4. bölüm · Saklanan Duygular
4
Alunie kafeteryadan elinde karton bardak içinde sıcak iki kahveyle sınıfa döndüğünde sınıf bomboştu. Bardakları öğretmen masasının üzerine bıraktı. Bahçeye baktığında Laura'yı diğer kızlarla birlikte gülerken gördü. Onları bir süre izledi. İçinde garip bir boşluk hissi oluştu. Kahveleri masada bırakıp eşyalarını topladı, çantasını alıp dördüncü kattaki kütüphaneye çıktı. Bir süre yalnız kalıp çizim yapmak istiyordu. Kütüphane sakindi, boş bir masaya oturup çantasını yanına bıraktı. Resim defterini ve kalemliğini çıkardı, hemen taslak çizgileri atmaya koyuldu. Bir süre sonra durdu, çizdikleri hoşuna gitmemişti. Defteri kapatıp çantasına koydu, kitaplıklar arasında gezmeye başladı. Kitaplara bakarken en köşede siyah kapüşonlu birini fark etti. Bir an duraksadı ama sonra bir karikatür kitabı alıp yerine döndü. Birkaç dakika sonra, o siyah kapüşonlu çocuk gelip Alunie'nin tam karşısına oturdu. Alunie hafifçe ürkerek başını kaldırdığında, çocuk kapüşonunu indirip heyecanla fısıldadı "Hey, seni hatırlıyorum! Yıllar önce kilisede tanışmıştık, resim çizen o kızsın sen!" Alunie kulaklarını dikti, "Jack? Yıllar sonra buldum seni!" dedi hafif yüksek bir sesle. O esnada kütüphanede olan kadın bir öğretmen kitaplıkların arasından başını uzatıp "Şşşşş!" dedi, ikisi de kıkırdayarak ağızlarını kapattılar. Alunie, Jack'i tekrar gördüğüne çok sevinmişti. Jack "Hadi toparlan da dışarıda konuşalım." dedi. Eşyalarını toparladıktan sonra bahçeye çıktılar.
Bahçeye çıktıklarında Jack biraz mahcup görünüyordu. Bir banka oturdular.
- Üzgünüm, biraz fazla heyecanlandım galiba... Eskiden kiliseye daha sık giderdim ama sonra pek gidemedim. Çoğu zaman hastaydım. Anneannem oraya çok bağlıydı, biraz da onun o huzurlu hâlini görmek için giderdik. Toprağı bol olsun.
Jack'in sesi daha durgun bir hal almıştı. Alunie "Huzur içinde uyusun." diyerek ona eşlik etti. Ardından içini kemiren o soruyu sordu.
- Beni nasıl oldu da unutmadın? Bu sabah sınıfta o günkü yüzlerden birkaçını gördüm ama hepsi sanki bir yabancıymışım gibi bakıp geçtiler.
- Belki de sadece unutmuşlardır, kötü düşünme. Ben... Ben sadece kendisini ilk gördüğümde sen zannettiğim eski bir arkadaşımı da hatırlıyorum. Kiliseyi bıraktıktan sonra onu bir daha görmedim. Bir gün bir arabaya bindirilip götürüldüğünü hatırlıyorum sadece. Umarım iyidir.
Alunie derin bir nefes aldı.
- Umarım. Seni yeniden görmek güzel, bugün pek iyi değildim ama bana iyi geldin Jack.
- Hayırdır Alunie, ne oldu?
Alunie, bahçedeki kalabalığın içinden tek bir kişiyi işaret etti.
- Şu gözlüklü ve bereli kızı görüyor musun? O benim ikizim, Laura.
Jack sustu bir süreliğine. Alunie'nin konuşurken sesi burkuluyordu.
- Benden uzaklaştığını hissediyorum. Eski okulumuzda çok yakındık, beni her zaman savunurdu. Birbirimizi beklerdik hep. Ama bugün sınıfa döndüğümde o yoktu. Pencereden baktığımda o kız grubuyla takılıyordu. Sanki başkalarını bana tercih ediyor artık. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
Tam o sırada okulun dış kapısından içeri darmadağınık halde yeni bir öğrenci girdi. Camgöbeği saçları birbirine karışmış, üzerine birkaç beden büyük gelen eski kıyafetler içinde, açık gri kürklü bir tilkiydi bu. Kız grubunun onu tanıdığı her hâllerinden belliydi. Çocuk merdivenleri çıkmaya başladığı sırada kızlardan biri onu sertçe itip basamaklara düşürdü. Çocuğun ağzı sert mermere çarpmıştı. Başını acıyla inleyerek arkaya çevirdiğinde, kızın çantasını aldığını ve içindeki her şeyi yere boşalttığını gördü. Bahçedeki diğer çocuklar ise yardıma gelmek yerine olan biteni gülerek izliyorlardı. Kız "Bu kadar mı? Hâlâ mı fakirsin Carrie?" diyerek çocukla acımasızca alay etti. Jack bu ismi hemen hatırlamıştı, sesin geldiği yöne baktığında zorbalığa uğrayan oğlanı gördü. Hiç düşünmeden yerinden kalkıp merdivenlere doğru koştu. "Hey! Onu rahat bırak!" diye bağırdı. Alunie o kadar dalgındı ki olan biteni Jack yerinden fırlayınca fark etti ve hemen onun peşinden gitti.
