7. bölüm · Sahnenin Hükümdarları
7.Bölüm: Işıklar Yanmadan Önce
"İnsanlar sahnede gördükleri birkaç dakikalık performansa hayran kalırdı. Kimse o ışıklar yanmadan önce neler yaşandığını merak etmezdi."
"Çilli... uyan artık."
Ses kulağıma ulaştığında önce ne dediğini bile kavrayamadım.
Uyuyor muydum?
Hayır.
Yani evet.
Ama aslında...
Bir dakika.
Ben neden düşünüyordum?
Gözlerimi hafifçe araladım.
Karşımda Aeris vardı.
Yüzünde fazlasıyla keyifli bir gülümseme vardı.
"Çilli hadi."
Başımı tekrar yastığa gömdüm.
"Aeris biraz daha uyuyayım lütfen."
"Farkındasın değil mi bugün prova var?"
Boğuk bir sesle, "Yani?" dedim soru sorar gibi.
Aeris birkaç saniye bana baktı.
"Çilli hadi."
Cevap vermedim.
Yastığa biraz daha gömüldüm.
Tam uykuya geri dönmeye çalışıyordum ki Aeris'in hareket ettiğini duydum.
"Peki bunu sen istedin."
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Ne demekti bu?
Birkaç saniye sonra saçlarımın üst kısmında ani bir ıslaklık hissettim.
Yerimden fırladım.
"AERİS!"
Aeris kahkahasını tutamıyordu.
Elindeki bardağı tekrar komodinin üstüne bıraktı.
Sonra ellerini beline koydu.
"Ben sana dedim uyan diye. Kendin kaşındın."
Önüme düşen ıslak saç tutamlarını sakinlikle arkaya attım.
Sonra ona baktım.
"Aeris. Beş saniyen var kaçmak için."
Aeris'in gülümsemesi büyüdü.
Kapıyı açtı.
"Eğer bunu Felix yapsaydı büyük ihtimalle cenazesi planlanıyordu."
Yataktan yıldırım gibi kalktım.
Kapıya doğru koşmaya başladım.
"Felix'i de seni de öldürü—"
Cümlem yarıda kaldı.
Çünkü çoktan salona gelmiştik.
Ve bütün üyeler mutfak kısmında kahvaltı yapıyordu.
Felix de aralarındaydı.
Bir anda sessizlik oldu.
Aeris bana baktı.
Ben üyelere baktım.
Üyeler bana baktı.
Sonra Aeris hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp Hyunjin'in yanındaki sandalyeye oturdu.
Felix arkasına yaslandı.
"Beni niye öldürecekmişsin?"
O an masadaki herkes kahkahaya boğuldu.
Yüzümü iki elimle kapattım.
Hayatımın en utanç verici sabahlarından biri olabilirdi.
Hiçbir şey demeden hızlı adımlarla tuvalete gittim.
Kapıyı kapatıp aynaya baktığım anda kendim de gülmeye başladım.
Saçlarım birbirine girmişti.
Bir kısmı yukarı kalkmıştı.
Bir kısmı yüzüme yapışmıştı.
Bir kısmının ne yaptığı hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Ellerimle saçlarımı düzeltmeye çalıştım.
Sonra tekrar aynaya baktım.
"En azından daha iyi gözüküyor."
Musluğu açıp yüzümü yıkadım.
Soğuk su tamamen kendime gelmemi sağladı.
Kapı kolunu tuttum.
Birkaç saniye bekledim.
Sonra kısa bir nefes verip tekrar dışarı çıktım.
Mutfak kısmına yürüdüğüm sırada Minho hafifçe gülümsedi.
"Geldi uykucumuz."
Sandalyeme otururken gözlerimi devirdim.
Changbin bana ve Aeris'e baktı."Siz neden az önce birbirinizi yiyordunuz?"
Aeris hiç beklemeden cevap verdi.
"Elara uyanmadı. Ben de üstüne su döktüm."
Hemen düzelttim.
"Şubat ayında buz gibi su döktün üstüme."
Aeris omuz silkti.
"İşe yaradı ama."
Seungmin çayından bir yudum aldı."O zaman bu konunun Felix'le ne alakası var?"
Aeris konuşmak için ağzını açtı.
Ben direkt ona döndüm.
Bulgarca, ‘’Konuşursan seni gerçekten öldürürüm." dedim.
Han anında Bulgarca cevap verdi. "Konuş Aeris."
Bu çocuğun neden Bulgarca öğrendiğini hâlâ sorguluyordum.
Aeris önce bana baktı.
Sonra Seungmin'e döndü.
"Elara'yla Felix konuşmuyor ya. Eğer Felix Elara'ya böyle bir şey yapsaydı Felix şu an hâlâ hayatta olmazdı dedim."
Sonra omuz silkti."Elara da az önce onu söyledi. O kadar."
İstemsizce rahatladım.
Neyse ki Aeris dün gece Felix'le aramızda geçen konuşmayı duymamıştı.
Duysaydı...
En az iki ay boyunca bununla dalga geçerdi.
Kesinlikle.
Üyeler bunu duyunca istemsizce güldüler hatta Minho kahkaha attığında ona ters bakışımla baktım kendiside mesajı almış olmalıydı ki hemen gülmeyi bıraktı ama bir yandan da gülmemek için can çekişiyordu.
Masadaki gülüşmeler yavaş yavaş dinerken Seungmin çayından bir yudum daha aldı.
"Chan bize gece üçte uyumayın diyordu."
Sonra bana baktı.’’Ama sen bizden de uykucu çıktın."
Hafifçe omuz silktim.
"Ben uykuyu seven bir insanım." Sonra aklıma yarınki programım geldi. "Zaten yarın tekvando kursum var. Bir de akşam saat beşte başlayacak."
Jeongin hafifçe şaşırdı.
‘’Beşte mi? Kursun kaç saat sürüyor?"
"İki saat."
Felix hemen ekledi. "Ve dört ay sonra turnuvaları var."
Minho kaşlarını kaldırdı.
"O zaman artık bol bol destekleriz seni."
Aeris anında lafa girdi.
"Siz Elara'yı turnuvalarda görmediniz."
Sonra bana bakıp sırıttı.
"Hatta bir keresinde rakibinin burnunu kırıyordu."
Masanın etrafında küçük bir gülüşme yayıldı.
Yüzümü buruşturdum.
"O kazaydı."
"Tabii canım."
Aeris'in cevabı yeni bir kahkaha dalgası başlattı.
Bangchan gülümseyerek arkasına yaslandı. "Zaten iki gün sonra spor salonuna gideceğiz. Orada bol bol çalışırsın."
Bir an düşündü."Hatta istersen seni çalıştırabilirim."
Tek kaşımı kaldırdım."Nasıl çalıştıracaksın?"
Bangchan gizemli bir ifadeyle gülümsedi.
"Orası da bende kalsın."
Sonra Felix'e döndü.
"Hatta Felix de çalıştırsın. Değil mi Felix?"
Felix bir bana baktı.
Bir Bangchan'a baktı.
Sonra tekrar bana baktı.
Şaşkın görünüyordu.
Ben ise hiç düşünmeden cevap verdim.
"Asla Felix'le çalışmam."
Masanın etrafında birkaç kişi güldü.
"Seninle ve Aeris'le çalışırım. Hem Aeris de benimle tekvando yapıyor."
Hyunjin şaşkınlıkla Aeris'e döndü.
"Bir dakika...Sen tenis kursuna gitmiyor muydun?"
Aeris çayını doldururken başını salladı.
"Tenise gidiyorum. Elara'dan sadece tekvandoda özel ders alıyorum."
"Özel ders" kısmını özellikle vurgulaması yüzünden gözlerimi devirdim.
"Çoktandır çalışmıyoruz. Umarım unutmamışsındır. Yoksa asla baştan öğretmem."
Aeris bana göz devirdi.
"Ne kadar tatlısın."
"Teşekkür ederim."
"İltifat değildi."
"Biliyorum."
Bu sefer Han kahkahasını tutamadı.
Kahvaltı yavaş yavaş sona erdi.
Tabaklar boşalmıştı.
Ben ve Aeris aynı anda yerimizden kalktık.
Otomatik olarak tabakları toplamaya başladık.
Ama daha ilk tabağa uzanmıştım ki Changbin elimden aldı.
"Olmaz."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
Bu sefer Minho konuştu.
"Çünkü siz iki kişi sadece yemeklerde yardım ediyorsunuz."
"Temizlik kısmına gelince ortadan kayboluyorsunuz."
"İftira."
"Gerçek."
"İftira."
"Gerçek."
Aeris gülmeye başladı.
Ben de istemsizce güldüm.
Tam o sırada Aeris ellerini birbirine vurdu.
"Madem öyle...Bugün Kore mutfağından çıkıyoruz." dedi.
"Rus ve Bulgar yemekleri yapacağız."
Arkamı dönüp ona baktım.
"Benim neden bundan haberim yok?"
Aeris hiç utanmadan cevap verdi.
"Çünkü yeni karar verdim."
Sonra beni işaret etti.
"Senin yaptığın Bulgar yemekleri çok güzel oluyor. Hem tatlı da yaparsın. Mesela yoğurt tatlısı."
Yüzümü buruşturdum.
"Aeris çok zor. O en az bir saatte oluyor."
Han hemen öne eğildi.
"Olsun. İşimiz yok zaten. Hem ben çok merak ediyordum. Lütfen yap."
Son cümleyi söylerken dudaklarını öne büzdü.
Bunu özellikle yaptığını biliyordum.
Gülmemek için başımı eğdim.
"Tamam yaparım."
Sonra parmağımla Aeris'i gösterdim.
"Ama sen de Modavik yapacaksın."
Aeris'in yüzü anında düştü.
"Ne?"
Bana doğru birkaç adım geldi.
"Ben yapılışını bilmiyorum ki."
"Kendin öğrenirsin."
"Nasıl?"
"İnternetten bakarsın."
Sonra omuz silktim.
"Yapamazsan anneni ararsın."
Bilerek anneni demiştim.
Annemi desem masadakiler kesin yanlış anlardı.
Aeris'in yüz ifadesi biraz daha düştü.
"Yapmasam?"
"O zaman yoğurt tatlısını unut."
Bir süre bana baktı.
Sonunda pes etti.
"Tamam yaparım. İnatçı ya."
Gülmeye başladım.
Koridora doğru yürürken arkamı döndüm.
"Bunu iltifat olarak alıyorum."
Arkamdan birkaç kahkaha sesi yükseldi.
Bangchan da Aeris'in omzuna hafifçe vurdu.
"Hadi. Siz gidip hazırlanın artık."
Aeris başını salladı.
Sonra bana yetişmek için hızla peşimden geldi.
Birkaç saniye sonra ikimiz de odamızın kapısından içeri girdik.
Nedense içimde bugün bir şeylerin ters gideceğine dair garip bir his vardı.
Aeris'le odadan çıktığımızda koridor sessizdi.
Daha birkaç adım atmıştık ki ikimiz de aynı anda başımızın üzerinde bir el hissettik.
Refleksle yukarı baktım.
Jeongin.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Aeris'le göz göze geldik.
Sonra üçümüz de istemsizce gülüp önümüze döndük.
Salona girdiğimizde Hyunjin ve Felix henüz gelmemişti.
Aeris doğruca salona geçti.
Ben ise mutfak kısmına yöneldim.
Bir bardak alıp içine su doldurdum.
Tam içecekken arkamdan Minho'nun sesi duyuldu."Benek, saçlarını hiç kestirmeyi düşündün mü?"
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım."Nereden çıktı şimdi?" dedim.
Sonra bardağı dudaklarıma götürüp suyu tek yudumda bitirdim.
Minho omuz silkti."Çok uzun. Biraz kestirsen mi?"
Tam salona doğru yürürken Aeris yanıma oturduğu gibi koluma yapıştı.
"Sakın."
Göz ucuyla onu işaret ettim."Yanımda oturan kız yüzünden kestirmiyorum zaten."
Han merakla başını kaldırdı."Neden?"
"Uzun saçın bana daha çok yakıştığını söylüyor. Bir de çocukluğundan beri sürekli saçlarımla oynadığı için kestirmemi istemiyor."
Aeris memnun olmuş bir ifadeyle başını salladı."Aynen öyle."
Sonra başını omzuma koydu.
Ben de çenemi başının üstüne bıraktım.
"Turnuva ilk hangi ülkede olacak?"
Tam cevap verecektim ki bir ses duyuldu.
"Bulgaristan."
Başımı çevirdim.
Koridorda Felix ve Hyunjin bize doğru geliyorlardı.
Elleri ceplerindeydi.
Felix'in bakışları kısa bir anlığına benim üzerimde kaldı.
Hyunjin'in gözlerinin ise Aeris'te olduğunu görünce gözlerimi devirdim.
Yerimden kalktım.
Diğer üyeler de yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı.
Birkaç dakika sonra hepimiz yurttan çıkıp otoparka indik.
Ben ve Aeris arabalarımıza doğru yürürken arkamızdan bir ses duyuldu.
"Aeris, Elara."
Başımı çevirip baktım. Hyunjin bize bakıyordu. Diğer üyeler de durup ona döndüler. Hyunjin elini saçlarının arasından geçirdi."İsterseniz benim arabamla gidelim."
Aeris çoktan arabasının kapısını açmıştı. "Niye?" diye sordu.
Hyunjin omuz silkti. "Bilmem. Öylesine sordum."
Ben hiçbir şey demeden arabama bindim. Kısa süre sonra yola çıktık. En önde Bangchan vardı. Diğer arabalar da onu takip ediyordu.
Camı hafifçe araladım. Soğuk hava hemen yüzüme çarptı. Gözlerimi kısa bir an kapattım.
Kış yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştı.
Hatta havadaki o tanıdık kar kokusu bile geliyordu.
Nefesimi yavaşça verdim.
Kardan nefret ediyordum. Çünkü bir kış günü... Tam doğum günümde... Annemle babamı benden almıştı.
Dirseğimi camın pervazına yasladım. Diğer elim direksiyondaydı. Trafik ağır ilerliyordu.
Ben de zaman geçirmek için en sevdiğim Bulgar şarkısını mırıldanmaya başladım.
Tam nakarat kısmına geldiğimde telefonum çaldı. Göz ucuyla ekrana baktım. Han. İstemsizce gülümsedim.
Telefonu sabitleyip açtım. Sonra tekrar önüme döndüm.
"Elara sen misin?" Han'ın neşeli sesi arabayı doldurdu.
"Benim de niye aradın? İki araba arkamdasın zaten."
Han güldü. "Sıkıldım. Hem sana bir şey soracaktım."
"Sor bakalım."
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra sesi biraz daha yumuşadı.
"Felix'ten neden bu kadar nefret ediyorsun? İstemiyorsan söyleme. Öylesine soruyorum."
Yüzümdeki ifade fark etmeden değişti. Gözlerim yola sabitlendi. Birkaç saniye konuşmadım.
"Elara?" Han'ın sesi tekrar duyuldu. "Orada mısın?"
"Buradayım." dedim. Sonra kısa bir nefes verdim."Onun yüzünden çillerimden ve gözlerimden nefret ettim."
Telefonun diğer ucundan kısa bir nefes sesi geldi. Han bir şey söylemedi.
Sonra belli ki konuyu değiştirmeye karar verdi.
"Elara."
"Efendim?"
"İzin verirsen yarın birlikte tekvando kursuna gidelim mi? Yurtta çok canım sıkılıyor."
İstemsizce gülümsedim."Olur."
