2. bölüm · Saklanan Duygular
2
Ertesi pazar sabahı, çocuklar erkenden uyandılar, yüzlerini yıkadıktan sonra oturma odasına geçtiler. Alunie sırt çantasından çıkardığı resim defterini sehpaya koydu ve resim çizmeye başladı. Laura ise cam duvarlarla çevrili bahçeye çıktı. Hava henüz tam aydınlanmamıştı, bu yüzden bahçedeki ışıklar hâlâ açıktı. Etrafa göz atmaya başladı, bahçenin ekin yetişen kısmında Magnolia'yı görünce "Günaydın teyze." dedi. Magnolia gülümseyerek, "Gel istersen bana yardım et. Çeri domates, maydanoz, dereotu topluyorum." dedi. Sonra ona bakıp "Biberleri sen toplayabilirsin mesela." dedi. Laura raftan aldığı kulpsuz, yayvan bir hasır sepete küçük bahçe biberlerini tane tane toplamaya başladı. Magnolia gülümseyerek "Size bugün çok güzel bir kahvaltı hazırlayacağım." dedi.
Birden kapı tıklatıldı. Hayırdır, sabahın bu saatinde kim gelmişti? Magnolia elindeki sepeti bir kenara bırakıp dizlerindeki toprakları çırpa çırpa içeri girdi, dış kapıya yürüdü. "Kim o?" diye seslendi Magnolia. Kapının ardından İrene'in sesi duyuldu, "Biz geldik yenge." dedi. Magnolia kapıyı açtı ve onları içeri buyur etti. Jade kibarca gülümsedi, "Günaydın, nasılsınız?" diye sordu Magnolia'ya. "İyi olmaya çalışıyoruz... her zamanki gibi." dedi Magnolia. "Roman hâlâ uyuyor. Ben de erken uyanınca, bahçeden kahvaltılık bir şeyler toplayayım dedim. Laura geldi, ondan da biberleri toplamasını rica ettim." diye ekledi. Jade "İstersen İrene sana yardım etsin. Çocuklar bahçeyle ilgilenirken biz de mutfağa geçer sofrayı kurarız." dedi. Elindeki poşeti göstererek "Kahvaltılık birkaç şey de biz getirdik zaten." dedi. Magnolia "Teşekkür ederim her şey için Jade. İrene, Laura'ya yardımcı ol kuzum, biz sofrayı hazırlayacağız." dedi. İrene, bahçeye gidip yerdeki çeri domates dolu hasır sepeti eline aldı. Zaman zaman yengesinin evine gelip bahçeyle ilgilendiği için dikkat etmesi gereken noktaları biliyordu. Çömeldi ve gözüne çarpan kıpkırmızı çeri domatesleri özenle toplamaya başladı.
İrene, Laura ile konuşmak istiyordu ama nereden başlayacağını bilemiyordu. Laura'nın annesiyle babasının öldüğünü bilip bilmediğinden emin değildi. Onun biberleri çiçek kısımlarını zedelemeden, tane tane ve yavaşça toplamasını izledi bir süre. Kendisi de tıpkı Alunie gibi sessizdi. İrene, duyduklarından derinden etkilenmişti. İkizlerin hissettiklerini hayal bile edemiyordu. Melody ve Theodore sadece birer akraba değildi onun için; yıllar boyunca fırsat buldukça ziyaret ettiği, hayatına dokunmuş insanlardı. Bir daha asla o sofralarda oturamayacaklarını, o kahkahaların yeniden duyulmayacağını bilmek... insanı üzen şey ölüm değil, o insanların yokluğunu hatırlamakmış meğer. Derin bir nefes aldı, sonra yavaşça konuşmaya başladı. "Laura... moralini bozmak istemem ama bil ki ben hep yanınızda olacağım. Sana ablalık yapacağım... belki küçük bir anne gibi." dedi. Laura, biberleri toplamayı bırakıp başını eğdi. Sessizce "Annem ve babam... gerçekten öldü mü?" diye sordu, sesi boğuktu. İrene gözlerini kaçırdı, bir süre sessiz kaldı. Sonra sakince "Yalan söylemek istemiyorum. Size karşı dürüst olmalıyız... güveninizi kaybetmek istemem." dedi. Laura ona baktı, "Tahmin etmiştim." dedi sessizce ve biberleri toplamaya devam etti. Yüzünde belirgin bir üzüntü yoktu. Sanki bu gerçekle çoktan baş başa kalmış, kendi kendine kabullenmişti.
