Bölümler 3Şu an: 3.Bölüm~Sınırdaki Dokunuş
- 1 1.Bölüm~Gizli Görev~592 kelime
- 2 2.Bölüm~Çökertme~819 kelime
- 3 3.Bölüm~Sınırdaki Dokunuş1.071 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fırat’ın ofisi, gece boyunca hiçbir zaman tam karanlığa bürünmeyen o odalardan biriydi. Lambalar loş yanar, dışarıdan hiçbir ses sızmazdı. Kalın halılar, ağır perdeler ve duvardaki devasa çerçeveler; her biri içeridekine bir mesaj verirdi: Burada sadece kararlar alınır, hesap sorulmaz.
Arel, ağır adımlarla içeri girdi. Fırat, deri koltuğunda oturmuş, masaya parmak uçlarıyla vuruyordu. Gözleri karanlıktı. Sakinliği, fırtınadan önceki sessizliği andırıyordu.
“Gel otur,” dedi kısa bir sesle.
Arel sessizce oturdu. Ne öne eğildi ne de gerildi. Duruşu güven doluydu, ama içinde kasırgalar esiyordu. Fırat, masasının üzerinde duran dosyayı Arel’e doğru itti.
“Biliyorsun, geçen hafta sevkiyat patladı. Polis her şeyi önceden biliyordu. Birisi sızdırdı bu bilgiyi. İçeriden biri.”
Arel dosyaya baktı, ama açmadı. Gerek yoktu. Her detayı ezbere biliyordu.
Fırat, gözlerini onun üstünde gezdirdi. “Sana güveniyorum, Arel. Bu işi içeriden kim yaptıysa... bulacaksın. Dişlerini kırmadan getirme.”
Arel başını eğdi. “Anladım.”
Fırat hafifçe gülümsedi. “Senin gibisi az bulunur. Damarında sadakat var. Benim adamım olduğunu göster bana.”
Arel’in bakışları kısa bir an yere kaydı. İçinden, “Sen benim her şeyimi aldın bende senin canını alacağım,” diye geçirdi ama dışarıya sadece tek bir kelime bıraktı:
“Olur.”
O akşam, Alina odasının penceresini açtı. Gece rüzgarı saçlarını dağıttı, ama o kıpırdamadı. Aynada kendine baktığında gördüğü şey, bir genç kadın değil; bir suskunluk heykeliydi.
Altın kafeste büyümek, dışarıdan parlak görünse de, içeriden paslı bir zincirdi onun için. İnsanlar onun hayatına imrenirken, o bir kez bile gerçekten özgür olamamıştı.
Telefonunu eline aldı. Kimseyi aramadı. Sadece boş ekranı izledi. Dışarı çıkmak istedi. Bir yerlere gitmek. Babasının onayını almadan. İlk defa kendisi gibi hissetmek için…
Derin bir nefes aldı. “Bu gece… benim gecem,” dedi fısıltıyla. Ve adımlarını sessizce evin dışına attı. Ne babasına haber verdi, ne de korumalarına.
Alina, şehrin tenha bir sokağındaki bara girdiğinde saat gece yarısını geçmişti. Mekân yarı kalabalıktı. Neon ışıklar gözleri yorar cinstendi ama Alina’nın umrunda değildi. Bugün başka bir hayatın kıyısında yürümek istiyordu.
Bar tezgâhına oturdu. Sade bir içki siparişi verdi. Derin, Melis, kimse yoktu bu sefer. Kendi başınaydı. Sadece kendisi ve gece.
Ama yalnız değildi.
Arel, o gece Alina'nın telefonunun sinyalinden onun şehirdeki barlardan birine girdiğini öğrenmişti. Bu geliş, onun için bir emniyet meselesiydi. Ama içten içe bir şey daha vardı — Alina’yı böyle bir yerde yalnız bırakmak… içini kemiriyordu.
Arel, motosikletini sokağın başında durdurdu. Deri ceketini düzeltti ve içeriye girdi.
Alina, tam o anda, yanında beliren bir adamın rahatsız edici yakınlığından irkilmişti. Adam fazla yaklaşmış, yüksek sesle bir şeyler söylüyordu. Alina geri çekilmeye çalışsa da adam yakasını bırakmıyordu.
“Bir içki ısmarlasam, sonra bana geçeriz,” dedi adam, sarhoş bir sırıtışla.
“Lütfen… uzak durun,” dedi Alina.
Ama adam elini onun dizine koyduğu anda, Arel çoktan hareket etmişti.
Kalabalığı yararak adama doğru yürüdü. Sert, ani bir yumruk sesi barın müziğinden bile daha yüksek yankılandı. Adam bir anda yere kapaklandı. Ayağa kalkmak isterken ikinci darbe geldi, ardından üçüncü… Arel'in gözleri kıpkırmızıydı. Adamı yerle bir etmişti.
Ortam bir anda sessizleşti. Kalabalık korkuyla geri çekildi.
Alina ayağa kalktı. Şok içindeydi.
“Yeter…” dedi fısıltıyla.
Ama Arel hâlâ adamın yakasındaydı. Son anda kendini geri çekti. Derin bir nefes aldı, sonra Alina’ya döndü.
“Yürü,” dedi kısa ama net bir sesle.
Alina hiçbir şey demedi. Titreyen adımlarla Arel’in peşinden çıktı. Dışarı çıktıklarında rüzgar biraz daha sert esiyordu. Alina yürürken sendeledi. Arel hemen yanına geldi, koluna girdi. Ama Alina daha da zayıf düşmüş gibiydi, dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.