"Bakalım Avrupa birincisi olduğun kadar iyi mi dövüşüyorsun."
Kaşlarımı kaldırdım. "Dünya birincisi olduğuma göre."
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra telefonun diğer ucundan yüksek bir ses geldi. "NE?!"
"Han sakin ol." dedim hemen. "Bağırma. Bir şey oldu sanacaklar."
"Dünya birincisi misin?!"
"Evet Han. Hâlâ bağırıyorsun."
Bu sefer sesi normale döndü.
"Peki Aeris de mi öyle?"
"Evet."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Han'ın sesi tekrar duyuldu.
"Chan'ın yetenek avcılığı konusunda gerçekten ayrı bir seviyesi var galiba."
İstemsizce güldüm.
"Neden?"
"Adam gruba dünya birincileri getirmiş."
Bu sefer kahkaha attım.
Tam o sırada önümüzdeki arabalar yavaşladı. Şirket binası görünmeye başlamıştı.
Sanırım sonunda varmıştık.
Arabaları park edip hızlıca içeri girdik. Kapıdan adımımı attığım anda istemsizce sıcakladım.
Dışarısı buz gibiydi. Buradaysa hava oldukça sıcaktı.
Aslında ben ve Aeris daha önce buraya yöneticiyle görüşmek için gelmiştik. Ama o gün o kadar heyecanlıydım ki içerinin sıcak mı soğuk mu olduğunu bile fark etmemiştim.
Merdivenleri çıktıktan sonra koridorda yürümeye başladık.
Tam o sırada Seungmin'in sesi duyuldu. "Kim trafikte bağırıyordu?"
Gözlerim direkt Han'ı buldu. Han da suç üstünde yakalanmış gibi başını yere eğdi.
Changbin kaşlarını kaldırdı. "Niye bağırıyordun?"
Han ağzını açtı. Muhtemelen yine bağıra bağıra konuşacaktı. Ama Seungmin buna izin vermedi. Elini direkt Han'ın ağzına kapatıp biraz kendine doğru çekti. Han hafifçe çırpındı.
"Şirkette bari bağırarak konuşma." dedi Seungmin. "Yönetici kızacak şimdi."
Birkaç saniye bekledi. Han'ın sakinleştiğine emin olunca elini çekti.
Han derin bir nefes aldı. "Kızmadığı gün var sanki." diye söylendi. "Nefes alsak kızıyor."
Bu sefer birkaç kişi güldü.
Koridorun sonundaki kapıya geldiğimizde Bangchan kapıyı açtı.
Önce ben ve Aeris girdik. Arkamızdan Bangchan geldi. Sonra Minho kapıdan geçerken sahte bir kırgınlıkla başını salladı."Kızlara öncelik veriyorsun. Bize vermiyorsun. Yakıştıramadım sana."
Changbin hemen bana ve Aeris'e baktı.
"Çünkü bu kızlar Jeongin'den sonra grubun en küçük üyeleri." dedi. "Öncelik onların. Chan centilmenlik yapıyor."
Dans odasına girer girmez sıcaklık yüzüme vurdu. Üyelerin çoğu üzerlerindeki ince hırkaları çıkarmaya başladı.
Aeris bana doğru eğildi."Çilli, çıkarsana üstünü."
Kısık sesle cevap verdim."Kolumda bu iz varken mi?"
"Bir şey olmaz. Sıcak burası."
Omuz silktim.
Aeris geri çekilirken Rusça bir şekilde mırıldandı. "Gerçekten inatçısın."
Cevap vermedim. Saçlarımı hızlıca topladım.
Tam o sırada Han yanıma oturdu.
"Elara." dedi. "Hırkanı çıkarsana. Sıcak burası."
Hafifçe gülümsedim."İyiyim ben böyle."
Han omuz silkip kalktı ve Hyunjin'in yanına gitti.
Birkaç dakika sonra odanın gerçekten ne kadar sıcak olduğunu fark etmeye başladım.
Bir tarafım hırkayı çıkar diyordu. Diğer tarafım sakın çıkarma. Çünkü çıkarırsam yara izini göreceklerdi. Ama zaten er ya da geç göreceklerdi. Sorarlarsa da Felix ve Minho'ya söylediğim şeyi söyleyecektim. Cam kesti.
Sonunda pes ettim. Hırkamı yavaşça çıkarıp Aeris'in hırkasının üstüne bıraktım. Sağ kolumu da refleks olarak arkamda tuttum.
Aeris, Han, Changbin ve Jeongin yerde oturuyordu. Bangchan bilgisayardan ses ayarıyla uğraşıyordu. Felix, Hyunjin, Minho ve Seungmin ise ayakta konuşuyorlardı.
Ben Aeris'in yanına oturmak için eğildiğim sırada Changbin bir anda ayağa fırladı. "Elara!"
Bütün oda aynı anda ona döndü.
Gözlerimi kapattım.
İçimden geçen tek şey şuydu: Harika.
Tam da dikkat çekmemeyi başarırken.
Changbin birkaç adımda yanıma geldi. Koluma baktı."Koluna ne oldu?"
Hızlıca kolumu geri çektim."Bir şey yok."
Hyunjin de konuşmaya karıştı."Ne olmuş?"
Tam cevap verecektim ki Felix öne çıktı. Ellerini yanlarına koydu. Biraz geriye yaslandı. "Cam kesmiş." dedi sakin bir sesle. Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Eğer yalan söylemiyorsa."
Aeris direkt gözlerini devirdi. Ben de ona baktım.
Bangchan kaşlarını çattı. "Yara o kadar uzun muydu ya?"
Belli belirsiz başımı salladım.
Bu sefer Seungmin konuştu. "Tedavi olmadın mı?"
Kolumu tekrar saklamaya çalıştım.
"Oldum." dedim. "Ama en fazla bu kadar geçti."
Sonra gidip Aeris'in yanına oturdum. Aeris hiç beklemeden başını dizlerime koydu. Yüzünü bana çevirdi. Ben de elimle gece mavisi saçlarının arasında oynamaya başladım.
Han bir anda ofladı. "Chan olmadı mı hâlâ? Yarım saat oldu."
Bangchan gözlerini bilgisayardan ayırmadan ona baktı."Yaptım da öylesine bilgisayarda oyun oynuyorum." dedi gayet ciddi bir sesle. "Kolaysa gel sen yap."
Han birkaç saniye ona baktı. Sonra önüne döndü. Hafifçe homurdandı.
"Bunu Elara veya Aeris söyleseydi anlayışla cevap verirdin. Sırf erkeğiz diye gördüğümüz muameleye bak."
Odadan hafif gülüşmeler yükseldi.
Bangchan sonunda bilgisayardan başını kaldırdı. "Ben o kızları alacağım diye yöneticiyle kavga ettim haberin var mı senin?"
Changbin kaşlarını kaldırdı."Niye ettin?"
Bangchan bilgisayarı yere bıraktı. Sonra ayağa kalktı. Bir anda yöneticiyi taklit etmeye başladı. Sesini kalınlaştırdı. "Kızlar da herkes gibi staj yapmak zorunda. Kurallar böyle."
Bunu söyler söylemez odada büyük bir kahkaha patladı.
Ben bile gülmemek için dudaklarımı ısırmak zorunda kaldım.
Bangchan da gülmeye başladı. Başını öne eğmişti.
Tam o sırada Han ayağa kalktı. Ciddi bir ifadeyle Bangchan'ın omzuna elini koydu. Sonra o da sesini kalınlaştırdı.
"Bangchan... Yönetici haklıydı."
Oda sustu.
Bangchan bile şaşkın şaşkın ona baktı.
Han devam etti."Çünkü Elara ve Aeris stajyer olsaydı... Bir hafta sonra şirketin adı JYP değil.... EYP olurdu."
Changbin kaşlarını çattı."EYP ne?"
Han hiç bozmadan cevap verdi."Elara Yönetim Productions."
Oda bir saniye sessiz kaldı. Sonra herkes aynı anda kahkahaya boğuldu.
Jeongin neredeyse yan tarafa devriliyordu. Changbin gözlerini silmeye başladı. Aeris kafasını dizlerime gömüp gülüyordu. Ben bile istemsizce kahkaha attım.
Bangchan elini yüzüne kapattı."Kes şunu ya." dedi gülerek.
Gülüşmeler yavaş yavaş dinerken Bangchan ensesini kaşıdı."Bu arada partnerleri belirledim."
Hyunjin ve Felix aynı anda ona döndü.
Bangchan hafifçe gülümsedi. "Söylüyorum. Hazır mısınız?"
Aeris hemen doğruldu."Söyle."
Bangchan hiç bekletmedi."Hyunjin, Aeris'le."
Sonra gözlerini bana çevirdi."Felix de Elara'yla."
Aeris ve Hyunjin aynı anda birbirlerine baktılar. İkisinin de yüzünde memnun bir ifade vardı.
Ben ise direkt Felix'e döndüm. Felix mutlu görünüyordu. Hem de gereğinden fazla.
Bu ifadeyi görünce Han ve Changbin gülmeye başladı.
Kaşlarımı kaldırdım.
Sonra Bangchan'a döndüm."Ben niye bu civcivle oluyorum?" dedim. "Civcivle panterin yan yana olduğu nerede görülmüş?"
Bu sefer Minho güldü.
Bangchan ise sanki bunu bekliyormuş gibi cevap verdi."İşte tam bu yüzden." dedi sonra devam etti. "Sen panter gibi hırçınsın. Felix ise civciv gibi sakin. Birbirinizi tamamlıyorsunuz."
Gözlerimi devirdim. Sonra tekrar Felix'e baktım. Ama Felix hâlâ bana bakıyordu.
Gözlerim birkaç saniye onun üzerinde dolaştı. Uzun sarı saçları... Çilleri... Mavinin her tonunu taşıyan gözleri... Ve kollarında hafif belirginleşen damarları...
Tam o sırada yanımdan Aeris'in sesi geldi. Rusça konuşuyordu."Biraz daha bakarsan aşık olacaksın."
Şak diye alnına vurdum."Aeris."
Aeris hiç pişman görünmüyordu. Aksine oldukça memnundu. Bana sırıttı.
Tam cevap verecektim ki Bangchan'ın sesi duyuldu."Kızlar."
Ben ve Aeris aynı anda ona döndük. "Hazır olun." dedi. "Birazdan kayıt odasına geçeceğiz."
Minho hemen araya girdi."Merak etmeyin. Felix ve Hyunjin'in sözleri kolay. Hemen ezberlenir."
Bangchan başını salladı."Kayıttan sonra dans provasına geçeceğiz. Sonra da Hyunjin ve Felix'in bazı koreografilerini değiştireceğiz."
Belli belirsiz başımı salladım.
Tam o sırada başımın üzerinde bir el hissettim. Başımı kaldırıp arkama baktım. Jeongin.
Derin bir nefes verdim."Saçımla ne alıp veremediğin var?"
Jeongin son derece ciddi bir ifadeyle cevap verdi."Benim birileriyle uğraşmam lazım."
Aeris hemen atladı."Elara'yı mı buldun?"
Jeongin hiç düşünmeden başını salladı.
Ben istemsizce güldüm.
Sonra Jeongin iki elini kaldırdı. Tam bana saldıracakmış gibi öne eğildi.
"Sakın." dedim anında.
Jeongin hafifçe güldü. Sonra geri çekildi.
Tam o sırada Bangchan'ın sesi yeniden odada yankılandı. Bangchan ayağa kalkıp ellerini birbirine vurdu.
“Hadi bakalım kızlar, doğru kayıt odasına.”
Aeris anında ofladı.“Tam yerime alışmışken mi söylüyorsun bunu?”
Bangchan hiç etkilenmeden omuz silkti. "Hadi Areska.”
Aeris bana döndü. Ben de elimi başının arkasına koyup hafifçe dürttüm.“Maviş, kalk hadi.”
Bu sefer daha büyük bir oflayış çıktı ağzından. Ama yine de ayağa kalktı. Ben de onunla birlikte doğruldum.
Sağ kolumu saklama alışkanlığı hâlâ gitmemişti ama bu sefer kendimi zorla durdurdum.
Tam yürümeye başlayacaktım ki yanıma Seungmin geldi. Kimsenin duymayacağı kadar alçak bir sesle kulağıma eğildi.
“Kolunu saklamana gerek yok.”
Başımı ona çevirdim. Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.“Rahat ol.”
İstemeden hafifçe gülümsedim. Sonra kolumu arkamdan çıkardım.
Belki de gerçekten bu kadar uğraşmayı bırakmam gerekiyordu.
Bangchan odanın diğer ucundaki gri kapıya yürüdü.
Kapıyı açtığında içerisi göründü.Ve dürüst olmak gerekirse... Beklediğimden çok daha profesyoneldi.İlk dikkatimi çeken şey sağ taraftaki uzun siyah koltuk oldu.Duvar boyunca uzanıyordu.
Karşı tarafta ise neredeyse bütün duvarı kaplayan kalın bir cam vardı.Camın arkasında kayıt kısmı görünüyordu.
Masanın üzerinde düğmeler, ses ayarları, kulaklıklar, karışık kablolar...Yarım bırakılmış su şişeleri.Bazıları boştu.Bazıları yarımdı.
Ortada birkaç tane buruşturulmuş kağıt duruyordu.
Camın önüne sıralanmış beş tane ayarlanabilir sandalye vardı.
Odaya girer girmez hafif bir elektronik eşya kokusu burnuma geldi. Bilgisayar. Kulaklık.Mikrofon.Ve kahve.Bolca kahve.
Önce ben ve Aeris girdik.Arkamızdan diğerleri geldi.Oda kısa sürede doldu.
Bangchan masanın yanına gidip iki kağıt aldı.Birini bana.Birini Aeris'e uzattı.
Kağıdı elime alır almaz okumaya başladım.Ve birkaç saniye sonra kaşlarım hafifçe kalktı.Sözler kısacıktı.
Aeris de aynı şeyi fark etmiş olacak ki bana baktı.Sonra Bangchan'a döndü.“Bu kadar mı?”
Bangchan başını salladı.“Bu kadar.”
Ben artık onları duymuyordum.Gözlerim kağıttaydı.Satırları tekrar tekrar okuyordum.Bazı kelimeleri içimden söyleyerek telaffuzlarını oturtmaya çalışıyordum.Bir.İki.Üç.Tekrar.
Bir anda bir ses duyuldu.“ELARA!”
Yerimde hafifçe sıçradım.Başımı kaldırdığımda Han'ın sırıttığını gördüm.Odanın yarısı gülmeye başlamıştı bile.
Ben de istemeden güldüm.“Sözleri okuyordum ya.”
Han omuz silkti.“Kontrol ettim sadece. Hâlâ hayatta mısın diye.”
Bu sefer Changbin güldü.“Kızın ödünü kopardın.”
Bangchan ellerini birbirine kenetledi.“İsterseniz önce Felix ve Hyunjin'in nasıl söylediğini dinleyin. Sonra nasıl okuyacağınıza karar verirsiniz.”
Aeris'le aynı anda başımızı salladık.
Bangchan telefonunu çıkardı.Şarkıyı açtı.
Birkaç saniye boyunca sadece ritim duyuldu.Sonra odanın içine Felix'in sesi yayıldı.“Boom, boom, chk, chk, chk...”
Ses biter bitmez gözlerim istemsizce Felix'e kaydı.Felix çoktan bana bakıyordu.
Ben bakışlarımı hemen geri çevirdim.
Bangchan sesi durdurdu.“Elara, bunu Felix'le aynı anda söyleyeceksin.”
