15. bölüm · Sana Dair Şeyler

Yarım kaldık

Albatross 03

Onu ilk kez ilkokulun üçüncü sınıfında fark etti. Saçlarını iki yandan örerdi, gülerken gözleri kısılırdı. Herkes için sıradan bir sınıf arkadaşıydı ama onun için…
ilk kalp çarpıntısıydı.

Adı Elifti.

Mert, Elif’i uzaktan sevmeyi öğrendi.
Kalemini düşürdüğünde yerden alırdı,
defterini unuttuğunda ona sayfa koparırdı,
üzüldüğünde sessizce yanına otururdu.

Ama Elif her zaman aynı şekilde seslenirdi:
“İyi ki varsın abi.”
O kelimeyi Mert her duyduğunda gülümser gibi yapar, içinde bir yerler sessizce kırılırdı.

Yıllar geçti.
Ortaokul geldi, lise geldi.
Duyguları büyüdü ama kızın gözümdeki yeri hiç değişmedi hep abi dediği oldu.
Bir gün Elif, gözleri dolu dolu yanına geldi.
Yağmurdan kaçmış gibiydi, sesi titriyordu.

“Mert biraz yanında durabilir miyim?”
Cevap vermesine gerek yoktu.
Elif başını onun omzuna koydu
ve sessizce ağladı.
Mert’in kolları ilk kez onu sardı.
Kalbi hızla atıyordu ama yapabildiği tek şey vardı onu Teselli etmek.Ne hissettiğini söyleyemedi. Sadece sustu. Çünkü üzmekten daha çok onu kaybetmekten korkuyordu.

Ve bir gün gün, Mert Onu sevmenin, sahip olmaktan daha güvenliolduğunu kabullendi.
Telefonu titrediğinde Mert ders çalışıyordu.
Ekranda Elif’in adı yazıyordu.

“Mert, sana önemli bir şey söylemem lazım. Acil buluşalım.”

Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu.

“Acil…Önemli"

Belki de yıllardır beklediği cümle nihayet gelecekti.
Ceketini kaptığı gibi dışarı çıktı.
Soğuk havayı hissetmiyordu bile.
Adımları aceleci, nefesi hızlıydı.
Buluştukları bankta Elif onu bekliyordu.
Gözleri ışıl ışıldı ama bu ışık Mert için değildi.

“Çok heyecanlıyım,” dedi Elif, elleri titreyerek.

“Hayatımda ilk kez böyle hissediyorum.”

Mert’in içi umutla doldu.
Sesini zor duyurabildi:
“Neyi… kimi?”

Elif derin bir nefes aldı.
“Birini seviyorum, Mert.”

O an dünya sustu.
Rüzgâr bile durdu sanki.

“Ailesi beni istemeye gelecek,” diye devam etti.
“Çok mutluyum ama aynı zamanda korkuyorum.”

Mert’in kalbi parçalanıyordu ama yüzüne bunu yansıtamadı. Sadece başını salladı.
Sonra Elif gülümsedi.
O masum, güven dolu gülümsemesiyle

“Nikâh şahidim olur musun?”

O cümle…
Bir bıçak gibi kalbine saplandı.
Ama Mert, yine sustu.
Yine güçlü görünmeye çalıştı.
Yine acısını içine gömdü ilk kez düşündü

“Ya şimdi söylersem?”
Elif’in sözleri havada asılı kaldı.

“Nikâh şahidim olur musun?”

Mert cevap veremedi.
Boğazına düğümlenen kelimeler nefesini kesmişti.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Mert, ilk kez korkusunun üstüne yürüdü.

“Elif… sana bir şey söylemem lazım.”

Elif gülümsedi, her zamanki gibi rahattı.

“Efendim abi?”

O kelime bir kez daha kalbine çarptı.
Ama bu kez susmadı.

“Ben… seni seviyorum.”

Elif’in gülümsemesi yavaşça silindi.
“İlkokuldan beri,” diye devam etti Mert titreyen bir sesle.
“Sana hiçbir zaman kardeş gözüyle bakmadım.Seni hep uzaktan sevdim… kaybetmemek için hep sustum.”