Laura, yeterince biber topladığını düşünerek ayağa kalktı. Mutfağa gidip biberleri boş bir tabağa aktardı. Bahçeye dönüp sepeti aldığı yere bıraktı. İrene de artık yeterince domates topladığını düşünüyordu. Domateslerle dolu sepeti mutfağa taşıdı ve tezgâhın üzerine yerleştirdi. Domatesleri bir leğene koydu, içine su doldurarak iyice yıkadı. Çeri domatesleri ikiye böldüler, üzerine biraz tuz serptiler. Ardından zeytinyağı gezdirip tabağı sofraya koydular. Jade'in getirdikleri arasında yağlı inek peyniri, geyik sosisi ve dana jambon vardı. Magnolia, İrene'den maydanoz ve dereotu dolu diğer sepeti de bahçeden getirmesini istedi. İrene bahçeye gidip sepeti aldı ve mutfağa döndü. İçindeki otları, domatesleri yıkadığı leğene koyup güzelce temizledi. Ardından biraz maydanozu kıyıp domateslerin üzerine serpti. Magnolia küçük bir tabağa dilimlediği peynirleri sofraya yerleştirdi. Bir tavada sucukları kızarttıktan sonra, yumurtaları üzerine kırıp pişirdi. Sucuk kokusu tüm mutfağı sarmıştı. Halka halka dilimlediği geyik sosisini de başka bir tavada pişirdi. Sucuklu yumurta ve sosisleri iki ayrı tabağa koyup onları sofraya yerleştirdi. Birkaç küçük tabağa çiğ badem, taze ceviz ve kuru kayısı gibi besleyici yemişler koydu. Biraz mısır ekmeği dilimledi. Kahvaltı için siyah çay da demliyordu. O esnada Jade de tabakları ve çatal-bıçakları yerleştiriyordu. Sofrayı tamamladıktan sonra biberleri de yıkayıp domateslerin üzerine doğradı.
Herkes birkaç dakika sonra sofraya oturmuştu. Kahvaltı sırasında günlük konular üzerine sohbet ettiler. Kahvaltının ardından Alunie ve Laura odalarına geçti. Büyükler ise nihayet baş başa kalmıştı, konuşmaları gereken çok şey vardı. Sessizlik içinde ilk sözü Romeo aldı. "Olaylar nasıl bu noktaya geldi?" diye sordu, sesi hem şaşkın hem de kederliydi. Magnolia "Kaza çok ağırmış. Yetkililer beni aradığında öylece kalakaldım, birkaç dakika konuşamadım. İyi ki o sırada telefonda hatta kaldılar... bana biraz zaman tanıdılar. Çocuklardan bahsettiklerinde hemen 'Onları evlat edinmek istiyorum.' dedim. Olmazsa koruyucu aile oluruz, ama mutlaka bizimle kalmaları lazım. Çünkü Amerika'da bizden başka kimseleri yok. Babaları da zaten tek kardeşti." diye yanıtladı. "Alunie olanları öğrendi, ama Laura için aynı şeyi söyleyemem. Ne kadarını biliyor, biz de emin değiliz. Ama çok sessiz... tıpkı Alunie gibi." diye ekledi. Kısa bir sessizlikten sonra İrene konuştu. "Laura da öğrendi. Sabah, istemeden de olsa... dolaylı yoldan söylemiş bulundum." dedi. Jade tereddütle sordu, "Peki... kaza tam olarak nasıl olmuş? Melody ve Theodore... nasıl öldü?" Magnolia durgunlaştı, gözlerini yere indirdi. "Orada... ben bittim." dedi. "Hâlâ kendime gelemiyorum. Aslında çocukları erkenden almaya gelmişler. Yol onların hakkıymış ama sağdan gelen bir tır... inanılmaz bir hızla onlara çarpmış. Melody olay yerinde hayatını kaybetmiş... hem de çok kötü bir şekilde. Theodore ise ağır yaralıymış. Ambulansla hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken... yolda vefat etmiş." Yetkililer kazadan yaklaşık on dakika sonra bana ulaştı." dedi. Derin bir iç çekti. "Ben bile dayanamıyorsam... bu küçücük çocuklar anne babalarının nasıl öldüğünü duyunca nasıl dayanacak? Mümkünse... bir süre televizyonu bile açmayacağım evde." dedi.
Ardından İrene söze girdi. "Yenge, istersen çocuklara ben bakayım." dedi. "Yoğun bir çalışma temponuz olduğunu biliyorum... İkizlerin gün boyu evde yalnız kalmalarını istemem." Magnolia başını salladı. "Aslında ben de bunu düşünüyordum." dedi. "Senin onlara bir nevi ebeveynlik yapman bana oldukça mantıklı gelmişti. Artık büyüdün, mesleğinle ilgili böyle bir deneyim kazanman senin için de iyi olur. Hem biliyorsun... Alunie dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bir çocuk. Daha fazla ilgiye ve sabırlı bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor. Her çocuk farklı elbette ama onun durumu biraz daha özel."