“Kolay.”
Başımı salladım. Kolaymış. Tabii. Sahnede yüzlerce kişinin önünde değilmişiz gibi.
Şarkı tekrar başladı.Bu sefer Hyunjin'in sesi duyuldu.“Lobos, we cannot stop hunting boom...”
O sırada göz ucuyla Aeris'in kağıdına baktım.Ve aynı sözleri gördüm.
Bangchan bunu fark etmiş olacak ki açıklamaya başladı.“Aeris, ilk kısmı sen. Sonra Hyunjin'le beraber devam edeceksiniz.”
Aeris başını salladı.Hyunjin de aynı şekilde.
Şarkı yeniden ilerledi.Bu kez Felix'in sesi duyuldu.Korece kısmı okudu.
Bangchan bana döndü.“Burayı da Felix'le beraber söyleyeceksin.”
Başımı salladım.İçimden ise o cümleyi kırkıncı kez tekrar etmeye başlamıştım.
Şarkı devam etti.Bir sonraki part geldi.Sonra bir sonraki.Sonra bir sonraki.
Her yeni bölümde Bangchan açıklama yapıyor.Biz de anlamaya çalışıyorduk.
Bir noktada Hyunjin'in uzun kısmı çaldı.Aeris kağıda baktı.Sonra yavaşça başını kaldırdı.“Bunun hepsini söylemeyeceğim herhalde?”
Odadan anında gülme sesleri yükseldi.
Han direkt koltuğa yığıldı.“Yok Aeris, konser boyunca tek başına söyleyeceksin.” dedi. “Biz dekoruz.”
Aeris ona yastık atacakmış gibi baktı.
Bangchan gülerek açıkladı.“Sadece şu kısmı söyleyeceksin.”
Aeris rahat bir nefes verdi.
Tam o sırada Minho kollarını bağladı.Bana ve Aeris'e baktı.“Bence kızlar gruba geldiklerine pişman oldular.”
Bu sefer gerçekten herkes güldü.
Ama ben gülmüyordum.En azından içimden.
Çünkü ellerim yavaş yavaş soğumaya başlamıştı.Bu hep oluyordu. Heyecanlandığımda.Stres yaptığımda.Korktuğumda.
Ya sözleri unutursam?Ya yanlış telaffuz edersem?Ya sesim titrerse?Ya mikrofonun önünde donup kalırsam?Ya herkesin içinde rezil olursam?Ya...Ya...Ya...
Farkında olmadan elim boynumdaki künyeye gitti.Parmaklarım metali sıkıca kavradı.
Derin nefes aldım.Yavaşça verdim. Tekrar.Bir daha.
Sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra Bangchan'ın sesi duyuldu.“O zaman başlayalım mı?”
Aeris'le birbirimize baktık.Kısa bir bakış.Ama yeterliydi.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Korksak da yapacağız.
Aeris başını çevirdi.“Başlayalım.”
Bangchan diğer üyelere döndü.“Siz de oturun.” dedi gözlerini teker teker üyelerin üzerinde gezdirerek. “Dikilmeyin ortada.”
Hemen hareketlendiler.Sandalyelere Seungmin, Minho, Han ve Changbin geçti.Felix, Hyunjin ve Jeongin ise siyah koltuğa oturdu.
Han ise sandalyeye oturur oturmaz kendi etrafında dönmeye başladı.
Bangchan bize döndü.“İlk hanginiz?”
Ben hiç düşünmeden Aeris'i gösterdim.
Bangchan hafifçe güldü.“Aslında önce seninle başlasam daha iyi.”
Kaşımı kaldırdım.“Niye?”
“Çünkü senin kayıtlarını önce alırsam daha çabuk biter.”
Odanın diğer tarafından Han'ın sesi geldi.“Kısacası Chan uğraşamam diyor.”
Bangchan yavaşça başını çevirdi.Han'a öyle bir baktı ki...Han anında önüne döndü.“Ben hiçbir şey demedim.”
Odadan birkaç kahkaha yükseldi.
Bangchan derin bir nefes verdi.Sonra bize döndü.Sandalyelerden birini çekti.Aeris'i işaret etti.“Areska.”
Aeris ağır adımlarla gidip sandalyeye oturdu.Yüzünü tek eliyle kapattı.
Bunu görünce Jeongin kaşını kaldırdı.“Utandın mı?”
Aeris elini yüzünden çekti.Sonra ona baktı.Ve gülmeye başladı.
Jeongin de güldü.Arkasından Han.Sonra Changbin.Sonra odadaki herkes.
Gülüşmeler yavaş yavaş dinerken Bangchan bir anda masanın yanındaki siyah kapıyı açtı.Kapının ardında kayıt kabini görünüyordu.
Ve tamamen sessizlik.
Bangchan elini içeri uzattı.Sonra bana baktı.Gülümsedi.“Hazırsan başlayalım, Elara.”
İçeri girdiğim anda Bangchan arkamdaki kapıyı kapattı.
Kapının kapanmasıyla dışarıdaki sesler bir anda kesildi.
Birkaç saniye boyunca olduğum yerde durup etrafı inceledim.Oda düşündüğümden küçüktü.Karşımda siyah bir mikrofon duruyordu. Mikrofonun önünde sözleri koymak için kullanılan siyah bir stand vardı.Kulaklık ise standın hemen yanında duruyordu.
Camın diğer tarafında üyeler oturuyordu.Gözlerim istemsizce tekrar camın arkasındaki masanın üstünde dolaştı.
Elimdeki kağıtları standa yerleştirdim. Sonra kulaklığı alıp kulaklarıma taktım.
Tam o sırada Bangchan'ın sesi kulaklarımda yankılandı.“Sesim geliyor mu?”
Başımı kaldırıp cama baktım.Bangchan iki elini masaya yaslamıştı.Aeris ise yüzünde kocaman bir sırıtışla bana bakıyordu.
Başımı hafifçe salladım.“Geliyor.”
Ve beklemeye başladığım anda ne yapacağımı unuttum.Ellerimi önümde birleştirdim.Sonra rahatsız olup ayırdım.Bu sefer arkamda birleştirdim.Sonra tekrar önüme aldım.Birkaç saniye sonra yine arkamda birleştirdim.En sonunda ne yaptığımı ben bile bilmiyordum.
Camın arkasından bir kahkaha sesi yükseldi.Jeongin gülüyordu.“Elara!”
“Ne?”
“Yerinde duracak mısın artık?”
Odadan kahkaha sesleri yükseldi.“Küçük çocuk gibi kıpırdanıp duruyorsun.”
Gözlerimi kıstım.Tam cevap verecekken Aeris konuştu.“Çilli rakibinin burnunu kırarken bundan daha sakindin.”
Odadaki kahkahalar iki katına çıktı.
Gözlerimi devirdim.“Bunu ölene kadar söyleyeceksin değil mi?”
“Büyük ihtimalle.”
Bu sefer ben bile güldüm.
Ama kahkahalar diner dinmez içimdeki heyecan tekrar kendini göstermeye başladı.Avuç içlerim soğuyordu.Kalbim gereğinden hızlı atıyordu.
Ve elim yine istemsizce boynuma gitti.Künyeye dokunduğum an omuzlarım gevşedi.Baş parmağım metalin üzerinde dolaştı.Soğuktu.Her zamanki gibi.
Babam öldükten sonra bu künyeyi boynumdan hiç çıkarmamıştım.Ne zaman korksam...Ne zaman streslensem...Ne zaman içimdeki düşünceler birbirine karışsa...Elim hep ona gidiyordu.
Bazen bunun saçma olduğunu düşünüyordum.Sonuçta sadece bir metal parçasıydı.Ama bana öyle gelmiyordu.Çünkü her dokunduğumda...Sanki babam omzumun hemen arkasında duruyormuş gibi hissediyordum.Sanki kulağıma eğilip,Derin nefes al kızım.Sen bundan daha zor şeylerin üstesinden geldin.Şimdi başını kaldır.Ve devam et. diyormuş gibi.
Derin bir nefes aldım.Bu sefer gerçekten biraz rahatlamıştım.
Bangchan önündeki düğmelere uzandı. “Hazır mısın?”
Başımı kaldırdım.“Hazırım.”
“Kayıt başladıktan beş saniye sonra giriyorsun.”
Başımı salladım.Bangchan düğmeye bastı.Kulaklıkların içi sessizliğe gömüldü.
İçimden saymaya başladım. Bir...İki... Üç...Dört...Beş...
Gözlerimi kapattım.“Boom, boom, chk, chk, boom.”
Kayıt bitti.Gözlerimi açıp cama baktım.Bangchan'ın yüzünde memnun bir ifade vardı.Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kalkmıştı.“Güzel.”
İçimdeki gerginlik biraz daha azaldı. “Aynı şekilde devam.”
İkinci kayıt başladığında artık daha rahattım.Bu sefer sözlere odaklandım. Sesime odaklandım.Ve kayıt düşündüğümden çok daha hızlı bitti.
Tam konuşacakken Changbin'in sesi geldi.“Felix'ten daha iyi söyledi.”
Odadan kahkahalar yükseldi.Felix direkt koluyla Changbin'e vurdu.Hem de bayağı sert.
“Ya!”
“Ne var? Doğruyu söylüyorum.”
“Kimse sana sormadı.”
Bu sefer daha çok kişi güldü.Felix gözlerini devirdi.Ben ise istemeden gülümsedim.
Bangchan ellerini birbirine vurdu.“Son partı kaçırma.”
Başımı salladım.Son kayıt başladığında elim yine künyeye gitti.Ama bu sefer korkudan değil.Alışkanlıktan.
Gözlerimi kapattım.Felix'in sesi kulaklıkların içinde yankılandı. Ardından sıra bana geldi.Sözler dudaklarımdan dökülmeye başladı.Hiç duraksamadan.Hiç düşünmeden.
Kayıt bittiğinde birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldım.Sonra fark ettim.Kağıtlara hiç bakmamıştım.Bir kere bile.Şarkıyı fark etmeden ezberlemiştim.Dudaklarım istemsizce yukarı kıvrıldı.
Bangchan'ın sesi tekrar geldi.“Kulaklığı çıkarıp yanımıza gel.”
Kulaklığı çıkardım.Kapıyı açıp dışarı çıktım.Direkt Bangchan'a baktım.“Oldu mu?”
Han anında güldü.“Oldu mu ne demek? Başını iki yana salladı.“Mükemmel oldu.”
İçimdeki bütün stres bir anda dağıldı.Ve istemeden gülümsemeye başladım. "Açsana bir dinleyelim."
Bangchan'a döndüm.Yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.Bangchan birkaç tuşa bastıktan sonra başını iki yana salladı.“Önce Aeris'in kaydını bitirelim. Onu da ayarlayayım, sonra beraber dinleriz.”
Yüzüm farkında olmadan hafifçe düştü.Aeris bunu görüp sırıttı.Bangchan elini onun omzuna koydu.“Areska.”
Aeris bir anda ayağa kalktı.“Geliyorum.”
Hızlı adımlarla camın arkasındaki kayıt odasına geçti.
Kapı kapanınca ben de onun boşalttığı koltuğa geri oturdum.Bangchan ayarlarla uğraşırken elim istemsizce boynumdaki künyeye gitti.Parmağımla üzerindeki küçücük lekeyi silmeye çalışıyordum.
Tam o sırada yan taraftan Jeongin'in sesi geldi."Elara."
Başımı çevirdim."Hm?"
"Babanın fotoğrafı var mı?"
Parmağım künyenin üzerinde durdu. Gözlerim istemsizce Bangchan'a kaydı. Bangchan da göz ucuyla bana baktı ama hiçbir şey söylemedi.Ellerimi yavaşça kucağıma bıraktım.
"Nereden çıktı şimdi bu?"
Jeongin omuz silkti."Merak ettim."
Dudaklarımı hafifçe birbirine bastırdım. "Yok."
"Hiç mi yok?"
Başımı salladım."Babam fotoğraf çektirmeyi seven biri değildi. İstesem de gösteremem."
Han kaşlarını kaldırdı."Neden?"
Ben cevap vermeden Minho konuştu. "Asker olduğu için."
Han hâlâ anlamamış gibi bakıyordu. Minho devam etti."Hem bu konuları çok kişi bilmez. Bilmesi de gerekmez."
"İyi de..." dedi Han.Sonra koltuğunda doğrulup bana baktı."Sanki ben fotoğrafı alıp internete yükleyeceğim."
Odadan hafif bir gülme yükseldi. Hyunjin kahkahayı bastı."Senin geçmişine bakarsak ihtimal sıfır değil."
"Ya!"Han yastığı Hyunjin'e fırlattı.
Tam o sırada camın arkasından Aeris'in sesi geldi."Ne kaçırdım ben?"
Felix elini salladı."Hiçbir şey."
Aeris gözlerini devirdi."Bu odada bana asla doğruyu söylemiyorsunuz."
Sonra tekrar önüne döndü.
Han hâlâ konuyu düşünüyordu. "Tamam asker kısmını anladım da neden gizli kalması gerekiyor?"
Bu sefer Seungmin konuştu."Gerçekten anlamadın mı?"
Han başını salladı.Seungmin arkasına yaslandı."Bazı insanların kim olduğunun bilinmesi tehlike yaratabilir."
"Yani?"
"Yani yanlış insanların eline yanlış bilgi geçebilir."
Han birkaç saniye düşündü.Sonra başını salladı."Şimdi oldu."
Jeongin kahkaha attı."Bunu kendi başına çözmen gerekiyordu aslında."
Tam o sırada Bangchan ellerini masaya yasladı."Sessiz."
Odadaki herkes sustu.Bangchan tekrar önüne döndü.Camın arkasındaki Aeris'e baktı."Hazırsan başlatıyorum."
Aeris başını salladı. Kayıt başladı.
İstemsizce gülümsedim.Aeris bir elini kulaklığına koymuştu.Diğer eli yanında yumruk olmuştu.Şarkı söylerken yüzündeki ifade tamamen değişiyordu. Ne zaman şarkı söylese başka birine dönüşüyordu.
Partı bittiğinde Bangchan kaydı durdurdu.Aeris arkasını döndü.Gözleri direkt beni buldu.Gülümsediğimi görünce onun da yüzü aydınlandı.Sonra tekrar önüne döndü.
Bangchan yeniden kayıt aldı.
Bu sırada Jeongin telefonunu Felix'e uzattı."Bak."
Felix ekrana baktı."Bu kız gerçekten iyi."
Merak edip göz ucuyla baktım. Kendi hesabımdaki videolardan biriydi. Karanlık bir odada çekilmişti.Yüzüm görünüyordu ama gün ışığı olmadığı için detaylar seçilmiyordu.I Like It koreografisini yapıyordum.
Han öne eğildi."Göstersene."
Telefon elden ele dolaşmaya başladı. Hyunjin videoya bakarken kaşlarını kaldırdı."Hareketleri çok temiz."
Minho başını salladı."Kontrolü de iyi. Özellikle dönüşlerde."
Han videoyu birkaç saniye daha izledi. Sonra kaşlarını kaldırıp Hyunjin ve Minho'ya döndü."Bu kız sizden bile güzel dans ediyor olabilir."
Oda bir saniyeliğine sessizleşti.
Hyunjin yavaşça başını kaldırdı."Bir daha söyle."
Han hiç korkmamış gibi omuz silkti."Ne var? Gerçekleri konuşuyoruz."
Minho direkt eline geçen yastığı ona fırlattı."Gerçekleri konuşuyorsak önce sen ritmi kaçırmamayı öğren."