Elif geri çekildi.
Gözlerinde şaşkınlık ve karışık duygular vardı.

“Mert, yapma…” dedi. “Ben seni hep abim gibi gördüm.Bunu şimdi söylemen çok yanlış.”

Mert’in sesi kısıldı.
“Yanlış olan ne? Sevmek mi?”
Elif başını salladı.
“Beni zor durumda bırakıyorsun,” dedi kırgın bir tonla.
“Keşke söylemeseydin.”

O Son söz…
bir cam parçası gibi kalbine battı.
Elif ayağa kalktı.

“Bir süre konuşmasak daha iyi,” dedi.
“Şu an sana bakışım değişti.”

Ve arkasını dönüp gitti.
Mert yerinde kaldı.
İlk kez onu kaybetmiş gibi hissetti. O gün,
sessiz sevdasının bedelini ödedi.

Günler geçti.
Elif bir daha yazmadı.

Mert de yazmadı…
Gururdan değil, kırgınlıktan.
Okul koridorları eskisi gibi değildi artık.
Elif onu görünce bakışlarını kaçırıyor,
Mert ise bakmamayı öğrenmeye çalışıyordu.
Bir zamanlar omzunda ağlayan kız,
şimdi ona yabancıydı.
Mert geceleri uyuyamıyordu.
Tavana bakarken aynı cümle dönüp duruyordu zihninde:

“Keşke söylemeseydim.”

Bir gün davetiye geldi.
Beyaz bir zarf.

Altın harflerle yazılmış iki isim:
Elif & Kerem

Mert’in elleri titredi.
Zarfı açtığında içinden bir tarih düştü:
Düğün günü. Aynı akşam Elif mesaj attı.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi

“Mert… düğüne gelir misin?
Sen orada olursan kendimi güvende hissederim.”

Güvende…
Mert uzun süre ekrana baktı.
Sonunda sadece tek kelime yazabildi

“Gelirim.”

Düğün yaklaştıkça şehir süsleniyor gibiydi ama Mert’in içi kararıyordu. Geceleri motorunu sürüyordu. Rüzgâr yüzünü keserken acıyı bastırmaya çalışıyordu.
Gazı her açtığında, kalbindeki yük biraz daha ağırlaşıyordu.Ve düğün sabahı geldi.
Güneş doğdu…

Ama Mert için hiçbir şey aydınlanmadı.
Düğün salonu ışıl ışıldı.
Çiçekler, müzikler, gülüşler…Herkes mutluydu. Mert hariç. Kapının önünde durdu. İçeri girmeden önce derin bir nefes aldı ama nefesi bile ona ağır geldi.
Sonra onu gördü. Elifini beyazlar içindeydi.
Gelinden çok bir hayal gibiydi.
Saçları özenle toplanmış, yüzünde tanımadığı bir huzur vardı.
Bir zamanlar onun omzunda ağlayan kız…
şimdi bir başkasının hayatına “evet” diyecekti. Kalbi sıkıştı. Gözleri doldu ama ağlayamadı. Çünkü yıllardır ağlamayı içine atmayı öğrenmişti. Elif uzaktan onu fark etti. Göz göze geldiler. Elif hafifçe gülümsedi. O eski, güven dolu gülümseme. Ama Mert için artık o gülümseme bir yara gibiydi. Nikâh masasına doğru ilerledi. İnsanların alkışları arasında yürüdü.

“Bu kadar mı?” diye düşündü.
“Bunca yıl… sevdiği kızın hayatına bir başkası için evet demek için miydi?”
Salondan çıktı. Hava soğuktu ama içi daha soğuktu. Motorunun yanına gitti.
Kaskını takarken elleri titriyordu.
Gazı çevirdi. Motorun sesi sessizliğini parçaladı. Aklında tek bir görüntü vardı.
Elif’in beyaz elbisesi. Gazı daha da açtı.
Rüzgâr kulaklarında uğulduyordu.
Gözleri dolu, kalbi paramparçaydı.
Ve bir anlık dalgınlık…
Bir viraj ,bariyer ve boşluk..

Motor hızla bariyerden aşağı uçtu.
Sesler sustu.
Dünya durdu.
Ve Mert’in hikâyesi
sessizce bitti.