6. bölüm · Saklanan Duygular

6

Azra Baykuş

Alunie ve eniştesi eve vardıklarında Alunie sessizce yukarı kata, banyoya çıktı. Magnolia "Alunie iyi mi?" diye sordu Roman'a. Roman "Yorgun görünüyor, duş alıp erkenden uyuyacakmış." dedi. Alunie ise banyoya girmiş, kapıyı da kilitlemişti. Aynada kendine uzun uzun baktı. Kırmızı saçları darmadağındı, siyah gözleri çökmüştü, şakağından ve burnundan süzmüş olan kurumuş kanları koyu renk kürkünden dolayı o ana kadar fark etmemişti bile. Sabah okula hoplaya zıplaya gitmişti, ama o hâlinden artık eser yoktu. Kıyafetlerini çıkarıp kirli sepetine koydu, duşkabine girip suyun sıcaklığını ayarladı. Saçlarını ve kürkünü şampuanladı, yüzündeki kurumuş kanlar bir süre sonra yumuşayıp döküldü. Güzelce duşunu almasının ardından bornozunu giydi ve odasına geçti. İyice kurulandıktan sonra üstünü giyindi, yatağına geçti. Yorganını üzerine çekti ve tavana baktı, dalıp gitti anında. Kısa zaman içerisinde de uyudu.

Ertesi sabah ikizler okula götürülürken araba sessizdi. Roman radyoyu açmamıştı, Magnolia da ikizleri uğurlamaya çıkamamıştı çünkü nöbeti erkendi. Laura yan camdan dışarı bakıp bulutları izliyordu. Alunie ise önüne bakıyordu, resim defterini kucağında tutuyordu ama açmamıştı. Açacak enerjisi bile kalmamıştı sanki. 10 dakika içerisinde nihayet geldiler okula. Onları okula uğurlayan Roman "İyi günler ikizler." dedi arkalarından. Laura "Görüşürüz enişte!" diyerek indi arabadan, koşa koşa girdi bahçeye. Alunie ise daha yavaş hareket ediyordu, "Görüşürüz enişte." dedi mırıldanmalı bir sesle. Eniştesi "Seni seviyorum Alunie." dedi, bu söz Alunie'yi gülümsetmişti biraz da olsa.

Alunie bahçeye girdiğinde Laura'nın arkadaş grubunu çoktan bulduğunu gördü. Kızlar onu hemencecik karşılamıştı, içlerinden biri elini onun omzuna sarmıştı bile. Laura onlarla beraberken daha çok gülüyordu sanki. Ama içlerinden biri eksikti, Clara hiçbir yerde yoktu. Alunie tam okul kapısından içeri girecekti ki Bayan Hazel çıktı karşısına. O an hiç düşünmeden sordu ona. "Hocam Clara uzaklaştırma mı aldı?" Bayan Hazel "Evet." dedi ve yoluna devam etti. Alunie bunu duyduğuna çok sevinmişti, o kızın yüzünü bir süreliğine okulda görmeyecek olması onu memnun etmişti. Üst kata çıktı, koridorda Carrie'yi gördü. Duvara yaslanmış, kapüşonunun içine gömülmüştü. Dudağındaki yara ise henüz iyileşmemişti. Alunie onun yanına gitti ve "Nasılsın?" diye sordu heyecanla. Carrie başını kaldırdı, Alunie'yi görünce kapüşonunun şapkasını indirdi gülümseyerek. "Gerçekten iyiyim." dedi. "Clara bugün yok. Uzaklaştırma aldı." diye de ekledi. Alunie başını salladı. "Evet, Bayan Hazel söyledi bana da." dedi. Carrie uzun zaman sonra ilk kez iyi hissetmeye başlamıştı. "Biliyor musun..." dedi sessizce. Alunie pür dikkat onu dinliyordu. "Seni tanımak bana gerçekten iyi geldi, Jack'i hatırlamak da aynı şekilde. 2 senedir bu okulda doğru dürüst arkadaş edinemiyorum. Herkes bana... ucube gözüyle bakıyor." dedi. Alunie ise elini onun omzuna koydu şefkatle, "Bence çok özel bir görünüşün var." dedi. Carrie öyle hissetmese de sırf Alunie dediği için özgüvenli hissetmişti.

Öğle teneffüsünde Jack, kafeteryaya geldiğinde Alunie'yi orada buldu. Alunie en köşedeki masada tek başına oturuyordu, önündeki kağıt tabağında yarım kalan sandviçi vardı, resim defterine bir şeyler çiziyordu. Jack tostunu aldıktan sonra gelip onun karşısına oturdu. "Laura nerede?" diye sordu, etrafına bakınarak. Alunie kalemini bırakmadan "Arkadaşlarıyla." dedi. Jack bir şey demedi, tostundan ufak bir ısırık aldı. Alunie çizmeye devam ederken kafasından binbir türlü düşünce geçip gidiyordu. Bir süre ikisi de konuşmadılar. Sonra Jack sessizliğini bozdu, "İyi misin?" diye sordu Alunie'ye. Alunie çizimini bitirmişti, gururla defterine baktı, farkında olmadan yine Carrie'yi çizmişti. Kabarık saçlarını, büyük kapüşonunu, simsiyah gözlerini... Defterini kapattıktan sonra "Bilmiyorum." dedi dürüstçe.