Odada kahkaha koptu.
Han kendini savunmaya çalıştı."Ben sadece objektif yorum yapıyorum."
Hyunjin gözlerini devirdi."Objektif değil, hayatını tehlikeye atıyorsun."
Odadan kahkaha yükseldi.
Jeongin telefonu geri aldı."Ben bunun videolarından birine yorum yazmıştım."
Han merakla ona döndü."Ne yazdın?"
Jeongin dramatik bir iç çekti."Boş ver."
"Söylesene."
Jeongin koltuğuna yayıldı."Cevap vermedi zaten."
Odanın içinden birkaç gülüş yükseldi.
Han anında kahkaha attı. "Reddedilmişsin."
"Reddedilmedim."
"Görmezden gelinmişsin."
"Bu daha kötü."
Jeongin elini kalbinin üstüne koydu. "İdolüm ben."
Sonra tavana bakarak ekledi,"Beni nasıl görmezden gelebilir?"
Bu sefer odadaki herkes güldü.Ben ise başımı hafifçe eğip ağzımı elimle kapattım.
Eğer Jeongin şu an karşısında oturan kişinin o hesap olduğunu bilseydi büyük ihtimalle bir hafta boyunca bununla uğraşırdı.
Bu sefer Changbin cebinden telefonunu çıkardı."Hesabın adını versene."
Bangchan başını kaldırdı."Saçmalama."
"Neden?"
"İki kişiyi zor gruba aldım zaten bide onunla uğraşamam."
Herkes güldü.
Gözlerim kısa bir an Jeongin'e kaydı.Bu konuşmanın birkaç dakika sonra ne kadar utanç verici olabileceğinden haberi yoktu.
Tam o sırada telefonum titreşti.Ekrana baktım.Bildirim. Changbin beni takip etmişti.
Ardından ikinci bildirim. Üçüncü. Dördüncü.Kaşlarım havaya kalktı.
Seungmin beni fark etti."Kim mesaj atıyor o kadar?"
Gözümü telefondan ayırmadım. "Kurstan geliyor. Turnuvalarla ilgili."
"Şirkettesin diye rahat bırakmıyorlar mı?"
"Maalesef."
Mesajları açtım.Aslında mesaj değildi.Changbin'in videolarıma bıraktığı yorumlardı.
İlk yorum:’’Bu dönüşü üç kere izledim hâlâ nasıl yaptığını anlamadım.’’
İkinci yorum:’’Eğer gerçekten kendi kendine öğrendiysen saygı duydum.’’
Üçüncü yorumu görünce dudaklarım hafifçe kıvrıldı.’’Kim olduğunu bilmiyorum ama sahneye çıkarsan insanların gözünü senden alamayacağını düşünüyorum.’’
Tam o sırada Felix'in sesi geldi. "Sevgilinden mi geldi mesaj?"
Başımı kaldırmadan cevap verdim. "Uğraşma benimle."
Felix sırıttı.Ben bu sefer gözlerimi kaldırıp direkt maviliklerine baktım.
"Sakın bana 'uğraşırsam ne olur' deme."
Tek kaşı havalandı."Yoksa?"
"Biraz daha uğraşırsan öğrenirsin."
Felix'in dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
Ben tekrar telefonuma döndüm.
Tam o sırada Hyunjin'den mesaj geldi. Başımı kaldırıp ona baktım."Bari burada atma resim."
Hyunjin rahatça arkasına yaslandı."Bak sen."
Resmi açtım.Eski taş bir kütüphanenin çizimiydi.Yüksek tavanlar.Altın detaylı sütunlar.Pencerelerden süzülen turuncu gün batımı ışığı.Ve ortada siyah elbiseli yalnız bir kemancı. Detayları şaşırtıcı derecede iyiydi.
Bir kaşımı kaldırdım."Zevkin güzelmiş."
Hyunjin saçlarını geriye attı."Ne sandınız Min Hanım?"
O an.Yüzümdeki ifade dondu.
Min.
Uzun zamandır - Aeris hariç- kimse bana öyle seslenmemişti.
Gözlerim istemsizce Felix'e kaydı.Felix önce Hyunjin'e baktı.Sonra bana.
Büyük ihtimalle aklına yıllar önce attığım tokat gelmişti.
Yüzümdeki değişimi fark eden Jeongin hafifçe öne eğildi."İyi misin?"
Kendime geldim."İyiyim."
Hyunjin kaşlarını kaldırdı."Pardon. Sormayı unuttum."
Bana baktı."Min desem sorun olur mu?"
Birkaç saniye sustum.Sonra başımı salladım."Olmaz."
Felix gözlerini benden ayırmadan konuştu."Ben altı yıl önce sana Min dediğimde bana tokat atmıştın."
Odadaki herkes sustu."Ne?"
"Tokat mı?"
"Gerçekten mi?"
Ben gözlerimi devirdim.
Tam konuşacaktım ki Bangchan boğazını temizledi."Prova odasına."
Herkes ayağa kalkmaya başladı.O sırada Aeris de kayıt odasından çıkmıştı. Konuşmalara öyle dalmıştık ki söylediklerinin yarısını bile duyamamıştık.
Aeris yanıma eğildi."İyi misin?"
Gülümsedim."Tabii ki."
Aeris de gülümsedi.
Tam çıkacakken biri kolumu tuttu. Felix.
"O tokadı hâlâ unutmadım."
"O tokadı hak etmiştin."
"Belki."
Gözlerini kısmıştı."Ama sınırlarını zorlamayı bırakmamı bekleme."
Gözlerimi devirdim."Ne kadar yorucusun."
Felix sadece güldü.
Ben de arkamı dönüp odadan çıktım. Arkamdan gelen ayak seslerinden onun peşimde olduğunu anlamam ise yalnızca birkaç saniyemi aldı.
İlk yaptığım şey Aeris'i aramak oldu. Gözlerim kayıt odasından çıkar çıkmaz onu aradı. Oda oldukça büyüktü. Bir tarafta kayıt ekipmanları vardı, diğer tarafta üyeler dağınık şekilde oturuyordu. Ama Aeris'i bulmam uzun sürmedi. Zaten beni bekliyormuş. Beni gördüğü an yerinde hafifçe sekip hızlı adımlarla yanıma geldi. Yüzündeki gülümseme o kadar büyüktü ki biraz daha zorlasa yanakları ağrıyacaktı.
Önümde durdu."Nasıldım?" dedi.
Bir saniye boyunca yüzüne baktım. Sonra elimi kaldırıp başının üstüne koydum. Saçlarını hafifçe karıştırdım.
"Cevabını bildiğin soruları sormaktan vazgeç artık."
Aeris'in gülümsemesi daha da büyüdü. Kaşlarını kaldırdı.
"Sen az önce sesimin güzel olduğunu itiraf mı ettin yoksa bana mı öyle geldi?"
Bunu söylerken sesi o kadar cilveliydi ki gözlerimi devirmemek elde değildi.
"Aeris."
"Hı?"
"Bana şöyle davranma."
Aeris burnundan hafifçe güldü. Ben de istemeden güldüm. Tam o sırada gözlerim odanın diğer tarafına kaydı. Bangchan bilgisayarın başındaydı. Parmakları klavyenin üzerinde dolaşıyor, gözleri ekrandan ayrılmıyordu. Büyük ihtimalle kayıtları ayarlamaya çalışıyordu. Ya da yine bizim anlamadığımız teknik şeylerden biriyle uğraşıyordu.
Aeris omzuma hafifçe vurunca tekrar ona döndüm. Sonra birlikte diğerlerinin yanına yürüdük.
Odanın ortasında yarım daire gibi dağılmışlardı. Han ve Jeongin yerde oturuyordu. Changbin duvara yaslanmıştı. Seungmin koltuğun kenarında telefonuna bakıyordu. Hyunjin yerde tek dizini çekmiş otururken Minho yanında bacaklarını uzatmıştı. Felix ise biraz gerideydi. Oturuyordu. Ama nedense sadece oturmasına rağmen bütün dikkatleri üstüne çekebiliyordu.
Aeris yanlarına çökünce ben de yere oturdum. Bağdaş kurup ellerimi hafifçe arkaya koyarak yaslandım. Aeris ise bilekliğiyle oynamaya başladı.
Tam o sırada Han başını kaldırdı.
"Kızlar."
"Hm?"
"Sizin sosyal medya hesabınız var mı?"
Aeris'in dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. Ben de bir kaşımı kaldırdım. İkimiz de birbirimize baktık. Sonra aynı anda hafifçe gülümsedik. Bu tepki bile herkese yetmişti.
Jeongin anında öne eğildi.
"Var yani."
Tam o sırada birkaç adım sesi duyuldu. Başlarımızı çevirdiğimizde Bangchan'ın elinde telefonla yanımıza geldiğini gördük. Hiçbir şey demeden yere oturdu.
Aeris bir süre etrafa baktı. Sonra bana döndü. Son derece ciddiymiş gibi konuştu.
"Elara."
"Hm?"
"Acaba biz mi çok kısayız?"
Kaşımı kaldırdım.
"Ne alaka?"
Etrafı işaret etti.
"Yoksa bunlar mı uzun?"
Bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra odada kahkaha koptu. Han resmen yere kapandı. Jeongin kafasını dizine vurdu. Ben de gülmeye başladım.
"Nasıl bir mantık bu?"
"Gayet mantıklı."
"Değil."
"Bence öyle."
Kendisi de gülmeye başlamıştı. Bir süre sonra ortam sakinleşti.
Changbin telefonunu kaldırdı.
"Eee?"
Ekranı salladı.
"Söyleyecek misiniz artık?"
Aeris bana baktı. Ben ona baktım. Sonra omuz silktim.
"Emin misiniz?"
Bu sefer birkaç kişi aynı anda konuştu.
"Evet."
"Bu kadar meraklandırdınız."
"Söyleyin artık."
Aeris derin bir nefes aldı. Sonra kullanıcı adını söyledi.
Bir anda herkes telefona sarıldı. Telefon ekranlarının ışıkları aynı anda yandı. Jeongin ilk bulanlardan biri oldu.
"Bulduuum."
Han hemen yanına sokuldu.
"Dur bakayım."
Jeongin videolardan birini açtı. Birkaç saniye sonra Aeris'in sesi odanın içine yayıldı. Herkesin dikkati istemsizce telefona kaydı.
Seungmin de ekranına baktı. Birkaç saniye dinledikten sonra yavaşça başını kaldırdı. Kaşları hafifçe havalanmıştı.
"Senin sesin bu kadar güzel miydi?"
Aeris burnundan güldü.
"İltifat olarak kabul ediyorum."
"Öyle zaten."
Bu sırada Minho hesabı inceliyordu. Hyunjin de ekranına bakıyordu. Han ise videolar arasında geziyordu.
"Gerçekten iyiymiş."
"Ben de onu diyorum."
"Bu kadarını beklemiyordum."
Aeris resmen keyiften parlıyordu.
Bu sefer Jeongin bana döndü.
"Senin hesabın ne?"
Kullanıcı adımı söyledim. Jeongin normal bir şekilde aratmaya başladı. Sonra yüzündeki ifade değişti. Gözleri büyüdü. Bir bana baktı. Bir telefona. Tekrar bana baktı. Sonra bir anda doğruldu.
"Dur."
Odadaki herkes ona döndü.
"Yok artık."
Başımı eğip gülmemeye çalıştım.
Jeongin bu sefer gerçekten bağırdı.
"Ben üç haftadır seni mi takip ediyordum?!"
Odada birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra kahkahalar yükseldi.
Başımı salladım.
"Evet."
Han bir anda Jeongin'in yanına kaydı.
"Ne?"
Changbin de merakla öne eğildi.
"Göstersene."
Jeongin ise hâlâ bana bakıyordu. Yüzünde resmen kırgın bir ifade vardı.
"Yorumuma da cevap vermedin."
Bir elini göğsüne koydu.
"İdolüm ben."
Kısa bir duraksadı.
"Beni nasıl görmezden gelebilirsin?"
O kadar dramatik söylemişti ki istemsizce bir elimle ağzımı kapattım. Han kahkahayı bastı.
"Jeongin, hayatının en büyük ihanetini yaşamış gibi davranıyorsun."
"Yaşıyorum zaten."
Changbin sonunda telefonu Jeongin'in elinden aldı. Ekrana birkaç saniye baktı. Sonra başını kaldırıp bana döndü.
"Bir dakika."
Kaşları havaya kalktı.
"Ben de on beş dakika önce seni mi takip ettim?"
Başımı salladım.
"Evet."
Changbin birkaç saniye boyunca boş boş bana baktı. Sonra arkasına yaslandı.
"Harika."
Başını iki yana salladı.
"Bugün kendimle gurur duyuyorum."
Han kaşını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü dünyanın en geç fark eden insanı olma yarışmasında ilk üçe girdim."
Bu sefer odadaki birkaç kişi birden gülmeye başladı.
Bu sefer Minho konuştu. Telefonundan başını kaldırmadan.
"Vücut kontrolün gerçekten çok iyi."
Han anında onayladı.
"Özellikle dönüşlerde. Bir an bile dengen bozulmuyor."
İstemeden gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada Seungmin başını kaldırdı.
"Bu arada."
Herkes ona baktı.
"Hangi pozisyondasınız?"
Aeris hemen cevap verdi.
"Vokal."
Bunu duyduğu an Seungmin yavaşça telefonundan başını kaldırdı. Aeris'e baktı. Aeris de ona gülümsedi.
"Senin de ana vokal olduğunu biliyorum."
Seungmin kaşını kaldırdı.
"Nereden biliyorsun?"
Ben cevap verdim.
"Üç yıldır hayranınız olduğu için olabilir mi?"
Aeris direkt bana döndü. Ben omuz silktim.
"Bence kendi hayatını bu kadar bilmiyor."
Odadan birkaç kahkaha yükseldi.
Aeris ise bana bakmaya devam etti. Sonra dudaklarını büzdü.
"Beni satıyorsun."
"Hayır."
"Satıyorsun."
"Biraz."
Han öne doğru eğildi. Yüzündeki o meraklı sırıtış hiç hoşuma gitmemişti.
"Biasın kim?"
Soruyu duyduğum an başımı öne eğdim. Gülmemek için. Çünkü cevabı biliyordum. Aeris de biliyordu. Ve büyük ihtimalle birkaç saniye içinde odadaki herkes öğrenecekti.
Başımı tekrar kaldırdığımda gözlerim istemsizce Hyunjin'e kaydı.
Sadece bir saniyeliğine. Ama yetmişti.
Aeris anında iki elini havaya kaldırdı.
"Söylemiyorum."
Hyunjin'in bakışları bana döndü. Sonra Aeris'e. Sonra tekrar bana. Anladığı an dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Keyfi yerine gelmişti.
Hiç utanmadan eliyle siyah saçlarını geriye attı. Felix'e baktı. Felix ise ona öyle bir bakıyordu ki sanki biraz daha sırıtırsan kafana bir şey fırlatacağım diyordu.
Hyunjin gözlerini devirdi.
Bu sefer Jeongin öne doğru eğildi.
"Yoksa Hyunjin mi?"
Aeris direkt bana döndü. Ben anında ellerimi kaldırdım.
"Ben söylemedim."
"Yalancı."
Dudağım hafifçe seğirdi. Başımı başka tarafa çevirdim.
Aeris ise hiç acımadan bacağıma vurdu.
"Nefret ediyorum senden."
"Ben bir şey yapmadım."