Carrie kanayan ağzını tutarken Alunie yanına çömeldi. Onu yerden kaldırıp sakinleşmesi için okul binasına soktu. Alunie, Carrie'yi içeri götürürken, gruptaki kızlardan biri oğlanın kuyruğundan çekiştirmeye yeltendi. Jack onu hafifçe yana iterek "Sizin bu çocukla derdiniz ne?" diye karşı çıktı. Kız, Jack'i daha sert bir şekilde geri itti, Jack dengesini kaybetse de zorlukla ayakta durabildi. Kız "Git başımdan, belanı benden bulma!" diye bağırarak yerdeki kitapların üzerine basıp onları tekmelemeye başladı. Jack, yapılan bu saygısızlık karşısında daha fazla dayanamayıp birden ayağa kalktı ve kıza sert bir tokat attı. Kız ise hırsla yerden aldığı sivri bir kurşun kalemi Jack'e saplamaya çalışınca, Jack onu sertçe itip yere düşürdü. Tam o anda Laura araya girdi ve ikisine de "Hey, kavga etmeyin artık, yeter!" diye çıkıştı. Ortalık sakinleşip taraflar ayrıldıktan sonra Laura, yerdeki eşyaları toplaması için Jack'e yardım etmeye başladı.
Olan biteni başından beri güvenlik kameralarından ve pencereden izleyen disiplin öğretmeni Bayan Hazel, sert adımlarla bahçeye çıktı. Topuklu ayakkabılarından çıkan o sesi duyan her öğrenci irkilirdi. "Jack ve Clara! Derhal müdürün odasına!" diye gürledi Bayan Hazel. Sesi o kadar sertti ki, az önce kalemle Jack'e saldıran kızın yüzündeki o kibirli ifade bir anda yerini korkuya bıraktı. Jack üzerindeki tozu silkeledi. Tam merdivenlerden çıkacakken Laura nazikçe Jack'in omzuna dokundu, elindeki Carrie'ye ait olan çantayı ona verip hızla kendi arkadaş grubunun yanına döndü, sanki az önce arabuluculuk yapan o değilmiş gibi davranmaya çalışıyordu.
Bu sırada Alunie, Carrie'yi revire ulaştırmıştı bile. Görevli hemşire, Carrie'nin patlayan dudağına buz kompresi yaparken, çocuk korkudan titriyordu ve gözlerinden yaşlar akıyordu. Büyük gelen eski kapüşonlusunun şapkasını iyice çekiştirip yüzünü gizlemeye çalışıyordu. Hemşire bir anlığına pansuman malzemesi almak için odadan ayrıldığında, Alunie sessizliği bozdu. "Canın çok yanıyor mu?" diye sordu yumuşak bir sesle. Carrie, buz torbasını dudağından hafifçe çekip camgöbeği saçlarının arasından Alunie'ye baktı. Ona büyük bir minnet duymuştu. "Alıştım sayılır." dedi boğuk bir sesle. "Clara ve grubu... Önceki senelerde de böyleydiler. Beni ve benim gibi zayıf gördükleri diğer öğrencileri sürekli zorbalıyorlar." Alunie, odadaki beyaz masanın üzerinde sabah kendi patilerine yapıştırılan yara bantlarından gördü. Yerinden kalkıp birkaç tane yara bandı aldı ve geri döndü, onları nazikçe Carrie'nin avucuna bıraktı. "Sabah avuç içlerim yara oldu ama bu renkli bantlar yapıştırılınca kendimi daha iyi hissettim. Belki sana da iyi gelir." dedi gülümseyerek. Carrie yara bantlarına uzun uzun baktı ve hafife gülümsedi, ilk kez biri ona karşı bu kadar nazik davranıyordu. "T-teşekkür ederim... Kızıl saçlı kız." dedi onun ismini hatırlamaya çalışarak. "Kahverengi saçlı çocuk nerede? Clara ile kavga ettiği için başı belaya girecek, değil mi?" Alunie pencereden bahçeye doğru baktı. "Merak etme, o iyidir. Jack'in hiçbir şeyi unutmayan bir yapısı var, muhtemelen müdüre her şeyi en ince detayına kadar anlatıyordur."