Bir süre sessizlikten sonra Alunie Jack'e baktı, göz göze geldiler. "Ama bildiğim bir şey var ki..." dedi ve bir süre yine sustu, Jack ise merakla onun ne diyeceğini bekliyordu. Alunie gülümseyerek "Sen, Carrie ve ben... Büyük bir arkadaşlık bağımız olacak, buna eminim." dedi. Jack de gülümsedi onunla beraber, kendisi de Alunie kadar yalnız bir çocuktu çünkü. "Bunu fark etmene sevindim Alunie. Laura'yı boşver, ettiği arkadaşlıkların yanlışlığını er ya da geç anlayacaktır. Sen kendi arkadaşlık ilişkilerine odaklan, yazık etme kendine." dedi. Alunie başını salladı, önündeki sandviçini eline aldı, büyük bir ısırık aldıktan sonra ağzının etrafı mayonez oldu. Jack onun bu hâlini görünce sessizce kıkırdadı, ona çantasından çıkardığı ıslak mendili uzattı. Alunie "Çok sağol, biraz acıkmışım da." dedi gülerek. Jack "Biraz mı?" dedi bir kaşını kaldırarak.

Jack, Alunie ile gülüşürken o esnada kafeteryaya Laura girdi yalnız başına. Köşeye baktığında ikiliyi gördü, her ne kadar büyük bir arkadaş grubu onu kabul etmiş olsa da kendini yapayalnız hissediyordu. Clara'nın önceki akşam Alunie'ye yaptığı o şeyden henüz haberi bile yoktu. Alacaklarını aldıktan sonra yine onlara baktı, sonra sessizce kafeteryadan ayrıldı. Jack, onu görmüştü. Alunie'ye sessizce "Demin Laura buraya geldi, bize bakıp çıktı." dedi. Alunie "Evet, gördüm." dedi. "En çok koyan ne biliyor musun... Yıllarca aynı odada uyuduk, her zorbalığa uğradığımızda birbirimizi savunurduk. Şimdi ise kendimi çok savunmasız ve ihanete uğramış hissediyorum." dedi, sesi biraz burkulmuştu. Jack elini onun omzuna attı, "Merak etme, ben yanında olurum o konuda. O gün Clara'nın bile üstünden geldiysem, kimse sana sataşamaz bu saatten sonra." dedi, ses tonu güven vericiydi. Alunie "Teşekkür ederim." dedi, ona uzun uzun baktı.

Jack tostunu bitirdi, gözleri Alunie'nin resim defterine gitti. "Şey, rahatsız olmazsan çizimlerine bakabilir miyim?" diye sordu ona. Alunie resim defterini ona pasladı, "Ah tabii ki! Aslında çizdiklerimi sana gösterecektim, tamamen aklımdan çıkmış." dedi. Jack resim defterini açtı, özenle sayfaları gezmeye başladı. Son sayfalara geldi, Alunie birkaç sayfa boyunca sadece Carrie'yi çizmişti. "Carrie'yi çok güzel çizmişsin. Ellerine sağlık." dedi gülümseyerek. Alunie ona ve deftere baktı, yüzü biraz kızarmıştı. "T-teşekkür ederim. Portre çizebileceğimi hiç düşünmemiştim aslında." dedi, utanmış olduğu her hâlinden belliydi. Jack "Carrie gerçekten çok tatlı biri, onu birkaç defa çizmiş olduğuna şaşırmamak lazım." dedi kıkırdayarak. Alunie'nin yüzü daha da kızardı. "Ya Jack!" dedi, utançtan elleriyle kapattı yüzünü. Jack "Güzel çizmişsin ya önemli olan o. Bakma bana, sadece takılıyorum seninle." dedi. Alunie ile gülüştüler bir süre.

