan hoyrat askeri kibrimi tamamen bir kenara bırakıyor, ona karşı aşırı centilmen ve korumacı bir adam oluyordum.

"Umarım bu akşamki sınır harekatı raporları seni çok yormamıştır, Ares," dedi Caroline. O asil, mesafeli İngiliz aksanıyla konuşurken, mavi gözlerindeki o huzurlu ışıkla elimi masanın üzerinde nazikçe kavradı.

"Senin yanındayken tüm o karargâh baskısı anlamını yitiriyor, Caroline," dedim. Sesimi en pes, en hırıltılı ama bir o kadar centilmen ve yumuşak tonuna indirerek, onun parmaklarının üzerini kibarca öptüm. "Sen bu karanlık İspanya sokaklarındaki yegâne huzurlu limanımsın."

Aurora’dan;

Emniyet binasındaki o sivil polis mesaimin bitişiyle birlikte, babamın sınır hattındaki o yeni siber izlerini takip etmek için geldiğim o lüks restoranın loş koridorunda, karşılaştığım o feci manzara yeşil gözlerime adeta asit gibi feci bir sızıyla vurdu. Tam karşımda, o cam kenarındaki locada Ares oturuyordu.

İki ay önce beni o hastane odasında parmağını göğsüme bastırarak nefretle tehdit eden, o nikâh masasında beni kanlar içinde bırakan o bükülmez asker gitmiş; yerine o yanındaki yabancı kadına karşı aşırı centilmen, kibar ve büyüleyici bir adam gelmişti.

Ares’in o şık takım elbisesinin içinde, o kadının elini öperken siyah gözlerinde gördüğüm o yumuşaklık, benim o hare hare parıldayan mavi gözlerimi feci bir kıskançlık ve pişmanlık dalgasıyla diri diri dağladı. Yanındaki o iddialı, sarışın İngiliz kadının,

Caroline’ın ona dokunuşunu izlemek bende saf bir yıkım uyandırıyordu. Biz artık kağıt üzerinde ve sivil hayatta birbirinin yüzüne bile bakmaması gereken iki azılı düşmandık; ama içten içe ona karşı büyüttüğüm o sarsılmaz aşkın acısı göğüs kafesimi bir kez daha feci şekilde yırtmıştı.

Ares, locadan çıkmak için ayağa kalkıp Caroline'ın şık sivil mantosunu büyük bir centilmenlikle omuzlarına yerleştirdiği tam o salise, bakışları doğrudan koridorun loş ışığı altındaki bana kilitlendi. Siyah gözlerindeki o muazzam yumuşaklık tek bir salisede tamamen dondu, yerini o dondurucu ve ebedi nefrete bıraktı. Beni hayatında hiç görmemiş, o yatak odasında beni kucağına alıp "Işığım" dememiş gibi buz gibi bir yabancılıkla doğrudan üzerimden es geçerek Caroline’ın koluna girdi.

Sam ve Tory de restoranın çıkışında o bükülmez disiplinleriyle dikilirlerken, dördümüzün arasındaki o feci tahammülsüzlük dalgası tüm salonu felç etti. Caroline, Ares'in kolunda o asil yürüyüşüyle ilerlerken; Ares bana o hak ettiğim mutlak sessizlikle en büyük cezayı kesiyordu. Bu kış kış bitmeyen nefret savaşında, o gelecekteki büyük hesaplaşma günü yaklaşırken, bizim bu yeni sevgililerle örülü "Düşman" cephemiz çok daha tehlikeli ve hırçın bir namluya feci bir hızla evrilmeye devam ediyordu.