"Tam olarak yaptın."
Han da olaya dahil oldu.
"Hyunjin yani?"
Aeris derin bir nefes verdi. Sonra başını iki yana salladı.
"Evet."
Bir saniye durdu.
"Oldu mu?"
Tekrar durdu.
"Rahatladınız mı?"
Odada kahkahalar yükseldi. Hyunjin ise memnuniyetini saklamaya bile çalışmıyordu.
Bu sefer Aeris yüzünü bana yaklaştırdı. Kimsenin duyamayacağı kadar kısık sesle fısıldadı.
"Senin Felix'le aranda bir şey olursa..."
Gözlerimi kapattım. Başladı yine.
"...bak nasıl bütün gruba söylüyorum."
"Öyle bir şey olmayacak."
"Onu zaman gösterecek."
"Aeris."
"Ben sadece geleceği görüyorum."
"Hayır."
Başımı ona çevirdim.
"Sen sadece boş yapıyorsun."
Bu sefer ikimiz de güldük.
Tam o sırada Changbin bana döndü.
"Peki sen?"
"Ne ben?"
"Pozisyon."
"Dans."
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz hem Hyunjin hem de Minho yavaşça bana döndü. İkisine de baktım. Bir kaşımı kaldırdım.
"Ne?"
Kollarımı iki yana açtım."O kadar video izlediniz."
Sonra başımı hafifçe yana eğdim."Ne olmamı bekliyordunuz?"
Hyunjin anında cevap verdi."Resimde rakibimsin."
Parmağıyla beni gösterdi."Şimdi dansta da mı rakibim olacaksın?"
Minho hiç düşünmeden başını iki yana salladı.
"Ben yarışmam."
Odadakiler ona döndü.
Minho gayet ciddi devam etti.
"Bu kızla yarışılmaz."
İstemeden güldüm.
Tam o sırada Felix hafifçe doğruldu. Dirseklerini dizlerine yasladı.
"Ama Ash yarışır."
Mavilikleri bana döndü.
"Değil mi Bulgar kızı?"
Tekrar geriye yaslandım. Ellerimi arkama koydum.
"İstese de yarışamaz."
"Niye?"
"Ayağını kırdı."
Dudaklarımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Beceriksiz."
Felix kısa bir kahkaha attı. Sonra başını iki yana salladı.
"Bu cümleyi daha önce de duymuştum."
Bir kaşımı kaldırdım.
Felix devam etti.
"Altı yıl önce."
Odadaki birkaç kişi merakla bize baktı.
"Sen ve Lena neredeyse kutlama yapıyordunuz."
İstemeden gözlerimi devirdim.
"Abartma."
"Abartmıyorum."
Felix rahatça arkasına yaslandı.
"Ash'in ayağının kırıldığını duyduğunuz gün ikinizin yüzündeki gülümsemeyi hâlâ hatırlıyorum."
Han anında öne eğildi.
"Bu biraz korkutucu."
"Öyleydi."
Felix hiç gözlerini benden ayırmadı.
"Sonra ne oldu?"
Omuz silkti.
"Ash çıktı."
Bir saniye durdu.
"Dünya şampiyonu oldu."
Odadan birkaç şaşkın ses yükseldi. Ben ise sadece tavana baktım. Felix'in susacağını sanmıştım. Yanılmışım.
"Siz ikiniz ise bütün sezon onun geri dönmesini izlediniz."
Bu sefer gözlerim tekrar ona döndü. Dudaklarındaki o sinir bozucu sırıtış hâlâ yerindeydi.
"Tiksiniyorum senden."
Felix'in gülümsemesi biraz daha büyüdü.
"Garip."
Başını hafifçe yana eğdi.
"Çünkü ne zaman kaybetmek üzere olsan aynı şeyi söylüyorsun."
Odadaki gülümsemeler bir anda kayboldu. Benimki de.
Felix devam etti.
"Spor salonunda."
Bir parmağını kaldırdı.
"Yarışmalarda."
İkinci parmağını kaldırdı.
"Hatta çocukken bile."
Gözlerini gözlerime dikti.
"Birisi senden daha iyi çıktığında ilk sinirlenen hep sen oluyorsun."
Sessizlik.
Tam anlamıyla sessizlik.
Aeris'in yüzündeki ifade anında düştü. Bangchan'ın bakışları sertleşti. Han yavaşça, "Oha..." diye mırıldandı.
Ben ise sadece Felix'e bakıyordum.
Felix birkaç saniye daha gözlerimin içine baktı. Sonra son darbeyi vurur gibi omuz silkti.
"Gerçi şaşırmıyorum."
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
"İkinci olmaya hiç alışamadın zaten."
Odanın havası bir anda değişti. Bu sefer gerçekten canımı yakmıştı.
Felix'in sözlerinden sonra odanın içindeki hava birkaç saniyeliğine tuhaf bir şekilde sessizleşti. Ben hâlâ ona bakıyordum. O da bana. Sanki ikimizden biri gözlerini kaçırırsa kaybedecekmiş gibi.
Neyse ki Bangchan araya girdi. Aniden ayağa kalktı.
"Evet. Şarkı tamam." dedi. Sonra ellerini birbirine vurdu.
"Ben bilgisayarı getireyim, dinleyelim."
Herkesin dikkati ona kaydı. Benimki kaymadı. Öldürücü bakışlarım hâlâ Felix'in üstündeydi.
Yanımdan hafif bir ses geldi.
Aeris kulağıma doğru eğildi.
"Elara."
Gözümü ondan ayırmadan,
"Ne?" dedim.
"Öldürdün."
Bu sefer ona baktım. Kaşımı kaldırdım.
"Neyi?"
"Çocuğu."
Dudaklarını birbirine bastırdı.
"Bakışlarınla."
İstemeden göz devirdim. Sonra tekrar Felix'e baktım.
"Keşke."
Aeris burnundan güldü.
"Psikopat."
"Teşekkür ederim."
Bunu duyunca omzuma hafifçe vurdu.
Birkaç dakika sonra Bangchan elinde bilgisayarla geri geldi. Bilgisayarı ortaya koydu. Herkes yavaş yavaş yerleşti. Ben de sonunda Felix'e bakmayı bırakıp ekrana döndüm.
Bangchan videoyu açtı. Şarkı hoparlörlerden yayılmaya başladığında bütün dikkatimi ona vermeye çalıştım. İlk birkaç saniye boyunca sadece dinledim.
Sonra benim partım geldi. İstemeden kaşlarım hafifçe kalktı. Kötü değildi. Hatta beklediğimden daha iyiydi.
Biraz daha dinledim. Sonra Aeris'in partı geldi. Yanımda oturan kız bir anda kıpırdamaya başladı. Ayağı ritim tutuyordu. Parmakları hareket ediyordu. Yüzündeki gülümsemeyi zor tutuyordu. O kadar belliydi ki.
İstemeden dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı. Aeris bunu fark ettiği an bana döndü. Gözleri parlıyordu. Ben hiçbir şey demeden tekrar önüme baktım.
Bu bile yetmişti.
Şarkı bittiğinde Bangchan ayağa kalktı.
"Evet."
Bilgisayarı kapatırken başını salladı.
"Sıra geldi koreografilere."
Birkaç kişi aynı anda iç çekti. Han direkt kendini yere bıraktı.
"Bir gün de kolay iş yapalım."
"Hayır." dedi Bangchan hiç düşünmeden.
"Denemeye değerdi."
Odada hafif gülüşmeler yükseldi. Bangchan bilgisayarı hoparlöre bağlarken herkes stüdyonun diğer tarafındaki uzun siyah deri koltuğa geçti.
Ben de gidip oturdum. Bağdaş kurdum. Ellerimi de kucağıma koyup hafifçe yaslandım.
Karşımdaki duvar boyunca uzanan aynaya baktım. Sonra istemsizce gözlerim aynadaki başka bir yansımaya kaydı.
Felix.
Telefonuna bakıyordu. Birkaç saniye sonra başını kaldırdı. Gözlerimiz aynadan buluştu. Direkt başka tarafa baktım. Umurumdaymış gibi görünmesini istemiyordum.
Tam o sırada yanıma biri oturdu. Başımı çevirdiğimde Han'ın bana gülümsediğini gördüm. Ben de hafifçe başımı salladım. Sonra tekrar yüzüğümle oynamaya başladım.
Han biraz eğildi.
"İyi misin?"
Belli belirsiz başımı salladım.
Bir süre sustu. Sonra tekrar kulağıma eğildi.
"Felix'le aranız eskiden nasıldı bilmiyorum."
Durdu.
"Ama bence kamera önünde en azından iyi geçinmeye çalışın."
Bu sefer gözlerimi ona çevirdim. Sonra tekrar başımı salladım.
Han da sanki görevini tamamlamış gibi kolunu boynuma attı. Eskiden olsa refleksle geri çekilirdim. Şimdi çekilmedim.
Garipti. Çünkü temas sevmiyordum. Hiçbir zaman sevmemiştim. Ama son zamanlarda bazı şeyler değişiyordu. Yavaş yavaş. Fark ettirmeden.
Tam o sırada Bangchan'ın sesi duyuldu.
"Hadi."
Ellerini birbirine vurdu.
"Önce nasıl bir şey istediğimize karar verelim."
Herkes düşünmeye başladı. Ben de.
Aslında aklıma gelen iki fikir vardı. Ama sadece biri gerçekten şarkıya uyuyordu. Yine de söylemeden önce diğerlerini dinledim.
Changbin ilk konuşan oldu. Kalkıp hareket göstermeye başladı. Sonra Hyunjin başka bir fikir attı. Ardından Seungmin ikisinde de kusur buldu. Han da ortalığı karıştırdı.
Tam herkes konuşurken Minho bir anda Aeris'e baktı.
"Bir dakika."
Aeris kaşını kaldırdı.
"Ne?"
"Bu hareketi nasıl yapacaksınız?"
"Nasıl yani?"
"Siz biraz kısa kalıyorsunuz."
Ben ve Aeris aynı anda ona döndük. Aeris'in yüzündeki ifade görülmeye değerdi.
"Biz kısa değiliz."
Dramatik bir şekilde eliyle diğer üyeleri gösterdi.
"Siz aşırı uzunsunuz."
Odada kahkahalar yükseldi. Ben de güldüm. Aeris bunu görünce bana döndü. Rusça bir şeyler söylendi. Anlamı aşağı yukarı şuydu: "Sen de gül. Senin boyun da uzun değil."
Ben hiç düşünmeden Bulgarca cevap verdim.
"Ben senden uzunum."
Aeris'in yüzü düştü.
"Abartma."
"Gerçekler acıdır."
"Aramızda beş santim var."
"Ama sonuçta ben uzunum."
Han bir anda Bulgarca konuştu. "Aranızda gerçekten beş santim mi var?"
İkimiz de aynı anda ona döndük.
Derin bir nefes verdim.
"Sen neden Bulgarca öğrendin?"
Han hiç düşünmeden omuz silkti.
"Sen neden öğrendin?"
Ona birkaç saniye baktım. Sonra istemeden güldüm.
"Han."
"Efendim?"
"Ana dilim."
Han birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra arkasına yaslandı.
"Doğru."
Durdu.
"Bu çok üzücü."
İstemeden güldüm.
Aeris ise direkt yüzünü iki elinin arasına aldı.
"Ben bu grupta neden yaşıyorum?"
"Çünkü kira vermiyorsun." dedi Changbin.
"Bu mantıklı."
"Her zamanki gibi."
Odada yine birkaç kişi güldü.
Bangchan sonunda iki elini havaya kaldırdı.
"Tamam."
Hepimiz ona döndük.
"İkiniz de kısa değilsiniz."
Aeris anında doğruldu.
"Teşekkürler."
Bangchan devam etti.
"Ama konumuz bu değil."
"Ne yazık ki." diye mırıldandı Han.
Bangchan onu duymazdan geldi.
"Sizin bir fikriniz var mı?"
Bakışları benimle Aeris arasında gidip geldi. Aeris omuz silkti. Ben ise ensemi kaşıdım.
"Aslında benim bir fikrim var."
Bunu duyunca birkaç kişi doğruldu. Bangchan kaşını kaldırdı.
"Gel."
Ben de yavaşça ayağa kalktım.
"Bilmiyorum uyar mı ama..."
Karşılarına geçtim. Ellerimi kullanarak anlatmaya çalıştım.
"Şarkının sonunda..."
Duraksadım.
Sonra devam ettim.
"Boom kısmına geldiğimizde Felix'le karşılıklı durabiliriz."
Birkaç kişinin bakışları direkt Felix'e kaydı. Felix ise sadece bana bakıyordu. İfadesiz. Bu sinir bozucuydu.
"Sonra chk chk boom dediği yerde..."
Ellerimle hareketi gösterdim.
"Sanki birbirimize silah doğrultuyormuşuz gibi yaparız."
Sonra geriye doğru bir adım attım.
"Aynı anda ateş etmiş gibi."
Sessizlik oldu. Birkaç saniye.
Sonra Hyunjin başını hafifçe yana eğdi.
"Anlamadım."
"Ben de." dedi Seungmin.
"Ben hiç anlamadım." dedi Han.
"Ben anlamadığımı bile anlamadım." dedi Changbin.
Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım.
"Evet."
Etrafıma baktım.
"Hiçbiriniz anlamadınız."
Han başını salladı.
"Evet."
Felix bile boş boş bana bakıyordu.
Bangchan bilgisayara döndü.
"İstersen müziği açalım."
"Ben de onu diyecektim."
Bangchan müziği açmaya giderken ensemdeki topuzu çözdüm. Siyah saçlarım omuzlarıma döküldü. Lastiği cebime attım.
Tam o sırada Hyunjin bana baktı.
"Şu saçını kestirme işini tekrar düşün."
Anında döndüm.
"Hayatta."
Minho güldü.
"Yazın sıcaklamıyor musun?"
Başımı iki yana salladım. Sonra yanımdaki Aeris'i gösterdim.
"Aeris'in de saçı uzun."
"Çünkü ona yakışıyor." dedi Hyunjin hiç düşünmeden.
Aeris'in yüzü anında aydınlandı. Ben ise ona döndüm.
"Bana yakışmıyor mu?"
Hyunjin omuz silkti.
"Sana da yakışıyor."
Durdu.
"Ama kısa saçı da merak etmiyor değilim."
"Hayal kurmaya devam."
Han bir anda araya girdi.
"Bence kısa saç da yakışır."
"Sen karışma."
"Tamam."
"Gerçekten karışma."
"Tamam dedim ya."
Bangchan sonunda bilgisayardan başını kaldırdı.
"Sizi iki dakika boş bırakmaya gelmiyor."
Han saçlarını karıştırdı.
"Sen de biraz rahatlasan mı Chan?"
Bangchan ona baktı. Han sustu.
"Teşekkür ederim."
Sonra müzik başladı.
Ben karşılarına geçtim. Şarkının son kısmını bekledim. Ritim geldiğinde hareketi gösterdim.
Bir adım.
Dönüş.
Karşıya bakış.
Sonra...
"Chk."
Sağ elim.
"Chk."
Sol elim.
"Boom."
Aynı anda geri çekilme.
Şarkı durduğunda birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Sanki herkes kafasında tartıyordu.
İlk konuşan Seungmin oldu.
"Ben beğendim."
Başını salladı.
"Şarkıya uyuyor."
Minho da onayladı.
"Görüntü olarak güzel durur."
Yanımdaki Han tekrar kolunu boynuma attı.
"Senin aklına bunlar nasıl geliyor?"