Tam o sırada kafeteryaya Carrie gelmişti, ikiliyi köşede görüp yanlarına gitti. "Selamlar, nasılsınız?" dedi büyük bir sevinçle, sonra Alunie'nin resim defterinde kendi portresini gördü. "Bunu kim çizdi? Çok güzel görünüyor!" dedi resim defterini işaret ederek. Alunie'nin suratı iyice yanmaya başlamıştı heyecan ve utançtan, "S-seni çizdim, pratik için arkadaşlarımı ç-çiziyorum." dedi kekeleyerek. Carrie "Kesinlikle devam etmelisin çizmeye." dedi, o da kızarmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu. Alunie "Devam edeceğim." dedi ve gülümsedi. Kısa sürede sandviçini bitirdi, eşyalarını toparlayıp çantasına koydu. "Keşke sizlerle aynı sınıfta olsaydım." dedi, suratı hafif asılmıştı. Jack "Senle aynı sınıfta olmak gerçekten daha iyi olurdu, dersler hiç çekilmiyor." dedi, ellerini kavuşturdu. Alunie "Ben zaten derslere çizim yapmadan çok zor odaklanıyorum." dedi. Daha kendine konulan DEHB teşhisinden bir haberdi henüz. Carrie ise sessizdi, o ikisi konuşurken sadece dinliyordu. Jack ayağa kalktı, "Gelin bahçede oturalım, bunaldım burada oturmaktan." dedi. Hep beraber bahçeye çıktılar, hava rüzgârlıydı ve soğuktu.

Clara'nın arkadaş grubu bahçedeki çardaklardan birine oturmuş bağıra çağıra dedikodu yapıyordu. İçlerinden biri olan Emily "Bizimkiler geliyor." diyerek gelen üçlüyü işaret etti. Herkes bir anlığına onlara baktı, Emily "Neyse fazla bakmayın, anlayacaklar." diyerek parmaklarını şıklattı. İçlerinden diğer biri olan Olivia "Clara 1 haftalığına okulda olmayacak, ne yapacağımızı gerçekten bilmiyorum." dedi, iç çekti. İçlerinden başka biri olan Brittany ise "Clara okuldan uzaklaştırma aldı diye iletişimimiz kopmuş olmuyor." dedi. Birden bir ampul yandı kafasında, "Aslında aklıma gelmişken.. Bizim neden bir mesajlaşma grubumuz yok ki?" diye sordu. Laura "Benim henüz telefonum yok..." dedi. Emily "Sorun değil, yüz yüze iletişim her zaman daha iyidir." dedi ve elini Laura'nın elinin üstüne koydu. Laura ona bakarak gülümsedi. Birden öğlen teneffüsünün bitiş zilinin çaldığı duyuldu. Brittany "Neyse zil çaldı, hadi sınıfa gidelim." dedi. Herkes ayağa kalktı, konuşa konuşa sınıfa çıktılar.

Son derse gelindi nihayet. Sınıf sessizdi, o günün bitmesine birkaç dakika kalmıştı. Alunie, Laura'nın sağ tarafında oturuyordu, tahtaya yazılanları defterlerine geçiriyorlardı. Tam o sırada Alunie, Laura'nın not defterinin kenarında ufak bir zarf gördü. Üzerinde küçük bir kalp çizimi vardı, içinde de bir isim. Muhtemelen arkadaş grubundan birinin ismiydi. Alunie gözlerini başka yöne çevirdi. Kanından, canından olan ikizi Laura'nın ondan uzaklaşıyor olması onun moralini alt üst ediyordu. Yıllarca her gece aynı odada uyumuşlardı. Karanlıkta birbirlerinin nefes sesini duyarak uykuya dalmışlardı. Anaokulunda Alunie sinir krizi geçirdiğinde Laura tutardı elini, ikizinin dokunuşu anında sakinleştirirdi onu. Iowa'dan Minnesota'ya gittikleri o uzun yolculukta arkadaki koltuğa sığışmış, omuz omuza uyumuşlardı. Ama şimdi... Ona karşı olan düşünceleri karmakarışıktı.

Roman onları eve bırakır bırakmaz mesaisine geç kalmamak için hastaneye gitti. İkizler eve geldiklerinde Magnolia evde yoktu, kendisi not bırakmıştı buzdolabının üstüne. "Akşam geç geleceğim, yemek dolapta. Isıtıp yiyebilirsiniz." yazıyordu notta. Alunie notu okudu, sessizce odasına çıktı. Çantasını yatağının yanına bıraktı ve yatağına uzandı. Çok bitkin hissediyordu, tavanla bakıştı uzun süre. Bir süre sonra Laura da odaya geldi. Çantasını kenara koydı, defterlerini çıkarıp yazdıklarını gözden geçirdi, defterine yazılan notları ve çizilen küçük resimleri görünce gülümsedi. Alunie göz ucuyla baktı ona, onun arkadaşları Laura'nın arkadaşlarının aksine kendi sınıfında değildi. Bu çok kötü hissettiriyordu. Dışarısı acayip rüzgârlıydı, pencereden ıslık sesi geliyordu. Alunie o sesleri dinlerken gözlerini kapattı. Laura'nın varlığını hissediyordu odada, ama bu his artık sıcak hissettirmiyordu. O sıcak bağ kopmuştu sanki. O kadar yorgundu ki kısa süre sonra uykuya dalıp gitti.