“Bırak… kendim yürürüm,” dedi.
Ama o an dengesini tamamen kaybedince, Arel onu refleksle kucağına aldı.
“Ne yapıyorsun?! Bırak!” diye çırpındı Alina.
Ama Arel ona baktı. Göz göze geldiler. Burun buruna… O kısa an, kelimelerin sustuğu bir yerdi.
Arel bakışlarını hemen kaçırdı. Alina'nın gözleri ise bu sert adamın içinde başka bir şeyler olduğunu görmeye çalışıyordu.
Arel hiçbir şey demeden yürümeye devam etti.
Arel, Alina’yı kucağında taşıyarak arabaya kadar yürüdü. Şehir uykudaydı ama kalpleri gürültüyle çarpıyordu. Alina direnmedi artık. Sadece başını Arel’in göğsüne yasladı, nefesi hâlâ düzensizdi.
Arel kapıyı açtı, onu dikkatlice yolcu koltuğuna yerleştirdi. Emniyet kemerini takarken, parmakları Alina’nın yanağına hafifçe değdi. O temas, bir anlığına ikisini de durdurdu. Göz göze geldiler. Ama Arel, hemen gözlerini kaçırdı. Arabaya binip sessizce yola çıktı.
Evlerinin önüne vardıklarında, sokak loştu. Bahçe kapısında kimse yoktu. Korumalar çoktan uyumuş, ev sessizliğe gömülmüştü.
Arel, kontak anahtarını çektiğinde yanındaki koltukta Alina’nın başının yana düştüğünü fark etti. Uyuyakalmıştı. Yüzü huzursuz ama sakindi. Hâlâ makyajı yüzündeydi, ama gece boyunca yaşadığı her şey onu bambaşka biri gibi göstermeye başlamıştı. Arel, bir süre durdu. Uyandırmaya kıyamadı.
Derin bir nefes aldı. Ardından arabadan inip, diğer kapıyı açtı. Alina’yı dikkatlice tekrar kucağına aldı. O an Alina gözlerini araladı. Uykulu ve yorgun bir bakışla Arel’e baktı. “Nereye… gidiyoruz?” dedi fısıltıyla.
Arel sadece, “Eve,” dedi.
Alina, Arel’in göğsünde derin bir nefes aldı ve gözlerini tekrar kapattı. Yüzünde bir direnç kalmamıştı. Sadece teslimiyet. Belki de güven.
Arel, onu evin sessizliğinde ikinci kata çıkardı. Kapısını yavaşça açtı, ışığı yakmadı. Alina’yı yatağın kenarına indirdi, ayakkabılarını çıkardı. Battaniyeyi çekti, onu dikkatlice yatırdı. Yüzündeki bir tutam saçı yana itti. Sonra doğrulup arkasını döndü.
Tam odadan çıkarken, bileğinde bir elin sıcaklığını hissetti.
Alina gözlerini açmıştı. Gözleri hâlâ ağır ama duygularıyla doluydu. Elini kaldırmıştı, Arel’in elini tutuyordu.
“Gitme…” dedi ince bir sesle. Bu, bir rica değildi. Bu, içinden taşan bir fısıltıydı.
Arel, yavaşça dönüp ona baktı. Alina o an hafifçe doğruldu, gözleri Arel’inkine kilitlendi. Yavaşça, bilinçsizce ona yaklaştı. Arel’in gözleri bir anlık kararsızlıkla titredi. Dudakları, neredeyse birbirine değecekti…
Ve o anda… dışarıdan bir kapı sesi geldi. Uzakta ama yetti. İkisi de aynı anda geri çekildi.
Ama çok geçti.
Dudakları hafifçe değmişti. Sadece bir an, ama o an sanki zamanı bükmüştü. Göz göze geldiklerinde nefesleri karışmıştı.
Alina başını eğdi. Gözlerinden yaş süzüldü.
“Ben… çok özür dilerim. Sarhoşum… diye oldu.” dedi, sesi titriyordu.
Arel, yüzünü ona döndü. Onun ağlamasına dayanamadı. Yanına çöktü, bir elini omzuna koydu.
“Senin hatan değil. Sadece fazla içtin. Ağlama,” dedi yumuşak, ama kararlı bir tonla.
Alina bir şey söylemedi. Ama Arel’in sesindeki güven, kokusundaki tanıdıklık, varlığındaki o sessizlik… hepsi bir arada ona iyi gelmişti. Başını yastığa bıraktı, Arel’in yüzüne son kez baktı. Ve sonra gözlerini kapadı.
Arel, battaniyeyi biraz daha çekip onu iyice örttü. Elini hafifçe tuttuğu Alina’nın parmakları hâlâ titriyordu ama az sonra o titreme de dinmişti.
Uyumuştu. Sessizce. Gözyaşları kurumadan. Ama kalbinde bir izle.
Arel, bir süre onu izledi. Sonra ayağa kalktı. Odanın kapısını usulca çekti. Koridora çıktığında gözleri dalgındı. Kalbinde bir karışıklık, aklında cevaplanmamış bir soru vardı.
Artık hiçbir şey eskisi kadar basit değildi.
~Bölüm Sonu~
Biraz uzun oldu farkındayım ama bence güzel bir sonla kapattık bu arada kitabımı okuyup beğenirseniz lütfen bunu yorumlarda söyleyin ve oylarsanız çok mutlu olurum sizi seviyorum bir sonraki hikayede görüşmek üzere🤍🤍🤍
Bölüm etkileşimi