İrene bir an için sofraya boş gözlerle bakakaldı. "Yenge." diye girdi söze. "Çocukların bir uzmana görünmesinde fayda var gibi düşünüyorum. Bu süreçte profesyonel bir destek, duygusal iyileşmeleri açısından çok önemli." diye ekledi. Magnolia "Evet zaten aklımdaydı canım. Benim çocuk terapisti olan bir tanıdığım var, kendisiyle bu akşam görüşeceğim. Sadece... biraz zihnimi toparlamam gerek." dedi. Odanın üzerine kısa bir sessizlik çöktü. Ardından Roman söze girdi "Saat şu an yedi buçuk. Saat dokuzda kilisede bir toplantı olacak. İsterseniz birlikte gidelim. Hem diğer çocuklarla tanışma fırsatları olur. Uzun bir yoldan geldiler, sosyalleşmek onlara iyi gelir." dedi. Magnolia "Bence de iyi fikir. Oradaki rahibi tanıyorum, çocukları çok sever. Tanrı onu korusun. Laura'yı ve Alunie'yi de mutlaka sevecektir." dedi. Sonra Jade söze girdi. "Bizim kasabadaki rahipler pek güven verici insanlar değillerdi. Buradakiler nasıl?" diye sordu. Magnolia "Çocuklara kendi dini inançlarımızı dayatmak istemem. Daha çok küçükler, bu bana doğru gelmiyor. Ama oradaki yaşıtlarıyla vakit geçirmeleri onlar için faydalı olur. Alunie ve Laura ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, onları böyle bir yere asla tek başlarına göndermem. Ne kadar iyi görünseler de sonuçta yetişkinlerden bahsediyoruz. Üstelik şu an çok hassas bir dönemden geçiyorlar. Henüz ailelerini kaybetmenin şokunu atlatamadılar. Bu yüzden, sadece yaşıtlarıyla biraz vakit geçirip kendilerini biraz olsun iyi hissetmeleri için götürmek istiyorum onları kiliseye." diye konuştu.
Jade bir süreliğine sofraya baktı, "Bence sofrayı toplama vakti geldi. Çocukları da yavaştan hazırlayalım. Toplantı bazen erkenden de başlayabiliyor." Sofrayı hep birlikte topladılar. Artan yemekleri küçük saklama kaplarına koyup buzdolabına yerleştirdiler. İrene sessizce çocukların odasına yöneldi. Laura şekerleme yapıyordu. Alunie ise önünde resim defteriyle bir şeyler karalıyordu. İrene nazikçe onun yanına oturdu. ''Ne çiziyorsun Alunie?'' diye sordu. Gözlerini çizimlere çevirdi, ne çizdiğini merak ediyordu. Normalde çocuklar böylesi bir travma yaşadıklarında içlerini dökmek amacıyla ebeveynlerini resmederlerdi. Alunie ise bunun yerine hayvanlar, çiçekler ve böcekler çiziyordu. İrene bu durumu şaşırtıcı bulmuştu. ''Üzülmüyor musun?'' diye sordu. Alunie "Çok üzülüyorum. Ama içimi resimle döksem ne değişebilir ki? Ailem geri mi gelecek... ben onları çizdiğimde?'' dedi. Soğukkanlı görünüyordu, ama İrene onun içinde ne tür fırtınalar koptuğunu asla tam olarak bilemezdi.
Konuyu dağıtmak amacıyla Alunie'ye bir soru sordu. "Daha önce hiç kiliseye gittin mi?" Alunie başını iki yana salladı. "Hayır, gitmedim." dedi. İrene ''Ben de gitmedim bu arada." dedi gülerek. Alunie hafifçe gülümsemişti. "Annem ve babam pazar sabahları giderdi, fakat bizi asla götürmediler. Bir keresinde rahibelerden birini evimize davet etmişlerdi. Kibar bir insandı, bana 'tatlı cadı' derdi. Ama bir kiliseye bizzat gidip o ortamı görmemiştik." dedi. İrene onun küçük kulaklarını okşayarak "Magnolia teyzeniz buradaki kilisenin çok iyi olduğunu söyledi. Dini amaçlarla gitmeseniz bile oradaki çocuklarla sosyalleşebilirsiniz. Oraya sizin yaşınızdaki birçok çocuk geliyormuş." dedi. Alunie resim defterini ve kalemliğini çantasına koydu. Sonra İrene'e yaslanıp sarıldı. Alunie'nin bu şekilde sarılması İrene'i şaşırttı. Onun sosyalleşmekte zorluk çektiğini biliyordu, bu tepkiyi tahmin edememişti. O da kollarını Alunie'ye sardı, yumuşak sesiyle konuşmaya başladı. "Magnolia teyzenizin çalışma temposu çok yoğun. Bu yüzden beni sizin bakıcınız yapmayı düşünüyor. Sizinle birlikte büyüyecek olmaktan çok mutluyum." Alunie ona simsiyah gözleriyle baktı. Uzun zamandır böyle gülümsememişti. "İyi ki varsın, İrene abla." dedi. İrene, gözleri dolmuş bir şekilde, "Sen de iyi ki varsın, Alunie." dedi. Hep böyle kız kardeşleri olmasını isterdi. Onlara hayatını adayacaktı.