Omuz silktim.
"Geliyor işte."
"Çok açıklayıcı."
"Teşekkür ederim."
Han gözlerini devirdi.
Tam o sırada Jeongin bir şey fark etmiş gibi Felix'e baktı.
"Ama bunu Felix yapabilecek mi?"
Ben istemsizce burnumdan sert bir nefes verdim. Sonra Felix'e baktım.
"Eğer bunu da yapamazsa gerçekten bir şey demiyorum artık."
Odadan birkaç gülme sesi yükseldi.
Felix yavaşça ayağa kalktı. Saçlarını geriye itti. Sonra bana baktı.
"Bak bakalım yapabiliyor muyum, Bulgar kızı."
Bangchan tekrar müziği açtı.
Felix ise ortaya geçti. Kollarını iki yana sallayıp gevşetti. Sonra bana kısa bir bakış attı. Ben de kollarımı göğsümde bağladım.
"Başla."
"Emredersiniz."
Gözlerimi devirdim.
Şarkı ilerlemeye başladı. Herkes sessizleşmişti.
Felix ritme girdi. İlk birkaç hareketi düzgün yaptı. Sonra beklediğimiz kısım geldi.
"Chk."
Hareket doğruydu.
"Chk."
Bu da doğruydu. Ama...
"Boom."
Benim kaşım anında kalktı.
Bangchan daha müziği kapatmadan konuştum.
"Dur."
Müzik sustu.
Felix bana baktı.
"Ne var?"
"Kendini kasıyorsun."
"Kasmıyorum."
"Kasıyorsun."
"Kasmıyorum."
"Kasıyorsun."
"Kasmıyorum."
İkimiz birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra Jeongin araya girdi.
"Ben kasıp kasmadığını anlamadım ama kavga çıkacak gibi hissediyorum."
"Sus." dedik aynı anda.
Jeongin arkasına yaslandı.
"Tamam."
Sonra Changbin'e döndü.
"Bak işte bundan bahsediyorum."
Ben tekrar Felix'e döndüm.
"Bir daha yap."
Felix derin bir nefes verdi. Sonra tekrar pozisyon aldı. Şarkı olmadan hareketi yaptı. Tam o noktaya geldiğinde yine aynı şeyi yaptı.
Bu sefer direkt ayağa kalktım.
"Dur."
Felix yerinde kaldı. Ben ise yanına yürüdüm.
"Burada."
Kolunu gösterdim.
"Kendini gereksiz kasıyorsun."
"Bence gayet iyi."
"Bence değil."
"Ne tesadüf."
Burnumdan nefes verdim. Sonra hiç düşünmeden koluna dokundum. Dirseğini biraz aşağı indirdim. Omzunu düzelttim.
"Böyle."
Felix'in gözleri üzerimdeydi. Ben ise tamamen harekete odaklanmıştım.
"Burası rahat olacak."
Kolunu tekrar düzelttim.
"Yoksa görüntü sert duruyor."
Bir adım geri çekildim.
"Şimdi yap."
Felix birkaç saniye bana baktı. Sonra hareketi tekrar yaptı. Bu sefer daha düzgündü. Daha akıcı. Daha doğal.
Ben de sonunda başımı salladım.
"Tamam."
Yerime doğru yürüdüm.
"Şimdi oldu."
Arkamdan Felix'in sesi geldi.
"Ne büyük onur."
Umursamadım. Gidip tekrar koltuğa oturdum.
Han hiç vakit kaybetmeden kolunu yine boynuma attı.
Bu sefer sadece yüzüne baktım. O da bana baktı. Sonra gülümsedi.
"Arkadaşlar."
"Ne var?"
"Az önce birbirinizi öldürmeye çalışıyordunuz."
"Ee?"
"Sonra gidip birbirinizin kollarını düzelttiniz."
"Ve?"
Han biraz daha yaklaştı.
"Bu normal mi?"
Başımı yana eğdim.
"Sen her şeyi böyle merak mı ediyorsun?"
"Kesinlikle."
"Bu çok üzücü."
"Teşekkür ederim."
İstemeden güldüm. Han da güldü.
O sırada göz ucuyla Felix'i gördüm. Yerine oturmuştu. Minho ona doğru eğilmiş bir şeyler söylüyordu. Felix cevap vermedi. Sadece başını salladı. Bir anlığına gözleri bana kaydı. Sonra tekrar önüne döndü.
Ben de bakışlarımı kaçırdım.
Bangchan ellerini birbirine vurdu.
"Tamam."
Odadaki herkes ona döndü.
"O kısmı sonra tekrar deneriz."
Bilgisayara baktı.
Sonra önündeki notlara.
"Şimdi..."
Bakışları Aeris ve Hyunjin'e kaydı.
"Düşünmemiz gereken başka bir ikili var."
Aeris anında doğruldu. Hyunjin ise başını kaldırdı.
Bangchan gülümsemeye çalıştı.
"Aeris ve Hyunjin kısmına ne yapacağız?"
Bangchan'ın bunu demesiyle Lee Know öne eğildi. Dirseklerini dizlerine yasladı. Birkaç saniye düşündü. Sonra,
"Elara ve Felix'in partına da uyması lazım," dedi.
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Herkes düşünüyordu.
Sonra bir anda Aeris ayağa fırladı.
"BULDUM!"
Ben dahil birkaç kişi istemsizce irkildik.
Han elini kalbine götürdü.
"Areska..." dedi derin bir nefes vererek. "Bir gün beni gerçekten hastanelik edeceksin."
Odada hafif bir gülüş yayıldı.
Aeris ise onu tamamen görmezden geldi. Saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Bence Çilli ve Felix'in partına uyuyor."
Bangchan kaşını kaldırdı.
"Neymiş o?"
"Hani Çilli ve Felix birbirlerini vuruyormuş gibi yapıp geriye düşeceklerdi ya..."
Herkes başını salladı.
Aeris devam etti.
"Biz de Hyunjin'le benzer bir şey yapalım ama farklı versiyonunu."
Changbin kaşlarını çattı.
"Nasıl yani?"
Aeris heyecanla ellerini hareket ettirdi.
"Ben Hyunjin'i vuruyormuş gibi yapacağım."
Sonra eliyle havada hareketi gösterdi.
"Ama Hyunjin vurulmuş gibi değil..."
Bir an durdu.
"Kendi kafasına sıkmış gibi yapıp geriye düşecek."
Benim kaşlarım hafifçe yukarı kalktı.
Fikir hoşuma gitmişti.
Aeris bunu fark etti. Umutla etrafa baktı. Sonra gözleri Hyunjin'i buldu.
"Anladın mı?"
Hyunjin eliyle saçlarını geriye itti.
"Hayır."
Aeris'in yüzü düştü. Direkt bana döndü.
"Sen anladın mı?"
Başımı salladım.
Jeongin başını yana eğdi.
"Sanırım ben olayı kaçırdım."
Bu sefer odadaki gülüş biraz daha büyüdü.
Aeris gözlerini devirdi. Sonra kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı.
"Gel."
Seungmin arkasına yaslandı.
"Şu kızı bir rahat bırak artık."
Aeris anında ona döndü.
"Anlasaydın seni kaldırırdım. Çilli beni anlayan tek kişi burada."
Seungmin burnundan güldü. Ben ise fark ettirmeden ayağına hafifçe vurdum. O da gülümsememek için yüzünü başka tarafa çevirdi.
Bangchan bilgisayara uzandı.
"Tamam. Gösterin bakalım."
Aeris beni kolumdan çekerek odanın ortasına götürdü. Diğerleri de merakla bize döndü.
Bangchan müziği açtı.
Şarkı akmaya başladığında Aeris'le karşı karşıya durduk.
Tam konuştuğumuz yere geldiğimizde hareketi yaptık. Ben elimde görünmez bir silah varmış gibi kendi kafama doğrulttum. Aeris de beni vuruyormuş gibi yaptı. Aynı anda ikimiz de geriye doğru hafifçe savrulduk.
Şarkı durduğunda tekrar dengemi sağlayıp yerime döndüm.
Han hiç beklemeden kolunu tekrar omzuma attı.
Artık bunu ne zaman yaptığını saymayı bırakmıştım.
Aeris ise yerine oturup bacak bacak üstüne attı.
"İşte böyle."
Ellerini iki yana açtı.
"Yorumlayın şimdi."
Odadaki herkes birkaç saniye boyunca düşündü.
Sonra Hyunjin konuştu.
"Kabul."
Aeris anında ona döndü. Hyunjin omuz silkti.
"Güzelmiş."
Aeris hiçbir şey söylemedi. Sadece ona baktı. Hyunjin de ona baktı. Sonra ikisi de aynı anda gözlerini kaçırdı.
Aeris'in yüzünde pek bir şey değişmemişti. Ama ben onu yıllardır tanıyordum. Ne zaman gerçekten mutlu olsa göz bebekleri küçülürdü. Şu an da aynısı olmuştu.
İstemeden dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı. Ama hemen toparlandım.
Changbin başını salladı.
"Bence sahnede güzel görünür."
Minho da koltuğa yaslandı.
"Şarkıyla da uyuyor."
Jeongin hafifçe gülümsedi.
"İlk duyduğumda anlamadım ama görünce mantıklı geldi."
Aeris gururlu bir ifadeyle arkasına yaslandı.
Bangchan tekrar ayağa kalktı.
"O zaman şarkının girişini de bulalım."
Sonra ellerini çırptı.
"Ardından provaya geçeriz."
Tam o sırada Felix konuştu.
"O zaman girişte de Elara'yla birbirimize silah tutuyormuş gibi yaparız."
Bangchan direkt bana baktı.
Ben omuz silktim.
"Olur."
Sonra sakin bir sesle ekledim.
"Hem uyumlu olur."
Felix hafifçe öne eğildi. İlk defa yüzünde düzgün sayılabilecek bir gülümseme vardı.
"İlk defa aynı fikirdeyiz."
Başımı ona çevirdim. Mavilikleri direkt gözlerime takıldı.
Ben de hafifçe gülümsedim.
"Üzülme."
Bir saniye durdum.
"Tekrar yaşanmayabilir."
Changbin'in kahkahası odanın içinde yankılandı. Felix'in gülümsemesi anında kayboldu. Başını çevirip önüne baktı. Burnundan hafifçe nefes verdiğini duydum.
İçimden sebepsizce keyiflendiğimi fark ettim.
Bangchan ise ikimizi tamamen görmezden geldi.
"Bunu da kararlaştırdığımıza göre..."
Ellerini birbirine vurdu.
"Dans provasına geçiyoruz."
Herkes ayağa kalktı. Ben saçlarımı ensede toplarken Hyunjin yanıma geldi.
"Bakalım bu konuda da iyi misin."
Daha cevap veremeden elini başıma koyup hafifçe salladı.
Kaşlarımı kaldırdım. Minho da yanımıza geldi.
"Şaşırtmaya devam ediyorsun beni Benek."
İkisine de baktım.
"Henüz hiçbir şey görmediniz."
Saçımı toplarken hafifçe gülümsedim.
"Resimde iyiyim."
Sonra lastiği sıkıştırdım.
"Dansta daha iyiyim."
Minho'nun kaşları yukarı çıktı. Hyunjin ise şüpheyle bana baktı.
"İddialı konuştun."
Elimi başımdan indirdim.
"Bekleyip görün."
Tam o sırada Bangchan'ın sesi duyuldu.
"Herkes yerine."
Bir birkaç saniye sonra hepimiz pozisyonlarımızı almıştık. Felix tam karşımdaydı. Elinde görünmez silah varmış gibi bana doğrultuyordu. Ben de ona. Ama o inatla gözlerime bakarken ben başka tarafa bakıyordum.
Sinir olmak istiyorsa kendi kendine olabilirdi. Ben yardımcı olmayacaktım.
Şarkı başladığında Bangchan hızlıca kenara çekildi. Herkes kendi pozisyonuna geçti. Ben gözlerimi aynaya çevirdim.
Karşımdaki yansımalar sayesinde herkesi görebiliyordum.Felix hâlâ bana bakıyordu. Ben ise onu tamamen yok sayıyordum.
Şarkı ilerledikçe herkes koreografiyi yapmaya başladı.
Aeris ve Hyunjin'in kısmı geldiğinde istemsizce aynadan onlara baktım.
Aeris beklediğim gibi hareketleri temiz yapıyordu.Ama dikkatimi çeken o değildi.
Hyunjin'di.
Çünkü çocuk hareketleri yaparken bile ara sıra bana bakıyordu.Bir noktada göz göze geldik.Kaşımı kaldırdım.Hyunjin anında başka tarafa baktı.İstemeden burnumdan güldüm.
Aynadan Minho'yu gördüm.O da bunu fark etmiş olacak ki dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
Şarkı ilerlemeye devam etti.
Sonra benim ve Felix'in kısmı geldi.
Bu sefer istemeden gözlerim aynadan onun yüzüne kaydı.Felix ise zaten başından beri bana bakıyordu.Bir saniyelik göz teması oldu.Sonra ben yine başka tarafa baktım.
Partımız bitince rahat bir nefes verdim.
Jeongin'in kısmı geldiğinde hareketi yaptım.
"My trigger... fire..."
Belimi hafifçe döndürdüğüm anda aynadan iki kişiyi fark ettim.
Minho.
Ve Hyunjin.
İkisi de bana bakıyordu.Ama tepkileri aynı değildi.Minho'nun yüzünde belli belirsiz eğlenmiş bir ifade vardı.
Hyunjin ise...Sanki hoşuna gitmiş ama bundan memnun değilmiş gibi görünüyordu.Bu düşünce aklıma gelince istemsizce gülmemek için dudağımı ısırdım.
Şarkı son kısma ulaştı.Hepimiz aynı anda elimizi silah pozisyonuna getirip hareketi tamamladık.Ve müzik durdu.
Odanın içinde birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Sonra Changbin alkışladı."Tamam." Başını salladı."Bu gerçekten iyi oldu."
Jeongin de hemen onayladı."Özellikle son kısım."
Han kolunu kaldırdı."Ben de bunu diyecektim."
Seungmin ona baktı.
"Hayır. Sen diyecek bir şey bulmaya çalışıyordun."
"İftira."
Han anında itiraz etti.
"Ben profesyonel yorum yapıyordum."
"Sen mi?"
Jeongin kahkaha attı.
Odadaki birkaç kişi de güldü.
Ben de istemeden gülümsedim.
Sonra gözlerim Hyunjin'e kaydı.Hyunjin bana bakıyordu.Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.Biraz rahatsız olmuş gibiydi.Biraz da...Kıskanmış gibi.
Minho bunu fark etmiş olacak ki kahkaha attı.
"Ne oldu?"
Hyunjin ona döndü.
"Bir şey olmadı."
"Oldu."
Minho sırıtıyordu.
"Yüzünden belli."
"Kes sesini."
Bu sefer gerçekten güldüm.
Hyunjin bana baktı.Ben de omuz silktim.
"Yapacak bir şey yok. Yine mi rakip olduk seninle?"
Başımı hafifçe yana eğdim.
"Bu senin problemin."
Minho direkt araya girdi.
"Ben yarışmıyorum."
Ellerini kaldırdı.
"Bu kızla yarışmak akıl işi değil."
Omzuma hafifçe vurdu.
"Aynı performansı tekvandoda da bekliyorum Benek."
Koltuğa otururken ona baktım.
"Dört ay sonra görürsün."
"Haziranda mı?"
Başımı salladım.
Minho dramatik şekilde iki elini yüzüne götürdü.