Müdürün odasında ise hava oldukça gergindi. Clara ağlamaklı bir sesle kendini savunmaya, Jack'in ona durduk yere saldırdığını anlatmaya çalışıyordu. Ancak Jack gayet temkinliydi, ellerini arkasında birleştirmiş, kendisine söz verilmesini bekliyordu. Müdür Clara'ya susmasını söyledikten sonra Bayan Hazel ile beraber Jack'e döndü ve "Sen buyur oğlum, anlat bakalım orada ne yaşandığını." dedi. Jack paniklemeden, sakin bir sesle konuşmaya başladı. "Saat şu an 12.40. Carrie bahçeye girdiğinde Clara onun peşinden geldi, onu sırtından sertçe itti. Carrie öne doğru düştü ve ağzı basamaklardan birine çarptı. Sonra Clara onun çantasını alıp eşyalarını yere boşalttı. Ben de o an Carrie'yi savunmak amacıyla yanlarına gittim. Eğer herhangi bir şiddet uyguladıysam kendimi savunmak amacıyla yapmışımdır efendim. Zaten kameraları 12.20'ye sararsanız, Clara'nın elindeki kurşun kalemi benim göğsüme saplamaya çalıştığını da görebilirsiniz."
Müdür, Jack'in bu kadar spesifik ve soğukkanlı bir şekilde olayları anlatması karşısında şaşkınlıkla gözlüklerini düzeltti. Jack'in hafızası, Clara'nın yalanlarını bir bir çürütmüştü. Müdür bir yandan yandaki monitörden kamera görüntülerini izliyordu, görmesi gerekeni görmüş olacak ki "Tamam oğlum, sınıfına dönebilirsin." dedi. Jack'in omuzlarından büyük bir yük kalkmıştı, müdürün odasından çıkıp revire gitti. Alunie, hasta yatağında Carrie'nin yanına oturmuştu. O esnada öğlen teneffüsünün zil sesinin çaldığı duyuldu. "Ah, sınıfa gitmem gerek, görüşürüz Jack ve camgöbeği saçlı çocuk!" diyerek revirden ayrıldı, kapıyı da kapattı giderken. Jack de oradaki sandalyelerden birini Carrie'nin yanına çekip oturdu. Carrie, Jack'e bakar bakmaz onu tanımıştı. "Jack, seni görmeyeli... Yıllar oldu." dedi. Jack başını kaldırıp ona baktığında hayatının en büyük şaşkınlığını yaşadı. "Sen... Sen o Carrie'sin! Sana ne oldu, renklerin..." dedi, gözleri dolmuştu. Eski en yakın arkadaşının renkleri eskisi gibi değildi, tamamen tersine dönmüştü. Carrie gözlerini kaçırıyordu, "Boş ver gitsin." dedi. "En azından seni buldum yeniden."
Dışarıdan ikinci teneffüs zilinin sesi duyuldu, ardından çocukların çığlıkları... Jack, Carrie’nin titreyen ellerini tutmak istedi ama sonra vazgeçip ellerini dizlerine koydu. "Senin renklerin..." dedi, sesi kısıktı. "Eskiden güneş ışığında ışıl ışıl parlayan o kızıl saçların, koyu gri kürkün... Carrie, sana ne oldu?" diye sordu gözyaşları içinde. Carrie, Alunie’nin verdiği renkli yara bantlarına bir süre baktı, gözleri revirin beyaz zeminine dalıp gitmişti. "O arabaya bindirildiğim gün... Çocuk Koruma Hizmetleri'nden gelmişlerdi. Anne ve babamın bir cinayete kurban gittiğini öğrenmiştim, o günden sonra her şey değişti Jack. Bir gece tarif edemediğim bir varlık tarafından saldırıya uğradım, renklerim o gün değişti." Jack’in gözünden bir damla yaş süzülüp pantolonuna düştü. "Seni bir daha asla yalnız bırakmayacağım Carrie." dedi kararlılıkla. "Hem artık Alunie de var. O çok farklı biri, seni benim gibi önemsiyor." Carrie hafifçe gülümsedi, bu kez gülümsemesi daha sıcaktı. "Biliyorum. Bana öyle bir baktı ki..."
Alunie sınıfına dönmüştü. Sırasına oturduğunda Laura’nın ona kaçamak bakışlar attığını fark etti. Onun yeni arkadaş grubu, müdürün odasından gelen haberden dolayı oldukça sinirliydi. Clara’nın uzaklaştırma alacağı söylentisi de tüm sınıfta yayılmıştı. Laura, grubun dedikoduya daldığını fark eder fark etmez Alunie’nin yanına uzandı. "Jack’in başı belaya girdi mi?" diye sordu endişeyle. Alunie başını resim defterinden kaldırmadan cevap verdi. "Hayır." Laura bu umursamazlık karşısında ne diyeceğini bilemeyip sırasına geri yerleşti. Vicdanı sızlasa da yeni arkadaşlarını da yüzüstü bırakmak istemiyordu. Alunie ise defterine yeni bir sayfa açmış, Carrie'yi çizmeye başlamıştı. Onu daha yeni tanımış olmasına rağmen çok sevmişti.