"Ben o kadar bekleyemem."
Jeongin güldü.
"Benekçi, bence sen turnuvalara hiç gelme."
Minho hemen ona döndü.
"Niye?"
Jeongin omuz silkti.
"Kızı rezil edersin."
Bir saniye durdu.
Sonra Han'a baktı.
"Sincap'la birlikte grubu da rezil edersiniz."
Han tam o sırada su içiyordu. Neredeyse boğuluyordu.
"Konu bana nasıl döndü ya?"
Changbin hiç beklemeden cevap verdi.
"Çünkü sen susamıyorsun."
Han ellerini iki yana açtı.
"Bu ekipte suçsuz insan kalmadı."
Bu sefer odadaki herkes güldü.
Sonra bana döndü.
"Hem zaten yarın Elara'yla kursa gidicez."
Koltuğa otururken başımı ona çevirdim.
"Orada ses bile çıkarmaman lazım."
Han'ın yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti.
Kaşımı hafifçe kaldırdım.
"Antrenör biraz sinirli biridir."
Bir an durdum.
"En ufak şekilde bana seslen..."
Gözlerinin içine baktım.
"Dışarı fırlatır seni."
Han'ın yüzü anında düştü.
"Şaka yapıyorsun."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Seungmin hemen araya girdi.
"Han zaten beş dakikadan fazla konuşmadan duramaz."
"Dururum."
"Duramazsın."
"Dururum."
"Duramazsın."
Han birkaç saniye sustu.
Sonra, "Tamam duramam."
Bu sefer odadaki herkes güldü.
Changbin gözlerini Aeris'e çevirdi.
"Bu arada senin tenis kursunun yeri nerede?"
Aeris su şişesini eline aldı.
"Elara'nın kursuyla aynı binada."
Jeongin'in gözleri parladı.
"Ben de seninle tenis kursuna geleyim."
Aeris omuz silkti.
"Gel."
"Bizim antrenör o kadar sinirli değil."
Ben gözlerimi devirdim.
"Çünkü antrenör çok rahat biri. Eğitimin yarısını oturduğu yerden veriyor."
Aeris anında bana döndü.
"Onu boş ver. Gösteri yapacak mısınız?"
İstemsizce gülümsedim.
"Yapmaz olur muyuz? Tabii ki yapacağız."
Aeris düşünceli şekilde başını eğdi.
"Acaba nasıl bir şey yapacaksınız?"
Lee Know omuz silkti.
"Tahta kırarlar en fazla. Başka ne yapabilirler ki?"
Başımı ona çevirdim.
Lee Know bunu fark edince kaşını kaldırdı.
"Tahta kırmayacak mısınız?"
Tam cevap verecektim ki Felix konuştu.
Hırkasını giyiyordu.
"Tahta kıracaklar."
Odadaki birkaç kişi ona döndü.
"Ama nasıl kıracaklar..."
Han merakla öne eğildi.
"Nasıl?"
Felix bir an durdu.
Sonra konuşmaya başladı.
"Birkaç kişi üst üste dizilmiş hedefleri kırarlar. Eş zamanlı dönüş tekmeleri olur. Havadan kırışlar olur. Bazen de hareket eden hedeflere vururlar."
Han'ın ağzı hafifçe açıldı.
"Şaka yapıyorsun."
Felix başını salladı.
"Hayır."
Gözlerimi ona çevirdim.
Hafif şaşırmıştım.
"Sen nereden biliyorsun bunu?"
Felix bana doğru bir adım attı.
"Altı yılda bir aynı gösteriyi yapıyorlar. Sporcuların neyle karşılaşacağını bilmesi için."
Sonra gözlerini gözlerime dikti.
"Sen de Bulgaristan'ı temsil ettiğine göre..."
İfadesi değişmedi.
"İstersen sana bu gösteriyi yapacakları bile söyleyebilirim."
Kaşımı kaldırdım.
Felix saymaya başladı.
"Lena. Ash."
Tam devam edecekti ki Bangchan'ın sesi duyuldu.
"Tamam. Herkes toparlansın. Yurda gidiyoruz."
Odadaki hareketlilik bir anda arttı.
Felix bana biraz daha yaklaştı.
Sonra sadece benim duyabileceğim kadar alçak sesle,"Sana senin hakkında her şeyi bildiğimi söylemiştim."
Hiçbir şey söylemedim.
Hırkamı alıp odadan çıktım.
Koridora çıktığımda Aeris çoktan yanıma gelmişti.
İkimiz yan yana yürümeye başladık.
Koridor kalabalıktı.
Üyeler arkamızdan geliyordu.
Tam sessizce yürüyorduk ki bir anda Hyunjin'in kolu Aeris'in boynuna dolandı.
Aeris refleksle ona döndü.
Yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye sürdü.
Hyunjin ise hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordu.
"Baskın." dedi.
Aeris gözlerini kıstı.
"Ne baskını?"
"Canım istedi."
Aeris birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra gözlerini devirdi.
Ben istemsizce gülümsedim.
Bu ikisi gerçekten tuhaftı.
Ellerimi hırkamın ceplerine sokup önüme döndüm.
Tam o sırada boynuma bir kol dolandı.
Başımı çevirdim.
Han.
Yüzünde her zamanki meraklı ifadesi vardı.
İstemsizce güldüm.
"Yine ne geldi aklına?"
Han sırıttı.
"Tekvandoyla ilgili bir şey soracaktım."
Kaşımı kaldırdım.
"Yoksa kursa mı katılacaksın?"
Han'ın yüzü aydınlandı.
Ben devam ettim.
"Eğer katılacaksan bacaklarına veda et."
Han'ın yüzündeki ifade anında değişti.
"Ne? Nasıl yani?"
İstemsizce güldüm.
"Şöyle söyleyeyim. İlk öğrettikleri şeylerden biri esneklik. Bu da en az bir buçuk ay sürüyor."
Han dikkatle dinliyordu.
"Ben bacaklarımı bir süre hissedemedim."
Han korkuyla bana baktı.
"Asla katılmam."
Bu sefer ben güldüm.
Birkaç adım sessiz yürüdük.
Sonra yine konuştu.
"Hani sen ülkeni temsil ediyorsun ya."
Başımı salladım.
"Evet."
"Kaç yaşından beri temsil ediyorsun?"
"On dört. Avrupa birincisi olduğumdan beri. Ben temsil ediyorum."
Sonra önümde yürüyen Aeris'i işaret ettim.
"Aeris de on dört yaşından beri Rusya'yı temsil ediyor."
Han birkaç saniye sustu.
"Bir dakika. Sen iki sporda da ülkeni temsil ediyorsun değil mi?"
Başımı salladım.
"Evet."
Han resmen bana bakakalmıştı.
Tam o sırada Seungmin gelip koluna hafifçe vurdu.
"Kızı sorguya çektin."
Han omuz silkti.
"Merak ediyorum."
Arkamızdan Changbin'in sesi duyuldu.
"Biraz fazla merak etmeye başlamadın mı?"
Han hiç düşünmeden cevap verdi.
"Farkında mısınız? Grubumuzda artık dünya birincileri var. E tabii ki merak edeceğim."
Bu sefer Bangchan arkadan seslendi.
"Han."
Han döndü.
Bangchan başını iki yana salladı.
"Grubumuzda dünya birincileri olması yöneticiye yaradı zaten. Adam daha şimdiden yeni üyeleri duyurmuş."
Felix önden seslendi.
"İsimlerini yazmış mı?"
Bangchan derin bir iç çekti.
"İstemediğim halde. Yazmış."
Sonra gözlerini devirdi.
"Adam utanmasa kızların hayat hikayesini paylaşacak."
Kaşımı kaldırdım.
"Neden bu kadar nefret ediyorsunuz ki adamdan?"
Aeris başını çevirip bana baktı.
"Çilli." dedi sakin bir sesle.
"Biraz daha tanı. Anlarsın."
Gözlerimi kıstım.
"Sen de sanki yıllardır tanıyorsun."
Aeris dudaklarını birbirine bastı.
Ama bir şey demedi.
Bu sefer Lee Know konuştu.
"Areska'nın dediği gibi. Emin ol biraz daha tanıyınca anlarsın."
Ben de omuz silktim.
"Tamam."
Koridorun sonuna ulaştığımızda nihayet çıkış kapısı görünmeye başlamıştı.
Birkaç saniye sonra hep birlikte şirket binasından dışarı çıktık.
Soğuk hava yüzüme çarptığında derin bir nefes verdim.
Güneş henüz batmamıştı. Gökyüzü turuncu, pembe ve morun birbirine karıştığı o kısa anlardan birini yaşıyordu.
Binaların camlarına vuran ışıklar altın renginde parlıyordu.
Ağaçların arasından geçen hafif rüzgâr saçlarımı savurdu.
Ellerimi hırkamın cebine biraz daha soktum.
Gün bitiyordu. Ama gece henüz başlamamıştı.
Önümüzde uzun bir akşam vardı.
Birkaç dakika sonra hepimiz otoparka indik.
Hava ne sıcak ne de soğuktu. Tam kararındaydı.
Bangchan öndeki arabasına binerken diğer üyeler de kendi araçlarına dağıldılar.
Ben hiç oyalanmadan arabama geçtim.
Kapıyı kapatıp kontağı çevirdim.
Birkaç saniye sonra yola çıkmıştık.
En önde Bangchan gidiyordu. Diğer arabalar da onu takip ediyordu.
Camı hafifçe araladım. Rüzgâr hemen içeri doldu. Dirseğimi pencerenin pervazına yasladım. Bir elim direksiyondaydı. Yol uzadıkça sıkılmaya başlamıştım. Gözlerim dalgın şekilde yan aynaya kaydı. Arkadan gelen arabalara baktım. Sonra Felix'in arabasını gördüm. Tam arkamdaydı. İstemsizce ofladım. Saçlarımın arasından elimle geçtim.
“Çillerini seviyorum.”
Tam o anda aklıma dün gece geldi. Dün gece bunu söyleyen kişiyle bugün karşıma geçip en hassas yerimden vuran kişi aynı insandı. Neden? Ne değişmişti? Ya da değişen bir şey yok muydu? Belki de asıl Felix buydu. Belki de dün gece gördüğüm kişi sadece kısa bir anlığına ortaya çıkmıştı.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ama söylediklerinin bir kısmı doğruydu. Ben ikinci olmaktan nefret ederdim. Hem de sandıklarımdan çok daha fazla. Belki de nefret ettiğim şeylerin en başında geliyordu. Hep birinci olmak istemiştim. Hep en iyisi olmak. Hep en önde olmak. Hep kusursuz olmak. Her şeyin doğru gitmesini istemiştim.
Bunları düşündüğüm anda direksiyondaki elim sertçe direksiyona vurdu. Tok bir ses çıktı.
Ama insanın istediği her şey olmuyordu. Ben bunu çok iyi biliyordum. Çünkü tam her şey yoluna girmişken... Annemle babamı kaybetmiştim. O yıl Avrupa birincisi olmuştum. Dünya birincisi olmuştum. Hayatımın en mutlu yılı olması gerekiyordu. Ama değildi.
Gözlerim bir anlığına uzaklara kaydı. Felix'i son gördüğüm günü hatırladım. O zaman da bana öyle bakıyordu. Sert. Soğuk. Nefret dolu. Ben ise ona gülümsemeye çalışıyordum.
“Keşke seni hiç tanımasaydım. Umarım hayatında bir daha hiçbir şey yolunda gitmez.”
Kalbimin bir köşesi hâlâ o cümleyi hatırlıyordu.
Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes verdim. Sonra aklım başka bir yere kaydı. Woojin’e. İlk sevgilim. İlk gerçekten güvendiğim insanlardan biri. Üç yıl boyunca yanımda kalmıştı. Sonra bir gün... gitmişti. Hiçbir açıklama yapmadan. Hiçbir neden söylemeden. Sadece gitmişti. Aylar sonra internette onu gördüğümde öğrendim. İdol olmuştu. Ve uğruna vazgeçtiği şey bendim.
O gün kendime söz vermiştim. Kim olursa olsun... kolay kolay güvenmeyecektim. Kimseye sırlarımı vermeyecektim. Kimseye kendimi tamamen açmayacaktım. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Rüzgâr yüzüme vururken elimle hafifçe kendime hava yaptım. Bir anda terlediğimi fark etmiştim. Ben böyleydim. Her şeyi kafaya takardım. Her şeyi. Bir turnuvada ikinci olduysam bile haftalarca düşünürdüm. Belki aylarca.
Aeris ise tam tersiydi. İlk üçe bile giremediği günlerde eve kahkahalar atarak dönebilirdi. Çünkü ailesi onu sonuçlar için sevmiyordu. Her durumda seviyordu.
Aeris'in annesiyle babası da beni hep kendi kızları gibi görmüştü. Beni teselli etmişlerdi. Yanımda durmuşlardı. Ama... insan ne kadar sevilirse sevilsin... kendi annesini ve babasını özlüyordu.
Küçükken her madalya kazandığımda tribünlere bakardım. Önce annemi ve babamı arardım. Sonra Aeris’i. Sonra ailesini. Şimdi ise... sadece Aeris'in ailesine gülümseyebiliyordum.
Boğazım düğümlendi. Hemen başımı iki yana salladım.
“Elara...”
Sesim fısıltıdan biraz yüksekti.
“Onları düşünme.”
Derin bir nefes aldım.
“Kimseyi düşünme.”
Tam o sırada önümüzdeki arabalar yavaşladı. Başımı kaldırdım. Yurt görünmeye başlamıştı. Sonunda varmıştık.
Arabalar teker teker otoparka girdi.
Motor sesleri yavaş yavaş kesilirken ben de arabamı Bangchan'ın birkaç sıra arkasına park ettim. Kontağı kapattım.
Birkaç saniye öylece oturdum.
Sonra derin bir nefes alıp dışarı çıktım.
Soğuk olmayan ama serin sayılabilecek hava yüzüme çarptı.
Aeris de arabasından inmişti. Kapıyı kapatırken saçları rüzgârla hafifçe savruldu.
Diğer üyeler de yavaş yavaş araçlarından çıkıyordu.
"Sonunda."
Han iki kolunu havaya kaldırdı.
"Evime kavuştum."
Jeongin ayakkabılarını sürüyerek yanından geçti.
"Evine değil."
Kısa bir es verdi.
"Evimize."
Han hemen elini kalbine götürdü.
"Ne kadar duygusal."
"Abartma."
Hepimiz istemsizce güldük.
Birlikte yurda doğru yürümeye başladık.
Merdivenleri çıkıp kapıdan içeri girdiğimiz anda Minho rahatlamış bir nefes verdi.
"Ay sonunda."
Ayakkabılarını çıkarırken devam etti.
"Şu koltukları özledim."
Tam Aeris'le birlikte koridora yöneliyorduk ki Changbin arkamızdan seslendi.
"Kızlar."
Başımızı çevirdik.
"Bu sefer siz de yardım edeceksiniz."
Aeris kaşını kaldırdı.
"Zaten edeceğiz."
Ben de hırkamı çıkarırken ekledim.
"Siz yemekleri yaparsınız."
Aeris'i işaret ettim.
"Biz de tatlıları hallederiz."
Sonra omuz silktim.
"Hem daha hızlı biter."
Bangchan başını salladı.
"Mantıklı."
Böylece herkes kendi işine dağıldı.
Ben ve Aeris odaya doğru yol aldık.
Kapıyı kapatır kapatmaz Aeris yatağın üzerine kendini bıraktı.
"Çok yoruldum."
İstemsizce güldüm.
"Abartma istersen."
Aeris dolabını açarken bana baktı.
"Bir şey soracağım."
"Duyuyorum."
Felix'in adını söylemeden önce birkaç saniye bekledi.
"Yongbok'a ne oldu?"
Kıyafet çıkarırken ona baktım.
"Bir şey olmadı."
Sonra önüme döndüm.
"Her zamanki Yongbok."
"Bence değil."
Hırkasını çıkarırken omzunu silkti.
"Sen bilirsin."
Bu sefer gözlerimi devirdim.
"Aeris saçmalama."
Aeris güldü.
"Ne saçmalaması?"
Dolaptan bir tişört aldı.
"Eskiden sana daha çok gıcık olurdu."
"Eee?"
"Şimdi o kadar değil."
Bu sefer elim belime gitti.
"Aeris."
"Ne?"
"Şu an seninle hiç uğraşamam."
Aeris kahkaha attı.
"Uğraşacağım."
Parmağını bana doğru uzattı.
"Hem de gece yatarken."
Tam cevap verecektim ki koridordan bir ses duyuldu.
"Kızlar!"
Bu sefer ses Seungmin'e aitti.
"Geliyor musunuz?"
Bir saniye durdu.
"Bu gidişle tatlıları da biz yapacağız."
Ben de kapıya yaklaşırken seslendim.
"Geliyoruz."
Birkaç dakika sonra üstümüzü değiştirip odadan çıktık.
Salona girdiğimizde mutfak tam anlamıyla savaş alanına dönmüştü.
Bangchan ocaktaki yemeklerle ilgileniyordu.Changbin sebzeleri hazırlıyordu.Jeongin tabakları diziyordu.Seungmin ve Hyunjin masayı hazırlıyordu.Han eline geçen her şeyi atıştırmaya çalışıyordu.Minho ise onu mutfaktan kovalamakla meşguldü.
Felix diğerlerinden biraz uzakta durmuştu.Önünde büyük bir kesme tahtası vardı.Sebzeleri inanılmaz bir ciddiyetle doğruyordu.
Sanki yemek değil de ameliyat yapıyordu.
Aeris'le göz göze geldim.İkimiz de istemsizce güldük.
Sonra tezgâha geçtik.
"Bakalım."
Han hemen yanımıza geldi.
"Güzel tatlı yapabiliyor musunuz?"
Ellerimi yıkarken ona baktım.
"Yiyince görürsün."
Minho uzaktan seslendi.
"Sana gerçekten bu sinir fazla."
Saçlarımı toplarken omuz silktim.
"Öfke problemim olduğu için olabilir mi?"
Bu sefer Jeongin Aeris'i işaret etti.
"Şu kıza bak."
Sonra bana döndü.
"Bir de sana bak."
Başını iki yana salladı.
"Biriniz kavga çıkarmaya hazır gibi duruyor."
İstemsizce güldüm.
Aeris de sırıttı.
Sonra ikimiz tatlıları hazırlamaya başladık.
Aeris malzemeleri hazırlarken ben kremayı çırpmaya başladım.
Bir süre sonra Aeris eline aldığı kaşığı tatlıya batırdı.
“Çilli.”
Kaşığı ağzıma uzattı.
“Baksana şuna olmuş mu?”
Ağzımı açıp tattım.
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra başımı salladım.
“Olmuş.”
Tam o sırada yanımda bir gölge belirdi.
Başımı kaldırınca Han'ı gördüm.
“Ben de tadına bakabilir miyim?”
Çekmeceden bir kaşık çıkarıp ona uzattım.
Han küçük bir lokma aldı.
Bir saniye sonra gözleri büyüdü.
“Elara.”
“Ne?”
“Bu çok güzel olmuş.”
İstemsizce gülümsedim.
“Bence yedikten sonra karar ver.”
Han kaşığı gösterdi.
“Ben kararımı verdim.”
Tam o sırada Bangchan seslendi.
“Kızlar hadi. Yemeğe gelin. Tatlı kaçmıyor.”
Tatlıların üzerini kapatıp masaya geçtik.
Masada bulgogi, japchae, pirinç pilavı, kimchi ve çeşitli yan yemekler vardı.
Herkes yerine oturduktan sonra yemek başladı.
Bir süre sonra ben ve Han aynı anda japchae yemeye dalmıştık.
Kimsenin ne konuştuğunu duymuyorduk.
Tam o sırada Seungmin'in sesi duyuldu.
“Galiba gruba yeni bir sincap gelmiş.”
Başımı kaldırdım.
Han da kaldırdı.
“Ne?”
Seungmin bizi gösterdi.
“Bir de panter diyorduk.”
Ben ve Han aynı anda birbirimize baktık.
İkimizin de ağzında yemek vardı.
Bir saniye sonra gülmeye başladık.
Han yemeği aceleyle yutup elini ağzına kapattı.
Ben de başımı öne eğdim.
Masa kahkahaya boğuldu.
Aeris başını iki yana salladı.
“Elara tam bir bebeksin.”
“Yine ne yaptım?”
Minho beni işaret etti.
“Ağzın.”
Elimi ağzıma götürdüm.
“Ne olmuş?”
“Azıcık bulaşmış.”
Dilimle temizlemeye çalıştım.
Olmadı.
Aeris bana peçete uzattı.
“Al.”
“Teşekkür ederim anne.”
“Rica ederim kızım.”
Bu sefer herkes tekrar güldü.
Bulaşıkları bu sefer Felix, Hyunjin ve Seungmin hallediyordu.
Ben ve Aeris ise tatlıların son süslemeleriyle uğraşıyorduk.
Tarçını yavaşça tatlının üzerine serptim.
Kokusu anında mutfağa yayıldı.
"Çok güzel gözüküyor."
Başımı kaldırdım.
Seungmin elindeki tabağı kurularken bize bakıyordu.
Aeris tezgâha yaslandı.
"Biriniz gelip şunları tabaklara koyabilir mi?"
Changbin tam ayağa kalkacakken Jeongin onu omzundan tuttu.
"Sen otur."
Changbin kaşlarını kaldırdı.
"Niye?"
"Geçen sefer yaptığın katliamı unutmadık."
Mutfaktan kahkaha yükseldi.
Han hemen parmağıyla Jeongin'i gösterdi.
"Sonunda biri gerçekleri konuştu."
Changbin hiç düşünmeden koltuktaki yastıklardan birini alıp ona fırlattı.
Han son anda eğildi.
"Şiddete başvuruyor!"
"Sus."
İki dakika sonra Jeongin ve Seungmin küçük tabakları çıkarmaya başladı.
Ben tatlıyı dikkatlice keserken Jeongin de parçaları tabaklara yerleştiriyordu.
"Aeris."
"Hı?"
"Lütfen düzgün kes."
Aeris bıçağı havada durdurdu.
"Kesiyorum işte."
"Güven vermiyorsun."
"Bunu tekvando maçlarında insanların burnunu kıran kız söylüyor."
Cevap vermedim.
Bu da Aeris'in sırıtmasına yetti.
Tam o sırada Felix raflardan bardak çıkarıyordu.
"Kuru kuru tatlı yemeyeceğiz herhalde. Yanında ne içeceğiz?"
Başımı kaldırmadan cevap verdim.
"Arpa çayı."
"Arpa çayı tatlı değil mi?"
Bu sefer Hyunjin konuştu.
"Yongbok."
Felix ona döndü.
"Ne?"
"Şeker yok içinde."
"Ha."
"Bir şey öğrenmiş oldun."
Felix gözlerini devirdi.
Bir süre sonra herkes salona geçti.
Ben son bardakları tepsiye yerleştirip salona yürüdüm.
Koltuğun bir ucuna oturdum.
Başımı geriye yaslayıp tavana baktım.
Yanımda oturan Han bir anda yüzünü burnumun dibine kadar getirdi.
Refleksle güldüm.
Sonra avucumu yüzüne bastırıp ittim.
"Çekil."
Han dramatik bir şekilde kalbini tuttu.
"Kırıldım."
"Atlatırsın."
Diğerleri güldü.
Birkaç dakika sonra Felix de elinde tepsiyle geldi.
Tatlıları masaya bıraktı.
Ben göz ucuyla baktığımda kendi yaptığım tatlıdan yediğini gördüm.
Hiçbir şey söylemedim.
"Yemin ederim Aeris."
Bu sefer konuşan Jeongin'di.
Elindeki tabağı kaldırdı.
"Ben bunu yerim."
"Teşekkür ederim."
"Hayır ciddi söylüyorum."
Bir lokma daha aldı.
"Ben bunu yerim."
Bu sefer herkes güldü.
Changbin başını salladı.
"Bu gidişle Kore mutfağını bırakıp Bulgar ve Rus mutfağına geçeceğiz."
Aeris ağzı doluyken konuştu.
"Daha hiçbir şey görmediniz."
"Pardon."
Ben araya girdim.
"Herkese ömür boyu aşçılık hizmeti vermiyorum."
Aeris arpa çayından bir yudum aldı.
"Laf hazır zaten."
İstemsizce güldüm.
Saat ilerledikçe sohbet uzadı.Tatlılar bitti.Çaylar bitti.Bulaşıklar ise yarına kaldı.
Birer birer herkes odasına çekilmeye başladı. Sonunda salonda sadece iki kişi kaldık. Ben. Ve Felix.
Ayağa kalktım. Artık gerçekten odama gitmek istiyordum. Tam koridora doğru dönecektim ki arkamdan tanıdık bir ses duyuldu.
“Bulgar kızı.”
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. Sonra yavaşça arkamı döndüm.
Felix koltuktan kalkmıştı. Ellerini ceplerine sokmuş, bana doğru yürüyordu. Tam önümde durdu. Başını hafifçe eğdi. Yüzünde sinir bozucu bir gülümseme vardı.
“Anlaşılan sabah söylediklerim bayağı zoruna gitmiş.”
Sessiz kaldım.
“Bütün gün yüzüme bile bakmadın.”
“Senin değil yüzünü, tek bir kılını bile görmek istemiyorum.”
Gülümsemesi biraz daha büyüdü.
“Neden?”
Bir adım daha yaklaştı.
“Yoksa söylediklerim doğru olduğu için mi?”
“Felix.”
“Ne var?”
“Şu an seninle konuşmak istemiyorum.”
Kısa bir kahkaha attı.
“Eskiden de böyle derdin.”
Bakışlarını gözlerime dikti.
“Sonra gidip ağlardın.”
Çenem hafifçe kasıldı.
“Senin derdin ne benimle?”
Omuz silkti.
“Seninle uğraşmak hoşuma gidiyor.”
Sesi rahatsız edici derecede sakindi.
“Özellikle de hassas noktalarına dokununca.”
Kaşlarım çatıldı. Ama devam etti.
“Mesela kaybetmek.”
Yüzümdeki ifade anında değişti. Felix bunu fark etti. Ve memnun oldu.
“Bak,” dedi. “Bu yüzden seni anlamıyorum. Bir kere ikinci oluyorsun. Bir ay boyunca dünyan yıkılmış gibi dolaşıyorsun.”
Yumruklarımı sıktım.
“Kes sesini.”
“Hayır.”
Bu sefer gözlerini gözlerime dikti.
“Değiştirmemişsin.”
“Neyi?”
“Etrafındaki herkese güçlü görünmeye çalışan kızı.”
Kalbim sertçe çarptı.
Felix devam etti.
“Ama hâlâ aynı kişisin.”
“Sen de hâlâ aynı derecede sinir bozucusun.”
Gülmedi.
“Hayır,” dedi. “Ben değiştim.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Sen olduğun yerde kaldın.”
Sessizlik çöktü.
Sonra tekrar konuştu.
“Turnuvalar. Madalyalar. Birincilikler.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Sence bunlar seni daha az yalnız yapmıyor mu?”
Bu sefer gerçekten canımı acıttı. Ama belli etmedim.
Felix ise durmuyordu.
“İnsanlar seni seviyor çünkü kazanan taraftasın.”
Bakışlarım sertleşti.
“Kaybettiğin gün ne olacak?”
Sessiz kaldım.
“İşte,” dedi. “Bu yüzden susuyorsun. Çünkü sen de biliyorsun.”
Sesi alçaldı.
“Kazanamadığında kendine bile tahammül edemiyorsun.”
Gözlerimi bir saniyeliğine kaçırdım. Bir saniye. Sadece bir saniye.
Ama ona yetti.
“İşte o bakış,” dedi. “Hatırladım.”
Nefesimi yavaşça verdim.
Felix devam etti.
“Sürekli herkesten daha iyi olmaya çalışıyorsun. Çünkü durduğun an...” Bir an sustu. “...kendinle baş başa kalacaksın.”
Boğazım düğümlendi. Ama konuşmadım.
“Ne oldu?” diye sordu. “Yoksa haklı mıyım?”
Sonra bu sefer daha da ileri gitti.
“Belki de bu yüzden kimseyi kendine yaklaştırmıyorsun. Çünkü bir gün onların da gideceğini biliyorsun.”
Çenem iyice kasıldı.
“Felix.”
“Ne?”
“Kes artık.”
“Yoksa ne olacak?”
Bakışlarını gözlerime dikti.
“Hâlâ aynı küçük kız gibi bakıyorsun.”
Sesi alçaldı.
“Ağlamamak için kendini zorlayan o kız.”
Gözlerim yanmaya başlamıştı. Ama ağlamayacaktım. Onun yanında asla.
Felix bunu fark etti. Ve bu daha çok hoşuna gitmiş gibi görünüyordu.
Tam elimi kaldırdığım anda bileğimi sertçe tuttu. Canım yandı. Sağ bileğim bir anda gerildi.
“Felix.”
Sesim sert çıkmıştı. Ama elini çekmedi.
Bakışları gözlerimdeydi. Sonra gözlerimin dolduğunu fark etti. Ve alaycı bir şekilde fısıldadı, “Hâlâ aynıymışsın.”
Bu sefer bileğimi sertçe çektim. Kurtuldum. Bir adım geri gittim.
“Altı yıl önce de aynı şeyi yapıyordun.”
Sessiz kaldı.
“İnsanların en hassas yerlerini bulup oraya vuruyordun.”
Nefesim titriyordu. Ama sesim titremiyordu.
“Ve bunu marifet sanıyordun.”
Bakışlarını üzerimden ayırmadı.
“Aramızdaki farkı biliyor musun?”
Sessizlik.
“Ben kazanmaya takıntılıyım.”
Bir adım ona yaklaştım.
“Sen ise kırmaya.”
Yüzündeki gülümseme küçüldü.
Parmağımı ona doğru kaldırdım.
“Ve günün birinde herkes senden uzaklaştığında...” Gözlerindeki ifade değişti. “...sebebini merak etme.”
Bir saniye sustum.
“Çünkü insanlar hata yapanları affeder.”
Sesim buz gibiydi.
“Ama bile isteye kıranları unutmaz.”
Sonra son kez ona baktım.
“Ve biliyor musun?”
Dişlerimi sıktım.
“Senin en büyük sorunun beni yenememen değil.”
Kaşları hafifçe çatıldı.
“Kimseyi gerçekten sevebilecek kadar büyüyememen.”
Bu sefer yüzündeki gülümseme tamamen silindi.
Arkamı döndüm. Koridora doğru yürümeye başladım. Adımlarım sakindi. Ama kalbim değildi.
Bir gözyaşı yanağımdan süzüldü.
Silmedim.
Durmadım da.
Sadece yürümeye devam ettim.
